İsrail'de seçim sandıkları açılırken Savunma Bakanı Yisrael Katz, İran'a yönelik operasyon planlarında kararlı olduklarını duyurdu. Katz, askeri yetkililerle siyasi irade arasında görüş ayrılığı olduğu iddialarını reddederek ordu içindeki koordinasyonun tam olduğunu savundu.
Öne çıkanlar
Savunma Bakanı Katz, İsrail ordusunun İran'a yönelik saldırı planlarına hazır olduğunu belirtti.
Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, Netanyahu'yu güvenlik bürokrasisini siyasi amaçlarla kullanmakla suçladı.
İsrail basınında ordu komuta kademesi ile Başbakan Netanyahu arasında anlaşmazlık yaşandığı öne sürülmüştü.
Haberin Detayı
İsrail'de hükümeti ve yeni parlamentoyu belirlemek için yapılan seçimlerin ardından oy sayım işlemleri devam ederken, Savunma Bakanı Yisrael Katz'dan İran'a yönelik sert bir mesaj geldi. Katz, ABD merkezli X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun İran'a yönelik saldırı planlarında ABD ile tam bir ortaklık içinde hareket ettiğini vurguladı. Bakan, ordu birimlerinin bugün yapılan görüşmelere katıldığını ve alınan askeri kararların sahada büyük bir kararlılıkla uygulanacağını ifade etti.
Bakanın açıklamaları, seçim süreciyle eş zamanlı olarak kamuoyuna yansıyan ordu ile hükümet arasındaki fikir ayrılıklarına dair iddiaları doğrudan hedef aldı. Katz, bu tür spekülasyonların gerçeği yansıtmadığını ve güvenlik bürokrasisi ile siyasi irade arasında bir çatışma bulunmadığını iddia ederek tartışmaları sonlandırmaya çalıştı.
Partisinin genel merkezinde destekçilerine seslenen Eisenkot, Netanyahu'nun mevcut halk desteğini yitirdiğini ve fiilen geçici bir başbakan statüsünde olduğunu belirtti. Eisenkot'un bu çıkışı, hükümetin seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla ülke güvenliğini bir araç olarak kullanabileceği endişesini tetikledi.
Eisenkot, konuşmasında ordu komutanlarına seslenerek her türlü siyasi baskı girişimine karşı durmaları gerektiği çağrısında bulundu. Komuta kademesine devletin ve vatandaşların güvenliğini öncelemelerini hatırlatan Eisenkot, Netanyahu'nun kişisel siyasi ihtiyaçları için güvenlik kurumlarını zorlamaması gerektiğini vurguladı. Eski Genelkurmay Başkanı, askeri yetkililerin sadece kamu çıkarlarına hizmet etmesi gerektiğini ifade ederek siyaset ve ordu arasındaki çizginin korunmasının hayati olduğunu ifade etti.
Savunma Bakanı Yisrael Katz ise Eisenkot'un bu çağrılarını ve hükümetin güvenliği siyasallaştırdığı yönündeki iddialarını gerçek dışı olarak nitelendirdi. Katz, ordu komuta kademesinin siyasi etkilerden bağımsız bir şekilde operasyonel hazırlıklarını sürdürdüğünü ve İran'a karşı belirlenen stratejik rotada bir sapma yaşanmadığını savundu. Seçim sonuçlarının netleşmeye başladığı bu saatlerde, hem askeri hem de siyasi tarafların İran konusundaki açıklamaları ülkenin güvenlik gündemini belirlemeye devam ediyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
İsrail'deki iktidar mücadelesi, İran'a yönelik askeri stratejilerin seçim kampanyası malzemesi haline gelmesiyle yeni bir boyuta taşındı. Bakan Katz'ın ordu ile tam uyum mesajı, sadece dış tehdide değil, aynı zamanda Netanyahu hükümetinin meşruiyetine yönelik içeriden gelen eleştirilere karşı bir kalkan niteliği taşıyor. Eisenkot gibi eski bir Genelkurmay Başkanı'nın güvenlik bürokrasisine doğrudan müdahale çağrısı yapması, ordu üzerinde siyasi baskının tahmin edilenden çok daha yoğun olduğunu kanıtlıyor. Önümüzdeki günlerde kurulacak hükümetin yapısı, İran'a karşı geliştirilen saldırı planlarının sadece bir söylem olarak mı kalacağını yoksa sahada bir operasyona mı dönüşeceğini belirleyecektir.
İsrail tarihindeki en kritik seçimlerden birinde sandık başına giden seçmenler, mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu yönetimini oyluyor. 7 Ekim saldırıları sonrası ilk kez düzenlenen seçimlerde katılım oranı tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşırken, hiçbir bloğun tek başına hükümet kuracak sayıya ulaşamayacağı öngörülüyor.
Sandık başında bugüne kadarki en yüksek katılım oranı kaydedildi.
Binyamin Netanyahu ile eski askeri şef Gadi Eisenkot arasındaki yarış başa baş gidiyor.
Hiçbir siyasi bloğun hükümet kurmak için gereken 61 koltuk sayısına ulaşması beklenmiyor.
İsrail halkı, 7 Ekim tarihinde gerçekleşen Hamas liderliğindeki saldırılar ve ardından başlayan savaş sürecinin gölgesinde sandık başına gitti. Seçimler, ülkenin yakın siyasi tarihindeki en büyük kırılma noktalarından biri olarak kabul edilirken, süreç büyük oranda Binyamin Netanyahu'nun görevde kalıp kalmayacağına dair bir referandum niteliği taşıyor. Gün boyu süren oy verme işlemlerinde, ülke tarihinin en yüksek katılım oranlarına ulaşıldığı rapor edildi.
Kamuoyu yoklamaları, 1996 yılından bu yana aktif siyasetin merkezinde yer alan Netanyahu ile Gadi Eisenkot arasında kıyasıya bir rekabet olduğunu gösteriyor. Başbakanlık koltuğu için yarışan bu iki isim ve bağlı oldukları bloklar, hükümet kurmak için gerekli olan 61 sandalye sınırını geçmekte zorlanıyor. Bu durum, seçim sonrası haftalar hatta aylar sürebilecek zorlu koalisyon görüşmelerinin kapısını aralıyor.
Seçim kampanyası boyunca güvenlik politikaları ve demokrasi tartışmaları öne çıktı. Muhalefet kanadı, 1.200 kişinin yaşamını yitirdiği ve 251 kişinin rehin alındığı 7 Ekim saldırılarını bir güvenlik başarısızlığı olarak nitelendirerek Netanyahu'yu sert şekilde eleştirdi. Başbakan ise kendisini 'Sayın Güvenlik' olarak konumlandırarak, Orta Doğu'daki stratejik hamlelerini ve ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerini seçmenlere hatırlatmaya devam etti.
Netanyahu'nun seçim gününde Arap seçmenlerin yoğun katılımını 'acil durum' olarak tanımlayıp destekçilerini oy kullanmaya çağırması, sandık başında tansiyonu yükseltti. Likud partisi, oy verme süresinin uzatılması yönünde talepte bulunurken, Gadi Eisenkot'un ekibi bu adımı seçim güvenliğini zayıflatma girişimi olarak niteleyerek eleştirdi. Ülke genelinde bazı sandıklarda usulsüzlük şikayetleri yaşanmış olsa da, Merkezi Seçim Komitesi sistematik bir müdahale kanıtı olmadığını açıkladı.
Yeni kurulan Yashar Partisi lideri Eisenkot'un öncülük ettiği 'değişim bloku', farklı ideolojik görüşlere sahip ancak Netanyahu'yu iktidardan uzaklaştırma ortak paydasında birleşen partilerden oluşuyor. Eski Başbakan Naftali Bennett, Avigdor Lieberman ve Yair Golan gibi isimlerin yer aldığı bu grup, Netanyahu'nun mevcut aşırı sağcı koalisyonuna ciddi bir alternatif oluşturmayı hedefliyor. Seçim sonuçları, İsrail'in gelecekteki güvenlik ve yargı reformu politikalarının nasıl şekilleneceğini belirleyecek.
Netanyahu ise, yolsuzluk suçlamalarıyla süren davasına ve yargı sistemini değiştirmeyi hedefleyen tartışmalı planlarına rağmen, radikal sağcı ve ultra-Ortodoks partilerle ittifakını korumaya odaklanıyor. Özellikle ultra-Ortodoks Yahudi erkeklerin askerlik hizmetine alınması konusu, hükümetin Supreme Court kararlarını uygulamaması nedeniyle seçimin en kutuplaştırıcı başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Seçimlerin ardından İsrail'i bekleyen tablo, ülkenin siyasi yapısını uzun vadede kökten değiştirebilir.
AI YORUMU
İsrail siyaseti, 7 Ekim sonrası oluşan güvenlik zafiyeti algısı ve yargı reformu tartışmalarıyla kendi içinde bir tıkanma noktasına gelmiş durumda. Mevcut seçimlerde görülen yüksek katılım oranı, halkın mevcut yönetim biçimine karşı duyduğu tepkinin veya arayışın sandığa yansımasıdır. Hiçbir bloğun 61 sandalye hedefine ulaşamaması, ülkenin koalisyon pazarlıklarına mahkum kalacağını gösteriyor. Netanyahu'nun 'Mr. Security' retoriği ile muhalefetin 'demokrasi ve güvenlik başarısızlığı' vurgusu arasındaki fark, seçmenin güvenlik ile hukuk devleti ilkeleri arasında bir tercih yapmaya zorlandığını kanıtlıyor.
İsrail'de Gazze ve Lübnan'daki çatışmaların ardından gerçekleştirilecek genel seçimlerde 120 milletvekili belirleniyor. Yaklaşık 7,3 milyon seçmen, 12 bin 18 seçim istasyonunda kurulan 18 bin sandıkta oy kullanarak hükümetin geleceğini ve koalisyon yapısını tayin edecek.
7,3 milyon seçmen, 120 üyeli parlamentoyu belirlemek için 18 bin sandıkta oy kullanıyor.
Seçim organizasyonu için 690 milyon şekel bütçe ayrıldı ve 100 bin personel görevlendirildi.
Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı blok ile Gadi Eisenkot'un muhalefet bloğu arasında yarış yaşanıyor.
İsrail, Gazze Şeridi'ndeki büyük yıkım, Lübnan'ın güneyindeki işgal süreçleri ve İran'a karşı yürütülen askeri operasyonların gölgesinde sandık başına gidiyor. Ülke meclisinin 26. dönemi için yapılacak bu seçimler, sadece yeni milletvekillerini değil, aynı zamanda kurulacak hükümetin kimler tarafından oluşturulacağını da belirleyecek. İsrail Merkez Seçim Komitesi tarafından açıklanan resmi verilere göre, 7,3 milyon seçmenin oy kullanma hakkı bulunuyor.
Seçim süreci için ülke genelinde 12 bin 18 ayrı noktada toplam 18 bin sandık kurulması kararlaştırıldı. Organizasyonun güvenliğini ve işleyişini sağlamak amacıyla 100 bin personel görev yaparken, istasyonlara güvenliği artırmak için 15 bin kamera yerleştirildi. Bu yoğun operasyonel süreç için ayrılan toplam bütçe ise 690 milyon şekel, yani yaklaşık 220 milyon dolar olarak belirlendi.
Nispi temsil sisteminin uygulandığı ülkede, seçmenler doğrudan adaylara değil, siyasi partilere veya listelere oy veriyor. Toplam 37 farklı listenin yarışacağı seçimde, yüzde 3,25 olan seçim barajını geçemeyen partilerin oyları sandalye dağılımına dahil edilmiyor. İsrail vatandaşı olan 1,2 milyon Filistinli, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 21'ini oluşturmasına rağmen siyasi temsilde zorlu bir dengeyi temsil ediyor.
Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te yaşayan 750 binin üzerindeki İsrailli yerleşimci oy kullanabilirken, aynı bölgelerde yaşayan milyonlarca Filistinli vatandaşlık hakları olmadığı için seçim süreçlerinin dışında tutuluyor. Yurt dışında bulunan İsrail vatandaşları için ise sadece görevli diplomatlar haricinde sandık imkanı sağlanmıyor; oy kullanmak isteyenlerin bizzat İsrail'e gelmesi gerekiyor. Suriye ve Lübnan cephelerinde görev yapan askerlerin oy verme işlemi ise 20 Ekim itibarıyla başlatıldı.
Kamuoyu araştırmaları, seçimin Başbakan Binyamin Netanyahu'nun liderlik ettiği aşırı sağcı koalisyon ile Gadi Eisenkot'un başını çektiği Siyonist muhalefet bloğu arasında düğümleneceğini gösteriyor. Netanyahu, aralıklarla 19 yıl süren başbakanlık kariyerini devam ettirmek isterken, muhalefet cephesi ise Eisenkot'un liderliğinde bir değişim hedefliyor. Anketlerin büyük çoğunluğu, hiçbir tarafın mecliste tek başına çoğunluğu sağlayamayacağına işaret ediyor.
Son dönemde Benny Gantz liderliğindeki Mavi-Beyaz Partisi'nin çekilmesi ve Ahi Partisi'nin yarıştan ayrılması, siyasi dengeleri etkileyen diğer gelişmeler arasında öne çıkıyor. Netanyahu'nun, ultra-Ortodoks partilere bazı vaatlerde bulunarak desteğini konsolide etmeye çalıştığı gözlemleniyor. Seçim sonuçları, İsrail'in önümüzdeki dört yıl boyunca izleyeceği güvenlik ve dış politika stratejileri üzerinde belirleyici rol oynayacak.
AI YORUMU
Seçim sonuçları, İsrail'in savaş sonrası rotasını belirleyecek olmasının yanı sıra koalisyon pazarlıklarının nasıl şekilleneceğini de doğrudan etkileyecek. Anketlerin hiçbir bloğun çoğunluğa ulaşamayacağını öngörmesi, seçimden sonra uzun süren ve belirsizlikle dolu bir hükümet kurma sürecinin bizi beklediğini gösteriyor. Özellikle 37 farklı listenin yarıştığı bir ortamda, barajı geçen küçük partilerin koalisyon kurma aşamasındaki kilit rolü, siyasi istikrarı zorlayacaktır. Bu tablo, seçmenin sadece bir partiyi değil, aynı zamanda kurulacak hükümetin ideolojik sınırlarını da belirleyeceği bir sürece işaret ediyor.
İsrail'de seçmenler, 1988 yılından bu yana ilk defa zamanında gerçekleştirilecek genel seçim için yarın oy kullanmaya hazırlanıyor. Ülke genelinde 12 bin 18 seçim merkezinde kurulacak sandıklarda toplam 7,3 milyon kayıtlı seçmenin oy vermesi öngörülüyor.
İsrail'de 7,3 milyon seçmen, 12 bin 18 istasyonda oy kullanacak.
Seçimler için 690 milyon şekel bütçe ayrıldı ve 100 bin personel görevlendirildi.
Yarışta 37 parti, yüzde 3,25'lik barajı aşmak için mücadele ediyor.
Gazze Şeridi'ndeki büyük yıkım, Lübnan'ın güneyindeki işgal faaliyetleri ve İran'a yönelik hamlelerin ardından gerçekleştirilen bu seçimde, İsrail Meclisinin 26. döneminde görev yapacak milletvekilleri belirlenecek.
Merkez Seçim Komitesi verilerine göre, ülkede oy verme hakkına sahip 7,3 milyon seçmen için ülke genelinde 12 bin 18 seçim istasyonunda 18 bin sandık kuruluyor. Güvenlik tedbirleri kapsamında istasyonlara 15 bin kamera yerleştirilirken, süreç için 100 bin personel görevlendirildi ve toplam 690 milyon şekel yani yaklaşık 220 milyon dolar bütçe tahsis edildi. İsrail'in tamamının tek seçim bölgesi sayıldığı nispi temsil sisteminde seçmenler adaylara değil siyasi partilere oy veriyor, 37 parti yüzde 3,25'lik barajı aşmaya çalışıyor.
Buna karşın Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde yaşayan yaklaşık 6 milyon Filistinli, doğrudan etkilendikleri politikalara rağmen İsrail vatandaşı olmadıkları için oy kullanamıyor. Yurt dışında yaşayan İsrailliler de yasa gereği ancak ülkeye gelerek sandığa gidebiliyor, ancak diplomatlar ve devlet temsilcileri bu kısıtlamadan muaf tutuluyor.
Askerlerin oy verme işlemleri ordu tarafından işgal altında tutulan Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarındaki 850 merkezde 20 Ekim tarihinde erken başlamıştı. Netanyahu yönetimindeki blokta Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in Dini Siyonizm Partisi ve Itamar Ben-Gvir'in Yahudi Gücü Partisi gibi isimler yer alıyor.
Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un liderliğindeki Yashar Partisi anketlerde birinci sırada yer alarak muhalefet bloğunun en muhtemel başbakan adayı olarak öne çıkıyor. Muhalefet kanadında ayrıca Naftali Bennett, Yair Lapid ve Avigdor Liberman gibi isimlerin partileri bulunurken, Benny Gantz liderliğindeki Mavi-Beyaz Partisi yarıştan çekildi. Ultra-Ortodoks Ahi Partisi ise askere alma muafiyeti sözü üzerine seçime katılmama kararı alırken, İsrail vatandaşı Filistinliler Ortak Liste ve Raam Partisi ile temsil ediliyor.
AI YORUMU
Yıllar sonra zamanında yapılan bu seçim, Netanyahu'nun uzun iktidar dönemi ile muhalefetin siyasi çıkış arayışı arasında keskin bir eşik oluşturuyor. Ayrılan 690 milyon şekellik bütçe ve 100 bin personelin sahadaki konumu, sürecin lojistik ve güvenlik boyutunun ne denli geniş tutulduğunu net biçimde gösteriyor. Koalisyon aritmetiğinin tek başına iktidara şans tanımadığı anket yansımalarında, küçük partilerin tavrı ve aşırı sağcı blok ile muhalefet arasındaki oy dağılımı hükümetin geleceğini belirleyecek. Yaklaşık 7,3 milyon seçmenin sandık tercihi, bölgesel gerilimlerin gölgesinde ülkenin iç siyaset dengelerini tamamen yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun genel seçimler öncesinde orduya İran'a karşı saldırı talimatı verdiği iddia edildi. Genelkurmay Başkanı Zamir'in ise karara ıslak imzalı belge şartıyla karşı çıktığı bildirildi.
Netanyahu'nun saldırı emrine Genelkurmay Başkanı Zamir ıslak imzalı belge isteyerek direndi.
Palmahim Hava Üssü'ndeki toplantıda ikili arasındaki gerilimin son derece yüksek olduğu aktarıldı.
Başbakanlık ofisi ile ordu komuta kademesi arasında yaşanan kriz son yirmi dört günde tırmandı.
İsrail'de salı günü gerçekleştirilecek genel seçimler yaklaşırken siyasi irade ile askeri kanat arasında dikkat çekici bir sürtüşme yaşandı. Ülkede yayın yapan Kanal 12 televizyonunun aktardığı bilgilere göre Başbakan Binyamin Netanyahu ile Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir arasında İran operasyonları nedeniyle ciddi bir anlaşmazlık patlak verdi. Siyasi kadrodan gelen talimatlar doğrultusunda hareket eden komuta kademesinin, bu adımın atılmasından önce kapsamlı değerlendirme toplantıları yapılması konusunda ısrarcı olduğu kaydedildi.
Ordu içerisinden ismi açıklanmayan üst düzey bir yetkili, yaşanan krizin temel sebebinin seçim aralığında atılacak yanlış adımların doğuracağı riskler olduğunu belirtti. Askeri kanadın, siyasi iradenin ülkeyi stratejik bir hesap hatasına sürüklemesinden duyduğu endişe açıkça dile getirildi. Güvenlik kaynakları, Genelkurmay Başkanı Zamir'in bu süreçte üstlendiği tavrın tarihsel bir sorumluluk taşıdığına vurgu yaparak duruşun kararlılığını gözler önüne serdi.
Taraflar arasındaki gerilimin son yirmi dört saat içinde zirveye ulaştığı ifade edilirken, pazar günü Palmahim Hava Üssü'nde düzenlenen toplantının oldukça soğuk bir atmosferde geçtiği bilgisi paylaşıldı. Zamir'in basına kapalı oturumlarda mevcut koşullarda operasyonel gereklilik görmediğini ifade ettiği belirtildi. Başbakan Netanyahu ise Kanal 14 ekranlarında yaptığı açıklamalarda ordunun zirvesiyle aralarında bir kriz yaşandığı iddialarını kesin bir dille reddederek bu söylentilerin gerçeği yansıtmadığını savundu.
Netanyahu, iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunarak bu tür söylentilerin yapay bir kavga ortamı yaratma çabası olduğunu öne sürdü. Askeri istihbarat birimleri ile Mossad yöneticilerinin İran'ın seçim sürecine müdahale etme girişimlerine dair bulgularını kamuoyuyla paylaştığını hatırlatan başbakan, tartışmaların asıl odağının bu tehditler olması gerektiğini dile getirdi. Batı Şeria sınırında yaptığı incelemelerde ülkeye yönelik tehdit istihbaratı aldıklarını yineleyen hükümet kanadı, operasyon ihtimalini canlı tutuyor.
Uluslararası kamuoyunda ve yerel basında son dönemde yapılan değerlendirmelerde seçim takvimi öncesinde Lübnan, Gazze ya da İran hattında yeni hamleler yapılabileceği sıkça tartışılıyordu. Özellikle ekim ayının ilk haftasında ABD Başkanı Trump ile Netanyahu arasında gerçekleştirilen görüşmelerde bölgeye yönelik olası askeri adımların masaya yatırıldığı iddia edilmişti. Taraflar arasındaki bu çekişmenin sandık başına sayılı günler kala ülkenin güvenlik politikasını nasıl etkileyeceği yakından izleniyor.
AI YORUMU
Siyasi liderlik ile askeri bürokrasi arasında beliren bu tür açık anlaşmazlıklar, karar alma süreçlerindeki güven zedelenmesini net biçimde gösteriyor. Seçim takvimine bu kadar kısa bir süre kala operasyonel emirlerin yazılı belge talebiyle karşılanması, ordu içinde siyasi baskılara karşı mesafeli bir duruşun sergilendiğini ortaya koyuyor. Bu durum, stratejik kararların sadece siyasi mülahazalarla değil, operasyonel gerçeklikle harmanlanması zorunluluğunu bir kez daha hatırlatıyor. İlerleyen günlerde atılacak olası adımlar, hem iç siyaset dengelerini hem de bölgesel güvenlik eksenini doğrudan şekillendirecektir.