PİYASA
Ekonomi

Türkiye, Yenilenebilir Gücünü 80.315 MW'a Yükseltti

Türkiye, Yenilenebilir Gücünü 80.315 MW'a Yükseltti Fotoğraf: Steve Barnes · CC BY-SA 2.0 · Wikimedia Commons

Özet

Türkiye'nin yenilenebilir enerji kurulu gücü Eylül 2026'da 80.315 MW'a ulaştı, 2025 yıl sonundaki 76.281 MW seviyesinden 4.034 MW artış sağladı. Toplam elektrik kurulu gücü 127.355 MW oldu ve yenilenebilir kaynakların payı yüzde 63,1’e yükseldi.

Öne çıkanlar

  • Yenilenebilir güç 80.315 MW, 4.034 MW artış
  • Toplam kurulu güç 127.355 MW, yüzde 63,1 pay
  • Güneş ve rüzgar 43.762 MW, 3.879 MW artış

Haberin Detayı

Türkiye'de Eylül 2026 itibarıyla yenilenebilir enerji kurulu gücü 80.315 MW olarak kaydedildi. Bu rakam, 2025 yılı sonundaki 76.281 MW seviyesinden 4.034 MW’lik bir artış gösteriyor.

Fotoğraf: Chris Light · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Elektrik kurulu gücü de aynı dönemde 127.355 MW’lik bir seviyeye çıktı; 122.519 MW’den 4.836 MW artışla. Yenilenebilir kaynakların payı yüzde 62,3’ten yüzde 63,1’e çıktı. Bu artış, her 100 MW’lik kurulu gücün yaklaşık 63 MW’lik kısmının yenilenebilir enerjiyle sağlandığını ortaya koyuyor. Yerli kaynakların payı ise yüzde 72,1 olarak kaydedildi.

Hidroelektrik santraller en yüksek payı korurken 32.332 MW’lik kapasiteyle toplam kurulu gücün yüzde 25,4’ünü oluşturdu. Güneş enerjisi 28.222 MW kurulu güçle yüzde 22,2 payla ikinci sırada yer aldı. Doğal gaz 25.009 MW, rüzgar 15.540 MW, yerli kömür 11.565 MW ve ithal kömür 10.466 MW seviyelerinde kaldı. Biyokütle 2.423 MW, jeotermal ise 1.798 MW olarak raporlandı.

Güneş ve rüzgarın toplam kurulu gücü 2025’te 39.883 MW iken Eylül 2026’da 43.762 MW oldu; bu dönem 3.879 MW’lik bir büyüme söz konusu. Payı yüzde 32,6’dan yüzde 34,4’e yükseldi ve bu iki kaynak toplam elektrik kurulu gücünün yaklaşık üçte birini oluşturuyor. 2035 yılına kadar hedeflenen 120.000 MW kapasiteye ulaşmada, şu anki 43.762 MW, hedefin yaklaşık yüzde 36,5’ini temsil ediyor.

Aylık elektrik üretimi 31,79 milyar kWh olarak kaydedildi. Bu üretimin 18,10 milyar kWh’lik kısmı yenilenebilir kaynaklardan geldi, yüzde 56,9’luk bir pay oluşturdu. Yerli kaynaklar 22,35 milyar kWh ile toplamın yüzde 70,3’ünü sağladı. Dışa bağımlılık yüzde 30’un altına düştü. Eylül ayında hidroelektrik santraller 8,27 milyar kWh, güneş 4,32 milyar kWh, rüzgar ise 3,84 milyar kWh elektrik üretti.

Türkiye’nin yenilenebilir enerji performansı, 2026’nın ilk dokuz ayında gösterdiği artışla enerji sektöründeki dönüşümün bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Yenilenebilir kaynakların payının artması, enerji güvenliği ve çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada kritik bir adımdır.

Gelecekte, güneş ve rüzgar yatırımlarının devam etmesi beklenirken, hidroelektrik, doğal gaz ve kömür gibi enerji kaynaklarının payının dengede kalması için politikaların sürdürülmesi gerekmektedir.

Bu gelişme, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı yolunda atılan somut bir adım olarak görülüyor. Yüksek yenilenebilir payı, ülkenin karbon ayak izini azaltma ve yenilenebilir enerji sektörünü büyütme hedeflerine katkı sağlıyor.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Yenilenebilir güçteki 4.034 MW’lik artış, 2026’nın ilk dokuz ayında ülkenin enerji bağımlılığını düşürme yolunda somut bir adım. Bu artış, toplam kurulu gücün yüzde 63,1’i kadar yenilenebilir kaynağa denk geliyor ve hidroelektrik ile güneş-rüzgarın birleşik kapasitesi 43.762 MW oldu. Böylece, enerji üretiminde dışa bağımlılık yüzde 30’un altına inerken, yerli kaynakların payı yüzde 70,3’e ulaştı. Bu durum, enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve karbon ayak izinin azaltılması için kritik bir fırsat sunuyor. Güneş ve rüzgar yatırımlarının 2035 hedefine ulaşma yolunda önemli bir rol oynaması beklenirken, mevcut artış hızı, gelecekteki enerji planlamaları için bir referans noktası olacak.

Kaynak: DonanımHaber
AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Ekonomi
    • Anadolu Ajansı
    Bakan Bayraktar açıkladı: Türkiye 2040'ta enerjisinin %70'ini yenilenebilirden sağlayacak
    Fotoğraf: Geographer

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ülkenin enerji ihtiyacının 2040 yılında büyük oranda yenilenebilir kaynaklardan karşılanacağını duyurdu. Açıklanan stratejiye göre artan talebin yönetilmesi, dışa bağımlılığın düşürülmesi ve iklim hedeflerine ulaşılması amaçlanıyor.

    • Türkiye, 2040 yılında enerjisinin yüzde 70'ini yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedefliyor.
    • 2024-2030 döneminde enerji verimliliği için 20 milyar dolarlık yatırım yapılması planlanıyor.
    • Şırnak Gabar'da günlük yaklaşık 85 bin varil petrol üretimi gerçekleştiriliyor.

    Ankara Üniversitesinin akademik yıl açılışında konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ülkenin enerji politikalarına dair kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Artan talebin karşılanması, dışa bağımlılığın azaltılması ve iklim taahhütlerine varılması ülkenin öncelikli üç temel meselesi olarak açıklandı. Küresel ölçekte yaşanan krizlerin enerji güvenliğini yeniden şekillendirdiği belirtilirken, yerli imkanların devreye sokulmasının elzem olduğu vurgulandı.

    Güneş, rüzgar, hidroelektrik ve jeotermal kaynakların çevreyle uyumlu biçimde ele alınması gerektiği ifade edildi. İlerleyen yıllarda yenilenebilir enerji payının artırılması, arz güvenliğinin güçlendirilmesi ve dışa bağımlılığın minimuma indirilmesi hedefleniyor. Bununla beraber, 2024 ile 2030 yılları arasında enerji verimliliği projeleri için toplam 20 milyar dolarlık finansman ayrılması öngörülüyor.

    Küresel çaptaki ticaret savaşları, tedarik kırılmaları ve bölgesel çatışmaların enerji maliyetlerini doğrudan etkilediği aktarıldı. Yapay zeka teknolojilerinin getirdiği veri merkezi yoğunluğu kesintisiz elektrik ihtiyacını tırmandırırken, elektrikli araçların yaygınlaşması petrol ithalatını dengeleyecek bir unsur olarak görülüyor. Ülke genelinde yerli petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri hız kesmeden sürdürülüyor.

    Karadeniz'deki doğal gaz üretiminin Osman Gazi yüzer üretim platformunun devreye girmesiyle 2027'den itibaren iki katına çıkarılması planlanıyor. Halihazırda yaklaşık 4 milyon hane yerli gaz tüketirken, Şırnak Gabar sahasında günlük 85 bin varil petrol elde ediliyor. Ayrıca Somali açıklarında yürütülen arama çalışmalarının yanı sıra Libya ve Pakistan'da da benzer faaliyetler için hazırlık yapılıyor.

    Nükleer enerji yatırımlarının da kaynak çeşitliliği açısından kritik olduğu belirtilerek Akkuyu Nükleer Güç Santrali'ndeki dört reaktörün tamamlanmasının hedeflere ulaşmada köprü rolü üstleneceği kaydedildi. Tüm bu adımlar, ülkenin ekonomik kırılganlıklarını azaltarak sanayinin ve hanelerin kesintisiz enerjiye uygun maliyetle erişmesini sağlayacak ana unsurlar arasında yer alıyor.

    AI YORUMU

    Enerji arzında dışa bağımlılığı düşürmek için atılan adımlar, ülkenin cari açığını daraltmada doğrudan rol oynayacaktır. Gabar'daki 85 bin varil günlük üretim ve Karadeniz gazının iki katına çıkarılacak olması, bütçe üzerindeki ithalat baskısını hafifleten somut göstergelerdir. 2040 hedefi tutturulursa, sanayi ve hanehalkı enerji maliyetlerinde küresel dalgalanmalardan daha az etkilenen bir yapıya kavuşacaktır.

    Kaynak: Anadolu Ajansı Haberin tam sayfası →

    Teknoloji
    • ShiftDelete
    Türkiye, Yerli Navigasyon Uygulamasını 2027’de Sunacak
    Fotoğraf: Votpuske

    Türkiye, 2027 başından itibaren telefonlarda kullanılacak yerli harita ve navigasyon uygulamasını geliştirmek için çalışmalarını hızlandırıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, projeye TOGG ve Başarsoft gibi firmaların katılacağını ve veri güvenliğinin ön planda tutulacağını belirtti. Uygulamanın kesin çıkış tarihi ve özellikleri henüz açıklanmadı.

    • 2027 başından itibaren yerli navigasyon kullanılacak
    • TOGG, Başarsoft, BVB projeye katılıyor
    • Veri güvenliği stratejik öncelik olarak vurgulanıyor

    Türkiye, yerli harita ve navigasyon teknolojisi alanında yeni bir adım atıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 22 Ekim 2026’da Bursa Teknik Üniversitesi açılışında yaptığı açıklamada, 2027 yılı başından itibaren telefonlarda yerli ve milli navigasyon uygulamasının kullanılmasını hedeflediğini duyurdu. Bakan Kacır, projeye otomotiv firması TOGG’un da katkı sunduğunu ve konum ile harita verilerinin veri güvenliği açısından stratejik bir alan olduğunu belirtti.

    Uygulamanın, otomobil içi navigasyon sistemleriyle uyumlu çalışması hedefleniyor ve bu sayede akıllı mobilite uygulamalarının geliştirilmesine olanak sağlanması amaçlanıyor.

    Veri güvenliği, projenin en önemli vurgulanan noktalarından biri. Bakan Kacır, konum ve harita verilerinin yönetiminde yerli teknoloji kapasitesini artırmanın hedeflerinden biri olduğunu ifade etti. Ancak, verilerin tamamen Türkiye’de saklandığını veya her koşulda daha güvenli olduğunu garanti etmiyor; bu konuda uygulamanın veri işleme politikalarının açıklanması bekleniyor.

    Yapay zeka ve büyük veri teknolojileri de projede kullanılacak. Yapay zeka, trafik yoğunluğunun analiz edilmesi ve alternatif rotaların hesaplanması gibi alanlarda rol alacak. Harita verilerinin güncel tutulması, yol çalışmaları, yeni bağlantı yolları ve trafik düzenlemelerinin hızlı biçimde sisteme aktarılmasıyla doğruluk sağlanacak.

    Türkiye’nin dijital teknolojilerde yerli çözüm hedefi, konum tabanlı yazılım ve harita teknolojilerindeki yetkinliğini artırmayı amaçlıyor. Uygulamanın Google Maps ve Apple Haritalar gibi hizmetlere alternatif olabilmesi için harita kapsamı, trafik verilerinin güncelliği, çevrim dışı kullanım ve arama sonuçlarının doğruluğu gibi kriterlerin karşılanması gerekecek. Bu hedef, Türkiye’nin yerli navigasyon altyapısının uzun vadeli başarısını belirleyecek.

    AI YORUMU

    Yerli navigasyon projesi, Türkiye’nin dijital bağımsızlığını artırma çabalarının somut bir örneği. 2027 başındaki hedef, veri güvenliğine vurgu yaparak, kullanıcı verilerinin yurtiçi ortamda işlenmesini sağlamayı amaçlıyor. Bu, mobil kullanıcıların gizlilik endişelerini azaltırken, aynı zamanda otomotiv sektörüne entegre bir sistem sunma potansiyeli taşıyor. Rakip uygulamalara kıyasla, yerli sistemin güncel harita verileriyle eşleşme yeteneği henüz netleşmedi ancak yapay zeka entegrasyonu sayesinde trafik yoğunluğunu gerçek zamanlı analiz etme kapasitesi rekabet avantajı oluşturabilir.

    Kaynak: ShiftDelete Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • Kadırga TV
    Haydar Baş: Meçhuller savaşı Türkiye ekonomisini tamamen bitirir
    Fotoğraf: Haydardereci

    Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin uluslararası meçhuller savaşına dahil olmasının ülkeyi ekonomik olarak çökerteceğini belirtti. Siyasi ve istihbarat analizlerine dikkat çeken Baş, Ankara'nın barıştan yana tavır alması gerektiğini vurguladı.

    • Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin meçhuller savaşına katılması halinde ekonominin çökeceğini söyledi.
    • 11 Eylül saldırılarının İsrail ve Çin istihbaratının ortak planı olduğu iddia edildi.
    • Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche, 24 Temmuz'daki konuşmasında savaş tehlikesine dikkat çekti.

    Prof. Dr. Haydar Baş, uluslararası alanda meçhuller savaşı olarak tanımlanan süreçte Türkiye'nin izlemesi gereken stratejiye dair kritik uyarılarda bulundu. Hatırlanacağı üzere daha önce 11 Eylül olaylarının arka planına yönelik bazı tespitlerde bulunan Baş, Moskova'daki siyaset danışmanlarının görüşlerini paylaşmıştı. Bu uzmanların aktardığına göre söz konusu saldırılar, İsrail ve Çin istihbaratının Ortadoğu ile Orta Asya coğrafyasında tasarruf sahibi olmak amacıyla ortaklaşa planladığı bir hareketti.

    Aynı döneme ait bir diğer dikkat çekici değerlendirme ise ABD'deki Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche tarafından 24 Temmuz tarihinde, yani olaydan 48 gün önce yapılmıştı. La Rouche, ABD ve İngiltere içerisindeki bazı güç odaklarının Asya'daki yeni ekonomik ve ulaşım oluşumlarını engellemek amacıyla dünya savaşı çıkarmak istediğini belirtmişti. Ağustos ayının bunun için en uygun zaman seçildiğini savunan La Rouche, çatışmanın Batı ile İslam'ın savaşı şeklinde lanse edileceğini öne sürmüştü.

    La Rouche, 11 Eylül sonrasında yaptığı analizlerde ise bu durumun uluslararası mali çöküş döneminde gerçekleştirilen bir operasyon olduğunu ifade etmişti. ABD dışındaki güçlerin bu çapta bir eylemi gerçekleştiremeyeceğini belirten La Rouche, hedefin yönetim darbesi yapmak veya ülkeyi savaşa sürüklemek olduğunu dile getirmişti. Afganistan müdahalesinin ve İsrail politikalarının tehlike oluşturduğunu vurgulayarak krizlerin durdurulması çağrısında bulunmuştu.

    Prof. Dr. Haydar Baş, tüm bu veriler ışığında Türkiye'nin tavrını sorgulayarak kayıtsız şartsız ABD yanında yer almanın ülkenin menfaatine olmadığını savundu. Zaten tükenmek üzere olan ekonominin meçhuller savaşı nedeniyle tamamen biteceğini belirten Baş, gerekçeleri dahi belirsiz olan bu süreçte taraf olmanın yanlışlığına dikkat çekti. Türkiye'nin etrafındaki sorunlar ve terörle mücadelesi devam ederken başkaları uğruna harbe girilmesinin izah edilemeyeceğini kaydetti.

    Ankara'nın olayları barıştan yana yönlendirmesi veya tarafsız kalması gerekirken fiilen ve hukuken çatışmanın içinde yer aldığını ifade eden Baş, ülkenin resmen harp ortamına girdiğini belirtti. Failleri dahi net olarak bilinmeyen ve tahminler üzerine yürütülen bu süreçte Türkiye'nin maliyesinin heder edilmemesi gerektiği vurgulandı.

    AI YORUMU

    Türkiye'nin dış politika tercihlerini ulusal çıkarlar ve ekonomik gerçeklikler ekseninde değerlendirmek büyük bir zorunluluktur. Mevcut kaynakta yer alan veriler ve uzman görüşleri, belirsiz maliyetler içeren çatışma ortamlarının kırılgan ekonomileri doğrudan tehdit ettiğini gösteriyor. Karar alıcıların küresel krizlerde taraf seçerken ülke içindeki mali ve sosyal dengeleri gözetmesi şarttır. Aksi takdirde, dış kaynaklı operasyonların maliyeti doğrudan vatandaşın sırtına yüklenen bir ekonomik çıkmaza dönüşebilir.

    Kaynak: Kadırga TV Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • CNN Türk
    Netanyahu'nun güvenlik haritası Mekke ittifakını hedef aldı
    Fotoğraf: Government of Florida

    İsrail Başbakanı Netanyahu'nun açıkladığı güvenlik haritası bölgesel tepki topladı. Uzmanlar, haritanın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan eksenindeki yapıyı potansiyel tehlike olarak gördüğünü belirtti.

    • Netanyahu'nun paylaştığı harita Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortaklığını tehdit olarak gösterdi.
    • Emekli Başkonsolos Gülru Gezer, Mısır'ın yakın dönemde Mekke ittifakına katılabileceğini ifade etti.
    • Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger, Şii ekseninin fiili, Sünni ekseninin ise potansiyel tehdit sayıldığını belirtti.

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yeni döneme ilişkin güvenlik doktrinini duyurduğu basın toplantısı sırasında paylaştığı harita diplomatik kulislerde hareketliliğe neden oldu. Söz konusu harita, Tel Aviv yönetiminin iş birliği kurduğu ülkeler ile tehlikeli olarak etiketlediği bölgesel aktörleri net bir şekilde birbirinden ayırıyor. Toplantıda görev yapan çok sayıda basın mensubunun uygulamayı protesto etmesi ve etkinliğin beklenen genel ilgiyi görmemesi de dikkat çeken ayrıntılar arasında yer aldı.

    Şii eksenini büyük oranda etkisiz hale getirdiklerini iddia eden Netanyahu'nun sırayı Sünni eksenine getirdiği ve Türkiye, Suudi Arabistan ile Pakistan ortaklığından oluşan Mekke ittifakını doğrudan hedef aldığı vurgulandı. Emekli Başkonsolos Gülru Gezer, bu yapının herhangi bir devlete karşı kurulmadığını ve kapılarının diğer bölge ülkelerine tamamen açık olduğunu dile getirdi. Gezer ayrıca İsrail'in gelecekte iki devletli çözümü benimsemesi halinde bu ittifaka dahil edilme ihtimalinin de teorik olarak masada kalabileceğini aktardı.

    Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin geçtiğimiz hafta meclis kürsüsünden Suudi Arabistan'a sunduğu koşulsuz destek mesajı, Kahire yönetiminin gelecekteki pozisyonu açısından önemli bir eşik olarak değerlendirildi. Bu gelişmeler ışığında Mısır'ın İsrail yerine Mekke ittifakına yakın bir çizgide konumlanabileceği öngörülüyor. Netanyahu'nun ise kendi siyasi bekasını korumak ve yargı süreçlerini perdelemek adına toplumu sürekli bir dış tehdit algısıyla korkutmaya çalıştığı ifade ediliyor.

    Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger de İsrail'in güvenlik stratejisine dair değerlendirmelerinde, haritada Birleşik Arap Emirlikleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın iş birliği yapılan tarafta gösterildiğini hatırlattı. Ülger, Tahran yönetimi ve Husilerle sahada fiili bir çatışma yürüten İsrail'in, yeşil tonlarla işaretlenen Sünni blokunu ise geleceğe yönelik stratejik bir risk olarak kaydettiğini belirtti. Paylaşılan bu coğrafi plan, Tel Aviv'in dış politika reflekslerini ve ittifak okumalarını anlamak adına yeni ipuçları veriyor.

    AI YORUMU

    Liderlerin iç siyasi sıkışmışlıklarını dış politika haritalarıyla tahkim etmesi rasyonel diplomasiyi zora sokuyor. İsrail'in Tahran ve Yemen hattındaki fiili çatışmalarla sınırlı kalmayıp Ankara, Riyad ve İslamabad eksenini potansiyel risk olarak kodlaması, bölgesel entegrasyon çabalarını daha da karmaşık hale getirecektir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan hattının izleyeceği ekonomik ve askeri adımlar, Tel Aviv'in bu güvenlik algısının ne ölçüde karşılık bulacağını belirleyecektir. Sahadaki mevcut askeri dengeler korunursa, bu harita diplomatik masadan ziyade iç kamuoyuna yönelik bir propaganda aracı olarak kalmaya mahkumdur.

    Kaynak: CNN Türk Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler