PİYASA
Dünya

Haydar Baş: Meçhuller savaşı Türkiye ekonomisini tamamen bitirir

Haydar Baş: Meçhuller savaşı Türkiye ekonomisini tamamen bitirir Fotoğraf: Reality006 · CC BY-SA 3.0 · Wikimedia Commons

Özet

Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin uluslararası meçhuller savaşına dahil olmasının ülkeyi ekonomik olarak çökerteceğini belirtti. Siyasi ve istihbarat analizlerine dikkat çeken Baş, Ankara'nın barıştan yana tavır alması gerektiğini vurguladı.

Öne çıkanlar

  • Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin meçhuller savaşına katılması halinde ekonominin çökeceğini söyledi.
  • 11 Eylül saldırılarının İsrail ve Çin istihbaratının ortak planı olduğu iddia edildi.
  • Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche, 24 Temmuz'daki konuşmasında savaş tehlikesine dikkat çekti.

Haberin Detayı

Prof. Dr. Haydar Baş, uluslararası alanda meçhuller savaşı olarak tanımlanan süreçte Türkiye'nin izlemesi gereken stratejiye dair kritik uyarılarda bulundu. Hatırlanacağı üzere daha önce 11 Eylül olaylarının arka planına yönelik bazı tespitlerde bulunan Baş, Moskova'daki siyaset danışmanlarının görüşlerini paylaşmıştı. Bu uzmanların aktardığına göre söz konusu saldırılar, İsrail ve Çin istihbaratının Ortadoğu ile Orta Asya coğrafyasında tasarruf sahibi olmak amacıyla ortaklaşa planladığı bir hareketti.

Aynı döneme ait bir diğer dikkat çekici değerlendirme ise ABD'deki Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche tarafından 24 Temmuz tarihinde, yani olaydan 48 gün önce yapılmıştı. La Rouche, ABD ve İngiltere içerisindeki bazı güç odaklarının Asya'daki yeni ekonomik ve ulaşım oluşumlarını engellemek amacıyla dünya savaşı çıkarmak istediğini belirtmişti. Ağustos ayının bunun için en uygun zaman seçildiğini savunan La Rouche, çatışmanın Batı ile İslam'ın savaşı şeklinde lanse edileceğini öne sürmüştü.

La Rouche, 11 Eylül sonrasında yaptığı analizlerde ise bu durumun uluslararası mali çöküş döneminde gerçekleştirilen bir operasyon olduğunu ifade etmişti. ABD dışındaki güçlerin bu çapta bir eylemi gerçekleştiremeyeceğini belirten La Rouche, hedefin yönetim darbesi yapmak veya ülkeyi savaşa sürüklemek olduğunu dile getirmişti. Afganistan müdahalesinin ve İsrail politikalarının tehlike oluşturduğunu vurgulayarak krizlerin durdurulması çağrısında bulunmuştu.

Prof. Dr. Haydar Baş, tüm bu veriler ışığında Türkiye'nin tavrını sorgulayarak kayıtsız şartsız ABD yanında yer almanın ülkenin menfaatine olmadığını savundu. Zaten tükenmek üzere olan ekonominin meçhuller savaşı nedeniyle tamamen biteceğini belirten Baş, gerekçeleri dahi belirsiz olan bu süreçte taraf olmanın yanlışlığına dikkat çekti. Türkiye'nin etrafındaki sorunlar ve terörle mücadelesi devam ederken başkaları uğruna harbe girilmesinin izah edilemeyeceğini kaydetti.

Ankara'nın olayları barıştan yana yönlendirmesi veya tarafsız kalması gerekirken fiilen ve hukuken çatışmanın içinde yer aldığını ifade eden Baş, ülkenin resmen harp ortamına girdiğini belirtti. Failleri dahi net olarak bilinmeyen ve tahminler üzerine yürütülen bu süreçte Türkiye'nin maliyesinin heder edilmemesi gerektiği vurgulandı.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Türkiye'nin dış politika tercihlerini ulusal çıkarlar ve ekonomik gerçeklikler ekseninde değerlendirmek büyük bir zorunluluktur. Mevcut kaynakta yer alan veriler ve uzman görüşleri, belirsiz maliyetler içeren çatışma ortamlarının kırılgan ekonomileri doğrudan tehdit ettiğini gösteriyor. Karar alıcıların küresel krizlerde taraf seçerken ülke içindeki mali ve sosyal dengeleri gözetmesi şarttır. Aksi takdirde, dış kaynaklı operasyonların maliyeti doğrudan vatandaşın sırtına yüklenen bir ekonomik çıkmaza dönüşebilir.

Kaynak: Kadırga TV Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir. Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    • Sabah
    Türkiye, 92 milyar dolarlık tarımsal hasılasıyla dünyada 6'ncı oldu
    Fotoğraf: Sabah

    Küresel tarım sıralamasında Türkiye 92 milyar dolarlık üretim değeriyle dünyanın en büyük altıncı tarım ekonomisi konumuna yükseldi. Çin ise küresel üretimin üçte birinden fazlasını tek başına karşılayarak zirvedeki yerini korudu.

    • Çin, 1,9 trilyon dolarlık üretimle küresel tarım payının yüzde 35,6'sını oluşturdu.
    • Türkiye, 92 milyar dolarlık değeriyle Rusya ve Fransa gibi ülkeleri geride bıraktı.
    • Avrupa ve Orta Asya coğrafyasında en yüksek tarımsal değere sahip ülke Türkiye oldu.

    Küresel tarım sektöründeki ekonomik dengeler ve ülkelerin üretim kapasiteleri yeniden şekillenirken, tarımsal hasıla verileri ülkelerin gıda gücünü gözler önüne seriyor. Araştırma sonuçlarına göre Çin, 1,9 trilyon dolarlık tarımsal üretim değeriyle küresel sıralamada açık ara ilk sırada yer alıyor. Bu devasa rakam, dünyadaki toplam tarımsal üretimin yüzde 35,6 gibi büyük bir oranını temsil ediyor.

    Dünya genelinde yüzden fazla ülke tarımsal faaliyet yürütse de üretim merkezileşmiş durumda. Çin, Hindistan, ABD ve Brezilya'dan oluşan dört ülke, küresel tarımsal üretim değerinin yaklaşık yüzde 60'ını elinde tutuyor. Çin'in tek başına elde ettiği üretim hacmi, sıralamada takipçisi olan Hindistan, ABD ve Brezilya'nın toplam rakamını geride bırakmayı başarıyor.

    Avrupa kıtasındaki tarımsal görünüm ise tek bir ülkenin tekelinde bulunmuyor. Güçlü tahıl üretimiyle dikkat çeken Rusya bölgenin en büyük tarım ekonomisi unvanını taşırken; Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkeler şarap, süt ürünleri ve zeytinyağı gibi katma değeri yüksek gıda ürünlerinde öne çıkıyor. Tarım sektörü, yaşanabilir alanların yaklaşık yüzde 50'sini kapsayarak küresel ticaretin belkemiğini oluşturuyor.

    Bu güçlü performansla Türkiye; Rusya, Japonya, Fransa ve Meksika gibi tarımda iddialı ülkeleri geride bırakarak önemli bir eşiği aştı. Aynı zamanda Avrupa ve Orta Asya bölgesinde liderliği kimseye kaptırmayan ülke, stratejik konumu ve dört mevsim üretim avantajıyla dikkat çekiyor.

    AI YORUMU

    Tarım sektöründeki bu sıralama, Türkiye'nin coğrafi avantajlarının yanı sıra gıda tedarik zincirindeki kritik rolünü de net bir şekilde tescilliyor. 92 milyar dolarlık bu hasılat, ülkenin yalnızca iç pazarı beslemekle kalmayıp bölgesel bir gıda üssü haline geldiğini gösteriyor. Çin gibi devlerin domine ettiği küresel pazarda ilk onda yer almak, lojistik maliyetler ve iklim krizine karşı izlenecek politikalar açısından stratejik bir güvence sağlıyor. Önümüzdeki dönemde katma değerli tarım ürünlerine yapılacak yatırımlar, bu konumun sürdürülebilirliği için belirleyici olacak.

    Kaynak: Sabah Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • CNN Türk
    Netanyahu'nun güvenlik haritası Mekke ittifakını hedef aldı
    Fotoğraf: CNN Türk

    İsrail Başbakanı Netanyahu'nun açıkladığı güvenlik haritası bölgesel tepki topladı. Uzmanlar, haritanın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan eksenindeki yapıyı potansiyel tehlike olarak gördüğünü belirtti.

    • Netanyahu'nun paylaştığı harita Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortaklığını tehdit olarak gösterdi.
    • Emekli Başkonsolos Gülru Gezer, Mısır'ın yakın dönemde Mekke ittifakına katılabileceğini ifade etti.
    • Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger, Şii ekseninin fiili, Sünni ekseninin ise potansiyel tehdit sayıldığını belirtti.

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yeni döneme ilişkin güvenlik doktrinini duyurduğu basın toplantısı sırasında paylaştığı harita diplomatik kulislerde hareketliliğe neden oldu. Söz konusu harita, Tel Aviv yönetiminin iş birliği kurduğu ülkeler ile tehlikeli olarak etiketlediği bölgesel aktörleri net bir şekilde birbirinden ayırıyor. Toplantıda görev yapan çok sayıda basın mensubunun uygulamayı protesto etmesi ve etkinliğin beklenen genel ilgiyi görmemesi de dikkat çeken ayrıntılar arasında yer aldı.

    Şii eksenini büyük oranda etkisiz hale getirdiklerini iddia eden Netanyahu'nun sırayı Sünni eksenine getirdiği ve Türkiye, Suudi Arabistan ile Pakistan ortaklığından oluşan Mekke ittifakını doğrudan hedef aldığı vurgulandı. Emekli Başkonsolos Gülru Gezer, bu yapının herhangi bir devlete karşı kurulmadığını ve kapılarının diğer bölge ülkelerine tamamen açık olduğunu dile getirdi. Gezer ayrıca İsrail'in gelecekte iki devletli çözümü benimsemesi halinde bu ittifaka dahil edilme ihtimalinin de teorik olarak masada kalabileceğini aktardı.

    Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin geçtiğimiz hafta meclis kürsüsünden Suudi Arabistan'a sunduğu koşulsuz destek mesajı, Kahire yönetiminin gelecekteki pozisyonu açısından önemli bir eşik olarak değerlendirildi. Bu gelişmeler ışığında Mısır'ın İsrail yerine Mekke ittifakına yakın bir çizgide konumlanabileceği öngörülüyor. Netanyahu'nun ise kendi siyasi bekasını korumak ve yargı süreçlerini perdelemek adına toplumu sürekli bir dış tehdit algısıyla korkutmaya çalıştığı ifade ediliyor.

    Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger de İsrail'in güvenlik stratejisine dair değerlendirmelerinde, haritada Birleşik Arap Emirlikleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın iş birliği yapılan tarafta gösterildiğini hatırlattı. Ülger, Tahran yönetimi ve Husilerle sahada fiili bir çatışma yürüten İsrail'in, yeşil tonlarla işaretlenen Sünni blokunu ise geleceğe yönelik stratejik bir risk olarak kaydettiğini belirtti. Paylaşılan bu coğrafi plan, Tel Aviv'in dış politika reflekslerini ve ittifak okumalarını anlamak adına yeni ipuçları veriyor.

    AI YORUMU

    Liderlerin iç siyasi sıkışmışlıklarını dış politika haritalarıyla tahkim etmesi rasyonel diplomasiyi zora sokuyor. İsrail'in Tahran ve Yemen hattındaki fiili çatışmalarla sınırlı kalmayıp Ankara, Riyad ve İslamabad eksenini potansiyel risk olarak kodlaması, bölgesel entegrasyon çabalarını daha da karmaşık hale getirecektir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan hattının izleyeceği ekonomik ve askeri adımlar, Tel Aviv'in bu güvenlik algısının ne ölçüde karşılık bulacağını belirleyecektir. Sahadaki mevcut askeri dengeler korunursa, bu harita diplomatik masadan ziyade iç kamuoyuna yönelik bir propaganda aracı olarak kalmaya mahkumdur.

    Kaynak: CNN Türk Haberin tam sayfası →

    Gündem
    • AA Güncel

    Kırgızistan'ın Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbaev, iki ülke arasındaki ilişkilerin otuz beşinci yıl dönümüne değindi.

    • Türkiye, Kırgızistan yatırımlarında büyüme hızı bakımından üçüncü sıraya çıktı.
    • Doğrudan Türk yatırımları yalnızca 2025 yılında yaklaşık 120 milyon dolara ulaştı.
    • Kırgızistan ekonomisi son on beş yılda yüzde 10,2 oranında büyüme kaydetti.

    Kırgızistan'ın Ankara Büyükelçiliği ile Avrasya İncelemeleri Merkezi ortaklığında başkentte yuvarlak masa toplantısı düzenlendi. Etkinliğe diplomatik misyon temsilcileri ve davetliler katılım sağladı. Programda iki ülke arasındaki bölgesel ilişkiler ve güncel gelişmeler detaylı şekilde masaya yatırıldı.

    Toplantıda konuşan Kırgızistan'ın Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbaev, ülkesinde hayata geçirilen reform süreçlerine dikkat çekti. Sınır meselelerinin çözüme kavuşturulduğunu ve stratejik projelerin yürütüldüğünü belirten diplomat, son on beş yılda ekonominin yüzde 10,2 büyüdüğünü ifade etti.

    Türkiye ile Kırgızistan arasındaki ekonomik işbirliğinin güçlendiğini vurgulayan Kazakbaev, doğrudan Türk yatırımlarının sadece 2025 döneminde yaklaşık 120 milyon dolar seviyesine ulaştığını bildirdi. Bu tablo neticesinde Türkiye, Kırgızistan'a yapılan yatırımların büyüme hızı sıralamasında üçüncü sıraya adını yazdırdı.

    Aralık ayında iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin tesisinin 35. yıl dönümünün kutlanacağını hatırlatan Büyükelçi, ortak tarih ve kültürel bağlara vurgu yaptı. Türkiye'nin bağımsızlığı ilk tanıyan ülkelerden biri olduğunu belirterek geçmişten bu yana sağlanan kurumsal destekler için teşekkürlerini iletti.

    Çok taraflı diplomasi faaliyetlerine de değinen Kazakbaev, ülkesinin Kasım 2025'te UNESCO Yürütme Kurulu üyeliğine seçildiğini hatırlattı. Altyapı projeleri, hidroenerji yatırımları ve iklim değişikliği ile mücadele başlıklarının ulusal güvenlik ekseninde kararlılıkla sürdürüldüğünü sözlerine ekledi.

    AI YORUMU

    Ekonomik ortaklığın 120 milyon dolarlık doğrudan yatırım hacmine ulaşması, iki ülke arasındaki ticari entegrasyonun somut göstergesidir. Sınır anlaşmazlıklarının çözülmesi ve kalkınma hamleleri, bölgedeki dış sermaye akışını doğrudan tetikleyen ana unsurlar arasında yer alıyor. Bu finansal ivme sürdürülebilirse, önümüzdeki dönemde yeni ortak girişimlerin ve altyapı projelerinin hayata geçmesi kaçınılmaz hale gelecektir.

    Kaynak: AA Güncel Haberin tam sayfası →

    Gündem
    • Doğruhaber

    Libya, Türkiye ile ilişkileri derinleştirecek stratejik bir mutabakata resmi onay çıkardı. İki ülke arasında atılan bu adım diplomasi ve güvenlik alanlarında yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

    • Libya yönetimi Türkiye ile yapılan stratejik anlaşmaya onay verdi.
    • Mutabakat metni iki ülke arasındaki iş birliği alanlarını genişletiyor.
    • Karar bölgesel dengeler açısından yeni bir diplomatik süreç başlatıyor.

    Kuzey Afrika ülkesi Libya, Türkiye ile ilişkilerini ileri taşıyacak kritik bir anlaşmaya resmiyet kazandırdı. Yapılan değerlendirmelerin ardından alınan bu karar, iki devlet arasındaki stratejik ortaklığı güçlendirmeyi hedefliyor.

    Geçmişten bu yana sürdürülen diplomatik temaslar, imzalanan yeni mutabakat metinleriyle somut bir boyut kazandı. Taraflar arasındaki iş birliği alanlarının genişletilmesi, bölgedeki siyasi ve ekonomik hareketliliği doğrudan etkiliyor.

    Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte ortak projelerin hız kazanması ve iki ülke arasındaki resmi temasların artması bekleniyor. Diplomatik çevreler bu hamlenin karşılıklı ilişkilerde yeni bir sayfa açacağını belirtiyor.

    Yetkililer tarafından yapılan açıklamalar doğrultusunda, atılan adımların bölgesel istikrara katkı sağlaması öngörülüyor. Önümüzdeki süreçte atılacak ortak adımların detaylarının kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.

    AI YORUMU

    Bölgesel diplomaside atılan bu adım, iki ülke arasındaki kurumsal bağları sağlamlaştırırken ekonomik ve stratejik ortaklıkları yeni bir boyuta taşıyor. Anlaşmanın resmiyet kazanması, taraflar arasındaki ortak projelerin hızlanması açısından somut bir zemin oluşturuyor. Bu gelişme, Doğu Akdeniz'deki dengeleri ve karşılıklı ticari hacmi yakından etkileyen bir dönüm noktası niteliğinde. Önümüzdeki dönemde atılacak adımlar, benzer iş birliği modellerinin diğer ülkelerle de kurulmasına zemin hazırlayabilir.

    Kaynak: Doğruhaber Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler