Son dakika haberi çıktığı an telefonuna veya masaüstüne bildirim gelir.
İlgilendiğim konular
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Sağlık
Almanya’daki Türk uzmanlar organ bağışında Türkiye modelini masaya yatırdı
•2 dk okuma
Paylaş
HSağlık
iFotoğraf: Roger Blackwell from Norwich, UK · CC BY 2.0 · Wikimedia Commons
Özet
Almanya'nın Nürnberg kentinde düzenlenen toplantıda, Türkiye ve Almanya'daki organ nakil süreçleri uzmanlar tarafından kıyaslandı. Türkiye'deki yüksek canlı verici oranının aile bağları ve güçlü toplumsal dayanışmayla mümkün olduğu vurgulandı.
Öne çıkanlar
Alman Beyin Vakfı Başkanı Erbguth, beyin ölümünün tespiti için iki uzman doktorun resmi protokol imzalamasının zorunlu olduğunu belirtti.
Nefroloji uzmanı Schiffer, kronik böbrek yetmezliğinin günümüzde sessiz bir pandemiye dönüştüğünü açıkladı.
Haberin Detayı
Almanya'nın Nürnberg şehrinde organ bağışı konusundaki farkındalığı artırmak amacıyla kapsamlı bir bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Türk İşadamları ve Akademisyenler Derneği ile Erlangen-Nürnberg Transplantasyon Merkezi ortaklığında gerçekleştirilen etkinlikte, nakil süreçlerinin tıbbi ve toplumsal yönleri masaya yatırıldı. Programda konuşan uzmanlar, iki ülke arasındaki organ bağışı oranlarını ve karşılaşılan zorlukları katılımcılarla paylaştı.
Fotoğraf: U.S. Army photo by Pvt. Samuel Signor · Kamu malı · Wikimedia Commons · Wikimedia Commons
Alman Beyin Vakfı Başkanı Prof. Dr. med. Frank Erbguth, beyin ölümünün tespiti için her iki ülkede de iki ayrı uzman doktorun imza atmasının zorunlu olduğunu hatırlattı. Türkiye'nin canlı verici bağışlarında Almanya'ya kıyasla çok daha yüksek seviyelerde olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun kültürel dinamiklerle doğrudan ilişkili olduğunu ifade etti. Etkinlikte ayrıca böbrek ve kalp nakli alanındaki güncel tıbbi ilerlemeler ayrıntılı şekilde ele alındı.
Prof. Dr. Mario Schiffer, modern tıp tarihindeki ilk planlı naklin dördüncü yüzyılda İstanbul sınırları içinde yapıldığını hatırlatarak dikkat çekici bir bilgi paylaştı. Kronik böbrek yetmezliğinin sessiz bir pandemiye dönüştüğünü belirten Schiffer, diyaliz tedavisinin filtrasyon işlevinin yalnızca yüzde 20'sini karşılayabildiğini aktardı. Başarılı bir organ naklinin ise bu oranı yüzde 70 seviyesine çıkararak hastaların yaşam süresini ve kalitesini doğrudan artırdığını vurguladı.
Fotoğraf: U.S. Army photo by Pvt. Samuel Signor · Kamu malı · Wikimedia Commons · Wikimedia Commons
Dr. med. Katharina Heller, Türkiye ile Almanya'nın nakil sistemlerini karşılaştırmalı olarak inceledi. Türkiye'de milyon kişi başına 54 canlıdan bağış gerçekleştirilirken bu oranın Almanya'da 8,3'te kaldığı açıklandı. Böbrek nakillerinin Türkiye'de yüzde 86 oranında canlı vericilerden yapıldığı, Almanya'da ise bu oranın yüzde 30 civarında seyrettiği ifade edildi. Uzmanlar, Türkiye'deki bu yüksek duyarlılığın güçlü aile bağları ve dayanışma kültürüyle beslendiğini belirtti.
TIAD Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Uğurlu, 2011 yılında annesinin doğum gününde kendisine böbreğini vererek hayata tutunmasını sağladığını katılımcılarla paylaştı. On beş yıldır sağlıklı bir yaşam sürmenin mutluluğunu yaşadığını belirten Uğurlu, organ bağışının ticari amaç taşımayan, tamamen gönüllülük esasına dayanan insani bir sorumluluk olduğunu dile getirdi. Oturumun sonunda yapılan soru-cevap bölümünde ise çapraz nakil yöntemleri ve yasal düzenlemeler detaylıca tartışıldı.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Canlı verici oranlarındaki uçurum, iki ülkenin toplumsal refleksleri arasındaki farkı net biçimde ortaya koyuyor. Almanya'da vefat sonrası bağış mekanizmalarının yasal ve bürokratik engeller nedeniyle yavaş işlemesi, hastaların bekleme listelerinde uzun süre kaybetmesine yol açıyor. Türkiye'nin aile bağları ve güçlü dayanışma kültürü sayesinde yakaladığı bu yüksek bağış potansiyeli, Batı ülkeleri için ilham verici bir model oluşturuyor.
Kaynak:
Hürriyet
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
İzmir'de yaşayan on bir yaşındaki Ömer Asaf Öztürk, kadavradan bulunan uygun organla 9 yıl arayla ikinci kez böbrek nakli geçirdi. Ev hemodiyalizi tedavisiyle yıllarca bekleyen çocuk, gerçekleştirilen başarılı operasyon sayesinde sağlığına kavuştu.
Ömer Asaf, 9 yıl arayla ikinci kez böbrek nakli oldu.
Çocuk, 3 yıl boyunca ev hemodiyalizi tedavisi gördü.
Uygun organ kadavradan bulunarak Çiğli'de nakledildi.
İzmir'in Aliağa ilçesinde dünyaya gelen Ömer Asaf Öztürk, hayatının ilk yıllarından bu yana böbrek rahatsızlığıyla mücadele ediyordu. Henüz anne karnında gelişmeyen böbreği nedeniyle bebeklik döneminde diyaliz tedavisine başlanan çocuk, ilk cerrahi müdahalesini iki yaşında geçirdi. Babasının kuzeninden alınan böbreğin nakledilmesiyle yıllarını geçiren Ömer Asaf'ın sağlık tablosu, organın yedi yıl sonra yetmezlik göstermesiyle yeniden olumsuz yöne evrildi.
İkinci nakil için kadavra listesine yazılan çocuk, son iki yıldır evinde hemodiyaliz tedavisi görerek yaşamını sürdürüyordu. Ailenin uzun süredir beklediği sevindirici haber yaklaşık bir ay önce ulaştı ve Çiğli'deki özel hastanede operasyon gerçekleştirildi. Kadavradan sağlanan böbreğin başarılı şekilde uyum sağlamasıyla Ömer Asaf, kateter cihazlarından kurtularak normal hayatına dönmeye başladı.
Ameliyatın ardından yaşadığı ağrıların hafiflediğini belirten küçük çocuk, dışarı çıkıp arkadaşlarıyla vakit geçirme hayalini kurduğunu dile getirdi. Anne Emine Öztürk ise iki yıldır telefonunu yastığının altında tutarak organ haberini beklediğini ifade etti. Ailenin kendi geçmişinde de nakil deneyimleri bulunurken, anne organ bağışının önemine dikkat çekerek herkesi duyarlı olmaya çağırdı.
Operasyonu gerçekleştiren Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Keskinoğlu, ilk nakledilen organın kronik süreçte reddedilmesi nedeniyle yetmezlik geliştiğini kaydetti. Hastanenin nakil sorumlusu Uzm. Dr. Işık Özgü ise yeni takılan böbreğin gayet iyi çalıştığını ve hastanın kısa sürede toparlandığını aktardı. Sağlığına kavuşan Ömer Asaf, uzun süren diyaliz sürecinin ardından evine ve sosyal hayatına yeniden adım attı.
AI YORUMU
Kronik böbrek yetmezliğiyle mücadele eden çocuk hastaların organ nakline erişim süreci, uzun bekleme listeleri nedeniyle ciddi zorluklar barındırıyor. Ömer Asaf'ın dokuz yıl arayla ikinci kez ameliyat masasına yatması, ilk nakledilen organların ömrünün sınırlı olabileceği gerçeğini ortaya koyuyor. Ev hemodiyaliziyle geçen üç yıllık süreç, hastaların yaşam kalitesini doğrudan düşüren en büyük engeller arasında yer alıyor. Kadavradan bağış oranlarının artırılması, benzer durumda bekleyen binlerce çocuk için tek kalıcı çözüm olmayı sürdürüyor.
Erzurum'da doku uyumsuzluğu nedeniyle 9 kez kadavra çağrısından eli boş dönen 60 yaşındaki böbrek hastası, doğum gününde yapılan operasyonla diyalizden kurtuldu. Giresun'dan getirilen organla sağlığına kavuşan hasta, mutluluk gözyaşı döktü.
Altmış yaşındaki hasta, 11 yıllık diyaliz tedavisini doğum gününde bitirdi.
Daha önceki 9 çağrıda doku uyumsuzluğu engeline takılan hasta sevinç yaşadı.
Giresun'dan sevk edilen uygun kadavra organ Erzurum'da başarıyla nakledildi.
Haftanın üç günü diyaliz cihazına bağlanmak zorunda kalan altmış yaşındaki hasta, daha önce kadavradan nakil için dokuz kez çağrılmasına rağmen doku uyumsuzluğu engeliyle karşılaşmıştı.
Son olarak Giresun'da beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin bağışlanan organının doku testlerinde uygun sonuç vermesi üzerine süreç hızla başlatıldı. Doç. Dr. Necip Altundaş yönetimindeki cerrahi ekip tarafından gerçekleştirilen operasyon başarıyla tamamlandı ve yeni böbrek hastaya nakledildi.
Tedavi sürecinin tamamlanmasının ardından diyalizden kurtulan Demir, operasyon gününün kendi doğum gününe denk gelmesiyle ayrı bir mutluluk yaşadı. Merkezdeki doktorlara ve hemşirelere teşekkür eden hasta, organ bağışının önemine dikkat çekerek toplumun bu konuda daha duyarlı olmasını istedi.
Merkez Müdürü Doç. Dr. Altundaş ise kadavradan organ bağışının ülbede ve bölgede yeterli düzeyde olmadığını vurguladı. Canlı vericili nakillerin iki kişide risk oluşturduğunu belirten uzmanlar, kadavra bağışlarının artmasının tedavi süreçlerini daha güvenli kıldığını ifade etti.
AI YORUMU
Kadavradan organ bağışının düşük seviyelerde kalması, listede yıllarca bekleyen hastalar için hayati riskleri artırmaya devam ediyor. Metin Demir örneğinde dokuz başarısız denemenin ardından gelen bu başarı, sistemin işleyebilmesi için bağış havuzunun ne denli kritik olduğunu gösteriyor. Canlı vericilerdeki çift yönlü cerrahi riskler göz önüne alındığında, kadavra bağış oranlarının artırılması binlerce kronik hastanın yaşam kalitesini doğrudan belirleyen temel etken konumundadır.
Hacettepe Üniversitesi'ndeki kongrede uzmanlar, gıda güvenliği kararlarının arkasındaki bilimsel kanıtların önemini tartıştı. Oturumda uluslararası standartların oluşturulma süreçleri ve risk değerlendirme yöntemleri detaylıca aktarıldı.
Kongrede bilimsel kanıtların kalitesi ve risk değerlendirme süreçleri masaya yatırıldı.
Uluslararası gıda standartlarının hazırlanması ortalama 3 ile 5 yıl sürebiliyor.
JECFA üyesi Prof. Dr. Bensu Karahalil, Kanıtların Ağırlığı yaklaşımını vurguladı.
Hacettepe Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen 12. Uluslararası Beslenme ve Diyetetik Kongresi, gıda güvenliği ve risk değerlendirmesi konusundaki kritik tartışmalara sahne oldu. Gıda Güvenliği Derneği'nin katkılarıyla gerçekleşen oturumda, beslenme alanındaki bilgi kirliliği ve güvenilir verilerin toplumla paylaşılması gerekliliği masaya yatırıldı. Uzmanlar, bilim temelli kararların alınmasında kullanılan yöntemlerin sorgulanmasının hayati olduğunu belirtti.
Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bensu Karahalil, regülasyonların güvenilirliğinin doğrudan kanıt kalitesine bağlı olduğunu ifade etti. Karahalil, tek bir araştırmanın sonuçlarına odaklanmak yerine farklı kaynaklardan gelen verilerin birlikte harmanlanması gerektiğini kaydetti. Toksikolojik testler sayesinde maddelerin günlük alım limitlerinin saptandığını ve bu süreçlerde standardizasyonun şart olduğunu dile getirdi.
Yeni teknolojilerin risk analizine katkı sunduğunu belirten Karahalil, elde edilen verilerin tekrarlanabilir ve geçerli olması gerektiğinin altını çizdi. Çelişkili verilerle karşılaşıldığında mekanizmaların derinlemesine incelenmesi gerektiğini savundu. Bu doğrultuda Kanıtların Ağırlığı yaklaşımının düzenleyici süreçlerde yol gösterici bir rol üstlendiğini kaydetti.
Betül Vazgeçer ise küresel standartların arkasındaki uzun soluklu çalışmalara dikkat çekti. Standartların bağımsız uzman değerlendirmeleri ve uluslararası uzlaşıyla şekillendiğini anlatan Vazgeçer, bu süreçlerin ortalama üç ile beş yıl sürdüğünü vurguladı. Codex yapısının hükümetler arası bir nitelik taşıdığını ve tek bir ülkenin ya da uzmanın tek başına standart belirlemesinin mümkün olmadığını sözlerine ekledi.
AI YORUMU
Uluslararası standartların belirlenmesinde kullanılan 3 ila 5 yıllık süreç, gıda güvenliği politikalarının ne denli titizlikle yürütüldüğünü açıkça gösteriyor. Tek bir araştırmaya körü körüne bağlanmak yerine Kanıtların Ağırlığı yaklaşımının benimsenmesi, hem sanayi üreticilerini hem de tüketicileri koruyan daha sağlam bir kalkan oluşturuyor. Aksi takdirde, çelişkili veriler üzerinden atılacak aceleci adımlar piyasada büyük bir bilgi kirliliğine yol açabilir. Bu denetim mekanizmaları sıkı tutulmadığı sürece, küresel ölçekte tüketici sağlığını garanti altına almak imkansız hale gelir.
Tek bacakta aniden görülen ağrı ve şişlik gibi belirtiler derin ven trombozunun işareti olabilir. Uzmanlar bu durumun hayati risk taşıdığı konusunda uyarıyor.
Tek bacakta ani şişlik, ağrı ve kızarıklık derin ven trombozu belirtisidir.
Uzun süre hareketsiz kalmak ve bazı kalıtsal faktörler riski artırır.
Ani nefes darlığı ve göğüs ağrısı durumunda derhal 112 aranmalıdır.
Dr. Mehmet Adnan Celkan, bacak toplardamarlarında meydana gelen kan pıhtılarının ciddi sağlık tehditleri barındırdığını açıkladı. Özellikle tek bacakta aniden ortaya çıkan şişlik, ağrı ve kızarıklık gibi bulguların kesinlikle göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulandı. Bu tür fiziksel değişimlerin erken fark edilmesinin hayat kurtarıcı olabileceği belirtildi.
Uzmanlar, bacaklardaki bu ani şikâyetlerin yalnızca günlük yorgunluk veya kas ağrısı olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor. Açıklanamayan ağrı ve şişlik durumlarında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması öneriliyor. Erken evrede konulacak tanı, ileride yaşanabilecek ciddi tıbbi komplikasyonların önüne geçilmesini sağlıyor.
Derin ven trombozu gelişiminde birçok farklı risk faktörü rol oynayabiliyor. Uzun süreli hareketsizlik, büyük cerrahi operasyonlar, hastanede uzun yatış süreleri, gebelik, doğum sonrası dönem ve bazı kanser türleri bu riskleri tırmandırıyor. Ayrıca daha önce pıhtı sorunu yaşamış olmak ve genetik pıhtılaşma bozuklukları da tehlike çemberinde yer alıyor.
Uzun yolculuklarda veya masa başı çalışanlarda düzenli aralıklarla hareket etmek, bol sıvı tüketmek ve kişisel risk durumlarını bilmek korunmada önemli bir yer tutuyor. Kan sulandırıcı ve pıhtı önleyici ilaçların ise kesinlikle doktor gözetiminde ve önerisiyle kullanılması gerekiyor.
Prof. Dr. Celkan, tabloya ani nefes darlığı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtilerin eklenmesi durumunda durumun aciliyet kazandığını ifade etti. Böyle anlarda zaman kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi'nin aranarak profesyonel tıbbi yardım alınması gerektiği yinelendi.
AI YORUMU
Bacakta beliren ani ağrı ve şişlik gibi bulgular asla basit bir yorgunluk olarak görülmemelidir; çünkü bu durum ilerleyerek ölümcül pıhtı atmasına yol açabilir. Özellikle uzun süre hareketsiz kalan masa başı çalışanları ve yakın zamanda ameliyat geçiren hastalar doğrudan risk altındadır. Tedavi sürecinde hekim önerisi dışında kullanılan kan sulandırıcılar yarardan çok zarar getirebilir; bu nedenle erken tanı ve tıbbi yönlendirme hayati önemdedir.