İstanbul Zeytinburnu'nda 34 yaşındaki bir apartmanın balkonunda meydana gelen çökme sonucu bina acil olarak tahliye edildi. Olayda can kaybı yaşanmazken, 17 daireden gelen sakinler güvenli bölgeye alındı. Sakinler gece yarısı duyulan gürültüyü ilk anlarda deprem zannetti.
Öne çıkanlar
Balkon çökmesi nedeniyle 17 daire tahliye edildi
Yapıya 34 yıllık olduğu bildirilen bina
Sakinler gece yarısı duyulan sesi deprem sandı
Haberin Detayı
İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde, yapısal sağlığı tartışma konusu olan 34 yıllık bir apartmanda gece saatlerinde beklenmedik bir olay yaşandı. Binanın balkon kısmında meydana gelen ani çökme, çevre sakinleri için korku dolu anların başlamasına neden oldu. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen itfaiye ve polis ekipleri, güvenliğin sağlanması için gerekli kontrolleri derhal başlattı.
Olayın ardından binanın tamamı fiziksel bir tehlikeye mahal vermemek amacıyla boşaltıldı. Site içindeki 17 farklı dairede ikamet eden sakinler, olayın hemen ardından apartmandan çıkarılarak güvenli bir alana yönlendirildi. İlk belirlemelere göre can kaybı ya da yaralanma yaşanmazken, maddi hasarın boyutunun netleşmesi için detaylı inceleme süreçleri devam ediyor.
Saat gece 01.00 civarında meydana gelen çökme sırasında sakinler, yataklarında uyurken gelen yoğun gürültüyle uyandı. Bina sakinlerinden Gürcan Ersoy, yaşadığı anları anlatırken, 'Hiçbir şey anlamadık, deprem olduğunu zannettik' ifadelerini kullandı. Olayın deprem sandırılması, bölgedeki yapı stoku güvenliğine yönelik kaygıların ne kadar derin olduğunu gözler önüne serdi.
Bina sakinleri, olayın hemen ardından evlerine dönemedikleri için geçici konaklama çözümleri aramak zorunda kaldı. Yetkililer, binanın taşıyıcı sistemlerinde ciddi bir hasar olup olmadığını tespit etmek için uzman ekiplerin çalıştığını bildirdi. Tahliye edilen ailelerin mağduriyetinin giderilmesi için belediye ve ilgili makamların koordinesinde gerekli destek mekanizmaları devreye alındı.
Bu tür yapısal çökme olayları, özellikle İstanbul gibi yoğun nüfuslu ve yaşlı yapı stoku bulunan şehirlerde kritik bir risk unsuru olarak ele alınmaya devam ediyor. 34 yıllık yaştaki binaların deprem performansının yeniden değerlendirilmesi, hem sakinlerin hem de komşu yapılar açısından hayati bir konu olmaya devam ediyor. Olayın kesin nedeni, tamamlanacak teknik rapor sonrası kamuoyuyla paylaşılacak.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
34 yıllık yapı stoğunun gece yarısı yaşanan bir balkon çökmesiyle kendini hatırlatması, İstanbul'daki yaşlı binaların taşıyıcı sistem riskini somutlaştıran acı bir örnek niteliğinde taşıyor. Can kaybı yaşanmaması büyük bir teselli olsa da, 17 dairenin tahliye edilmesi bu yapıların aniden kullanılamaz hale gelebileceğini gösteriyor. Deprem anında duyulan 'gürültü' algısının gerçek bir hasar olduğunu fark edememek, yapı güvenliğindeki kör noktaları vurguluyor. Benzer yaşta binalarda da benzer bir hasar senaryosu bekleniyorsa, önleyici periyodik kontrollerin ertelenmemesi gerekiyor.
İstanbul Bahçelievler’de temel kazısı sırasında istinat duvarının yıkılması, bitişikteki iki binanın zemininde yaklaşık 10 cm çökmesine yol açtı ve 6‑7 katlı binalardaki 20 daireyi geçici olarak tahliye edilmek zorunda bıraktı. Tahliye, güvenlik önlemi olarak yetkililer tarafından alınarak bina sakinlerinin korunması hedeflendi.
Zemin çökmesi yaklaşık 10 cm olarak ölçüldü
İstinat duvarının çökmesi sonucu iki binada tahliye yapıldı
Tahliye edilen daire sayısı 20 olarak belirlendi
Bahçelievler Mahallesi’nde bir inşaat projesi kapsamında temel kazısı yürütülürken, istinat duvarının beklenmedik bir şekilde yıkıldığı bildirildi. Olay, gece yarısı saat 00.30 civarında meydana geldi ve yakın çevredeki vatandaşların dikkatini çekti. Duvar çöküşü, aynı arsada bulunan iki komşu binanın zemininde belirgin bir deformasyona neden oldu.
Çökme, 6 ve 7 katlı iki apartmanın zemininde yaklaşık on santimetrelik bir çökme şeklinde tespit edildi. Binaların toplamda 13 kat olduğu ve her birinin ortalama 30 daire barındırdığı göz önüne alındığında, çökme bölgesi sadece sınırlı bir alanı etkiledi ancak yapı güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye attı. Çökme ölçümü, inşaat mühendisleri tarafından yapılan saha incelemesiyle kesinleşti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü olay yerine sevk edildi. Yetkililer, risk değerlendirmesi sonrası binaların zemin katlarında bulunan 20 daireyi geçici olarak tahliye etti. Tahliye edilen aileler, belediyenin sağladığı geçici barınma merkezlerine yönlendirildi ve durumun kontrol altına alınması için acil önlemler alındı.
Bu tür istinat duvarı arızaları, inşaat sürecinde yeterli denetim ve malzeme kalitesi sağlanmadığında ortaya çıkabiliyor. Bölgedeki önceki projelerde de benzer uyarı işaretleri rapor edilmişti; ancak bu kez çöküşün ölçeği ve zamanlaması, acil müdahale gerektirdi. Yetkililer, benzer risklerin önüne geçmek amacıyla bölgedeki tüm inşaat sahalarının yeniden denetlenmesini planlıyor.
Gelecek haftalarda, çökme nedenine ilişkin detaylı bir rapor hazırlanacak ve sorumluların tespiti için hukuki süreç başlatılacak. Ayrıca, benzer altyapı sorunları yaşayan diğer semtlerde de önleyici denetimler artırılacak. Bu adımlar, vatandaşların güvenliğini sağlamak ve benzer olayların tekrarını engellemek amacıyla atılacak somut önlemler arasında yer alıyor.
AI YORUMU
İstinat duvarının çökmesi, yapı güvenliğine yönelik ciddi bir ihmalin işareti ve acil müdahale gerektiriyor. Çökme ölçüsü olan 10 cm, riskin kritik seviyeye ulaştığını gösteriyor ve 20 dairenin tahliye edilmesi, doğrudan sakinleri etkiliyor. Bu durum, önceki denetim eksiklikleriyle kıyaslandığında daha sıkı denetim politikalarının uygulanması gerektiğini ortaya koyuyor. Eğer benzer denetimler artırılmazsa, benzer çöküşlerin tekrarlanma olasılığı yükselir.
İstanbul Bağcılar'da devam eden bir inşaat projesindeki çalışmalar, çevre binalarda yapısal hasara neden oldu. Ekipler, duvarlarında çatlaklar oluşan iki binayı mühürleyerek tahliye ederken, yanındaki iki binayı da tedbir amacıyla boşalttı.
İnşaat çalışmaları sırasında 4 bina güvenlik gerekçesiyle tahliye edildi.
Kazım Karabekir Mahallesi 262. Sokak'ta iki binada kısmi çatlaklar saptandı.
İtfaiye ve belediye ekipleri bölgeye giderek binaları mühürledi.
İstanbul Bağcılar'da yer alan bir inşaat alanında yürütülen temel kazısı ve yapısal çalışmalar, çevredeki konut sahiplerini tedirgin etti. Kazım Karabekir Mahallesi 262. Sokak'ta bulunan şantiye sahasında faaliyetlerin devam ettiği esnada, bitişik nizamda yer alan bir binanın duvarlarında gözle görülür çatlaklar meydana geldi. Durumu fark eden bölge sakinleri, binalarından gelen sesler üzerine kendi imkanlarıyla dışarı çıkarak yetkililere haber verdi.
İhbarın ardından olay yerine çok sayıda itfaiye, zabıta ve belediye görevlisi sevk edildi. Ekiplerin çevrede yaptığı ilk incelemeler, inşaatın doğrudan komşusu olan iki binada ciddi yapısal deformasyonlar olduğunu ortaya koydu. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, riskli olduğu belirlenen bu iki bina mühürlenerek kullanıma kapatıldı. Belediye yetkilileri, mühürlenen yapıların hemen yanındaki iki binayı da güvenlik önlemi olarak boşaltma kararı aldı.
Tahliye edilen toplam 4 binada yaşayan vatandaşlar, inşaat çalışmalarının yarattığı sarsıntı ve zemin hareketliliğinin evlerinde hasara yol açtığını ifade etti. İtfaiye ekipleri, binaların genel durumunu ve çevredeki zemin yapısını kontrol altında tutmak için bölgedeki güvenlik önlemlerini artırdı. İnşaat sahasında devam eden çalışmalar, yapılan incelemeler tamamlanana kadar durduruldu.
Uzmanların inşaat sahası çevresindeki incelemeleri gün boyu devam ederken, tahliye edilen binaların sakinleri için güvenli bir süreç başlatıldı. Bölgedeki yapı stoğunun durumu, inşaatın temel kazısı sırasında uygulanan teknik yöntemlerin çevre binalara olan etkisini yeniden gündeme getirdi. Yetkililer, binaların tekrar kullanılabilir olup olmayacağına dair teknik raporların hazırlanacağını belirtti.
Şu an için bölgedeki 4 bina boş durumda bekletiliyor ve giriş çıkışlara izin verilmiyor. Belediye ekipleri, söz konusu inşaatın çevreye olan etkilerini analiz eden kapsamlı bir rapor oluşturmak üzere teknik incelemelerini sürdürüyor. Vatandaşların can güvenliği ön planda tutularak, risk içeren binaların güçlendirilmesi veya yıkılması gibi seçenekler teknik analizler neticesinde değerlendirilecek.
Olay yerindeki itfaiye ve zabıta ekipleri, güvenlik çemberini genişleterek çevredeki diğer yapıların durumunu da kontrol etmeye devam ediyor. İnşaat çalışmalarının devam edip etmeyeceği, yapılacak olan zemin ve yapısal analizlerin ardından belli olacak. Bağcılar sakinleri, benzer sorunların yaşanmaması adına inşaat süreçlerinin daha sıkı denetlenmesi beklentisini dile getirdi.
AI YORUMU
İnşaat sahalarının çevresindeki yapı stoğuna zarar vermesi, kentsel dönüşüm veya yeni projeler sürecinde mühendislik denetimlerinin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Toplamda 4 binanın tahliye edilmesi, yalnızca çatlakların olduğu binaları değil, tüm sokağın güvenliğini riske atan bir ihmal zinciriyle karşı karşıya olduğumuzu kanıtlıyor. Projelerin zemin etütleri ve çevresel etki değerlendirmeleri, bu tür mağduriyetlerin önüne geçmek için tek çözüm yoludur. Bir binada gözle görülür çatlak oluşması, projenin başından beri zemine uygun mühendislik tekniklerinin seçilmediğine işaret eder.
Marmara Denizi'nde peş peşe yaşanan küçük ölçekli sarsıntılar bölgedeki deprem riskini yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, bu hareketliliğin büyük deprem tehlikesini ortadan kaldırmadığını ve yapı stokunun acilen güvenli hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Yalova açıklarında 10 Ekim'de 3,5 ve 11 Ekim'de 2,9 büyüklüğünde iki sarsıntı kaydedildi.
7 büyüklüğündeki bir deprem 5 büyüklüğündekinden yaklaşık bin kat daha fazla enerji açığa çıkarır.
İstanbul'da öncelik deprem tarihlerini tartışmak değil mevcut binaları güvenli kılmaktır.
Marmara Denizi'nde son dönemde art arda kaydedilen küçük ölçekli sarsıntılar, megakent İstanbul'un deprem gerçeğini yeniden tartışmaya açtı. Geçtiğimiz günlerde Yalova açıklarında meydana gelen 3,5 ve 2,9 büyüklüğündeki depremler bölgedeki hareketliliğin yönünü merak ettirdi. Uzman isimler, bu tip sarsıntıların tek başına büyük bir felaket ihtimalini ortadan kaldırdığı yönündeki yaygın inanışın bilimsel gerçeklerle bağdaşmadığını belirtiyor.
Jeoloji Mühendisi Cem Gürçay, Marmara'nın oldukça karmaşık bir tektonik yapı barındırdığını ve bölgenin tek bir hat üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade etti. Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun farklı segmentlerden oluştuğunu belirten Gürçay, her küçük sarsıntının doğrudan yaklaşan büyük bir afetin habercisi sayılamayacağını kaydetti. Aktif fay hatlarında her gün çok sayıda küçük depremin olağan bir şekilde yaşandığına dikkat çekildi.
Kamuoyunda sıkça dile getirilen küçük sarsıntılı enerjinin boşaldığı yönündeki görüşlerin matematiksel karşılığı olmadığına değinildi. Yedi büyüklüğündeki bir depremin ürettiği enerjinin, beş büyüklüğündekinden yaklaşık bin kat, üç büyüklüğündekinden ise bir milyon kat fazla olduğu vurgulandı. Bu oran farkı nedeniyle birkaç küçük sarsıntının bölgedeki büyük tektonik gerilimi sıfırlamasının mümkün olmadığı net bir şekilde açıklandı.
Depremin zamanının bugünkü teknolojiyle önceden bilinmesinin imkansız olduğu ancak zararların azaltılabileceği yinelendi. Özellikle milyonlarca insanın hayatını sürdürdüğü İstanbul'daki zemin koşulları ve yapı kalitesinin can ve mal kayıplarında belirleyici olacağı aktarıldı. Uzmanlar, yetkililerin ve vatandaşların hazırlık çalışmalarını tahminler üzerinden değil, somut risk tespiti ve bina güçlendirme ekseninde kesintisiz sürdürmesini tavsiye ediyor.
AI YORUMU
Marmara'daki sarsıntıların ardından gelen açıklamalar, toplumun risk algısının hâlâ tahmine dayalı yanlış kabullerle şekillendiğini gösteriyor. Yedi büyüklüğündeki bir sarsıntının açığa çıkardığı milyon kat daha fazla enerji gerçeği göz önüne alındığında, birkaç küçük depremin tehlikeyi azalttığı düşüncesi tamamen yersizdir. Milyonlarca vatandaşın yaşadığı bu coğrafyada zamanı beklemek yerine zemin ve yapı kalitesini eşzamanlı dönüştürmek tek çıkış yoludur. Olası bir felaket senaryosunda yapı stoku güvenli olmayan konutlar, en küçük sarsıntıyı bile yıkıcı bir kriz haline getirme potansiyeli taşıyor.
Annesinin yoğun bakımdaki tedavisi nedeniyle 11 gün sonra gerçekleştirilen cenazeye, tedavisi süren anne sedyeyle katıldı.
Maltepe Cevizli Mahallesi'ndeki ilk üç katı çöken binada beş yaşındaki Gülce Dora Turhan hayatını kaybetti.
Küçük çocuğun cenazesi, yoğun bakımda tedavisi süren annesinin durumu nedeniyle 11 gün sonra defnedilebildi.
Cenaze törenine ambulansla ve sedyeyle katılan anne Sevgi Turhan gözyaşlarına hakim olamadı.
İstanbul'un Maltepe ilçesine bağlı Cevizli Mahallesi'nde geçtiğimiz 8 Ekim tarihinde yaşanan bina çökmesi faciası büyük bir acıya sahne oldu. İlk üç katı aniden çöken binada baba Furkan Turhan, anne Sevgi Turhan, ağabey Harun Bora Turhan ve beş yaşındaki Gülce Dora Turhan enkaz altında kaldı. Olay yerindeki arama kurtarma çalışmalarının ardından aile bireyleri yaralı olarak hastaneye sevk edildi.
Hastanede tedavi altına alınan küçük Gülce, doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi. Aynı olayda yaralanan anne Sevgi Turhan ise uzun süre yoğun bakım ünitesinde tedavi altında tutuldu. Annesinin hastanedeki yaşam mücadelesi sebebiyle küçük çocuğun cenaze işlemleri 11 gün boyunca bekletilmek zorunda kaldı.
Tedavisinin ardından gasilhaneden alınan Gülce Dora Turhan'ın cenazesi, yakınları tarafından Mimar Sinan Camisi'ne nakledildi.
Cami avlusunda baba Furkan Turhan taziyeleri kabul ederken, hastaneden izinli veya ambulans eşliğinde gelen anne Sevgi Turhan yürekleri dağladı. Sağlık ekiplerinin yardımıyla sedye üzerinde kızının tabutunun başına getirilen acılı anne gözyaşlarına boğuldu. Maltepe Müftüsü Hasan Küçük tarafından kıldırılan namazın ardından küçük çocuğun naaşı Başıbüyük Mezarlığı'nda defnedildi.
AI YORUMU
Beş yaşındaki bir çocuğun yaşamını yitirdiği bu trajik olay, kent merkezlerindeki yapı güvenliği denetimlerinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Sadece 8 Ekim tarihinde yaşanan bu yıkım, bir ailenin geleceğini karartırken, geride kalanların yaşadığı psikolojik ve fiziksel yıkım onarılamaz boyutlara ulaşıyor. Benzer binaların kentsel dönüşüm süreçlerinde gecikilmesi, doğrudan masum insanları ve çocukları risk altında bırakıyor. Yetkililerin denetim mekanizmalarını hızlandırmaması halinde, benzer acıların tekrarlanması kaçınılmaz bir senaryo olarak karşımızda duruyor.