Son dakika haberi çıktığı an telefonuna veya masaüstüne bildirim gelir.
İlgilendiğim konular
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Gündem
Naci Görür'ün İstanbul depremi tahminlerine Ramazan Demirtaş'tan itiraz
•2 dk okuma
Paylaş
HGündem
iFotoğraf: Adem · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Özet
Prof. Dr. Naci Görür'ün Marmara'daki fay hatları için dile getirdiği 7,5 büyüklüğündeki deprem senaryolarına paleosismolog Ramazan Demirtaş'tan eleştiri geldi. Demirtaş, tekrarlanma aralığı dolmayan depremler üzerinden yapılan kesin zamanlı açıklamaların toplumda travma yarattığını savundu.
Öne çıkanlar
Naci Görür, İstanbul'da 7,2 ile 7,5 büyüklüğünde deprem beklendiğini açıkladı.
Görür, 30 yıl içinde deprem olma olasılığının yüzde 48 civarında olduğunu belirtti.
Ramazan Demirtaş, geçmiş yıllardaki farklı büyüklük tahminlerindeki tutarsızlıklara dikkat çekti.
Haberin Detayı
Marmara Denizi'nde yer alan fay hatları ve megakentte yaşanabilecek olası büyük sarsıntı, yer bilimciler arasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür'ün son yaptığı değerlendirmeler, bilim dünyasında farklı yaklaşımların yeniden masaya yatırılmasına yol açtı. Görür, bölgedeki fay sisteminin hareketliliğine dikkat çekerek yakın gelecekte yaşanabilecek tehlikenin boyutlarını aktarmıştı.
Yapılan araştırmalara dayanan açıklamalarında otuz yıllık bir vadeye işaret eden Görür, bu süreçte sarsıntı olasılığının yüzde kırk sekiz seviyesinde ölçüldüğünü vurguladı. Kartal-Adalar, Kumburgaz ve Tekirdağ segmentlerini ayrı ayrı işaret eden uzman isim, beklentinin yedi nokta iki ila yedi nokta beş aralığında olduğunu kamuoyuyla paylaştı. Altyapı eksikliği bulunan yerleşim yerlerinde büyük hasar ve can kayıplarının kaçınılmaz olacağı uyarısı da bu değerlendirmelerde yer aldı.
Söz konusu açıklamalara paleosismolog Dr. Ramazan Demirtaş'tan gecikmeli olmayan bir tepki geldi. Demirtaş, geride kalan yıllarda aynı uzmanlar tarafından dile getirilen farklı büyüklük ve tarih öngörülerindeki değişimleri hatırlatarak eleştirilerini sıraladı. Doksan dokuz depremlerinden bu yana sekiz büyüklüğünden yedi buçuğa çekilen tahminlerin bilimsel temelde tutarsızlık barındırdığını öne sürdü.
Bölgedeki sarsıntı riskini bütünüyle reddetmediğini belirten Demirtaş, kesin zamanlama veren ve toplumda korku iklimi yaratan yaklaşımların karşılığı olmadığını savundu. Yirmi yedi yıldır sürekli olarak milyonlarca insanın enkaz altında kalacağı yönünde senaryolar üretilmesinin etik olmadığını dile getirdi. Yetkili kurumlar dışındaki kişilerin bu tür panik yaratacak ifadeler kullanmaması gerektiğinin altını çizdi.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Bilim insanları arasındaki bu tür görüş ayrılıkları, toplumun risk yönetimine olan güvenini doğrudan sarsarak karar alıcıların işini zorlaştırıyor. Net bir veri tabanına dayanmayan korku odaklı açıklamalar yerine, risk azaltma odaklı somut mühendislik çalışmalarına odaklanılması şarttır. Milyonlarca insanı doğrudan ilgilendiren bu süreçte, uzmanların çelişkili ifadelerle kamuoyunu germek yerine ortak bir dil kurması beklenir. Aksi takdirde, olası bir afet anında halkın yetkili kurumlara göstereceği refleks güven eksikliği nedeniyle zayıflayacaktır.
Kaynak:
GZT
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
Marmara Bölgesi'ndeki olası büyük sarsıntılar için üretilen 7,5 büyüklüğündeki modellerin kesin bir tarih sunmadığı vurgulandı. Bilim insanları, bu tür senaryoların hazırlık çalışmalarına rehberlik ettiğini ancak kesinlik taşımadığını belirtiyor.
Osman Bektaş, modellerin başlangıç kabullerine dayandığını vurguladı.
Bilimsel yöntemlerle belirli bir gün veya yıl için tarih verilmiyor.
İstanbul'un olası sarsıntı tehlikesi, Marmara Denizi içerisindeki aktif fay hatlarının yapısı ve geçmiş hareketleri üzerinden inceleniyor. Araştırmacılar, farklı varsayımlara dayanarak hatların hangi kesimlerinin kırılabileceğini ve bunun nasıl bir sonuç doğurabileceğini hesaplıyor. Bu çalışmalar, bölgenin tehlike haritasını çıkarmak ve tedbirleri planlamak amacıyla yürütülüyor.
Osman Bektaş, bölgede 7 ve üzeri büyüklükte bir sarsıntı ihtimalinin bu tür modeller üzerinden ele alınması gerektiğini ifade ediyor. Modellerde yer alan 7,5 büyüklüğündeki sarsıntı ihtimali, bu olayın kesinlikle gerçekleşeceğini kanıtlamıyor. Hesaplamalar, kullanılan veriler ve başlangıç kabulleriyle birlikte değerlendiriliyor.
Depremlerin kesin zamanını önceden belirlemek için güvenilir bir yöntem bulunmuyor. Bilimsel çalışmalar tehlikeyi ve olası senaryoları inceleyebilse de belirli bir gün veya yıl için net bir tarih vermek mevcut imkânlarla mümkün olmuyor. Tarihsel sarsıntıların büyüklükleri ise tam olarak ölçülemediği dönemlere ait kayıtlar üzerinden tahmin ediliyor.
Fay hatlarının tek parça hâlinde mi yoksa parçalı olarak mı kırılacağı ihtimalleri bilim insanları tarafından tartışılıyor. Birden fazla modelin varlığı, tehlikenin göz ardı edilmesi gerektiği anlamına gelmiyor.
Kentteki hazırlık çalışmaları, belirli bir sarsıntının kesinleşmesini beklemeden sürdürülüyor. Binaların durumunun incelenmesi, aile afet planlarının yapılması ve toplanma alanlarının belirlenmesi bu süreçte önem taşıyor. Bilimsel belirsizliklerin kamuoyuna şeffaf bir şekilde aktarılması, risk yönetiminin sürekliliği için şart koşuluyor.
AI YORUMU
Bilimsel modellerin sunduğu olasılıklar, kesin bir tarih sunmasa da hazırlık süreçlerinin temelini oluşturur. Uzmanların dikkat çektiği belirsizlikler, toplumun risk algısını doğru yönetmesi açısından belirleyicidir. Tek bir senaryoya odaklanmak yerine çok yönlü tedbirler almak, olası senaryolardaki can ve mal kayıplarını doğrudan sınırlar.
Yerbilimci Prof. Dr. Naci Görür, Marmara Bölgesi'nde 30 yıllık süreç içerisinde 7.2 ila 7.5 büyüklüğünde bir depremin meydana gelme olasılığının yüzde 48 seviyesinde olduğunu duyurdu. Uzman isim, özellikle kıyı kesimler ile zayıf zeminli bölgelerin ağır bir yıkımla karşılaşabileceğine işaret etti.
Marmara'da beklenen deprem büyüklüğü 7.2 ile 7.5 arasında değişiyor.
Otuz yıllık süreçteki deprem olasılığı yüzde 48 civarında hesaplanıyor.
Avrupa yakasındaki sahil şeridi ve Avcılar çevresi riskli alanlar arasında yer alıyor.
Marmara Denizi'ni sarsması beklenen büyük deprem tehlikesine karşı uyarılarını sürdüren yerbilimci Prof. Dr. Naci Görür, megakentin karşılaşabileceği olumsuz tablonun boyutlarını paylaştı. Yapılan son bilimsel projeksiyonlara göre kalan zaman aralığının oldukça daraldığını belirten uzman, Kartal Adalar fayı, Kumburgaz fayı ve Tekirdağ fayı gibi hatların hareket kabiliyetine dikkat çekti. Bölgede beklenen sarsıntının büyüklüğünün 7.2 ila 7.5 aralığında olacağı öngörülüyor.
Şehir genelindeki olası hasar dağılımına değinen Görür, zemin kalitesinin zayıf olduğu kıyı bölgelerinde ve özellikle Avrupa yakasındaki Avcılar çevresinde yıkım oranının daha yüksek seyredeceğini ifade etti. Nüfus yoğunluğunun fazla olduğu yerleşim yerlerinde can kaybı riskinin de artacağına işaret eden yerbilimci, kıyı kesimlerde tsunami gibi ikincil felaketlerin de etkili olabileceğini vurguladı.
Mevcut sığınma ve toplanma alanlarının yetersizliğine de eleştiriler yönelten Görür, bu bölgelerin yalnızca kâğıt üstünde kaldığını dile getirdi. Gerçek anlamda bir toplanma alanının barınma, içme suyu, tuvalet ve temel altyapı imkânlarını barındırması gerektiğini belirten uzman, sahadaki mevcut alanların bu standartlardan uzak olduğunu kaydetti.
Kanal İstanbul projesinin olası sarsıntıları tetikleyip tetikleyemeyeceği konusundaki tartışmalara da açıklık getiren Görür, projenin ana fay hatlarını doğrudan tetiklemeyeceğini ancak güzergâh üzerindeki bazı canlı fayların hareketlenmesi durumunda çevredeki yapılaşmaya zarar verebileceğini sözlerine ekledi.
AI YORUMU
İstanbul için yapılan bu tür bilimsel uyarılar, yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin altyapı hazırlıklarını hızlandırması açısından hayati önem taşıyor. Özellikle yüzde 48 olarak hesaplanan olasılık oranının süresinin daralması, toplanma alanları ve zayıf zeminli bölgelerdeki yapı stoğu gibi konuların acilen ele alınmasını zorunlu kılıyor. Sadece kâğıt üstünde bırakılan toplanma yerlerinin gerçek birer kriz merkezine dönüştürülmesi, yaşanacak felakette can kaybını azaltacak en temel adım olacaktır.
Prof. Dr. Osman Bektaş, 2025 yılında gerçekleşen 6.2 büyüklüğündeki deprem üzerinden Marmara'daki sismik moment hesabının sorgulanması gerektiğini belirtti. Uzman isim, yüksek sismik moment varsayımlarının acilen gözden geçirilmesi çağrısında bulundu.
23 Nisan 2025 tarihinde Kumburgaz Fay hattında 6.2 büyüklüğünde deprem oldu.
Marmara fayının tek tip bir yapı olarak modellenemeyeceği vurgulandı.
M7+ senaryolarının dayandığı yüksek sismik moment varsayımları tartışmaya açıldı.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Osman Bektaş, 2025 yılında yaşanan sarsıntıyı baz alarak mevcut risk hesaplamaları üzerine dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Marmara bölgesindeki sismik moment hesaplarının yeniden ele alınması gerektiğini dile getiren uzman, bölgedeki fay hareketlerinin tek bir merkezden yönetilen standart bir yapıyla açıklanamayacağının altını çizdi. Uzun kırılma süresi, otuz santim atım miktarı ve sıfır virgül bir ile sıfır virgül iki g düzeyindeki yer ivmeleri bu değerlendirmenin temelini oluşturdu.
Geçtiğimiz yıl nisan ayının yirmi üçüncü gününde saat on ikiyi kırk dokuz geçe merkez üssü Marmara Denizi olan altı nokta iki büyüklüğünde bir sarsıntı kaydedilmişti. Meydana gelen bu doğa olayı, bölgedeki fay hatlarının potansiyelini ve gerilme birikim modellerini doğrudan tartıştırmaya başladı.
Bektaş, Marmara fayının her noktada yüksek gerilme biriktiren, tamamen kilitli ve tek tip bir mekanizma olarak ele alınamayacağını savundu. Düşük kayma modülü, sınırlı sismik atım ve aseismik sürünme gibi unsurların etkisinin kapsamlı bir biçimde yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Mevcut yedinci dereceden büyük deprem senaryolarının dayandığı yüksek kayma modülü ile dört metrelik fay atımı varsayımlarının geçerliliğini yitirdiği savunuldu.
Uzman ismin paylaştığı bu teknik veriler, bölge halkı ve yapı stokuna yönelik planlamaların hangi kriterlere göre yapılması gerektiği sorusunu yeniden gündeme taşıyor. Yapılan bilimsel uyarılar, standart senaryoların körü körüne uygulanması yerine yerel verilerin daha detaylı incelenmesinin şart olduğunu gösteriyor. Bilim insanlarının sunduğu bu yeni perspektif, kentsel dönüşüm ve afet hazırlık çalışmalarında izlenecek stratejilerin bilimsel temellerini güncellemeyi amaçlıyor.
AI YORUMU
Bilim insanlarının sunduğu bu tür teknik itirazlar, ezbere dayalı afet senaryolarının güncellenmesi adına somut bir zemin yaratıyor. Altı nokta iki büyüklüğündeki bir sarsıntının ardından gelen bu uyarı, milyonlarca insanı barındıran bölgede risk yönetiminin sadece en kötü senaryoya göre değil, sahadaki gerçek ölçümlerle yapılması gerektiğini gösteriyor. Eğer sismik moment varsayımları yerel verilere göre yeniden düzenlenmezse, kentsel dönüşüm kaynakları yanlış önceliklere harcanabilir. Bu durum, hem yerel yönetimlerin bütçe planlamasını hem de milyonlarca vatandaşın güvenliğini doğrudan etkiliyor.
Jeoloji uzmanı Prof. Dr. Osman Bektaş, Marmara'da 7,5 büyüklüğünde bir depremin yakın olduğuna dair iddiaların kesin bilimsel verilere dayanmadığını belirtti. Bilim insanı, farklı fay kırılma ihtimallerinin ve mevcut belirsizliklerin kamuoyuna doğru aktarılması gerektiğinin altını çizdi.
Prof. Dr. Osman Bektaş 18 Ekim 2026 tarihinde Marmara depremi değerlendirmelerinde bulundu
Marmara'daki 7 ve üzeri deprem olasılığının kesin bir doğa yasası gibi sunulmaması istendi
Fayın derin kesimlerindeki yavaş kayma hareketleri ve parçalı kırılma ihtimalleri araştırılıyor
İstanbul'da beklenen büyük deprem tartışmaları sürerken, Jeoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Bektaş'tan dikkat çeken değerlendirmeler geldi. Marmara Denizi içerisindeki fay hatlarının yarattığı riskler kamuoyunda endişe yaratırken, 7,5 büyüklüğündeki bir sarsıntının çok yakın olduğuna yönelik söylemler eleştirildi. Bilimsel modellerin tek ve kesin sonuçlar üretecekmiş gibi sunulmasının hatalı olduğunu savunan uzman isim, bu durumun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Bektaş, 18 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamalarda tarihsel deprem kayıtlarının ve fay hareketlerine ait hesaplamaların belirli sınırlılıklar barındırdığına işaret etti. Geçmiş dönemlerde gerçekleşen büyük sarsıntıların büyüklüklerinin güncel ölçüm araçlarıyla doğrudan saptanamadığını, bu nedenle eski kayıtların çeşitli tahminler içerdiğini belirtti.
Marmara Fayı'nın olası kırılma biçimleri hakkında da konuşan Bektaş, tek seferde büyük bir kırılma senaryosunun yanında alternatif ihtimallerin incelenmesi gerektiğini dile getirdi. Fayın derin kısımlarında görülebilen yavaş kayma hareketleri ile farklı parçaların ayrı ayrı kırılması olasılıklarının araştırılmasının önemine dikkat çekildi. Derin sürünme olarak bilinen bu hareketlerin, bazı kesimlerin ani kopma yerine yavaşça kaymasını ifade ettiği ancak bu durumun tek başına büyük risk ortadan kalktı anlamına gelmediği belirtildi.
Bilimsel belirsizliklerin topluma doğru aktarılması gerektiğinin altını çizen uzman isim, alternatif senaryolar yeterince incelenmeden büyük bir sarsıntının çok yakın olduğunun söylenmesinin sakıncalı olduğunu aktardı. İstanbul'un tehlike altında bulunduğu gerçeği kabul edilmekle birlikte, yapılan değerlendirmelerin korku yaratmak yerine somut verilere dayanması gerektiği savunuldu. Marmara'daki fayların davranışı, kırılma uzunlukları ve olası büyüklükler üzerindeki araştırmaların bilim dünyasında sürdüğü ifade edildi.
AI YORUMU
Bilimsel belirsizliklerin kesin yargılarla halka aktarılması, toplumda gereksiz bir panik dalgası yaratırken gerçek risklerin göz ardı edilmesine yol açabilir. Prof. Dr. Osman Bektaş'ın işaret ettiği tarihsel kayıtların sınırları ve derin sürünme gibi alternatif kırılma senaryoları, tek tip bir senaryoya odaklanmanın mahsurlarını net biçimde gösteriyor. İstanbul ve Marmara Bölgesi'nde yaşayan milyonlarca vatandaşı doğrudan ilgilendiren bu süreçte, yetkililerin ve uzmanların tek bir tarihe odaklanmak yerine çoklu senaryolara göre hazırlık yapması şarttır. Eğer tek bir büyüklük ve tarih varsayımı üzerinden hareket edilirse, farklı kırılma dinamiklerinin getireceği olası sürprizlere karşı alınacak önlemler eksik kalabilir.