Milletvekili Gökhan Zeybek, yatırım fonlarında yaşanan büyük değer kayıplarının şirketlerin finansmana erişimini zorlaştırarak istihdam ve üretim üzerinde yıkıcı etkiler oluşturabileceği uyarısında bulundu. Fon piyasasındaki bu daralmanın tedarik zincirini bozması ve borç ödeme kapasitesini düşürmesi nedeniyle fabrikaların kapanma riskiyle karşı karşıya olduğu belirtiliyor.
Öne çıkanlar
Eylül ayında yatırım fonlarının portföy değeri 1 trilyon 740 milyar lira azaldı.
BIST 100 endeksi iki ayda toplam yüzde 24,94 oranında değer kaybı yaşadı.
Eylül ayında 2 bin 212 şirket kapandı, istihdam 49 bin kişi geriledi.
Haberin Detayı
YENİ Parti İstanbul Milletvekili Gökhan Zeybek, finansal piyasalardaki fon vurgunu olarak nitelendirdiği değer kayıplarının sadece borsa ile sınırlı kalmayacağını, reel ekonomiye sıçrayarak ciddi bir yıkıma yol açabileceğini ifade etti. Zeybek, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalarda, fonlardaki erimenin şirketlerin nakit akışını bozduğunu ve borçlarını çeviremez hale getirdiğini vurguladı. Bu finansman tıkanıklığı, özellikle tedarik zincirinin işleyişini zorlaştırarak üretim kapasitesinin düşmesine neden oluyor.
Paylaşılan verilere göre eylül ayında yatırım fonları toplamda 1 trilyon 740 milyar liralık bir kayba uğrarken, para piyasası fonları da 570 milyar lira değer kaybetti. Borsada işlem gören sanayi sektörü yüzde 23,24, teknoloji sektörü ise yüzde 27,78 oranında daralma yaşadı. Bu iki aylık toplam kayıp yüzde 24,94 seviyesine ulaşarak piyasadaki güvenin zedelendiğini ortaya koydu.
Yabancı yatırımcıların piyasadan çekilmesi de riskleri derinleştiren unsurlar arasında yer alıyor. Zeybek, 15 Eylül tarihinden itibaren yabancı yatırımcıların özel sektör tahvillerinde 1,3 milyar doları aşan net satış gerçekleştirdiğini belirtti. Özel sektörün borç ödeme zorlukları yaşamasıyla birlikte piyasalardaki likidite sıkışıklığı daha belirgin hale geldi. Yabancı yatırımcıların kaçışı, yerli şirketlerin kaynak bulma seçeneklerini azaltan bir faktör olarak piyasayı etkilemeyi sürdürüyor.
İstihdam verileri, ekonomik daralmanın fabrikalara yansıdığını açıkça gösteriyor. Eylül ayında 2 bin 212 şirketin kapandığı ve bu şirketlerin 449'unun imalat sektöründe faaliyet gösterdiği açıklandı. Aynı dönemde ülke genelinde işsiz sayısı 198 bin kişi artarken, istihdam edilen toplam kişi sayısı 49 bin azaldı. Üretim bandındaki bu yavaşlama, doğrudan fabrikalarda çalışan binlerce kişinin geçim kaynağını tehlikeye atıyor.
Şirketlerin borçlarını ödeyememesi durumunda domino etkisiyle tüm tedarik zincirinin durma noktasına gelebileceği uyarısında bulunan Zeybek, yetkililere acil önlem çağrısında bulundu. Finansman daralmasının fabrikalar üzerindeki baskısının artması, işletmelerin faaliyetlerini sürdürememesine neden oluyor. Alın teriyle geçinen milyonlarca emekçinin mağdur olmaması için ekonomi yönetiminin piyasadaki bu tokatçılık iddialarına karşı denetimlerini artırması gerektiği belirtiliyor. Sürecin sonunda üretimin durması ve fabrikaların kapanması, ülke ekonomisi için telafisi zor sonuçlar doğurabilir.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Ekonomi yönetiminin, fon piyasalarındaki şeffaflık sorununu gidermeden reel sektörün yaşadığı likidite krizini aşması zor görünüyor. Yatırım fonlarının portföy değerindeki trilyonluk azalma, şirketlerin banka kredilerine olan bağımlılığını artırırken, yabancı sermayenin 1,3 milyar dolarlık çıkışı piyasadaki kırılganlığı teyit ediyor. Üretim ve istihdam kaybı, finansal sistemdeki hataların faturasının doğrudan üretim bandına kesildiğini kanıtlıyor. Şirketler borçlarını çeviremezse, tedarik zincirinin kırılmasıyla birlikte işsizlik verilerindeki artışın daha da hızlanması kaçınılmaz hale gelir.
Orta Doğu ve Ukrayna'daki arz kısıntılarıyla yükselen yakıt fiyatları, uluslararası enerji şirketlerinin üçüncü çeyrek bilançolarında tarihi kâr rakamları açıklamasına yol açtı. Rafineri marjlarındaki keskin artıştan faydalanan dev kuruluşlar, elde ettikleri devasa kazançları hisse geri alımları ve temettü ödemeleriyle hissedarlarına aktarıyor.
Rafineri marjları ikinci çeyrekte 24 dolarken üçüncü çeyrekte 42 dolara çıkarak rekor kırdı.
Shell, vergi sonrası net kârını geçen yıla göre iki katından fazla artırarak 12,1 milyar dolara yükseltti.
TotalEnergies 8,3 milyar dolar, Repsol ise yılın ilk dokuz ayında 5,6 milyar dolar kâr bildirdi.
Küresel yakıt piyasalarında yaşanan arz kesintileri ve lojistik engeller, enerji sektöründe faaliyet gösteren çok uluslu şirketler için beklenmedik bir finansal fırsata dönüştü. Özellikle Orta Doğu bölgesi ve Ukrayna kaynaklı çatışma ortamı, petrol fiyatlarındaki dengelerin hızla değişmesine sebep oldu. Ham petrol ile işlenmiş nihai ürünler arasındaki fiyat farkının tarihin en yüksek seviyelerine çıkması, enerji devlerinin üçüncü çeyrek bilançolarını alışılmışın dışında bir seviyeye taşıdı.
İngiliz enerji devi Shell, temmuz-eylül döneminde gösterdiği performansla piyasa beklentilerini aşan bir tablo çizdi. Şirket, vergi sonrası net kârını bir önceki yılın aynı dönemine oranla iki katın üzerine taşıyarak 12,1 milyar dolara ulaştırdı. Fransız üretici TotalEnergies ise aynı zaman diliminde 8,3 milyar dolarlık net kâr açıklayarak tarihi bir başarıya imza attığını duyurdu. İspanyol enerji şirketi Repsol tarafında da benzer bir ivme gözlemlendi ve yılın ilk dokuz ayındaki net kâr dört katına çıkarak 5,6 milyar dolar seviyesine ulaştı.
Sektördeki bu finansal artışın temelinde, Rusya'nın rafine ürün ihracatına getirdiği kısıtlamalar ve bölgedeki arz sıkıntılarının yarattığı maliyet avantajı yatıyor. Rafineri marjları, yılın ikinci çeyreğinde varil başına 24 dolar bandında seyrederken, üçüncü çeyrek itibarıyla 42 dolara tırmandı. Bu değişim, Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcındaki tarihi zirveyi de geride bırakarak endüstriyel anlamda yeni bir eşiği işaret ediyor.
Elde edilen yüksek kazançlar, şirketlerin hissedarlarına yönelik finansal politikalarında da değişikliğe gitmelerine neden oldu. Enerji şirketleri, kasalarına giren bu rekor tutarları mevcut temettü ödemelerini artırmak ve geniş kapsamlı hisse geri alım programlarını uygulamak için kullanıyor. Hissedarlar tarafında memnuniyetle karşılanan bu tablo, piyasa uzmanları tarafından ise sürdürülebilir bir yapıdan uzak olarak değerlendiriliyor.
Piyasa analistleri, mevcut yüksek kazanç ortamının kalıcı olmayabileceği konusunda uyarılarını sürdürüyor. Küresel arz zincirindeki kırılmaların devam ettiği sürece enerji fiyatlarının yüksek seyretmeye devam edeceği ve bu durumun şirket bilançolarını etkilemeyi sürdüreceği öngörülüyor.
Enerji piyasalarındaki bu hareketlilik yalnızca şirket kârlarını değil, nihai tüketicinin karşı karşıya kaldığı fiyatları da doğrudan etkiliyor. Özellikle doğalgaz gibi temel enerji ürünlerinde görülen arz kaynaklı dalgalanmalar, Avrupa genelinde enerji maliyetlerinin 100 avro barajını aşmasına kadar uzanan bir zincirleme etki yaratıyor. Yatırımcılar ve tüketiciler, önümüzdeki dönemde arz güvenliğini etkileyecek yeni jeopolitik gelişmeleri yakından izlemeye devam ediyor.
AI YORUMU
Şirketlerin açıkladığı bu devasa kâr rakamları, küresel enerji arzının jeopolitik gerilimlere ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Rafineri marjlarının 24 dolardan 42 dolara çıkması, enerji piyasasının sadece arz-talep dengesiyle değil, çatışma ortamından beslenen bir spekülatif baskıyla hareket ettiğini kanıtlıyor. Bu durum, nihai tüketicinin artan enerji maliyetlerini karşılamakta zorlandığı bir süreçte şirket bilançolarının aşırı büyümesine neden oluyor. Savaşın yarattığı belirsizlikler azalmadığı sürece bu kâr marjlarının korunması muhtemel görünüyor.
ABD piyasalarında işlem gören hisse senedi vadeli işlemlerinde genel bir düşüş trendi gözlenirken Nasdaq endeksi yüzde 2 seviyesinde değer kaybetti. Yatırımcıların risk iştahındaki değişimler, borsalardaki bu aşağı yönlü hareketliliği tetikleyen ana unsurlar arasında yer alıyor. Piyasalardaki bu sert geri çekilme, teknoloji ağırlıklı endekslerdeki kayıpların derinleşmesine neden oldu.
Nasdaq endeksi vadeli işlemlerde yüzde 2 oranında değer kaybetti.
ABD borsalarında genel bir satış baskısı piyasaya hakim oldu.
Yatırımcılar piyasadaki belirsizlikler nedeniyle riskli varlıklardan uzaklaşıyor.
Amerika Birleşik Devletleri hisse senedi piyasalarında vadeli işlemlerin açılışıyla birlikte geniş çaplı bir düşüş süreci başladı. Özellikle teknoloji hisselerinin yoğunlukta olduğu Nasdaq endeksi, günün erken saatlerinde yüzde 2 seviyesine ulaşan kayıplarla dikkat çekti. Bu hareketlilik, yatırımcıların piyasa beklentilerindeki ani değişimi ve artan temkinli duruşu yansıtıyor.
Piyasa verileri incelendiğinde, teknoloji sektöründeki bu düşüşün genel piyasa duyarlılığını olumsuz etkilediği görülüyor. Büyük sermayeli teknoloji şirketlerinin hisselerinde gözlenen satışlar, Nasdaq endeksinin diğer göstergelere kıyasla daha hızlı geri çekilmesine yol açtı. Yatırımcılar, şu aşamada risk iştahını baskılayan ekonomik göstergeler ve şirket performansları üzerinde yoğunlaşmış durumda.
ABD borsalarındaki bu satış dalgası, küresel finansal piyasalar üzerinde de doğrudan bir yansıma oluşturuyor. Yatırımcıların güvenli liman arayışına girmesiyle birlikte hisse senetlerinden çıkışlar hızlanırken, vadeli piyasalardaki işlemlerin bu kadar sert bir düşüşle başlaması dikkatleri çekiyor. Uzmanlar, piyasadaki oynaklığın önümüzdeki süreçte nasıl bir seyir izleyeceğine dair belirsizliklerin devam ettiğini belirtiyor.
Finans dünyasında gözler, teknoloji devlerinin açıklayacağı bilanço verilerine ve merkez bankalarının para politikası adımlarına çevrilmiş durumda. Nasdaq endeksindeki yüzde 2'lik bu geri çekilme, yatırımcıların piyasadaki fiyatlamaları yeniden gözden geçirmesine sebep oluyor. Kurumsal yatırımcıların pozisyonlarını yeniden düzenlemesi, borsadaki bu hareketliliğin temel kaynaklarından birini oluşturuyor.
Piyasa katılımcıları, hisse senedi fiyatlarındaki bu aşağı yönlü baskının kısa süreli mi yoksa daha kalıcı bir eğilimin başlangıcı mı olduğunu anlamaya çalışıyor. Vadeli işlemlerdeki bu keskin düşüş, işlem hacimlerinin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştiği için piyasa üzerindeki etkisi oldukça belirgin hissediliyor. Endekslerdeki bu seviyeler, yatırımcılar için bir düzeltme hareketi olarak değerlendirilirken, gelecek ekonomik veriler piyasanın yönünü tayin edecek.
AI YORUMU
Nasdaq endeksindeki yüzde 2'lik bu gerileme, yatırımcıların teknoloji hisselerine olan güveninde bir kırılma yaşandığını net bir şekilde gösteriyor. Vadeli işlemlerdeki bu sert satış baskısı, piyasanın aşırı iyimser beklentilerinden uzaklaştığına işaret ederken, risk yönetimi stratejilerini yeniden güncellemeyi zorunlu kılıyor. Eğer teknoloji devleri önümüzdeki bilanço döneminde beklentileri karşılayamazsa, bu geri çekilme daha geniş bir satış dalgasına dönüşebilir. Mevcut tablo, piyasadaki oynaklığın yükseldiği bir evrede olduğumuzu kanıtlıyor.
Şirket, bulut bilişim hizmetlerindeki büyüme ile gelirini yüzde 19 artırarak 92,3 milyar dolara ulaştırdı. Buna rağmen maliyetleri kısmak amacıyla dünya genelindeki yaklaşık 60 bin çalışanına gönüllü kıdem tazminatı teklifi sunma kararı aldı.
Şirketin üç aylık karı 36,6 milyar doları aşarak rekor seviyeye ulaştı
Microsoft bulut bilişim geliri, son çeyrekte yüzde 30 oranında büyüme gösterdi
60 bin çalışana maliyetleri düşürmek amacıyla gönüllü kıdem tazminatı teklif edilecek
Şirket, eylül sonu itibarıyla üç aylık net karının 36,6 milyar doları aştığını duyurarak finansal beklentileri geride bıraktı. Söz konusu büyüme, yatırımcıların teknoloji devlerinin yapay zeka odaklı harcamalarının sürdürülebilir olup olmadığına dair tartışmaları devam ederken açıklandı.
Bilanço verilerine göre Microsoft'un toplam geliri, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 19 artışla 92,3 milyar dolara yükseldi. Bu artışın merkezinde kurumsal teknoloji hizmetlerini kapsayan Microsoft Cloud birimi yer aldı. Cloud gelirlerinde kaydedilen yüzde 30'luk artış, şirketin bulut bilişim alanındaki pazar hakimiyetini ve kurumsal dönüşüm projelerindeki başarısını ortaya koydu.
Finansal tablodaki güçlü yükselişe karşın şirket, operasyonel maliyetleri yönetmek için yeni bir adım atıyor. Microsoft yönetimi, pazartesi günü yaptığı açıklamada 220 binden fazla çalışanı bulunan dünya genelindeki kadrosunda yaklaşık 60 bin kişiye gönüllü kıdem tazminatı teklif edileceğini belirtti. Bu programın Kanada, Hindistan, İngiltere ve ABD gibi bölgelerdeki ekipleri kapsayacağı ve çalışanlara finansal destek ile kariyer planlama kaynakları sunulacağı ifade edildi.
CEO Satya Nadella, yapay zeka geliştirme çalışmalarının teknolojinin benimsenme hızını artırdığını ve tüm sektörlerde somut karşılık bulduğunu savunuyor. Şirket, yapay zeka altyapısına yönelik devasa yatırımlarını sürdürürken, pazarın değişen ihtiyaçlarına uyum sağlamak için iş gücü yapısında esneklik arıyor. Amazon, Meta ve Alphabet gibi teknoloji devleriyle birlikte Microsoft'un da yapay zeka çiplerine ve veri merkezlerine bu yıl çok büyük bütçeler ayırdığı görülüyor.
Söz konusu sonuçlar New York borsasında olumlu karşılandı ve seans sonrası işlemlerde Microsoft hisseleri yaklaşık yüzde 2,9 oranında değer kazandı. Bu durum, Google'ın çatı şirketi Alphabet'in aynı dönemde net karında yüzde 25 düşüş açıklaması ve hisselerinin yüzde 9,75 değer kaybetmesiyle keskin bir zıtlık oluşturdu. Yatırımcılar, büyük teknoloji firmalarının yapay zeka harcamalarının gelecekteki verimlilik üzerindeki etkilerini izlemeye devam ediyor.
Microsoft yönetimi, finansal raporlarında yapay zekaya yapılan yatırımların yanı sıra ekonomik belirsizliklere de vurgu yaptı. Şirket, iş gücünü yeniden yapılandırmanın operasyonel verimliliği artıracağını öngörüyor. Çalışanlara sunulan gönüllü ayrılma paketleri, kurumun hedeflerine göre güncellenen departmanlar arasındaki dengeyi sağlamayı amaçlıyor.
AI YORUMU
Microsoft, devasa yapay zeka yatırımlarının mali yükünü dengelemek için iş gücü stratejisini değiştirmek zorunda kaldı. Rekor seviyedeki 36,6 milyar dolarlık kar, teknoloji devinin bulut bilişimdeki gücünü kanıtlasa da 60 bin kişiye sunulan tazminat teklifi, sektördeki verimlilik arayışının ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Alphabet'in aksine piyasadan pozitif ayrışan şirket, yapay zeka harcamalarının riskini operasyonel küçülme ile kompanse etme yolunu seçti. Yatırımcılar, bu yüksek harcama temposunun orta vadede aynı karlılık oranlarını koruyup koruyamayacağını izleyecektir.
Çin borsasında yaşanan keskin değer kayıpları, küresel yatırımcıların risk algısını değiştirerek kripto para piyasalarında hareketliliğe yol açıyor. Çinli yatırımcıların sermaye kontrolü arayışları ve merkez bankası adımları, Bitcoin'in güvenli liman olup olamayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Çin borsasındaki kayıplar yatırımcıları alternatif varlık sınıfı olan kripto paralara yönlendiriyor.
Bölgesel ekonomik dalgalanmalar Bitcoin fiyatında volatiliteyi artıran bir unsur olarak görülüyor.
Merkez bankasının piyasaya sağladığı likidite desteği piyasa beklentilerini şekillendiriyor.
Çin mali piyasalarında gözlemlenen dalgalanmalar, kripto para dünyasında geniş yankı uyandırırken Bitcoin üzerindeki olası etkiler yakından mercek altına alınıyor. Çin hükümetinin uyguladığı ekonomi politikaları ve borsadaki sert geri çekilmeler, yatırımcıların sermayelerini koruma eğilimlerini farklı kanallara kaydırmalarına neden oluyor. Geleneksel finansal araçlardaki belirsizlik, kripto varlıkların riskli ancak potansiyel barındıran yapısıyla birleşince piyasalarda yeni bir denge arayışı başladı.
Yatırımcılar, borsalardaki düşüş eğiliminin bir süre daha devam etmesi durumunda sermayelerini kripto borsalarına kaydırma stratejisini değerlendiriyor. Bu durum, Bitcoin için hem alım baskısı yaratabilir hem de genel pazar hacmini artırarak fiyatlarda sert hareketleri beraberinde getirebilir. Özellikle Çinli yatırımcıların dijital varlıklara yönelik tarihsel ilgisi, yerel piyasalardaki kriz anlarında bu varlık sınıfının hareketliliğini destekleyen temel bir faktör olarak öne çıkıyor.
Ekonomik kriz ortamlarında Bitcoin'in bir değer saklama aracı mı yoksa spekülatif bir varlık mı olduğu sorusu yeniden gündeme geliyor. Geçmiş dönemlerde benzer borsa sarsıntılarında görülen sermaye kaçışları, merkeziyetsiz varlıklara olan talebin geçici olarak yükselmesine sebep olmuştu. Şimdi ise piyasa gözlemcileri, Çin'deki likidite sıkışıklığının Bitcoin üzerindeki doğrudan etkilerini rakamlar üzerinden analiz etmeye çalışıyor.
Bölgedeki ekonomik daralmaya karşı merkez bankasının açıkladığı destek paketleri, piyasalardaki korkuyu bir nebze dindirmiş gibi görünse de yatırımcı güveni tam olarak tesis edilemedi. Eğer borsa endekslerinde toparlanma gerçekleşmezse, yerel yatırımcıların Bitcoin gibi sınır ötesi transfer imkanı sunan varlıklara yönelimi hız kazanabilir. Bu eğilim, kripto para borsalarının hacim verilerine doğrudan yansıyarak fiyatlarda ani sıçramalara zemin hazırlayabilir.
Küresel piyasalardaki diğer ülkelerin bu gelişmelere vereceği tepkiler ise Bitcoin'in fiyat istikrarı için belirleyici olacak. Çin'in finansal sistemi dünya ekonomisiyle entegre bir yapıda olduğundan, yerel bir borsa krizi yalnızca bölgesel değil küresel bir sermaye kaymasına yol açabiliyor. Yatırımcılar bu tür dönemlerde portföylerini çeşitlendirmek adına riskli varlıkları azaltırken, kripto paraların bu süreçteki performansı yatırım stratejileri için bir test niteliği taşıyor.
AI YORUMU
Bitcoin, geleneksel piyasalardaki güvensizlik ortamında bir kaçış noktası olma potansiyelini test ediyor. Çin borsasındaki oynaklık, yatırımcıların sermaye kontrolünden kaçma isteğiyle birleştiğinde dijital varlıklara yönelim kaçınılmaz hale geliyor. Bu dinamik, kurumsal yatırımcıların Bitcoin'e olan bakış açısını daha çok bir portföy sigortası seviyesine taşıyor. Borsa endeksleri mevcut düşük seviyelerde kalmaya devam ederse, Bitcoin'in fiyat hareketi geleneksel borsalardan daha bağımsız ve ivmeli bir seyir izleyebilir.