İsrail muhalefet lideri Gadi Eisenkot, son seçim sonuçlarının ardından halkın mevcut yönetime güvenmediğini belirterek Siyonist askerlik hükümeti kuracaklarını duyurdu. Katılım oranının yüzde 77,7 ile 1999 yılından bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı seçim süreci, ülkede yeni bir siyasi dönemin kapılarını aralıyor.
Öne çıkanlar
İsrail'de seçime katılım oranı yüzde 77,7 ile 1999'dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
Eisenkot, Netanyahu hükümetine ve askerlikten kaçınan bloklara olan güvensizliğin sandığa yansıdığını ifade etti.
Yeni hükümet hedefiyle kurulan siyasi oluşum, Arap partileriyle iş birliğine kapalı bir strateji izliyor.
Haberin Detayı
İsrail siyasetinde yeni seçim sonuçlarının ardından muhalefet kanadında önemli bir hareketlilik yaşanıyor. Meclis seçimlerinde oyların yüzde 90 oranında sayılmasıyla birlikte, muhalefet lideri Gadi Eisenkot, sosyal medya platformu üzerinden kamuoyuna hitap eden bir açıklamada bulundu. Eisenkot, seçmenlerin mevcut yönetime olan güvensizliğini dile getirerek, hedeflerinin Siyonist askerlik hükümeti kurmak olduğunu vurguladı.
Ülke genelinde sandığa katılım oranı, İsrail Merkez Seçim Komitesi verilerine göre yüzde 77,7 olarak kaydedildi. Bu oran, 2022 yılındaki seçimlerle kıyaslandığında 7,1 puanlık bir artışa tekabül ediyor ve 1999 yılından itibaren gerçekleşen en yüksek katılım seviyesi olarak kayıtlara geçiyor. Eisenkot, bu yüksek ilginin halkın değişim talebini net bir şekilde ortaya koyduğuna dikkat çekerek, bu sorumluluğu üstlenmeye hazır olduklarını belirtti.
Muhalefet lideri, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana görevde olan mevcut Netanyahu hükümetine karşı oluşan toplumsal tepkiyi merkeze alıyor. Askerlik hizmetinden kaçınan siyasi grupların son 20 yılın en düşük seviyesine gerilediğini savunan Eisenkot, kendi kurdukları yeni yapının halkın gerçek iradesini temsil ettiğini ifade etti. Bu söylemler, mevcut iktidar bloğunun zayıfladığına dair muhalefet kanadından gelen en somut iddialardan birini oluşturuyor.
Destekçilerine yönelik konuşmasında bir yıl içinde sıfırdan bir parti kurduklarını hatırlatan Eisenkot, ortaya koydukları alternatifin iktidara gelmeye hazır olduğunu savundu. Kendisine güvenen yüz binlerce İsrailliye teşekkür eden muhalefet lideri, önlerindeki dönemin çalışma ve başarı odaklı geçeceğine dair söz verdi. Bu yeni siyasi oluşumun, İsrail'in temel değerlerine ve Siyonist ilkelere bağlı kalacağını vurgulayarak seçmen tabanına mesaj yolladı.
Eisenkot'un özellikle Siyonist askerlik vurgusu, İsrail Meclisi'ndeki 19 sandalyeye sahip olan Arap partileriyle uzlaşıya gitmeyeceklerinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Söz konusu ifade biçimi, yeni kurulacak muhtemel bir koalisyonun rotasını belirleyecek bir sınır olarak kabul ediliyor. Seçim sonuçlarının kesinleşmesiyle birlikte, Eisenkot'un bu stratejisinin koalisyon görüşmelerinde nasıl bir karşılık bulacağı merak konusu olmaya devam ediyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Eisenkot'un kurmayı hedeflediği bu yapı, İsrail'deki siyasi kutuplaşmanın ordu merkezli bir söylemle yeniden tanımlanacağını gösteriyor. Katılımın yüzde 77,7'ye ulaşması, seçmenin mevcut Netanyahu yönetimine verdiği tepkinin derinliğini yansıtıyor. Ancak Arap partilerini denklem dışı bırakan bu yaklaşım, hükümet kurma sürecinde çok dar bir alanda manevra yapılmasına neden olabilir. Bu strateji, koalisyonun istikrarı için diğer sağ partilerle kurulacak pazarlıkların son 20 yılın en zorlu süreci olacağını düşündürüyor.
İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Ortak Arap Listesi, Binyamin Netanyahu hükümetini devirmek amacıyla muhalefete Yahudi-Arap ortaklığına dayalı bir değişim önerdi. Seçim sonuçlarına göre 19 milletvekili kazanan blok, muhalefetle birleşerek çoğunluğu elde etmeyi hedefliyor.
Ortak Arap Listesi 19 milletvekiliyle seçimlerde rekor sandalye sayısına ulaştı.
Muhalefet bloğu ve Arap partilerinin toplam milletvekili sayısı 67’ye ulaşıyor.
Yusuf Cabbarin, hükümetin ırkçı ve dışlayıcı politikalarına karşı eşitlikçi ortaklık çağrısında bulundu.
İsrail'de gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin ardından siyasi dengeler yeniden şekillenirken, Ortak Arap Listesi temsilcilerinden dikkat çeken bir hamle geldi. Cabbarin, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada mevcut iktidarın politikalarına karşı güçlü bir alternatif oluşturulması gerektiğini savundu.
Muhalefet blokları ile yapılacak bir ittifakın ülkedeki siyasi tıkanıklığı aşabileceğini belirten Cabbarin, Yahudi-Arap ortaklığının temel ilkelerini vurguladı. Söz konusu iş birliğinin sadece seçim odaklı değil, eşitlikçi ve kapsayıcı bir anlayışla yürütülmesi gerektiğinin altını çizen Cabbarin, hükümetin dışlama ve ırkçılık odaklı uygulamalarının toplumsal barışa zarar verdiğini öne sürdü. Bu açıklamalar, seçim sonuçlarının ardından muhalefet kanadının nasıl bir strateji izleyeceğine dair merakı artırdı.
Resmi olmayan seçim sonuçlarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar bloku parlamentoda 53 sandalyede kalırken, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un öncülük ettiği muhalefet bloku ise 48 milletvekili kazandı. Ancak İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden partilerin bu seçimlerde 19 milletvekili çıkararak rekor kırması, denklemi kökten değiştirdi. Muhalefet blokunun 48 milletvekili ile Filistin asıllıların partilerinin sahip olduğu 19 koltuk birleştiğinde, toplam sayı 67 milletvekiline ulaşıyor.
Parlamentodaki 67 milletvekilli bu toplam sayı, koalisyon hükümetini kurmak için gerekli olan çoğunluğu tek başına sağlıyor. Bu durum, Netanyahu'nun iktidarını koruma çabaları karşısında muhalefetin elinde ciddi bir pazarlık ve yönetim gücü olduğunu gösteriyor. Taraflar arasındaki ideolojik farklılıklar ve geçmişteki siyasi gerilimler, kurulabilecek bir ortaklığın önündeki temel zorluklar olarak değerlendiriliyor.
Cabbarin, sundukları alternatifin ırkçılık ve dışlama politikalarından uzak, tamamen farklı bir yönetim vizyonuna dayandığını ifade etti. İktidarın devrilmesi için gerekli adımları atmaya hazır olduklarını kaydeden Cabbarin, siyasi değişimin ancak gerçek bir ortaklık ile mümkün olabileceğini yineledi. Önümüzdeki günlerde muhalefet liderlerinin bu çağrıya nasıl yanıt vereceği ve meclis içerisinde nasıl bir bloklaşma yaşanacağı merak konusu olmaya devam ediyor.
AI YORUMU
Muhalefetin 67 sandalyelik matematiksel çoğunluğa sahip olması, Netanyahu döneminin sona ermesi için en somut gerekçeyi sunuyor. Ancak bu birlikteliğin gerçekleşmesi, ideolojik tabanları birbirinden oldukça farklı olan muhalefet partileri ile Filistinli temsilcilerin ortak bir paydada buluşmasına bağlı. Siyasi uzlaşma sağlanamazsa, parlamento içinde yeni bir kriz ve erken seçim süreci kaçınılmaz olabilir.
İsrail'de son otuz yılın en yüksek katılımlı seçimi yapılmasına rağmen, hiçbir siyasi parti net bir çoğunluk elde edemedi. Yüzde 77'yi aşan seçmen katılımına karşın ortaya çıkan siyasi düğüm, ülkenin yönetiminde büyük bir belirsizliğe yol açıyor.
Seçime katılım oranı yüzde 77 seviyesine ulaşarak son otuz yılın zirvesini gördü.
Benjamin Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi mecliste en fazla sandalyeye sahip güç konumunda.
Eski ordu şefi Gadi Eisenkot, halkın görev süresinin sona ermesini istediğini savundu.
İsrail sandık başına gitti, ancak seçim sonuçları ülkenin beklediği siyasi netliği beraberinde getirmedi. Son yirmi dokuz yılın en yoğun seçmen hareketliliğinin gözlendiği seçimlerde, halkın yüzde 77'sinden fazlası oyunu kullanmak üzere sandık merkezlerine akın etti. Bu denli yüksek bir katılıma rağmen, ortaya çıkan tablo herhangi bir partinin tek başına iktidar kurmasına izin verecek net bir zaferi işaret etmiyor.
Mevcut Başbakan Benjamin Netanyahu, seçim gecesi yaptığı ilk açıklamalarda güçlü bir sağ kanat hükümeti kurma çağrısında bulundu. Likud Partisi'nin Knesset'te yani İsrail parlamentosunda en büyük grubu oluşturacağı şimdiden netleşmiş durumda. Buna rağmen parlamentodaki koltuk dağılımı, Netanyahu'nun tek başına bir hükümet kurması için gerekli olan çoğunluk sayısının altında kalıyor.
Seçim rekabetinin diğer tarafında ise eski ordu şefi Gadi Eisenkot yer alıyor. Eisenkot, seçim sonuçlarının seçmenlerin mevcut yönetimin sona ermesini talep ettiği anlamına geldiğini savunarak Netanyahu'nun liderliğine karşı sert bir muhalefet sergiliyor. Siyasi sahadaki bu kutuplaşma, seçim öncesinde tahmin edilen dramatik çıkmazın tam olarak gerçekleştiğini doğrular nitelikte.
Ülkenin siyasi geleceği üzerindeki bu sis perdesi, koalisyon görüşmelerinin önümüzdeki haftalarda İsrail'in bir numaralı gündem maddesi olacağını gösteriyor. Meclisteki küçük partilerin ve blokların nasıl bir tutum takınacağı, yeni hükümetin kurulup kurulamayacağını belirleyen en temel değişken olacak. Mevcut sistemde hiçbir tarafın mutlak hakimiyet kuramaması, ülkeyi erken seçim ihtimalleriyle de karşı karşıya bırakabilir.
Hükümet kurma sürecinin karmaşıklığı, İsrail'in iç siyasi dengelerini derinden etkileyen bir sürece işaret ediyor. Netanyahu ve rakibi Eisenkot arasındaki bu çekişme, sadece parlamento içindeki sandalye kavgasını değil, aynı zamanda ülkenin yönetim felsefesine dair taban tabana zıt yaklaşımları da temsil ediyor. Siyasi tarafların uzlaşmaya yanaşmaması durumunda, seçmenlerin iradesinin bir sonraki süreçte nasıl şekilleneceği ise henüz belirsizliğini koruyor.
AI YORUMU
Seçim sonuçları İsrail'in siyasi iklimindeki derin çatlağın rakamlarla tescillendiğini ortaya koyuyor. Yüzde 77 gibi yüksek bir katılım oranına rağmen parlamentoda hiçbir blokun çoğunluğu sağlayamaması, hükümetin kurulma sürecini tamamen küçük partilerin insafına bırakıyor. Bu durum, önceki seçim dönemlerine kıyasla çok daha uzun sürecek ve oldukça kırılgan bir koalisyon pazarlığına işaret ediyor. Eğer taraflar arasında orta yol bulunamazsa, seçmenlerin kısa süre içerisinde yeniden sandık başına gitmesi kaçınılmaz bir senaryo olarak masada duruyor.
İsrailli analistler, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun seçim sonuçlarını lehine çevirmek amacıyla yeni bir bölgesel çatışma başlatabileceğini öne sürüyor. Muhalefeti birlik hükûmetine zorlamayı hedefleyen bu stratejinin, özellikle seçim sonuçlarının netleşmediği karmaşık senaryolarda devreye girebileceği ifade ediliyor.
Netanyahu, iktidarda kalmak için bölgesel bir savaş başlatmayı en kolay seçenek olarak görüyor.
Analistler, el-Halil'deki saldırının seçim öncesinde güvenlik aciliyeti yaratmak için kullanıldığını savunuyor.
İsrail ordusu ve genelkurmay başkanlığı, seçim arifesinde tırmanış yaşanmaması için çaba gösteriyor.
İsrailli siyasi gözlemciler, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun seçimlerde beklediği net galibiyeti alamaması durumunda, koltuğunu korumak için bölgesel bir savaş düğmesine basabileceği uyarısında bulunuyor. Yedioth Ahronoth gazetesinden Nahum Barnea, Netanyahu'nun iktidar değişimini geciktirmek amacıyla Amerikan yönetimiyle koordineli veya bağımsız yeni bir askerî operasyon başlatabileceğini belirtti. Seçim sonuçlarının koalisyon bloku lehine kesinleşmediği bir senaryoda, muhalefet liderlerinin baskı altına alınarak bir birlik hükûmetine dahil edilmesinin planlandığı ifade ediliyor.
Barnea, bu stratejinin tamamen hayali olmadığını, son iki haftada Netanyahu'nun benzer girişimlerde bulunduğunu ancak ABD yönetimi ve İsrail ordusunun çekinceleriyle engellendiğini hatırlattı. Benzer bir durumun yeniden tetiklenmesi halinde, Tel Aviv'e yönelik füze tehditleri gibi güvenlik unsurlarının muhalefet rakipleri Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett üzerinde büyük bir psikolojik baskı oluşturması hedefleniyor. Analistlere göre, seçim sonuçları netleşir netleşmez hızla hareket edilerek meşru bir hükûmetin kurulması, bu tür bir askerî manipülasyonun önüne geçebilecek tek seçenek olarak öne çıkıyor.
Askerî analist Amos Harel ise 23 Ekim'de el-Halil'de gerçekleşen silahlı saldırının Netanyahu için politik bir malzeme sunduğuna dikkat çekiyor. Harel'e göre, Batı Şeria'da güvenlik aciliyeti hissi yaratarak kamuoyunu konsolide etmeye çalışan Başbakan, seçimi kazanması halinde İsrail'in ekonomi ve diplomasi alanında dünyadan daha izole bir yapıya bürüneceğini öngörüyor. İsrailli yetkililerin, saldırganların Hamas bağlantısına dair aceleci açıklamaları, olayın seçim kampanyasının bir parçası olarak kurgulandığı şüphesini güçlendiriyor.
Netanyahu'nun rakiplerinin ise seçim yenilgisini kabullenmiş görünmemek için bu savaş tehdidine karşı sessiz kalmayı tercih etmesi, siyasetteki gerilimi artırıyor. İsrail ordusunun, güvenlik krizlerinin seçim malzemesi yapılmasına karşı mesafeli durmaya çalıştığı gözlemlense de, hükûmet kurma müzakereleri sırasında yaşanacak bir krizde ordu yönetiminin nasıl tavır alacağı belirsizliğini koruyor. Harel, seçim gününün ertesinde bile Netanyahu'nun koltuğunu bırakmaya niyetli olmadığını, bu nedenle siyasi belirsizliğin uzun süreceğini vurguluyor.
Sonuç olarak, İsrail siyasetindeki bu hamlelerin ülkenin dış ilişkilerini nasıl etkileyeceği merak konusu olmaya devam ediyor. Ekonominin dünyadan kopması ve İran, Kuzey Kore veya Rusya benzeri alışılmadık yöntemlerle ayakta kalmaya çalışması, Netanyahu'nun vizyonunun parçası olarak değerlendiriliyor. Seçim sandıklarından çıkacak sonuçlar, yalnızca yeni hükûmetin kim olacağını değil, bölgedeki askerî gerilimin derecesini de belirleyecek kritik bir eşik olarak kabul ediliyor.
AI YORUMU
Netanyahu'nun siyasi bekasını askerî gerilimler üzerinden kurgulaması, İsrail iç siyasetini demokratik meşruiyetten güvenlik odaklı bir kaosa sürüklüyor. Özellikle 23 Ekim'deki saldırı gibi somut olayların, önceden hazırlanmış bir anlatı çerçevesinde seçim kampanyasına dahil edilmesi, kurumların siyasi amaçlarla araçsallaştırıldığını gösteriyor. Muhalefetin bu stratejiyi etkisiz kılmak için elinde tuttuğu tek koz, seçim sonuçlarını beklemeden hızlı bir uzlaşıya varmak gibi görünüyor. Eğer seçim sonuçları netleşmezse, bölgedeki askerî risklerin artması sadece İsrail için değil, tüm komşuları için yeni bir belirsizlik dönemi başlatacaktır.
İsrail tarihindeki en kritik seçimlerden birinde sandık başına giden seçmenler, mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu yönetimini oyluyor. 7 Ekim saldırıları sonrası ilk kez düzenlenen seçimlerde katılım oranı tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşırken, hiçbir bloğun tek başına hükümet kuracak sayıya ulaşamayacağı öngörülüyor.
Sandık başında bugüne kadarki en yüksek katılım oranı kaydedildi.
Binyamin Netanyahu ile eski askeri şef Gadi Eisenkot arasındaki yarış başa baş gidiyor.
Hiçbir siyasi bloğun hükümet kurmak için gereken 61 koltuk sayısına ulaşması beklenmiyor.
İsrail halkı, 7 Ekim tarihinde gerçekleşen Hamas liderliğindeki saldırılar ve ardından başlayan savaş sürecinin gölgesinde sandık başına gitti. Seçimler, ülkenin yakın siyasi tarihindeki en büyük kırılma noktalarından biri olarak kabul edilirken, süreç büyük oranda Binyamin Netanyahu'nun görevde kalıp kalmayacağına dair bir referandum niteliği taşıyor. Gün boyu süren oy verme işlemlerinde, ülke tarihinin en yüksek katılım oranlarına ulaşıldığı rapor edildi.
Kamuoyu yoklamaları, 1996 yılından bu yana aktif siyasetin merkezinde yer alan Netanyahu ile Gadi Eisenkot arasında kıyasıya bir rekabet olduğunu gösteriyor. Başbakanlık koltuğu için yarışan bu iki isim ve bağlı oldukları bloklar, hükümet kurmak için gerekli olan 61 sandalye sınırını geçmekte zorlanıyor. Bu durum, seçim sonrası haftalar hatta aylar sürebilecek zorlu koalisyon görüşmelerinin kapısını aralıyor.
Seçim kampanyası boyunca güvenlik politikaları ve demokrasi tartışmaları öne çıktı. Muhalefet kanadı, 1.200 kişinin yaşamını yitirdiği ve 251 kişinin rehin alındığı 7 Ekim saldırılarını bir güvenlik başarısızlığı olarak nitelendirerek Netanyahu'yu sert şekilde eleştirdi. Başbakan ise kendisini 'Sayın Güvenlik' olarak konumlandırarak, Orta Doğu'daki stratejik hamlelerini ve ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerini seçmenlere hatırlatmaya devam etti.
Netanyahu'nun seçim gününde Arap seçmenlerin yoğun katılımını 'acil durum' olarak tanımlayıp destekçilerini oy kullanmaya çağırması, sandık başında tansiyonu yükseltti. Likud partisi, oy verme süresinin uzatılması yönünde talepte bulunurken, Gadi Eisenkot'un ekibi bu adımı seçim güvenliğini zayıflatma girişimi olarak niteleyerek eleştirdi. Ülke genelinde bazı sandıklarda usulsüzlük şikayetleri yaşanmış olsa da, Merkezi Seçim Komitesi sistematik bir müdahale kanıtı olmadığını açıkladı.
Yeni kurulan Yashar Partisi lideri Eisenkot'un öncülük ettiği 'değişim bloku', farklı ideolojik görüşlere sahip ancak Netanyahu'yu iktidardan uzaklaştırma ortak paydasında birleşen partilerden oluşuyor. Eski Başbakan Naftali Bennett, Avigdor Lieberman ve Yair Golan gibi isimlerin yer aldığı bu grup, Netanyahu'nun mevcut aşırı sağcı koalisyonuna ciddi bir alternatif oluşturmayı hedefliyor. Seçim sonuçları, İsrail'in gelecekteki güvenlik ve yargı reformu politikalarının nasıl şekilleneceğini belirleyecek.
Netanyahu ise, yolsuzluk suçlamalarıyla süren davasına ve yargı sistemini değiştirmeyi hedefleyen tartışmalı planlarına rağmen, radikal sağcı ve ultra-Ortodoks partilerle ittifakını korumaya odaklanıyor. Özellikle ultra-Ortodoks Yahudi erkeklerin askerlik hizmetine alınması konusu, hükümetin Supreme Court kararlarını uygulamaması nedeniyle seçimin en kutuplaştırıcı başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Seçimlerin ardından İsrail'i bekleyen tablo, ülkenin siyasi yapısını uzun vadede kökten değiştirebilir.
AI YORUMU
İsrail siyaseti, 7 Ekim sonrası oluşan güvenlik zafiyeti algısı ve yargı reformu tartışmalarıyla kendi içinde bir tıkanma noktasına gelmiş durumda. Mevcut seçimlerde görülen yüksek katılım oranı, halkın mevcut yönetim biçimine karşı duyduğu tepkinin veya arayışın sandığa yansımasıdır. Hiçbir bloğun 61 sandalye hedefine ulaşamaması, ülkenin koalisyon pazarlıklarına mahkum kalacağını gösteriyor. Netanyahu'nun 'Mr. Security' retoriği ile muhalefetin 'demokrasi ve güvenlik başarısızlığı' vurgusu arasındaki fark, seçmenin güvenlik ile hukuk devleti ilkeleri arasında bir tercih yapmaya zorlandığını kanıtlıyor.