PİYASA
Dünya

Birleşmiş Milletler raporu: Türkiye emisyon artıran ülkeler arasında

Birleşmiş Milletler raporu: Türkiye emisyon artıran ülkeler arasında Fotoğraf: Porapak Apichodilok · CC0 · Wikimedia Commons

Özet

Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın yayımladığı son rapora göre dünya 2,6 derece ısınma rotasındayken, Türkiye G20 içinde emisyonları artmaya devam eden ülkeler arasında bulunuyor.

Öne çıkanlar

  • Mevcut politikalar değişmezse küresel sıcaklık artışının bu yüzyılın sonunda 2,6-3,1 dereceye ulaşabileceği belirtiliyor.
  • Yenilenebilir enerji üretimi 2025 yılında 10.730 teravatsaat ile dünya genelinde ilk kez kömürü geride bıraktı.

Haberin Detayı

Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından hazırlanan Emissions Gap Report 2026, küresel iklim politikaları ile gerçek sera gazı salımları arasındaki devasa uçuruma dikkat çekiyor. Yayımlanan belgede, mevcut önlemlerin yetersiz kalması durumunda yüzyıl sonunda sıcaklık artışının Paris Anlaşması'nda hedeflenen 1,5 derecelik sınırın oldukça üzerine çıkacağı vurgulanıyor. Ulusal taahhütlerin eksiksiz uygulanması halinde bile dünyanın 2 derecenin üzerinde ısınma eğiliminde olduğu açıkça ifade ediliyor.

Fotoğraf: Judgefloro · CC0 · Wikimedia Commons CC0 · Wikimedia Commons

Küresel emisyonların dörtte üçünden sorumlu olan G20 grubu ülkeleri raporda merkez konuma yerleştirilirken, Türkiye'nin salımlarının hâlâ yükseliş trendinde olması dikkat çekiyor. Rapora göre ülkenin 2025 yılındaki sera gazı salımlarının yaklaşık 24,4 milyon ton karbondioksit eşdeğeri kadar arttığı hesaplanıyor. Buna karşın açıklanan 2035 yılına ait 643 milyon tonluk hedef, ilave politika gerektirmemesi sebebiyle sınırlı bir iddia düzeyine sahip olarak değerlendiriliyor.

Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Japonya ve Kanada gibi gelişmiş ekonomiler emisyonlarını azaltma patikasına girerken, Türkiye Rusya ile birlikte hedefleri mevcut senaryoların üzerinde kalan ülkeler arasında konumlanıyor. UNEP yetkilileri, enerji politikalarındaki net sıfır taahhütleri ile artan fosil yakıt üretim planları arasındaki çelişkinin küresel çabaları zayıflattığını belirtiyor.

Tüm bu olumsuz tablonun yanı sıra temiz enerji alanında tarihi bir eşik geride bırakıldı. Geçtiğimiz yıl yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektrik 10.730 teravatsaat ile küresel üretimin yüzde 33,8'ini oluşturarak ilk kez kömürü geride bıraktı. Güneş ve rüzgar yatırımlarının maliyetlerindeki düşüş enerji dönüşümünü hızlandırsa da, uzmanlar bu oranın Paris hedeflerini yakalamak için hâlâ yetersiz olduğunun altını çiziyor.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Türkiye'nin iklim hedeflerini mevcut trendleri zorlamayacak kadar esnek tutması, gelecekte uluslararası ticaret kuralları ve karbon vergileri karşısında ciddi ekonomik riskler doğurabilir. G20 içinde emisyonlarını düşürmeyi başaran gelişmiş ekonomilerle kıyaslandığında, ülkenin sanayi ve enerji yatırımlarını dönüştürme konusunda daha agresif adımlar atması kaçınılmaz görünüyor. Eğer mevcut 643 milyon tonluk hedef sıkılaştırılmazsa, küresel iklim düzenlemeleri yerli üreticiler için ihracat pazarında telafisi güç maliyetler yaratacaktır.

Kaynak: BBC Türkçe Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir. Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    • Anadolu Ajansı
    BM raporu: Küresel sıcaklık artışı 2100'e kadar 2,6 dereceyi bulacak
    Fotoğraf: Anadolu Ajansı

    Mevcut iklim taahhütlerinin tam olarak uygulanması durumunda bile yüzyıl sonuna kadar küresel sıcaklıkların 2,6 derece artması bekleniyor. ABD'nin emisyon artışı ve politikalarındaki değişiklikler ise iklim hedeflerine ulaşılmasını daha da zorlaştırıyor.

    • İklim planları eksiksiz uygulanırsa 2100'e kadar sıcaklık 2,6 derece artacak.
    • Mevcut politikalar sürerse artışın 2,8 dereceye ulaşacağı öngörülüyor.
    • ABD'nin emisyon artışı küresel toplam artışın yaklaşık yüzde 70'ini oluşturdu.

    Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından paylaşılan güncel veriler, dünya genelinde iklim hedeflerine yönelik beklentilerin geçen yıla kıyasla gerilediğini ortaya koyuyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin Paris İklim Anlaşması'ndan resmen ayrılması ve geçmiş dönem emisyon tahminlerinin güncellenmesi bu tabloda belirleyici rol oynadı. Ülkelerin sunduğu taahhütler eksiksiz yerine getirilse dahi sanayi öncesi döneme kıyasla yüzyıl sonuna kadar sıcaklıkların 2,6 derece artacağı hesaplanıyor.

    Hükümetlerin yeni taahhütler vermeden mevcut politikalarıyla yola devam etmesi halinde ise sıcaklık artışının 2,8 dereceyi bulacağı tahmin ediliyor. Geçtiğimiz yıl ABD'de elektrik talebinin yükselmesi ve kömürden elektrik üretiminin yeniden hız kazanması sera gazı emisyonlarının artmasına neden oldu. Ülkenin emisyon miktarı 2025 yılında 133 milyon ton karbondioksit eşdeğeri artış gösterdi.

    Dünya genelinde geçen yıl emisyonlarını artıran 124 ülke toplamda 189 milyon ton karbondioksit eşdeğeri ek emisyona yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri tek başına bu toplam artışın yaklaşık yüzde 70'lik kısmını sırtladı.

    Climate Analytics Üst Yöneticisi Bill Hare ise ABD yönetiminin yenilenebilir enerji yatırımlarını engellerken kömür kullanımını desteklediğini belirtti. Alınan kararların ve artan emisyonların, uluslararası iklim mücadelesini zora soktuğu ve hedefleri tehlikeye attığı açıkça görülüyor.

    AI YORUMU

    Küresel iklim hedeflerinden sapılması, önümüzdeki yıllarda aşırı hava olayları ve ekonomik kayıplar açısından tüm ülkeleri doğrudan risk altına sokuyor. Yayımlanan 2,6 derecelik artış öngörüsü, ulusal emisyon azaltım planlarının mevcut haliyle yetersiz kaldığını net biçimde gösteriyor. Özellikle ABD kaynaklı emisyon artışının küresel toplamın yüzde 70'ini oluşturması, büyük ekonomilerin sorumluluğunu yerine getirmemesi durumunda bireysel çabaların boşa çıkacağını kanıtlıyor. Bu tablo değişmezse, yüzyıl sonunda tarım ve su kaynakları üzerinde baskı katlanarak artacaktır.

    Kaynak: Anadolu Ajansı Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • Kadırga TV
    Haydar Baş: Meçhuller savaşı Türkiye ekonomisini tamamen bitirir
    Fotoğraf: Kadırga TV

    Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin uluslararası meçhuller savaşına dahil olmasının ülkeyi ekonomik olarak çökerteceğini belirtti. Siyasi ve istihbarat analizlerine dikkat çeken Baş, Ankara'nın barıştan yana tavır alması gerektiğini vurguladı.

    • Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin meçhuller savaşına katılması halinde ekonominin çökeceğini söyledi.
    • 11 Eylül saldırılarının İsrail ve Çin istihbaratının ortak planı olduğu iddia edildi.
    • Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche, 24 Temmuz'daki konuşmasında savaş tehlikesine dikkat çekti.

    Prof. Dr. Haydar Baş, uluslararası alanda meçhuller savaşı olarak tanımlanan süreçte Türkiye'nin izlemesi gereken stratejiye dair kritik uyarılarda bulundu. Hatırlanacağı üzere daha önce 11 Eylül olaylarının arka planına yönelik bazı tespitlerde bulunan Baş, Moskova'daki siyaset danışmanlarının görüşlerini paylaşmıştı. Bu uzmanların aktardığına göre söz konusu saldırılar, İsrail ve Çin istihbaratının Ortadoğu ile Orta Asya coğrafyasında tasarruf sahibi olmak amacıyla ortaklaşa planladığı bir hareketti.

    Aynı döneme ait bir diğer dikkat çekici değerlendirme ise ABD'deki Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche tarafından 24 Temmuz tarihinde, yani olaydan 48 gün önce yapılmıştı. La Rouche, ABD ve İngiltere içerisindeki bazı güç odaklarının Asya'daki yeni ekonomik ve ulaşım oluşumlarını engellemek amacıyla dünya savaşı çıkarmak istediğini belirtmişti. Ağustos ayının bunun için en uygun zaman seçildiğini savunan La Rouche, çatışmanın Batı ile İslam'ın savaşı şeklinde lanse edileceğini öne sürmüştü.

    La Rouche, 11 Eylül sonrasında yaptığı analizlerde ise bu durumun uluslararası mali çöküş döneminde gerçekleştirilen bir operasyon olduğunu ifade etmişti. ABD dışındaki güçlerin bu çapta bir eylemi gerçekleştiremeyeceğini belirten La Rouche, hedefin yönetim darbesi yapmak veya ülkeyi savaşa sürüklemek olduğunu dile getirmişti. Afganistan müdahalesinin ve İsrail politikalarının tehlike oluşturduğunu vurgulayarak krizlerin durdurulması çağrısında bulunmuştu.

    Prof. Dr. Haydar Baş, tüm bu veriler ışığında Türkiye'nin tavrını sorgulayarak kayıtsız şartsız ABD yanında yer almanın ülkenin menfaatine olmadığını savundu. Zaten tükenmek üzere olan ekonominin meçhuller savaşı nedeniyle tamamen biteceğini belirten Baş, gerekçeleri dahi belirsiz olan bu süreçte taraf olmanın yanlışlığına dikkat çekti. Türkiye'nin etrafındaki sorunlar ve terörle mücadelesi devam ederken başkaları uğruna harbe girilmesinin izah edilemeyeceğini kaydetti.

    Ankara'nın olayları barıştan yana yönlendirmesi veya tarafsız kalması gerekirken fiilen ve hukuken çatışmanın içinde yer aldığını ifade eden Baş, ülkenin resmen harp ortamına girdiğini belirtti. Failleri dahi net olarak bilinmeyen ve tahminler üzerine yürütülen bu süreçte Türkiye'nin maliyesinin heder edilmemesi gerektiği vurgulandı.

    AI YORUMU

    Türkiye'nin dış politika tercihlerini ulusal çıkarlar ve ekonomik gerçeklikler ekseninde değerlendirmek büyük bir zorunluluktur. Mevcut kaynakta yer alan veriler ve uzman görüşleri, belirsiz maliyetler içeren çatışma ortamlarının kırılgan ekonomileri doğrudan tehdit ettiğini gösteriyor. Karar alıcıların küresel krizlerde taraf seçerken ülke içindeki mali ve sosyal dengeleri gözetmesi şarttır. Aksi takdirde, dış kaynaklı operasyonların maliyeti doğrudan vatandaşın sırtına yüklenen bir ekonomik çıkmaza dönüşebilir.

    Kaynak: Kadırga TV Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • Cumhuriyet
    Yunan basını: Libya'nın Türkiye anlaşması Atina'yı hazırlıksız yakaladı
    Fotoğraf: Cumhuriyet

    Libya Temsilciler Meclisi'nin Türkiye ile yapılan deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması Atina'da endişeye yol açtı. Yunan gazeteleri, bu hamlenin bölgedeki diplomatik dengeleri sarstığını ve stratejik hesapları değiştirdiğini yazdı.

    • Bingazi merkezli Temsilciler Meclisi, 2019 tarihli mutabakatı onayladı.
    • Yunan basını, Atina yönetiminin bu diplomatik adıma hazırlıksız yakalandığını yazdı.
    • Saddam Hafter, anlaşmanın ekonomik çıkarları ve iş birliğini artıracağını belirtti.

    Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair mutabakatın, ülkenin doğusundaki Bingazi merkezli Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmesi Yunanistan'da geniş yankı uyandırdı. Atina yönetimi gelişmeye tepki gösterirken, ülkenin önde gelen basın organları Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki stratejik konumunu pekiştirdiğini vurguladı.

    Kathimerini gazetesi, 21 Ekim 2026 tarihli analizinde konuyu değerlendirirken, Türk diplomasisinin bölgesel hesapları altüst ettiğini öne sürdü. Haberde, Halife Hafter'e bağlı askeri ve siyasi çevrelerin Ankara ile yakınlaşmasının Yunan makamlarında endişeyle izlendiği, ayrıca Trablus ve Bingazi üzerinde etkili bir dayanağın kalmadığı savunuldu.

    Saddam Hafter, mutabakatın ülkenin ekonomik çıkarlarını koruyacağını ve yatırımları genişleteceğini ifade ederken, gelecekteki cumhurbaşkanlığı hedefleri doğrultusunda Türkiye ile ilişkilerin önemsendiği kaydedildi.

    Yaşanan bu diplomatik gelişmelerin ardından Atina'da Girit çevresindeki kara sularının 12 deniz miline çıkarılması seçeneğinin yeniden masaya yatırılabileceği ifade ediliyor. Ancak Türkiye, Ege'deki olası genişleme adımlarına karşı çıkarken, Doğu Akdeniz'deki hakların hakkaniyet ilkesiyle belirlenmesi gerektiğini savunuyor.

    Analizde ayrıca, mutabakatın onaylanmasının Mısır'ın bölgedeki nüfuzunu da zayıflattığı ileri sürüldü. Nisan 2026'da düzenlenen Flintlock '26 tatbikatında Trablus ve Bingazi güçlerinin ortak komuta altında yer alması, iki bölgenin askeri entegrasyon sürecinde atılan adımlardan biri olarak gösterildi.

    AI YORUMU

    Ankara'nın Libya'nın doğusuyla kurduğu diplomatik köprü, Doğu Akdeniz'deki tüm ezberleri bozuyor. Atina yönetimi, iki rakip gücün Türkiye'yle ortak bir paydada buluşmasını engelleyemezse, bölgedeki deniz yetki alanı tezleri tamamen boşa çıkabilir. Bu durum, Yunanistan'ın kara sularını genişletme gibi hamlelerini hızlandırmasına yol açabilir ancak hukuki ve siyasi riskleri de beraberinde getirir.

    Kaynak: Cumhuriyet Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • Bugün Kıbrıs
    ABD'li temsilciden uyarı: Türkiye ile İsrail'i kaza savaşa sokabilir
    Fotoğraf: Bugün Kıbrıs

    ABD'li diplomat Tom Barrack, Doha'daki Küresel Güvenlik Forumu'nda Türkiye ve İsrail ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulundu. İki ülkenin doğrudan bir çatışma istemediğini belirten Barrack, Suriye hava sahasındaki kontrolsüz hareketliliğin risk yarattığını vurguladı.

    • Suriye hava sahasındaki kontrolsüz askeri hareketlilik iki ülke arasında kaza riski doğuruyor.
    • İsrail'in Türkiye sınırına 35 kilometre uzaklıktaki operasyonu Ankara'ya bildirilmedi.
    • Şam yönetimi İsrail ile saldırmazlık anlaşmasını içeren bir mutabakata hazır.

    Washington yönetiminin Ortadoğu'daki geleneksel rolünü değiştirdiğini belirten Barrack, bölge ülkelerinin kendi güvenlikleri konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti. Yaklaşık 80 yıllık ABD merkezli güvenlik garantörlüğü politikasının yerini yeni bir hizalanma sürecine bıraktığını kaydetti.

    Konuşmanın en can alıcı noktalarından birini Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim oluşturdu. Barrack, iki tarafın bilinçli bir savaşa girmeyeceğini ancak asıl tehlikenin askeri faaliyetler sırasında yaşanabilecek istenmeyen kazalar olduğunu dile getirdi. İsrail'in Türkiye sınırına 35 kilometre mesafedeki bir hava üssüne düzenlediği operasyonun Ankara'ya önceden bildirilmediğini hatırlatan diplomat, Türk jetlerinin hızla havalanması durumunda krizin çok farklı bir boyuta evrilebileceğini belirtti.

    Suriye sahasındaki operasyonların artık son bulması gerektiğini savunan Barrack, Şam yönetiminin İsrail ile saldırmazlık anlaşmasına sıcak baktığını aktardı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin geçiş sürecinde yürüttüğü politikaları olumlu bulan diplomat, silahlı aktörlerin siyasi düzene entegre edilmesinin askeri yollarla tamamen tasfiye etmekten daha kalıcı sonuçlar vereceğini savundu.

    Konuşmasının son bölümünde ABD'nin geçmişteki rejim değiştirme girişimlerini de eleştiren Barrack, Washington'ın daha önceki 23 müdahale girişiminden beklenen sonuçları alamadığını itiraf etti. Bölge ülkelerinin dış müdahaleler yerine kendi aralarında yeni güvenlik mekanizmaları kurmasının kaçınılmaz hale geldiğini sözlerine ekledi.

    AI YORUMU

    Ankara ile Tel Aviv arasındaki tansiyonun siyasi söylemlerden ziyade sahadaki fiili askeri hareketlilik üzerinden okunması gerekiyor. Barrack'ın işaret ettiği 35 kilometrelik mesafe uyarısı, istihbarat ve erken uyarı mekanizmalarının ne denli kritik bir eşikte çalıştığını gösteriyor. Olası bir havada önleme veya yanlış anlama senaryosu, iki ülke arasında diplomatik kanalların kapalı olduğu bir dönemde istenmeyen bir tırmanmayı tetikleyebilir. Tarafların doğrudan çatışma niyeti olmasa bile sahadaki bu denetimsizlik, diplomasi alanı daraldıkça riski katlıyor.

    Kaynak: Bugün Kıbrıs Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler