Gündem

Dr. Ramazan Demirtaş, Van depremi öncesindeki uyarıları hatırlattı

Dr. Ramazan Demirtaş, Van depremi öncesindeki uyarıları hatırlattı Fotoğraf: Urfanatik

Özet

Deprem uzmanı Dr. Ramazan Demirtaş, 2011 yılındaki Van depreminden çok önce bölgenin sismik riskine dikkat çektiklerini belirtti. Bilimsel değerlendirmeler ile kesin deprem tarihini tahmin etmenin farklı konular olduğunu vurguladı.

Öne çıkanlar

  • 1996 yılındaki çalışmada Van fayının deprem üretme potansiyelinin yüksek olduğu belirtildi.
  • 2002 yılında bölgedeki deprem riskinin oldukça yüksek olduğu kamuoyuyla paylaşıldı.
  • Bilimsel risk değerlendirmesi ile depremin tam yılını bilmenin farklı konular olduğu açıklandı.

Haberin Detayı

Deprem araştırmacısı Dr. Ramazan Demirtaş, geçmişte Van fayı üzerine yapılan akademik çalışmalara ve risk analizlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bilim insanlarının yıllar önce bölgenin tehlike barındırdığına dair uyarılarda bulunduğunu ifade etti. Yapılan geçmiş tarihli çalışmaların, coğrafi risklerin önceden tespit edilebildiğini gösterdiğini aktardı.

Uzman isim, 1996 tarihinde yayımlanan bilimsel raporda Van fay hattının hareketlilik potansiyelinin yüksek seviyede bulunduğunu açıkça vurguladıklarını hatırlattı. Bu durumun ardından 2002 yılında bölgeye yönelik değerlendirmelerin güncellendiğini ve risk oranının üst seviyelerde seyrettiğinin dile getirildiğini kaydetti.

Bölgede 2011 yılında yaşanan büyük deprem felaketinden çok önce yapılan bu uyarıların bilimsel temelini anlatan Demirtaş, tehlike tespiti ile kesin tarih öngörüsünün karıştırılmaması gerektiğine dikkat çekti. Bir coğrafi bölgenin sismik açıdan riskli olduğunu belirlemenin mümkün olduğunu, ancak sarsıntının tam olarak hangi yıl ve ayda gerçekleşeceğini önceden söylemenin bilimsel olarak farklı bir uzmanlık alanı gerektirdiğini ifade etti.

Geçmiş dönemde yayımlanan 1996 yılındaki verilerden yola çıkarak 2011 sarsıntısının tam zamanını öngörmenin imkansız olduğunu belirten araştırmacı, tehlike analizi ile zaman tahmininin birbirinden ayrılması gerektiğini yineledi. Bilim insanlarının temel amacının can ve mal kaybını önlemek için yapısal tedbirler alınmasını sağlamak olduğunu vurguladı.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Bilimsel uyarıların zamanında yapılmasına rağmen yerel yönetimlerin ve yapı stokunun bu verilere göre dönüşmemesi, her büyük sarsıntı sonrasında aynı acı tablonun tekrarlanmasına yol açıyor. Uzmanların 1996 ve 2002 yıllarındaki raporlarında açıkça belirttiği risk oranları, yalnızca akademik birer uyarı olarak kalmamalı ve kentsel planlamanın merkezine konulmalıdır. Eğer geçmişteki bu tür saha analizleri dikkate alınmazsa, benzer coğrafyalarda yaşanacak felaketlerin boyutu her defasında daha da artacaktır.

Kaynak: Urfanatik Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir. Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Gündem
    • Van Haber
    Van depreminin ardından 15 yıl geçti: 20 binden fazla sarsıntı kaydedildi
    Fotoğraf: Van Haber

    Van depreminin üzerinden geçen 15 yıllık süreçte bölgede 20 binden fazla sığ odaklı sarsıntı kaydedildi. Uzmanlar, iki aktif fay zonu arasındaki bölgenin detaylı bilimsel incelemeye alındığını belirtti.

    • 2011 ile 2026 yılları arasında Van ve çevresinde 20 binden fazla deprem oluştu.
    • 2015 yılından sonra Van ve Erciş fay zonları arasında büyüklüğü 4'ü aşan yaklaşık 30 deprem kaydedildi.
    • Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2026 yılı diri fay haritasını güncelledi.

    Van'da on beş yıl önce meydana gelen büyük depremin yaraları sarılırken, bölgenin sismik hareketliliği bilim insanları tarafından yakından izleniyor. Yüz yılın en yıkıcı sarsıntılarından biri olarak kayıtlara geçen 23 Ekim 2011 tarihli 7,2 büyüklüğündeki felaket, kent genelinde yaklaşık 140 bin yapının zarar görmesine ve binlerce vatandaşın etkilenmesine yol açmıştı. Aradan geçen uzun zamana rağmen coğrafi alandaki yeraltı hareketliliği hız kesmeden devam ediyor.

    Yüzüncü Yıl Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü'nden Doç. Dr. Hamdi Alkan, son yıllarda yürütülen araştırmalarda dikkat çekici verilere ulaşıldığını aktardı. Yapılan hesaplamalara göre 2011 ile 2026 yılları arasında bölgede sığ odaklı ve hissedilebilir nitelikte 20 binden fazla sarsıntı meydana geldi.

    Bilim insanları bu iki aktif hat arasındaki bölgeyi mercek altına alarak yeryüzündeki gömülü yapıların uzanım yönlerini araştırıyor. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından yenilenen diri fay haritasına katkı sunmak amacıyla yürütülen bu çalışmalar, gelecekte oluşabilecek risklerin öngörülmesinde rol oynuyor. Hangi bölgelerde ne tür sarsıntıların olabileceği bilimsel parametrelerle hesaplanıyor.

    Uzmanlar, günümüz teknolojisiyle depremin tam yerini ve zamanını önceden bilmenin mümkün olmadığını ancak risk bölgelerinin ve olası büyüklüklerin tahmin edilebildiğini vurguluyor. Kamu binalarının yanı sıra Toplu Konut İdaresi tarafından inşa edilen konutların sağlamlığına dikkat çekilirken, özel sektörün de binalarını güncel deprem yönetmeliğine uygun yapması gerektiği ifade ediliyor.

    AI YORUMU

    Geçmişteki büyük yıkımların ardından yerel ölçekte atılan bilimsel adımlar, gelecekteki olası afetlere karşı hazırlık seviyesini doğrudan belirliyor. 20 bini aşkın sığ odaklı sarsıntının kaydedilmiş olması, bölgenin sismik karakteristiğinin sürekli izlenmesini zorunlu kılıyor. Vatandaşların can güvenliği için kamu ve özel sektör yapılarının güncel yönetmeliklere tam uyum sağlaması hayati bir sorumluluktur. Bilimsel altyapının kurumlar arası koordinasyonla desteklenmesi, olası felaketlerin etkisini en aza indiren en önemli faktör olarak öne çıkıyor.

    Kaynak: Van Haber Haberin tam sayfası →

    Gündem
    • Van Bölge Gazetesi
    Van'da son 15 yılda 20 binden fazla deprem kaydedildi
    Fotoğraf: Van Bölge Gazetesi

    Van bölgesinde son on beş yılda yirmi binden fazla sarsıntı meydana gelirken uzmanlar iki fay zonuna dikkat çekti. 2011 yılındaki büyük afetin ardından bölgedeki hareketliliğin sürdüğü açıklandı.

    • 2011 ile 2026 yılları arasında Van ve çevresinde 20 binden fazla deprem kaydedildi.
    • Van Fay Zonu ile Erciş Fay Zonu arasında 4 büyüklüğünün üzerinde yaklaşık 30 deprem yaşandı.
    • 2011 depreminde yaklaşık 140 bin yapı zarar görürken bunların 40 bini ağır hasar aldı.

    Doğu Anadolu Bölgesi'nde sismik hareketlilik devam ederken, 23 Ekim 2011 tarihinde yaşanan büyük felaketin üzerinden on beş yıl geçti. Merkez üssü Tabanlı Mahallesi olan 7,2 büyüklüğündeki sarsıntı yirmi beş saniye sürmüş ve kent genelinde ağır hasara yol açmıştı. Aradan geçen zaman zarfında bölgedeki yer altı hareketliliği bilim insanlarının yakın takibinde kalmaya devam ediyor.

    Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği bölümünden Doç. Dr. Hamdi Alkan önderliğinde yürütülen araştırmalar, sismik tablonun boyutlarını gözler önüne seriyor. Akademik ekip tarafından paylaşılan verilere göre, 2011 ila 2026 yılları arasında bölgede toplamda yirmi binden fazla sarsıntı kaydedildi. Bu depremlerin hatırı sayılır bir kısmının yüzeye yakın noktalarda gerçekleştiği, bu durumun da sarsıntıların hissedilme oranını artırdığı vurgulandı.

    2015 yılından sonra bu dar alanda büyüklüğü 4'ü aşan yaklaşık otuz sarsıntının meydana geldiği tespit edildi. Uzmanlar, odak mekanizmaları ve yer altı hatlarının birbirleriyle olan ilişkilerini çözmek amacıyla kapsamlı incelemelerini sürdürüyor.

    Mevcut bilimsel imkanlarla bir depremin ne zaman ve nerede olacağının tam olarak bilinemediğini belirten Alkan, geçmiş veriler ve jeofizik ölçümler aracılığıyla riskli alanların tahmin edilebildiğini aktardı. Ayrıca Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün haritasında yer almayan bazı eski hatların da araştırıldığı ifade edildi. Yapı stokunun yenilenmesi sürecinde ise güncel bina deprem yönetmeliklerine uyulmasının hayati önem taşıdığı yinelendi.

    AI YORUMU

    Geçmişte yaşanan büyük felaketlerin acı tecrübeleri, yapı stokunun dönüştürülmesinin ertelenemez bir zorunluluk olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Van Fay Zonu ile Erciş Fay Zonu arasında son yıllarda ölçülen otuz deprem, bölgedeki sismik enerjinin aktif kaldığının somut bir kanıtıdır. Kentteki binlerce binanın daha önceki yıkımlardan zarar görmüş olması, yeni inşa edilen konutların 2019 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'ne tam uyum sağlamasını zorunlu kılıyor. Denetimlerin gevşetilmesi durumunda benzer büyüklükteki sarsıntılar çok daha ağır maliyetler doğurabilir.

    Kaynak: Van Bölge Gazetesi Haberin tam sayfası →

    Gündem
    • GZT
    Naci Görür'ün İstanbul depremi tahminlerine Ramazan Demirtaş'tan itiraz
    Fotoğraf: GZT

    Prof. Dr. Naci Görür'ün Marmara'daki fay hatları için dile getirdiği 7,5 büyüklüğündeki deprem senaryolarına paleosismolog Ramazan Demirtaş'tan eleştiri geldi. Demirtaş, tekrarlanma aralığı dolmayan depremler üzerinden yapılan kesin zamanlı açıklamaların toplumda travma yarattığını savundu.

    • Naci Görür, İstanbul'da 7,2 ile 7,5 büyüklüğünde deprem beklendiğini açıkladı.
    • Görür, 30 yıl içinde deprem olma olasılığının yüzde 48 civarında olduğunu belirtti.
    • Ramazan Demirtaş, geçmiş yıllardaki farklı büyüklük tahminlerindeki tutarsızlıklara dikkat çekti.

    Marmara Denizi'nde yer alan fay hatları ve megakentte yaşanabilecek olası büyük sarsıntı, yer bilimciler arasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür'ün son yaptığı değerlendirmeler, bilim dünyasında farklı yaklaşımların yeniden masaya yatırılmasına yol açtı. Görür, bölgedeki fay sisteminin hareketliliğine dikkat çekerek yakın gelecekte yaşanabilecek tehlikenin boyutlarını aktarmıştı.

    Yapılan araştırmalara dayanan açıklamalarında otuz yıllık bir vadeye işaret eden Görür, bu süreçte sarsıntı olasılığının yüzde kırk sekiz seviyesinde ölçüldüğünü vurguladı. Kartal-Adalar, Kumburgaz ve Tekirdağ segmentlerini ayrı ayrı işaret eden uzman isim, beklentinin yedi nokta iki ila yedi nokta beş aralığında olduğunu kamuoyuyla paylaştı. Altyapı eksikliği bulunan yerleşim yerlerinde büyük hasar ve can kayıplarının kaçınılmaz olacağı uyarısı da bu değerlendirmelerde yer aldı.

    Söz konusu açıklamalara paleosismolog Dr. Ramazan Demirtaş'tan gecikmeli olmayan bir tepki geldi. Demirtaş, geride kalan yıllarda aynı uzmanlar tarafından dile getirilen farklı büyüklük ve tarih öngörülerindeki değişimleri hatırlatarak eleştirilerini sıraladı. Doksan dokuz depremlerinden bu yana sekiz büyüklüğünden yedi buçuğa çekilen tahminlerin bilimsel temelde tutarsızlık barındırdığını öne sürdü.

    Bölgedeki sarsıntı riskini bütünüyle reddetmediğini belirten Demirtaş, kesin zamanlama veren ve toplumda korku iklimi yaratan yaklaşımların karşılığı olmadığını savundu. Yirmi yedi yıldır sürekli olarak milyonlarca insanın enkaz altında kalacağı yönünde senaryolar üretilmesinin etik olmadığını dile getirdi. Yetkili kurumlar dışındaki kişilerin bu tür panik yaratacak ifadeler kullanmaması gerektiğinin altını çizdi.

    AI YORUMU

    Bilim insanları arasındaki bu tür görüş ayrılıkları, toplumun risk yönetimine olan güvenini doğrudan sarsarak karar alıcıların işini zorlaştırıyor. Net bir veri tabanına dayanmayan korku odaklı açıklamalar yerine, risk azaltma odaklı somut mühendislik çalışmalarına odaklanılması şarttır. Milyonlarca insanı doğrudan ilgilendiren bu süreçte, uzmanların çelişkili ifadelerle kamuoyunu germek yerine ortak bir dil kurması beklenir. Aksi takdirde, olası bir afet anında halkın yetkili kurumlara göstereceği refleks güven eksikliği nedeniyle zayıflayacaktır.

    Kaynak: GZT Haberin tam sayfası →

    Gündem
    • Taka Gazete
    Jeolog Cem Gürçay'dan İstanbul uyarısı: Küçük depremler tehlikeyi bitirmez
    Fotoğraf: Taka Gazete

    Marmara Denizi'nde peş peşe yaşanan küçük ölçekli sarsıntılar bölgedeki deprem riskini yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, bu hareketliliğin büyük deprem tehlikesini ortadan kaldırmadığını ve yapı stokunun acilen güvenli hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor.

    • Yalova açıklarında 10 Ekim'de 3,5 ve 11 Ekim'de 2,9 büyüklüğünde iki sarsıntı kaydedildi.
    • 7 büyüklüğündeki bir deprem 5 büyüklüğündekinden yaklaşık bin kat daha fazla enerji açığa çıkarır.
    • İstanbul'da öncelik deprem tarihlerini tartışmak değil mevcut binaları güvenli kılmaktır.

    Marmara Denizi'nde son dönemde art arda kaydedilen küçük ölçekli sarsıntılar, megakent İstanbul'un deprem gerçeğini yeniden tartışmaya açtı. Geçtiğimiz günlerde Yalova açıklarında meydana gelen 3,5 ve 2,9 büyüklüğündeki depremler bölgedeki hareketliliğin yönünü merak ettirdi. Uzman isimler, bu tip sarsıntıların tek başına büyük bir felaket ihtimalini ortadan kaldırdığı yönündeki yaygın inanışın bilimsel gerçeklerle bağdaşmadığını belirtiyor.

    Jeoloji Mühendisi Cem Gürçay, Marmara'nın oldukça karmaşık bir tektonik yapı barındırdığını ve bölgenin tek bir hat üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade etti. Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun farklı segmentlerden oluştuğunu belirten Gürçay, her küçük sarsıntının doğrudan yaklaşan büyük bir afetin habercisi sayılamayacağını kaydetti. Aktif fay hatlarında her gün çok sayıda küçük depremin olağan bir şekilde yaşandığına dikkat çekildi.

    Kamuoyunda sıkça dile getirilen küçük sarsıntılı enerjinin boşaldığı yönündeki görüşlerin matematiksel karşılığı olmadığına değinildi. Yedi büyüklüğündeki bir depremin ürettiği enerjinin, beş büyüklüğündekinden yaklaşık bin kat, üç büyüklüğündekinden ise bir milyon kat fazla olduğu vurgulandı. Bu oran farkı nedeniyle birkaç küçük sarsıntının bölgedeki büyük tektonik gerilimi sıfırlamasının mümkün olmadığı net bir şekilde açıklandı.

    Depremin zamanının bugünkü teknolojiyle önceden bilinmesinin imkansız olduğu ancak zararların azaltılabileceği yinelendi. Özellikle milyonlarca insanın hayatını sürdürdüğü İstanbul'daki zemin koşulları ve yapı kalitesinin can ve mal kayıplarında belirleyici olacağı aktarıldı. Uzmanlar, yetkililerin ve vatandaşların hazırlık çalışmalarını tahminler üzerinden değil, somut risk tespiti ve bina güçlendirme ekseninde kesintisiz sürdürmesini tavsiye ediyor.

    AI YORUMU

    Marmara'daki sarsıntıların ardından gelen açıklamalar, toplumun risk algısının hâlâ tahmine dayalı yanlış kabullerle şekillendiğini gösteriyor. Yedi büyüklüğündeki bir sarsıntının açığa çıkardığı milyon kat daha fazla enerji gerçeği göz önüne alındığında, birkaç küçük depremin tehlikeyi azalttığı düşüncesi tamamen yersizdir. Milyonlarca vatandaşın yaşadığı bu coğrafyada zamanı beklemek yerine zemin ve yapı kalitesini eşzamanlı dönüştürmek tek çıkış yoludur. Olası bir felaket senaryosunda yapı stoku güvenli olmayan konutlar, en küçük sarsıntıyı bile yıkıcı bir kriz haline getirme potansiyeli taşıyor.

    Kaynak: Taka Gazete Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler