PİYASA
Dünya

BM raporu: Küresel sıcaklık artışı 2100'e kadar 2,6 dereceyi bulacak

BM raporu: Küresel sıcaklık artışı 2100'e kadar 2,6 dereceyi bulacak Fotoğraf: The Eloquent Peasant · CC0 · Wikimedia Commons

Özet

Mevcut iklim taahhütlerinin tam olarak uygulanması durumunda bile yüzyıl sonuna kadar küresel sıcaklıkların 2,6 derece artması bekleniyor. ABD'nin emisyon artışı ve politikalarındaki değişiklikler ise iklim hedeflerine ulaşılmasını daha da zorlaştırıyor.

Öne çıkanlar

  • İklim planları eksiksiz uygulanırsa 2100'e kadar sıcaklık 2,6 derece artacak.
  • Mevcut politikalar sürerse artışın 2,8 dereceye ulaşacağı öngörülüyor.
  • ABD'nin emisyon artışı küresel toplam artışın yaklaşık yüzde 70'ini oluşturdu.

Haberin Detayı

Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından paylaşılan güncel veriler, dünya genelinde iklim hedeflerine yönelik beklentilerin geçen yıla kıyasla gerilediğini ortaya koyuyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin Paris İklim Anlaşması'ndan resmen ayrılması ve geçmiş dönem emisyon tahminlerinin güncellenmesi bu tabloda belirleyici rol oynadı. Ülkelerin sunduğu taahhütler eksiksiz yerine getirilse dahi sanayi öncesi döneme kıyasla yüzyıl sonuna kadar sıcaklıkların 2,6 derece artacağı hesaplanıyor.

Hükümetlerin yeni taahhütler vermeden mevcut politikalarıyla yola devam etmesi halinde ise sıcaklık artışının 2,8 dereceyi bulacağı tahmin ediliyor. Geçtiğimiz yıl ABD'de elektrik talebinin yükselmesi ve kömürden elektrik üretiminin yeniden hız kazanması sera gazı emisyonlarının artmasına neden oldu. Ülkenin emisyon miktarı 2025 yılında 133 milyon ton karbondioksit eşdeğeri artış gösterdi.

Dünya genelinde geçen yıl emisyonlarını artıran 124 ülke toplamda 189 milyon ton karbondioksit eşdeğeri ek emisyona yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri tek başına bu toplam artışın yaklaşık yüzde 70'lik kısmını sırtladı.

Climate Analytics Üst Yöneticisi Bill Hare ise ABD yönetiminin yenilenebilir enerji yatırımlarını engellerken kömür kullanımını desteklediğini belirtti. Alınan kararların ve artan emisyonların, uluslararası iklim mücadelesini zora soktuğu ve hedefleri tehlikeye attığı açıkça görülüyor.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Küresel iklim hedeflerinden sapılması, önümüzdeki yıllarda aşırı hava olayları ve ekonomik kayıplar açısından tüm ülkeleri doğrudan risk altına sokuyor. Yayımlanan 2,6 derecelik artış öngörüsü, ulusal emisyon azaltım planlarının mevcut haliyle yetersiz kaldığını net biçimde gösteriyor. Özellikle ABD kaynaklı emisyon artışının küresel toplamın yüzde 70'ini oluşturması, büyük ekonomilerin sorumluluğunu yerine getirmemesi durumunda bireysel çabaların boşa çıkacağını kanıtlıyor. Bu tablo değişmezse, yüzyıl sonunda tarım ve su kaynakları üzerinde baskı katlanarak artacaktır.

Kaynak: Anadolu Ajansı Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir. Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    • BBC Türkçe
    Birleşmiş Milletler raporu: Türkiye emisyon artıran ülkeler arasında
    Fotoğraf: BBC Türkçe

    Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın yayımladığı son rapora göre dünya 2,6 derece ısınma rotasındayken, Türkiye G20 içinde emisyonları artmaya devam eden ülkeler arasında bulunuyor.

    • Mevcut politikalar değişmezse küresel sıcaklık artışının bu yüzyılın sonunda 2,6-3,1 dereceye ulaşabileceği belirtiliyor.
    • Yenilenebilir enerji üretimi 2025 yılında 10.730 teravatsaat ile dünya genelinde ilk kez kömürü geride bıraktı.

    Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından hazırlanan Emissions Gap Report 2026, küresel iklim politikaları ile gerçek sera gazı salımları arasındaki devasa uçuruma dikkat çekiyor. Yayımlanan belgede, mevcut önlemlerin yetersiz kalması durumunda yüzyıl sonunda sıcaklık artışının Paris Anlaşması'nda hedeflenen 1,5 derecelik sınırın oldukça üzerine çıkacağı vurgulanıyor. Ulusal taahhütlerin eksiksiz uygulanması halinde bile dünyanın 2 derecenin üzerinde ısınma eğiliminde olduğu açıkça ifade ediliyor.

    Küresel emisyonların dörtte üçünden sorumlu olan G20 grubu ülkeleri raporda merkez konuma yerleştirilirken, Türkiye'nin salımlarının hâlâ yükseliş trendinde olması dikkat çekiyor. Rapora göre ülkenin 2025 yılındaki sera gazı salımlarının yaklaşık 24,4 milyon ton karbondioksit eşdeğeri kadar arttığı hesaplanıyor. Buna karşın açıklanan 2035 yılına ait 643 milyon tonluk hedef, ilave politika gerektirmemesi sebebiyle sınırlı bir iddia düzeyine sahip olarak değerlendiriliyor.

    Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Japonya ve Kanada gibi gelişmiş ekonomiler emisyonlarını azaltma patikasına girerken, Türkiye Rusya ile birlikte hedefleri mevcut senaryoların üzerinde kalan ülkeler arasında konumlanıyor. UNEP yetkilileri, enerji politikalarındaki net sıfır taahhütleri ile artan fosil yakıt üretim planları arasındaki çelişkinin küresel çabaları zayıflattığını belirtiyor.

    Tüm bu olumsuz tablonun yanı sıra temiz enerji alanında tarihi bir eşik geride bırakıldı. Geçtiğimiz yıl yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektrik 10.730 teravatsaat ile küresel üretimin yüzde 33,8'ini oluşturarak ilk kez kömürü geride bıraktı. Güneş ve rüzgar yatırımlarının maliyetlerindeki düşüş enerji dönüşümünü hızlandırsa da, uzmanlar bu oranın Paris hedeflerini yakalamak için hâlâ yetersiz olduğunun altını çiziyor.

    AI YORUMU

    Türkiye'nin iklim hedeflerini mevcut trendleri zorlamayacak kadar esnek tutması, gelecekte uluslararası ticaret kuralları ve karbon vergileri karşısında ciddi ekonomik riskler doğurabilir. G20 içinde emisyonlarını düşürmeyi başaran gelişmiş ekonomilerle kıyaslandığında, ülkenin sanayi ve enerji yatırımlarını dönüştürme konusunda daha agresif adımlar atması kaçınılmaz görünüyor. Eğer mevcut 643 milyon tonluk hedef sıkılaştırılmazsa, küresel iklim düzenlemeleri yerli üreticiler için ihracat pazarında telafisi güç maliyetler yaratacaktır.

    Kaynak: BBC Türkçe Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • CNN Türk
    Cakarta nüfusuyla zirveye yerleşti, Tokyo üçüncülüğe geriledi
    Fotoğraf: CNN Türk

    Birleşmiş Milletler raporuna göre küresel nüfus dengesi Asya yönünde değişti. Uzun süredir zirvede bulunan Tokyo üçüncü sıraya gerilerken Cakarta en kalabalık metropol oldu.

    • Cakarta 41,9 milyonluk nüfusuyla dünyanın bir numaralı megakenti oldu.
    • Tokyo 33,4 milyonluk nüfusuyla listenin üçüncü basamağına geriledi.
    • Türkiye'nin en kalabalık kenti İstanbul 15,1 milyonla 18. sırada yer aldı.

    Birleşmiş Milletler tarafından paylaşılan son küresel kentleşme görünümü raporu, dünya genelindeki büyük şehirlerin nüfus dağılımında köklü bir değişim yaşandığını gözler önüne serdi. Gezegenin en kalabalık yerleşim yerleri listesinde uzun yıllardır zirveyi kimseye kaptırmayan Asya merkezli metropollerin ağırlığı bir kez daha tescillendi. Yapılan araştırmalar, megakent sayısının dünya genelinde otuz üçe ulaştığını ve bu yerleşimlerin on dokuzunun doğrudan Asya kıtasında bulunduğunu ortaya koydu.

    Japonya'nın başkenti Tokyo, uzun süredir elinde tuttuğu birincilik unvanını devretmek zorunda kaldı. Otuz üç milyon dört yüz bin kişilik nüfusa sahip olan Tokyo, listede üçüncü sıraya gerilerken zirvenin yeni sahibi Endonezya'nın başkenti Cakarta oldu. Cakarta, kırk bir milyon dokuz yüz binlik devasa nüfusuyla listenin en tepesine yerleşti. İkinci sırada ise otuz altı milyon altı yüz bin kişiye ulaşan Bangladeş'in başkenti Dakka yer aldı.

    Uzman tahminlerine göre Dakka'nın mevcut büyüme ivmesini koruması durumunda, 2050 yılı itibarıyla elli iki milyon barajını aşması ve dünyanın en kalabalık şehri unvanını devralması bekleniyor. Küresel ölçekteki bu yoğun kentleşme dalgası, altyapı ve kaynak yönetimi gibi alanlarda yeni stratejilerin geliştirilmesini zorunlu kılıyor.

    Türkiye'nin en büyük kenti İstanbul da Birleşmiş Milletler verilerinde kendine yer buldu. On beş milyon on beş bin kişilik nüfusuyla listede on sekizinci sırada yer alan megakenti, on dört milyon beş yüz binlik nüfusuyla Moskova takip etti. Listenin diğer basamaklarında ise Pekin on yedi milyon, Meksika'nın başkenti on yedi milyon yedi yüz bin ve Sao Paulo on dokuz milyon nüfusla sıralandı.

    AI YORUMU

    Asya kıtasındaki hızlı kentleşme dalgası, yerel yönetimlerin altyapı yatırımlarını ve kaynak planlamasını tamamen yeniden ele almasını zorunlu kılıyor. Kırk iki milyona dayanan Cakarta nüfusu, geleneksel belediyecilik anlayışının ötesinde akıllı şehir çözümlerinin hayati olduğunu gösteriyor. İstanbul gibi on beş milyon eşiğindeki metropoller için ise ulaşım ve yoğunluk yönetimi önümüzdeki yıllarda en büyük sınaat alanı olmaya devam edecek. Bu devasa büyüme hızı kontrol altına alınamazsa, megakentler yakın gelecekte yaşanabilirlik krizleriyle karşı karşıya kalabilir.

    Kaynak: CNN Türk Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • hibya.com
    Çin'den Haiti'deki siyasi geçiş sürecine somut adım atma çağrısı
    Fotoğraf: hibya.com

    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oturumunda konuşan Çin temsilcisi Fu Cong, Haiti'deki siyasi krizin çözülmesi ve seçimlerin artık ertelenmemesi gerektiğini belirtti. Ülkedeki şiddet sarmalına dikkat çeken Pekin yönetimi, tarafların kişisel çıkarları bir kenara bırakarak sorumluluk üstlenmesini istedi.

    • Çin, Haiti'deki siyasi geçişin yavaşlaması ve seçimlerin sürekli ertelenmesinden duyulan endişeyi iletti.
    • Haiti yönetiminin ve siyasi partilerin kişisel hesapları bırakarak irade göstermesi istendi.
    • Ülkedeki yasa dışı silah akışının kesilmesi için BM yaptırımlarının ve ambargoların sıkı uygulanması çağrısı yapıldı.

    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde gerçekleştirilen Haiti oturumunda uluslararası toplumun bölgedeki tıkanıklığa yönelik endişeleri masaya yatırıldı. Toplantıda söz alan Çin'in BM Daimi Temsilcisi Fu Cong, uzun süredir devam eden siyasi geçiş sürecindeki yavaşlığın ve sürekli ertelenen oylamaların halkın güvenini sarstığını ifade etti. Karar alıcıların ve siyasi aktörlerin halkın huzurunu öncelemesi gerektiği vurgulandı.

    Haiti genelinde süregelen şiddet olaylarının derin bir kaygı kaynağı olmaya devam ettiği aktarıldı. Yetkililerin asli vazifelerini yerine getirerek kapasite inşasını hızlandırması ve halkın can güvenliğini sağlayacak stratejiler geliştirmesi talep edildi. Çin tarafı, yerel otoritelerin sorumluluk almaktan kaçınmaması gerektiğini açıkça dile getirdi.

    Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan yaptırım yetkilendirmesi süresinin uzatılması kararı olumlu karşılandı. Üye devletlerin, özellikle yasa dışı mühimmat ve silah sevkıyatının yapıldığı kaynak ülkelerin ambargolara harfiyen uyması gerektiği vurgulandı. Silah akışının kesilmesi olmadan huzurun tesis edilemeyeceği kaydedildi.

    Uluslararası ve bölgesel ortakların Haiti halkına verdiği desteğin önemine değinildi. BM kuruluşlarının yürüttüğü faaliyetlerin krizi aşmada kritik rol oynadığı belirtilerek ortak çabaların artırılması gerektiği ifade edildi.

    AI YORUMU

    Uluslararası toplumun çağrıları somut bir güvenlik mekanizmasıyla desteklenmediği sürece Haiti'deki siyasi tıkanıklığın aşılması zor görünüyor. Uzun yıllardır süren geçiş hükümetleri ve ertelenen seçimler, ülkedeki çete hakimiyetini zayıflatmak yerine artırdı. Yerel otoritelerin kapasitesi yetersiz kalırken silah ambargosunun kaynak ülkeler tarafından delinmesi krizin asıl kaynağını oluşturuyor. Bölgeye yönelik yardımların askeri ve lojistik denetimle birleştirilmemesi durumunda atılan diplomatik adımlar kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur.

    Kaynak: hibya.com Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • Haber Global
    Dünya genelinde yaban hayvanı popülasyonları yüzde 73 oranında azaldı
    Fotoğraf: Haber Global

    Küresel çapta izlenen yaban hayvanı topluluklarında ortalama yüzde 73 gerileme ölçüldü. Tatlı su ekosistemlerinde kayıp oranı yüzde 85 seviyesine ulaşırken, uzmanlar tarım ve enerji sistemlerinin acilen dönüştürülmesi gerektiğini vurguluyor.

    • Latin Amerika ve Karayipler'deki popülasyonlar yüzde 95 oranında azaldı.
    • Tatlı su ekosistemlerindeki canlı varlığı ortalama yüzde 85 geriledi.
    • WWF raporuna göre küresel gayrisafi hasılanın yarısı doğaya bağımlı.

    Dünya Doğayı Koruma Vakfı tarafından yayımlanan Yaşayan Gezegen Raporu, gezegendeki biyolojik çeşitliliğin karşı karşıya kaldığı tehlikenin boyutlarını gözler önüne seriyor. Binlerce omurgalı türüne ait on binlerce popülasyonu inceleyen araştırmacılar, yaban hayatı topluluklarının boyutunda ciddi bir küçülme tespit etti. Nehirlerin yönünün değiştirilmesi, baraj yapımı, su kirliliği ve aşırı avlanma gibi insan kaynaklı baskılar ekosistemleri hızla tüketiyor.

    Coğrafi bölgelere göre incelenen veriler tahribatın dalga dalga yayıldığını gösteriyor. Latin Amerika ve Karayipler bölgesindeki izlenen popülasyonlar yüzde 95 oranında azalırken, Afrika'da yüzde 80, Asya-Pasifik'te ise yüzde 49'luk düşüş kaydedildi. Kuzey Amerika ile Avrupa ve Orta Asya'daki daha düşük oranlar, bu bölgelerdeki doğal yaşam alanlarının ölçümler başlamadan çok önce büyük oranda zarar görmüş olmasından kaynaklanıyor.

    Doğadaki bu gerileme yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkıp doğrudan ekonomik bir krize evriliyor. Küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yarısı doğal sistemlerin sunduğu hizmetlere dayanırken, koruma altındaki kara ve iç su alanlarının oranı henüz yüzde 20 seviyesinde bulunuyor. Taahhüt edilen hedefler tutturulsa bile korunan alanların oranının sınırlı kalacağı öngörülüyor.

    Boğaziçi Üniversitesi'nden iklim bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz, yalnızca koruma alanları ilan etmenin tahribatı durdurmaya yetmeyeceğini belirtiyor. Kurnaz, tarım, arazi kullanımı, üretim ve tüketim alışkanlıklarının kökten değiştirilmesi gerektiğini savunuyor. Doğal kayıpları engellemek için enerji ve finans akışının doğayı koruyacak biçimde yeniden tasarlanması şart koşuluyor.

    AI YORUMU

    Canlı çeşitliliğindeki yüzde 73'lük düşüş, sadece çevresel bir kayıp değil, tarım ve içme suyu kaynaklarını doğrudan vuran ekonomik bir tehdittir. Latin Amerika'daki yüzde 95'lik erime, tatlı su ekosistemlerinin ne denli kırılgan bir eşikte olduğunu net biçimde kanıtlıyor. Mevcut koruma alanları toplam yüz ölçümünün yüzde 20'sini bile bulmazken, zararlı faaliyetlere aktarılan trilyonlarca dolarlık finansman durdurulmadığı sürece gıda üretim zincirleri tamamen çökme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

    Kaynak: Haber Global Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler