Aselsan, Savunma Sanayii Başkanlığı ile yeni nesil hava ve füze savunma sistemi geliştirilmesi amacıyla 523 milyon euro değerinde dev bir sözleşmeye imza attı. Türkiye'nin çok katmanlı savunma vizyonunu güçlendirecek bu hamle, dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.
Öne çıkanlar
Aselsan ve SSB arasında 523 milyon euroluk hava savunma sistemi sözleşmesi imzalandı.
Proje, balistik tehditlere ve insansız hava araçlarına karşı üstün tespit yeteneği sunacak.
Geliştirilecek sistem mevcut yerli radarlar ve komuta kontrol yazılımlarıyla tam uyumlu çalışacak.
Haberin Detayı
Türkiye'nin savunma sanayiinde yerli üretim kapasitesini artırmaya yönelik hamleleri hız kesmeden devam ediyor. Savunma elektroniği alanındaki öncü kurumlar arasında yer alan Aselsan, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile stratejik nitelikte yeni bir ortaklık kurdu. Kamuyu Aydınlatma Platformu üzerinden paylaşılan resmi bilgilere göre, taraflar arasında yeni nesil hava ve füze savunma sistemi geliştirilmesini kapsayan devasa bir anlaşma resmiyet kazandı.
Gelişmiş radar mimarisi ve komuta kontrol entegrasyonu
Fotoğraf: Photographer: Mosbatho · CC BY 4.0 · Wikimedia Commons
Toplam maliyeti 523 milyon euro olarak açıklanan bu proje, ülkenin çok katmanlı hava savunma mimarisini daha üst bir kademeye taşımayı amaçlıyor. Dışa bağımlılığı en aza indirme stratejisinin somut bir adımı olan bu süreçte, Ar-Ge ve üretim faaliyetleri eş zamanlı yürütülecek. Hazırlanan yeni nesil sistemin çağdaş savaş sahalarındaki balistik tehlikelere, seyir füzelerine ve insansız hava araçlarına karşı yüksek etkinlik göstermesi planlanıyor.
Projenin en dikkat çekici teknik bileşenleri arasında yapay zeka destekli hedef analiz mekanizmaları, gelişmiş radar mimarileri ve yüksek kapasiteli atış kontrol entegrasyonu bulunuyor. Çelik Kubbe vizyonu çerçevesinde kurgulanan bu yapılar, sahadaki unsurların birbirleriyle kesintisiz haberleşmesini sağlayan komuta kontrol ağlarıyla desteklenecek. Ortaya çıkan çözümlerin halihazırda envanterde bulunan yerli radarlar ve elektro-optik sistemlerle tam uyum içinde çalıştırılması öngörülüyor.
Yerli savunma sistemleri Ar-Ge ve üretim süreci
Fotoğraf: Press Service of the President of the Republic of Azerbaijan · CC BY 4.0 · Wikimedia Commons
Gerçekleştirilen bu büyük bütçeli yatırım yalnızca sınır güvenliğini pekiştirmekle kalmayıp aynı zamanda Aselsan'ın küresel pazardaki rekabet gücünü de artıracak. Finansal kaynağın bir kısmı geliştirme safhasında yerli alt yüklenicilere, üniversitelere ve teknoloji merkezlerine aktarılacak. Bu dağılım, yerli ekosistemin tüm paydaşlarıyla birlikte büyümesini sağlarken dost ve müttefik ülkeler için potansiyel ihracat kalemlerinin oluşmasına zemin hazırlayacak.
Yeni savunma hattının operasyonel aşamada karar alma sürelerini saniyelere indirerek hibrit bir savunma gücü vadettiği belirtiliyor. Gelişmiş yazılım ve donanım bileşenleri sayesinde saha yöneticileri anlık verileri çok daha hızlı işleyebilecek. Tamamlanan her aşama, Türkiye'nin hava sahası güvenliğinde dış etkenlere karşı koruma kalkanını daha da sağlamlaştıracak.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Beş yüz yirmi üç milyon euroluk bütçe, Türkiye'nin savunma elektroniğinde dışa bağımlılığı tamamen kırma hedefindeki mali kararlılığını açıkça ortaya koyuyor. Yapay zeka ve gelişmiş radar entegrasyonu barındıran bu tür yüksek bütçeli projeler, yerli alt yükleniciler ile üniversite laboratuvarlarının Ar-Ge süreçlerindeki payını doğrudan artırıyor. Şirket, küresel pazardaki rakipleriyle rekabet ederken bu ölçekteki projeler sayesinde ihracat kalemlerini çeşitlendirme fırsatı yakalıyor.
ASELSAN'ın geliştirdiği KORKUT hava savunma sistemi, insansız hava araçlarına karşı dokuz ülkede aktif göreve başladı. Sistem, yüksek maliyetli füzeler yerine 35 milimetrelik parçacıklı mühimmat kullanarak kamikaze İHA'ları 10 bin doların altında bir maliyetle düşürebiliyor. Ukrayna ordusunun da envanterine kattığı bu teknoloji, şirketin ihracat oranlarını hızlı biçimde yükseltiyor.
KORKUT, kamikaze İHA'ları 10 bin doların altındaki toplam maliyetle imha edebiliyor.
ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, sistemin 9 farklı ülkede kullanıldığını açıkladı.
Şirket, 2023'te yüzde 8 olan ihracat payını yüzde 25 seviyesine çıkardı.
Savaş sahalarında ucuz kamikaze insansız hava araçlarının kullanımının yaygınlaşması, modern hava savunma stratejilerini ve bütçelerini doğrudan etkiliyor. Milyonlarca dolarlık savunma füzelerinin ucuz dronlara karşı harcanması bütçeler üzerinde ciddi baskı yaratıyor. ASELSAN imzalı KORKUT sistemi, sunduğu yakın hava savunma yaklaşımıyla bu bütçe dengesizliğine karşı somut bir alternatif oluşturuyor. 35 milimetrelik parçacıklı mühimmat mermi başına yaklaşık 1.000 dolar maliyet sunarken, bir hedefi vurmak toplamda 10 bin doların altına tamamlanabiliyor.
ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, KORKUT'un faal olarak dokuz ayrı ülkede kullanıldığını resmi olarak bildirdi. Müşteri ülkeler arasında Rusya ile çatışmaların sürdüğü Ukrayna da yer alıyor. Financial Times tarafından aktarılan bilgilere göre Ukrayna Hava Kuvvetleri bir savunma biriminin bu sistemle donatıldığını doğruladı. Operasyonel performans ve kullanılan birim sayıları detaylandırılmasa da sistem alçak irtifadaki dron tehditlerine karşı aktif koruma sağlıyor.
Uluslararası pazardaki bu yoğun ilgi, ASELSAN'ın küresel bazdaki finansal rakamlarına da doğrudan yansıyor. Şirketin toplam gelirleri içindeki yurt dışı satış payı 2023 yılında yüzde 8 iken günümüzde yüzde 25 seviyesine ulaşmış durumda. Yönetim, 2030 yılına kadar bu oranı yüzde 50 seviyesine çıkarmayı hedeflerken sipariş birikiminin 30 milyar dolara yaklaştığı belirtiliyor. Türkiye'nin genel savunma ihracatı ise geçtiğimiz yıl 10 milyar dolar barajına erişti.
KORKUT aynı zamanda Türkiye'nin yerli entegre hava savunma konsepti olan Çelik Kubbe projesinin katmanlarından birini oluşturuyor. Sistem, radar ve komuta kontrol ağlarıyla entegre çalışarak uzun menzilli pahalı füzelerin gereksiz harcanmasını önlüyor. Ancak jet motorlu veya son derece hızlı hedeflere karşı operasyonel etkinliğe dair kamuya açık verilerin henüz sınırlı olduğunu unutmamak gerekiyor. Yakın mesafe önlemelerinde topçu sistemleri, maliyet etkinliğini korumadaki ana unsur olarak öne çıkıyor.
AI YORUMU
Mühimmat başı 1.000 dolarlık harcamayla milyon dolarlık füzeleri korumak, modern harp doktrinlerinde asıl belirleyici faktördür. Hava savunmasında sürdürülebilirlik sağlamak isteyen ordular, yıpratma savaşlarında füze stoklarını tüketmek yerine KORKUT benzeri topçu sistemlerine yönelmek zorundadır. Bu durum özellikle kısıtlı askeri bütçeye sahip ülkeler için doğrudan stok güvenliği anlamına geliyor. Şirketin ihracat payını yüzde 25'e taşıyan bu f/p odaklı yaklaşım devam ederse, geleneksel füze üreticileri pazar payı kaybetmeye başlayabilir.
Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığının düzenlediği tatbikatta görev alan NETA 300 sualtı aracı, intikal rotasındaki mayınları başarıyla tespit etti. Gelişmiş sonar sistemleri kullanan insansız araç, seyir güvenliğine destek sağladı.
NETA 300, Antalya Körfezi'ndeki tatbikatta mayınları otonom olarak belirledi.
Araç, 300 metre derinliğe kadar inebiliyor ve 24 saate kadar görev yapabiliyor.
STM tarafından geliştirilen platformun ilk yurt içi satış sözleşmesi daha önce imzalandı.
Türk savunma sanayiinin sualtı teknolojilerindeki yenilikçi çözümlerinden biri olan Hafif İnsansız Otonom Sualtı Aracı NETA 300, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının ev sahipliğinde düzenlenen TURNAs-2026 tatbikatında kritik bir görevi yerine getirdi. Antalya Körfezi ve Doğu Akdeniz'de 19-27 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen faaliyetlerde, aracın operasyonel kabiliyetleri sahnede test edildi. Bu süreçte NETA 300, intikal güzergâhı boyunca karşısına çıkan mayın ve benzeri sualtı tehditlerini otonom olarak teşhis edip sınıflandırma süreçlerine katkı sundu.
Tatbikat senaryoları kapsamında görev yapan insansız sistem, bünyesinde barındırdığı yüksek çözünürlüklü sensörler ve gelişmiş sonar donanımları sayesinde sualtı taramalarını gerçekleştirdi. Mayın karşı tedbirleri operasyonlarında temel hedef, tehlikeli bölgelere insan unsurunu doğrudan göndermeden güvenli bir koridor oluşturmak olarak öne çıkıyor. NETA 300, personeli ve deniz platformlarını riske atmadan bu tehlikeleri bertaraf etme yolunda önemli bir rol üstlendiğini bu tatbikatla göstermiş oldu.
STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ tarafından geliştirilen sistem, teknik özellikleriyle de dikkat çekiyor. Kompakt ve modüler yapısıyla tasarlanan NETA 300, iki personel tarafından rahatlıkla taşınabiliyor. Azami 300 metre derinlikte operasyon yürütebilen araç, tek şarj veya yakıt döngüsünde 24 saate kadar kesintisiz görev yapabiliyor. Azami hızı 5 knot olarak belirlenen sistem, mayın avcılığının yanı sıra keşif, gözetleme ve liman savunması gibi farklı görev profillerine de uyum sağlayabiliyor.
Uzun süreli sualtı araştırmalarında kullanım esnekliği sunan modüler mimari, farklı görev ihtiyaçlarına göre ekipman değişimine olanak tanıyor. Daha önce yapılan açıklamalarla ilk yurt içi satış sözleşmesinin imzalandığı duyurulan NETA 300, Deniz Kuvvetlerinin envanterinde aktif olarak yer alacak sistemler arasında bulunuyor. Askerî alanların yanı sıra sivil denizcilikte de deniz tabanı araştırmaları, boru hattı denetimleri, yenilenebilir enerji tesis kontrolü ve deniz arkeolojisi gibi alanlarda değerlendirilmesi planlanıyor.
Tatbikat sırasında STM'nin diğer insansız sistemleri de farklı senaryolarda boy gösterdi. Beş adet KARGU vurucu İHA sürü halinde görev yaparken, avcı İHA TUNGA-X ise temsili düşman hava aracını etkisiz hale getirdi. Millî Savunma Bakanlığının koordinasyonundaki bu tatbikat, hava, suüstü, sualtı ve kara unsurlarının ortak çalışabilirliğini artırmayı hedefliyor.
AI YORUMU
Askerî denizcilikte otonom sistemlerin rolü, personel güvenliğini artırması bakımından stratejik bir dönüşüm yaratıyor. NETA 300'ün 300 metre derinlikte 24 saat kalabilmesi, geleneksel insanlı tarama faaliyetlerine kıyasla operasyon maliyetlerini düşürürken risk alanını sıfıra indiriyor. Özellikle kıyı savunması ve liman güvenliğinde bu tarz insansız araçların yaygınlaşması, deniz altı harbe hazırlık süresini doğrudan kısaltacaktır.
Fotoğraf: Bhautik Joshi from San Francisco, United States
Türkiye'nin uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi SİPER Ürün-2, yeni hedefe yönlendirme yeteneğini sahada kanıtladı. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, testin başarıyla gerçekleştiğini ve sistemin Çelik Kubbe katmanını güçlendirdiğini duyurdu. Test, denize yakın hedeflere karşı da etkili olduğunu gösterdi.
SİPER Ürün-2 ilk kez havada hedef değiştirerek ateşleme yaptı
Testte denize yakın hedeflere karşı angajman ve ikinci hedefe yönlendirme başarılı
Yaklaşık 1.000 alt yüklenici firma projeye katıldı
SİPER Ürün-2, uzun menzilli bölge hava ve füze savunma sisteminin yeni bir yeteneğini sahada denedi. Test sırasında füze, ilk hedefe yönlendikten sonra havada yeni bir hedefe güncellenerek imha edildi; bu, sistemin dinamik tehditlere karşı çevikliğini gösterdi. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, sosyal medya üzerinden bu başarının Çelik Kubbe katmanını güçlendirdiğini belirtti.
Görgün, SİPER projesine dahil olan yaklaşık bin alt yüklenici firmaya teşekkür etti ve bu firmaların geliştirdiği yetkinliklerin savunma sanayii bağımsızlığını pekiştirdiğini vurguladı. ROKETSAN, testin değişen senaryolara hızlı yanıt verdiğini ve hedef değiştirme kabiliyetinin ilk kez başarılı bir şekilde sergilendiğini açıkladı. ASELSAN ise sistemin denize yakın seyreden hedeflere karşı angajman kabiliyetini ve ara safha ile terminal güdüm aşamalarını test ettiğini bildirdi.
Testin teknik detayları arasında ilk hedefe angajman ve ateşleme sonrası füzenin ikinci hedefe yönlendirilmesi, ara safha güdüm ve terminal güdümün sorunsuz çalışması yer aldı. Bu yetenekler, SİPER 2’nin çok katmanlı hava savunma mimarisinde operasyonel esnekliği artırıyor. Proje, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Erdoğan’ın liderliğinde tam bağımsız savunma sanayi hedefi doğrultusunda ilerliyor.
SİPER Ürün-2’nin bu testi, Türkiye’nin savunma teknolojilerinde yerli ve milli çözümler üretme kapasitesine bir kez daha işaret ediyor. Sistem, hem kara hem deniz tehditlerine karşı etkin bir koruma sağlayarak Gök Vatan savunma konseptine entegrasyonunu pekiştiriyor. Testin başarılı sonuçları, gelecekteki seri üretim ve entegrasyon aşamalarına güven kazandırdı.
AI YORUMU
SİPER Ürün-2’nin hedef değiştirme yeteneğinin sahada başarıyla gösterilmesi, sistemin operasyonel esnekliğini somut bir şekilde kanıtladı. Testteki ikinci hedefe yönlendirme ve denize yakın hedeflere karşı angajman, yaklaşık 1.000 alt yüklenici firmanın katkısıyla gerçekleşti ve savunma sanayii ekosistemine değer kattı. Bu gelişme, uzun menzilli hava savunma birimlerini kullanan kara ve deniz kuvvetlerini doğrudan güçlendiriyor. Önceki SİPER sürümleri sadece tek hedefe odaklıyken, yeni versiyon dinamik tehditlere yanıt verebiliyor; bu da Türkiye’nin bağımsız savunma kapasitesini artırıyor.
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii, seri üretim aşamasındaki ANKA-3 insansız savaş uçağının güncellenmiş teknik kapasitesini duyurdu. Yeni yapılandırmada azami kalkış ağırlığı 7.250 kilograma ve faydalı yük kapasitesi 1.700 kilograma ulaştı.
ANKA-3'ün azami faydalı yük kapasitesi 1.700 kilograma çıkarıldı.
Platformun hava-hava görevlerindeki görev yarıçapı 1.075 kilometre olarak açıklandı.
AESA radar ve IRST sistemleriyle donatılan uçak elektronik harp kabiliyetleri taşıyor.
Düşük radar görünürlüğü elde etme amacıyla tasarlanan bu hava aracı; hava-yer taarruzları, hava-hava angajmanları, elektronik harp ve insanlı platformlarla ortak görev icra etme yetenekleriyle donatılıyor. Paylaşılan bilgilere göre platformun uzunluğu 8,9 metre, kanat açıklığı 13,1 metre ve yüksekliği 2,5 metre olarak belirlenmiş durumda.
Mühimmat ve diğer görev ekipmanlarının yerleştirilmesi için uçakta iki dahili ve iki harici istasyon yer alıyor. Gövde içindeki dahili istasyonlar, mühimmatın radarda görünmesini engelleyerek düşük görünürlük hedefine doğrudan katkı sunuyor. Faydalı yük sınırındaki artış, platformun farklı mühimmat kombinasyonlarını esnek bir şekilde taşımasına imkân tanıyor.
Paylaşılan operasyonel verilere göre ANKA-3'ün görev yarıçapı icra edilecek faaliyetin türüne göre farklılık gösteriyor. Hava-hava operasyonlarında 1.075 kilometre menzil sunan platform, hava-yer görevlerinde ise 750 kilometre yarıçapla hareket edebiliyor. Bu değerler doğrudan azami uçuş menzili anlamına gelmeyip, belirli görev profilleri için öngörülen mesafeleri temsil ediyor. Hava-hava mühimmatlarıyla donatılması, aracın yalnızca kara hedeflerine yönelik taarruzlarla sınırlı kalmayacağını ortaya koyuyor.
Platformun görev kabiliyetlerini artırmak amacıyla gelişmiş sensör ve radar sistemleri entegre ediliyor. AESA radar hem hava hem de yer hedeflerinin tespiti ile takibini sağlarken, Kızılötesi Arama ve Takip Sistemi pasif algılama imkânı veriyor. Elektro-Optik Hedefleme Sistemi ise sensörler aracılığıyla hedef teşhisi ve nişan alma süreçlerini destekliyor. Bu donanımlar sayesinde hava aracının zorlu çevre koşullarında bile hedef takibi yapabilmesi hedefleniyor.
Elektronik harp ve öz savunma mimarisi de ANKA-3'ün temel özellikleri arasında yer alıyor. Füze uyarı sistemi, radar uyarı alıcısı, yönlendirilmiş kızılötesi karşı tedbir sistemi, RF karıştırıcı ile chaff ve flare atıcıları platformu koruyan donanımlar arasında bulunuyor. Bu sistemler yaklaşan tehditleri algılayıp aldatma mekanizmaları devreye sokarken, elektromanyetik alanın izlenmesine de olanak tanıyor.
MUM-T olarak adlandırılan insanlı ve insansız platformların ortak görev konsepti de geliştirme başlıkları arasında bulunuyor. Ayrıca uçak gemilerinden kalkış ve iniş yapabilme kabiliyeti, deniz havacılığı alanındaki potansiyel kullanım senaryolarını işaret ediyor. Ancak bu özelliklerin operasyonel sahada fiilen kullanılabilmesi, gelecekteki test ve entegrasyon süreçlerinin başarıyla tamamlanmasına bağlı olacak.
AI YORUMU
Savunma sanayiinde platformların çok yönlü görev icra edebilmesi, operasyonel esneklik açısından belirleyici bir eşiktir. TUSAŞ'ın açıkladığı 1.700 kilogramlık yük kapasitesi ve 1.075 kilometrelik hava-hava yarıçafı gibi somut veriler, ANKA-3'ün hafif taarruz çizgisinden çıkarak stratejik bir muharip güce dönüştüğünü gösteriyor. Bu durum, gelecekteki hava muharebelerinde insanlı uçakların yükünü hafifletecek insansız unsurların rolünü pekiştiriyor. Eğer test süreçleri planlandığı gibi ilerlerse, deniz platformlarından kalkabilen bu tür insansız sistemler donanma operasyonlarının dengesini değiştirecektir.