Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, KOBİ'lerin finansman ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanan Nefes Kredisi'nin yeni dönem başvurularını 3 Kasım'dan itibaren alacağını duyurdu. İşletmelerin nakit akışını desteklemeyi hedefleyen bu finansman desteği süreci, belirlenen tarih itibarıyla tüm oda ve borsa üyeleri için erişilebilir hale gelecek.
Öne çıkanlar
Nefes Kredisi başvuruları 3 Kasım tarihi itibarıyla resmen yeniden başlıyor.
Program, küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansman erişimini kolaylaştırmayı amaçlıyor.
Başvurular Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki oda ve borsa üyelerine açık olacak.
Haberin Detayı
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, işletmelerin yaşadığı nakit sıkışıklığını gidermek ve ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla başlatılan Nefes Kredisi uygulamasında yeni döneme girildiğini duyurdu. Ekonomik çalkantıların yaşandığı dönemlerde KOBİ'lerin en büyük destekçilerinden biri kabul edilen bu finansman modeli, güncel ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden kurgulanarak hayata geçiriliyor. Kurum tarafından yapılan açıklamada, başvuruların 3 Kasım tarihinden itibaren alınmaya başlanacağı net bir ifadeyle kamuoyuyla paylaşıldı.
Söz konusu kredi paketinden yararlanmak isteyen işletmelerin, bağlı bulundukları oda ve borsalar üzerinden süreci takip etmeleri gerekiyor. Finansman desteğinin kapsamı ve kullanılacak olan limitler, önceki dönemlerde olduğu gibi işletmelerin ölçeklerine ve finansal geçmişlerine göre belirlenecek. Başvuruların başlamasıyla birlikte, işletmelerin uzun vadeli planlamalarında ihtiyaç duydukları sermayeye erişim imkanının bir nebze daha kolaylaşması bekleniyor.
KOBİ'lerin ekonomik sistemin ana omurgasını oluşturduğu gerçeğinden yola çıkan TOBB, finansman maliyetlerinin yükseldiği piyasa koşullarında bu tür düşük faizli veya uygun ödeme seçenekli kredilerin stratejik bir rol oynadığını belirtiyor. Program, özellikle işletmelerin işletme sermayesi ihtiyacını gidermeye odaklanırken, aynı zamanda istihdamın korunması ve üretimin aksamaması gibi kritik hedefleri de beraberinde getiriyor. Başvuru süreciyle birlikte piyasalardaki likidite akışının hızlanması ve KOBİ'lerin borç yönetimi konusundaki streslerinin hafifletilmesi hedefleniyor.
Yeni dönem başvuruları, ülke genelindeki tüm oda ve borsalara kayıtlı üyelerin katılımına açık olacak şekilde planlandı. İşletme sahipleri, 3 Kasım tarihinden itibaren ilgili kurumlara müracaat ederek kendi finansal durumlarına uygun kredi seçenekleri hakkında detaylı bilgi alabilecekler. Bankalarla koordineli bir şekilde yürütülen bu sürecin, işletmelerin finansal yükümlülüklerini daha yönetilebilir bir seviyeye çekmesi amaçlanıyor.
Üyelerin başvuru aşamasında gerekli evrakları eksiksiz hazırlaması, sürecin hızlı bir şekilde tamamlanması açısından büyük rol oynuyor. TOBB yetkilileri, işletmelerin başvuru yoğunluğu yaşanabileceğini göz önünde bulundurarak, süreçle ilgili duyuruları oda ve borsaların internet siteleri üzerinden takip etmelerini öneriyor. Finansman desteği sayesinde, özellikle ihracat odaklı çalışan veya hammadde tedariğinde zorlanan küçük işletmelerin üretim süreçlerine daha rahat devam etmeleri öngörülüyor.
Ekonomik göstergelerin dalgalı seyrettiği mevcut ortamda, Nefes Kredisi gibi destek mekanizmaları piyasadaki güven ortamını desteklemeye devam ediyor. İşletmelerin bu finansman imkanını sadece borç kapatmak için değil, aynı zamanda büyüme odaklı yatırımlar için de kullanmaları, genel ekonomi üzerinde çarpan etkisi yaratabilir. Gelecek dönemde benzer destek paketlerinin kapsamının genişletilip genişletilmeyeceği ise piyasa koşullarına ve işletmelerden gelecek geri bildirimlere bağlı olarak şekillenecek.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Finansman erişiminin maliyetli olduğu dönemlerde, işletmelerin kendi öz kaynaklarını korumak adına bu tür destek paketlerini ilk günden değerlendirmeleri gerekiyor. 3 Kasım tarihi, özellikle yıl sonu bilançolarını dengelemek isteyen KOBİ'ler için nakit akışını yönetebilecekleri bir fırsat aralığı sunuyor. Geçmiş dönem uygulamalarıyla kıyaslandığında, bu kredi modeli işletmelere piyasa ortalamasının altında bir maliyet avantajı sağlıyor. Başvuru sürecinde işletmelerin mevcut borçluluk oranlarını iyi analiz etmeleri, kredi kullanımının verimli bir borç yönetimine dönüşmesi için zorunluluk arz ediyor.
Dünya Bankası, Türk KOBİ'lerinin yeşil ve dijital dönüşümüne 485 milyon dolarlık kaynak ayırdı. Fonlar, Türk Eximbank ve VakıfBank üzerinden faizsiz krediler olarak dağıtılacak.
485 milyon dolarlık uygun koşullu dış finansman onaylandı
Fonlar Türk Eximbank ve VakıfBank'a ikrazen kullandırılacak
Dünya Bankası İcra Direktörleri Kurulu, Türkiye'deki sanayi yapısının modernize edilmesini hedefleyen 'Sanayinin İkiz Dönüşümü Projesi'ni onayladı. Bu onayla birlikte, imalat sanayisinde faaliyet gösteren işletmelere büyük ölçekli bir finansman desteği sağlanacak. Proje, hem çevresel sürdürülebilirlik hem de teknolojik yenilik hedeflerini bir arada taşıyor.
Toplam 485 milyon dolar tutarındaki kaynak, uygun koşullu dış finansman şeklinde ülkeye aktarılacak. Söz konusu bütçe, Türk Eximbank ve VakıfBank'ın koordinasyonunda yürütülecek. Her iki banka da bu fondan 242,5 milyon dolar karşılığı kaynak alarak, teminat gösterenlere kullandırmak üzere birer kanal oluşturacak.
Destek kapsamına girecek olanlar, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın teşvik belgeli imalat sanayii şirketleri arasında yer alacak. Hem küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) hem de orta-büyük ölçekli firmalar bu imkandan yararlanabilecek. Asıl amaç, bu işletmelerin yeşil dönüşüm ve dijitalleşme yatırımlarını hızlandırmak olarak belirlendi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dış finansman arayışlarının devam ettiğini ve bu yıl toplamda 10 milyar dolarlık uzun vadeli kaynak sağlandığını açıkladı. Şimşek, mevcut kredi paketiyle sanayiye sağlanan desteğin kesintisiz süreceğini vurguladı. Bakan, Dünya Bankası ile kurulan iş birliğinin önümüzdeki dönemde daha da derinleşmesini öngörüyor.
Projenin nihai hedefi, Türk sanayisinin küresel değer zincirlerindeki konumunu sağlamlaştırmak. Sürdürülebilir üretim modellerine geçiş yapan firmalar, ileri teknoloji adaptasyonu sayesinde uluslararası pazarda daha rekabetçi hale gelecek. Böylece ülkenin gelecekteki ihracat potansiyeli de zemin bulmuş olacak.
Bu finansman modeli, sadece mali destek sunmakla kalmayıp dönüşüm sürecinde teknik bir yol haritası da işlevi görüyor. Bankalar aracılığıyla dağıtılacak krediler, işletmelerin erişimine kolaylık sağlarken, bakanlığın denetimi altında kalacak. Sonuç itibarıyla Türk ekonomisi, yeşil ve dijital geleceğe çok daha güçlü bir altyapıyla hazırlanıyor.
AI YORUMU
Türk ekonomisi, 485 milyon dolarlık uygun koşullu finansman ile yeşil dönüşümde somut bir hamle yapıyor. Bu rakam, küresel sürdürülebilirlik hedeflerine uyum sağlamada sadece bir mali kaynak değil, aynı zamanda yapısal bir değişim aracı olarak değerlendirilmeli. Küçük ölçekli üreticiler için finansman maliyetlerinin düşmesi, onları doğa dostu teknolojilere geçişte cesaretlendirecektir. Dünya Bankası'nın desteği, Türkiye'nin son 5 yılın en büyük dış kaynak girişlerinden biri olarak öne çıkıyor. Risk, fonların kısa vadede tüketilmesi yerine uzun vadeli sanayi planlarına entegre edilememesidir.
Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Sermaye Piyasası Kurulu'nun üst yönetimi yenilendi. Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, SPK Başkanlığı görevine getirilirken kurulun diğer iki kilit koltuğuna da yeni isimler atandı. Atanan isimlerin yirmi yılı aşkın sektörel deneyimi, finans çevrelerinde dikkatle takip ediliyor.
Muhsin Atcı, SPK Başkanlığı görevine getirilen yeni isim oldu.
MASAK Başkan Yardımcısı Ersin Başar Ekmekci, Başkan Vekili olarak atandı.
Kurul Üyeliğine Yasemin Girici'nin gelmesiyle üç kişilik atama süreci tamamlandı.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bünyesinde gerçekleştirilen kapsamlı atamalar, 31 Ekim 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile resmileşti. Finansal piyasaların denetim ve düzenleme otoritesi olan bu kurumda, yeni dönemin kadrosu belirlenmiş oldu. Kurumun en üst yönetim basamaklarında yaşanan bu değişim, piyasa aktörleri ve yatırımcılar tarafından yakından izlenen süreçlerin başında geliyor.
Vergi Denetim Kurulu Başkanı olarak görev yapan Muhsin Atcı, bundan sonra SPK Başkanı olarak piyasalara yön verecek. Atcı ile eş zamanlı olarak, kurumun Başkan Vekilliği görevine ise Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) kökenli bir isim olan Ersin Başar Ekmekci getirildi. Ekmekci'nin MASAK bünyesindeki tecrübesinin, SPK'nın denetim mekanizmalarına nasıl yansıyacağı piyasalarda merak konusu olmaya devam ediyor.
Yönetim değişikliğinin üçüncü ayağında ise Yasemin Girici, Kurul Üyeliği görevine atandı. Yeni gelen üç ismin her birinin finans ve denetim alanında yirmi yılı aşan bir mesleki geçmişe sahip olması, kurumun teknik kapasitesinin korunması adına atılmış bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu isimler, sermaye piyasalarındaki güven ve şeffaflık ilkelerini gözetmekle yükümlü olan kurulda karar verici pozisyonlarda yer alacaklar.
Kurulun yeni yapısı, Türkiye'nin finansal regülasyon süreçlerinde yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. Özellikle vergi denetimi ve mali suçlarla mücadele gibi alanlardan gelen yöneticilerin kurumun başına geçmesi, SPK'nın önümüzdeki dönemde hangi alanlara odaklanacağına dair ipuçları barındırıyor. Yatırımcılar ve şirketler, yeni başkanın atacağı ilk adımları ve piyasa düzenlemelerine yönelik bakış açısını gözlemlemek için bekleyişini sürdürüyor.
Piyasaların istikrarlı bir şekilde büyümesi ve denetimlerin daha etkin hale getirilmesi, kurulun temel görevleri arasında yer almayı sürdürecek. Yeni atanan yöneticiler, sermaye piyasası mevzuatının uygulanmasından halka arz süreçlerine, manipülasyon denetimlerinden yatırımcıların haklarının korunmasına kadar pek çok dosyayı devralacak. Bu görev değişimi, finansal sistemin işleyişinde devamlılığın sağlanması ve kurumsal hafızanın korunması hedefleriyle destekleniyor.
Önümüzdeki süreçte, kurulun alacağı kararların yerli ve yabancı yatırımcıların piyasa iştahı üzerindeki etkileri netlik kazanacak. Yeni kadronun, özellikle son yıllarda finansal okuryazarlığın ve piyasa hacminin artmasıyla birlikte daha karmaşık hale gelen denetim süreçlerinde nasıl bir performans sergileyeceği zamanla görülecek. Finansal ekosistemin tüm paydaşları, bu atamaların ardından kurulun yayınlayacağı ilk bültenleri ve politika tercihlerini dikkatle incelemeye hazırlanıyor.
AI YORUMU
Kamu finansmanı ve denetim kökenli yöneticilerin atanması, SPK'nın önümüzdeki dönemde operasyonel şeffaflık ve sıkı denetim odaklı bir strateji izleyeceğine işaret ediyor. MASAK ve Vergi Denetim Kurulu gibi alanlardan gelen bu isimler, piyasa regülasyonlarını daha teknik bir gözle ele alacaktır. Yatırımcıların ve şirket yöneticilerinin, geçmiş yıllardaki düzenlemelere kıyasla daha veri odaklı bir denetim modeline hazırlıklı olması gerekiyor. Muhsin Atcı liderliğindeki yeni kurulun, yirmi yıllık tecrübesiyle piyasayı ne derece sakinleştireceği ise kurulun atacağı ilk regülasyon adımlarıyla belli olacak.
Milletvekili Gökhan Zeybek, yatırım fonlarında yaşanan büyük değer kayıplarının şirketlerin finansmana erişimini zorlaştırarak istihdam ve üretim üzerinde yıkıcı etkiler oluşturabileceği uyarısında bulundu. Fon piyasasındaki bu daralmanın tedarik zincirini bozması ve borç ödeme kapasitesini düşürmesi nedeniyle fabrikaların kapanma riskiyle karşı karşıya olduğu belirtiliyor.
Eylül ayında yatırım fonlarının portföy değeri 1 trilyon 740 milyar lira azaldı.
BIST 100 endeksi iki ayda toplam yüzde 24,94 oranında değer kaybı yaşadı.
Eylül ayında 2 bin 212 şirket kapandı, istihdam 49 bin kişi geriledi.
YENİ Parti İstanbul Milletvekili Gökhan Zeybek, finansal piyasalardaki fon vurgunu olarak nitelendirdiği değer kayıplarının sadece borsa ile sınırlı kalmayacağını, reel ekonomiye sıçrayarak ciddi bir yıkıma yol açabileceğini ifade etti. Zeybek, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalarda, fonlardaki erimenin şirketlerin nakit akışını bozduğunu ve borçlarını çeviremez hale getirdiğini vurguladı. Bu finansman tıkanıklığı, özellikle tedarik zincirinin işleyişini zorlaştırarak üretim kapasitesinin düşmesine neden oluyor.
Paylaşılan verilere göre eylül ayında yatırım fonları toplamda 1 trilyon 740 milyar liralık bir kayba uğrarken, para piyasası fonları da 570 milyar lira değer kaybetti. Borsada işlem gören sanayi sektörü yüzde 23,24, teknoloji sektörü ise yüzde 27,78 oranında daralma yaşadı. Bu iki aylık toplam kayıp yüzde 24,94 seviyesine ulaşarak piyasadaki güvenin zedelendiğini ortaya koydu.
Yabancı yatırımcıların piyasadan çekilmesi de riskleri derinleştiren unsurlar arasında yer alıyor. Zeybek, 15 Eylül tarihinden itibaren yabancı yatırımcıların özel sektör tahvillerinde 1,3 milyar doları aşan net satış gerçekleştirdiğini belirtti. Özel sektörün borç ödeme zorlukları yaşamasıyla birlikte piyasalardaki likidite sıkışıklığı daha belirgin hale geldi. Yabancı yatırımcıların kaçışı, yerli şirketlerin kaynak bulma seçeneklerini azaltan bir faktör olarak piyasayı etkilemeyi sürdürüyor.
İstihdam verileri, ekonomik daralmanın fabrikalara yansıdığını açıkça gösteriyor. Eylül ayında 2 bin 212 şirketin kapandığı ve bu şirketlerin 449'unun imalat sektöründe faaliyet gösterdiği açıklandı. Aynı dönemde ülke genelinde işsiz sayısı 198 bin kişi artarken, istihdam edilen toplam kişi sayısı 49 bin azaldı. Üretim bandındaki bu yavaşlama, doğrudan fabrikalarda çalışan binlerce kişinin geçim kaynağını tehlikeye atıyor.
Şirketlerin borçlarını ödeyememesi durumunda domino etkisiyle tüm tedarik zincirinin durma noktasına gelebileceği uyarısında bulunan Zeybek, yetkililere acil önlem çağrısında bulundu. Finansman daralmasının fabrikalar üzerindeki baskısının artması, işletmelerin faaliyetlerini sürdürememesine neden oluyor. Alın teriyle geçinen milyonlarca emekçinin mağdur olmaması için ekonomi yönetiminin piyasadaki bu tokatçılık iddialarına karşı denetimlerini artırması gerektiği belirtiliyor. Sürecin sonunda üretimin durması ve fabrikaların kapanması, ülke ekonomisi için telafisi zor sonuçlar doğurabilir.
AI YORUMU
Ekonomi yönetiminin, fon piyasalarındaki şeffaflık sorununu gidermeden reel sektörün yaşadığı likidite krizini aşması zor görünüyor. Yatırım fonlarının portföy değerindeki trilyonluk azalma, şirketlerin banka kredilerine olan bağımlılığını artırırken, yabancı sermayenin 1,3 milyar dolarlık çıkışı piyasadaki kırılganlığı teyit ediyor. Üretim ve istihdam kaybı, finansal sistemdeki hataların faturasının doğrudan üretim bandına kesildiğini kanıtlıyor. Şirketler borçlarını çeviremezse, tedarik zincirinin kırılmasıyla birlikte işsizlik verilerindeki artışın daha da hızlanması kaçınılmaz hale gelir.
Rekabet Kurumu, Türkiye'nin önemli geçim kaynaklarından biri olan fındık piyasasında faaliyet gösteren 6 büyük teşebbüs hakkında rekabet ihlali şüphesiyle soruşturma başlattı. Kurum, sektördeki fiyat oluşumlarının masa başı anlaşmalarla değil, serbest piyasa koşullarıyla belirlenmesini sağlamayı hedefliyor.
Fındık alım-satım pazarındaki 6 büyük firma hakkında 22 Ekim'de soruşturma başlatıldı.
Kurum, alıcıların aralarında el altından fiyat belirleyip belirlemediğini incelemeye aldı.
Trabzon ve Düzce'deki yerel teşebbüslere daha önce fiyat sabitleme nedeniyle para cezası kesildi.
Türkiye genelinde fındık piyasasında yaşanan rekabet sorunlarına yönelik denetimlerini artıran Rekabet Kurumu, sektörün önde gelen 6 büyük şirketi hakkında resmi bir soruşturma süreci başlattı. Kurum Başkanı Birol Küle, 22 Ekim tarihinde başlatılan bu girişimin, piyasadaki rekabet ihlali şüphelerine dayanarak şekillendiğini açıkladı. Fındık sektörünün Türkiye ekonomisi ve özellikle Karadeniz bölgesindeki 400 bin civarındaki aile için stratejik bir öneme sahip olduğunu belirten Küle, çiftçinin haklarının korunması konusunda taviz verilmeyeceğini ifade etti.
Soruşturma süreci, fındık alım-satım pazarında fiyatların doğal akışına aykırı şekilde baskılanıp baskılanmadığını anlamaya odaklanıyor. Kurum, büyük alıcıların yerel ve orta ölçekli alıcılarla bağlantı kurarak fiyatları yapay şekilde düşürmeye çalışıp çalışmadığını mercek altına aldı. Özellikle çiftçinin ürünü satarken hangi alıcıya giderse gitsin benzer düşük fiyatlarla karşılaşması, rekabeti kısıtlayan bir eylem olarak değerlendiriliyor. Bu kapsamda elde edilen bilgi ve belgeler, piyasadaki serbest rekabetin korunması adına kritik ipuçları sunuyor.
Geçmiş dönemlerde sektördeki benzer ihlalleri cezalandıran Rekabet Kurumu, Trabzon'da 21 ve Düzce'de 10 farklı teşebbüse yönelik para cezaları uygulandığını hatırlattı. Kurum, yerel düzeyde de olsa firmaların kendi aralarında anlaşarak fiyat belirlemesine müsaade edilmeyeceğini kararlılıkla vurguluyor. Özellikle Ferrero gibi pazarda hakim konumu bulunan şirketler, geçtiğimiz yıllarda sunulan taahhütler çerçevesinde anbean izlenmeye devam ediyor. Şirketlerin sunduğu taahhütlere aykırı bir işlem yapılması durumunda ise ağır idari para cezalarının uygulanacağı net bir şekilde ifade ediliyor.
Eylül ayında başlatılan sektör geneli ön araştırma sonrasında kapsamlı yerinde incelemeler gerçekleştiren uzmanlar, Karadeniz bölgesinin batısından doğusuna kadar geniş bir alanda saha taraması yaptı. Bu çalışmaların neticesinde 6 büyük firma için düğmeye basan Kurum, fındık fiyatlarının masa başı pazarlıklarla değil, adil rekabet ortamında belirlenmesini amaçlıyor. Üreticinin emek verdiği ürünün gerçek değerini bulması, Kurumun kırmızı çizgisi olarak kabul ediliyor.
Soruşturma süreci devam ederken yeni ihlal tespitlerinin yapılması halinde kapsamın genişletileceği belirtiliyor. Kurum, sadece kendisine ulaşan şikayetleri beklemek yerine resen piyasa gözetimi yaparak çiftçiyi koruma altına alıyor. Fındık sezonu boyunca alım-satım süreçlerindeki tüm aşamalar, bölgesel ve yerel ölçekte titizlikle takip edilmeye devam edecek. Piyasadaki şeffaflığı sağlamak adına yürütülen bu denetimler, üreticinin mağduriyetini gidermeyi ve sürdürülebilir bir fındık ekonomisi oluşturmayı hedefliyor.
AI YORUMU
Piyasadaki fiyat baskısının ve tekelleşme girişimlerinin, 400 bin ailenin doğrudan geçim kaynağını tehlikeye attığı net bir şekilde görülüyor. Kurumun, 22 Ekim'de 6 firma özelinde başlattığı soruşturma, serbest piyasa kurallarının işletilmesi adına geç kalınmış olsa da zorunlu bir müdahaledir. Eğer alıcılar arasında kurulan bu fiyat kartelleri kanıtlanırsa, sadece para cezası değil, sektördeki alışkanlıkları değiştirecek yaptırımlar uygulanmalıdır. Soruşturma sonucunun, sadece büyük alıcıları değil, yerel tüccarları da fiyat belirleme konusunda daha şeffaf olmaya zorlayacağı açıktır.