Fotoğraf: Medelam · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Özet
Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki dış ticaret hacmi geçen yıl 38,5 milyar dolara ulaştı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 2025 verilerini paylaşırken yeni dönem hedeflerini de duyurdu.
Öne çıkanlar
İkili ticaret hacmi 2025 yılında yüzde 13 artarak 38,5 milyar dolara ulaştı.
2026 yılında ticaret hacminin 42 ila 43 milyar dolar seviyesini aşması bekleniyor.
Amerikan şirketlerinin Türkiye'deki doğrudan yatırımları 16,5 milyar doları buldu.
Haberin Detayı
İstanbul'da gerçekleştirilen GO GLOBAL Türkiye Zirvesi'nde Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ekonomik ilişkiler masaya yatırıldı. Toplantıda dünyanın önde gelen yatırımcıları ile yerli girişimciler bir araya gelerek yeni iş birliği fırsatlarını değerlendirdi. Etkinlikte konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, iki ülke arasındaki ticari faaliyetlerin kararlılıkla büyümeye devam ettiğini ifade etti.
Bakan Bolat'ın paylaştığı verilere göre, iki ülke arasındaki toplam ticaret hacmi 2025 yılında önceki yıla kıyasla yüzde 13 oranında artış gösterdi. Bu artışla birlikte hacim 38,5 milyar dolar seviyesine yükseldi. Bolat, 2026 yılı için daha iddialı bir hedef koyarak ikili ticarette 42 ile 43 milyar dolar aralığının kesinlikle aşılacağını belirtti. Uzun vadede ise 2028 yılına kadar 50 milyar dolarlık hacme ulaşılması hedefleniyor.
Ekonomik ilişkilerin yalnızca mal alım satımıyla sınırlı kalmadığı, savunma sanayisi ve havacılık alımlarının yanı sıra sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatının da pay sahibi olduğu aktarıldı. Öte yandan Amerikan sermayeli şirketlerin Türkiye'deki doğrudan yatırımları 16,5 milyar doları bulurken, bu süreçte 60 milyar dolarlık ek yatırım yapıldı. Türk yatırımcıların Amerika Birleşik Devletleri'ndeki doğrudan yatırımları ise 14,5 milyar dolar seviyesinde kaydedildi.
Zirvede Türk girişim ekosisteminin büyüme rakamları da kamuoyuyla paylaşıldı. Türkiye'deki girişimlerin toplam değerinin 40 milyar avroyu geride bıraktığı, girişim sermayesi desteği alan şirket sayısının ise bin sınırını aştığı açıklandı. 2019 ile 2024 yılları arasında girişim ekosisteminin yaklaşık 9,4 kat büyüdüğü, özellikle finansal teknolojiler ile oyun sektörlerinin uluslararası yatırımcıların odağında olduğu vurgulandı.
İstanbul'un yedi unicorn şirkete ev sahipliği yaptığını belirten yetkililer, Türkiye'nin girişimcilik alanındaki konumunu her geçen gün güçlendirdiğini kaydetti. Etkinliğe katılan 50'den fazla uluslararası fon yöneticisi, Türkiye'deki yüzün üzerinde yenilikçi girişimle temas kurma imkânı buldu. Son yirmi üç yılda Türkiye'nin milli gelirinin ve ihracat rakamlarının kaydettiği artış, ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırımların hacmini de artırdı.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
İki ülke arasındaki ticaret hacminin 40 milyar dolar sınırına dayanması, dış ticarette çeşitliliğin artırılması açısından somut bir gösterge niteliği taşıyor. Açıklanan 38,5 milyar dolarlık 2025 hacmi, hedeflenen 100 milyar dolarlık uzun vadeli vizyon için atılan adımların hızlandığını gösteriyor. Özellikle teknoloji ve finansal teknolojiler alanındaki yatırımlar, ihracatın katma değerli ürünlere kaymasını hızlandırabilir. Bu doğrultuda Türk girişimlerinin uluslararası fonlara erişimi kolaylaşmazsa, büyüme hızı öngörülen takvimin gerisinde kalabilir.
Fransa ve Almanya öncülüğünde hazırlanan yeni otomotiv uzlaşması, İngiltere'yi kapsam içine alırken Türkiye'yi mevcut tanımın dışında tutuyor. Ankara, Avrupa pazarındaki rekabet gücünü korumak ve olası dezavantajları önlemek amacıyla diplomatik girişimlerini devam ettiriyor. Taslağın yasalaşması için Avrupa Parlamentosu ile üye ülkelerin onayı gerekiyor.
Fransa ve Almanya'nın planı İngiltere'yi kapsama dahil ediyor.
Türkiye'nin Gümrük Birliği statüsü yeni tanımda yer bulmuyor.
Ticaret Bakanlığı temmuz ayında Brüksel'de temaslarda bulunmuştu.
Fransa ile Almanya arasında şekillendirilen otomotiv sektörü uzlaşması, Avrupa kıtasındaki üretim dengelerini yeniden gündeme taşıdı. Hazırlanan taslak metin, kapsamı yirmi yedi Avrupa Birliği üyesi ve iki bin yirmi yılının başından itibaren iç pazar dinamiklerine entegre olan diğer ortaklar üzerinden kurguluyor. Bu çerçeve, Birleşik Krallık yönetiminin yeni sistemin içerisine dahil edilmesine olanak tanırken, Türk otomotiv sektörünü mevcut tanımın uzağında bırakıyor.
İki ülke arasındaki mevcut Gümrük Birliği ortaklığı, söz konusu taslak belgede öngörülen statüyü doğrudan sağlamıyor. Bu durum, Türkiye'nin geniş Avrupa tedarik ağındaki konumunun zedelenmesi riskini beraberinde getirirken, Ankara'nın haklı taleplerinin henüz tam anlamıyla karşılık bulmadığını gösteriyor. Yetkililer, yerli üretim ve yeni yatırımların gelecekte dezavantajlı konuma düşmemesi için diplomatik temasları yoğun bir şekilde sürdürüyor.
Ticaret Bakanlığı yetkilileri, geçtiğimiz temmuz ayında Brüksel'de gerçekleştirilen oturumlarda ülkenin kıtadaki otomotiv ekosisteminin ayrılmaz bir unsuru olduğunu defaatle dile getirmişti. Bakanlık, sadece belirli ülkeleri kayıran bir yapı yerine daha kapsayıcı bir yaklaşımın benimsenmesini talep etmişti. Ancak mevcut taslak, otomobil ihracatını doğrudan yasaklamasa da, gelecekteki devlet destekleri ve teşvik mekanizmalarında Türk üreticilerin dışarıda kalma ihtimalini güçlendiriyor.
Söz konusu "Made in Europe" konsepti, belirli kamu alımları ve sanayi hibelerinde yerli Avrupa üretiminin desteklenmesini hedefliyor. Gümrük Birliği anlaşmasının ticaret yapılmasına imkan tanımasına rağmen, endüstriyel teşviklere aynı şartlarda erişimi garanti etmemesi kritik bir eşik oluşturuyor. Öte yandan plan, yirmi otuz beş yılı hedefleri kapsamında karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik bazı esneklikleri de masaya yatırıyor.
Tüm bu stratejik başlıklar şu an için müzakere masasında tartışılmaya devam ediyor. Ortak metnin resmiyet kazanabilmesi ve yürürlüğe girebilmesi için diğer üye ülkelerin oylaması ve Avrupa Parlamentosu onayı şart koşuluyor. Dolayısıyla Türkiye'nin otomotiv endüstrisindeki geleceği, devam eden bu yasama süreçlerinin ve diplomatik pazarlıkların seyrine göre şekillenecek.
AI YORUMU
Otomotiv sanayi, Türkiye ekonomisinin en büyük ihracat kalemlerinden biri konumundayken, bu tür dışlayıcı tanımlar uzun vadeli yatırımları doğrudan tehdit edebilir. Brüksel yönetimiyle yürütülecek müzakerelerde sadece ticari hacmin değil, tedarik zincirindeki entegrasyonun da masada tutulması hayati önem taşıyor. Eğer süreç Türkiye'nin aleyhine sonuçlanırsa, Avrupalı üreticilerle rekabette maliyet ve teşvik dezavantajları kaçınılmaz hale gelebilir.
Ticaret Bakanlığı sıfır cep telefonları için 12 ay vade sınırını 20 bin liradan 40 bin liraya çıkardı. Yenilenmiş cihazlarda ise fiyat üst sınırı aranmaksızın aynı taksit imkanı tanındı.
Sıfır telefonlarda 12 taksit sınırı 20 bin TL'den 40 bin TL'ye yükseltildi.
Yenilenmiş akıllı telefonlarda fiyat sınırı olmaksızın 12 ay vade sunuluyor.
Düzenleme 15 Ekim 2026 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Ticaret Bakanlığı tarafından hayata geçirilen yeni düzenleme, akıllı telefon alışverişlerinde uzun vade beklentisi olan alıcıların koşullarını değiştirdi. Sıfır cihazlarda daha önce uygulanan 20 bin liralık 12 ay taksit sınırı, güncellenen yönetmelikle birlikte 40 bin liraya çıkarıldı. Bu adım, orta segment cihazlara yönelen tüketicilerin bütçe planlamasını doğrudan etkiliyor.
15 Ekim 2026 tarihli ve 33401 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan kararlar, BDDK'nın kredi vadelerine yönelik belirlemeleriyle tam uyumlu şekilde hazırlandı. Değişiklikle birlikte, perakende sektöründe konut dışındaki taksitli satış sürelerini belirleme yetkisi de netleştirildi. Bakanlık, piyasadaki dengeleri gözeterek benzer adımları sürdüreceğini bildirdi.
Fiyatı 40 bin liranın altında kalan yeni bir akıllı telefon tercih edenler, bütçelerini zorlamadan 12 ay vadeli ödeme yapabilecek. Ancak bu eşiğin hemen üzerindeki modeller için şartlar farklılık gösteriyor. Belirtilen tutarın üstündeki sıfır cihazlar en fazla 3 taksitle alınabiliyorken, aynı modelin yenilenmiş versiyonları bu kısıtlamadan muaf tutuluyor.
Piyasada amiral gemisi kategorisindeki cihazlara erişmek isteyen ancak peşin ödeme gücü bulamayanlar için yenilenmiş ürünler cazip bir alternatif haline geldi. Fiyat bağımsızlığı sayesinde üst segment bir telefon yenilenmiş lisansla 12 ay taksitlendirilebiliyor. Yine de bu süreçte cihazın batarya sağlığı ve garanti belgesi gibi detayların titizlikle incelenmesi gerekiyor.
Elektronik eşya, bilgisayar, tablet, televizyon, mobilya, beyaz eşya, kuyum ve seyahat harcamaları gibi diğer kategorilerde ise mevcut kurallar geçerliliğini koruyor. Bu alanlarda BDDK tarafından daha evvel belirlenmiş olan taksit ve vade sınırlarında herhangi bir değişiklik yapılmadı.
AI YORUMU
Taksit sınırının 40 bin liraya çıkarılması, orta segment pazarındaki hareketliliği doğrudan artıracak bir hamle olarak öne çıkıyor. Önceki 20 bin liralık sınırın geride kalması, teknoloji alışverişlerinde kullanıcıların tercihlerini 12 ay vadeye göre yeniden şekillendirecektir. Özellikle amiral gemisi modellerde sıfır cihaz yerine yenilenmiş ürünlere yönelimi artırabilecek bu yapı, tüketicilerin garanti belgelerine dikkat etmesini zorunlu kılıyor. Sınırın hemen üzerindeki cihazlarda yaşanabilecek birkaç liralık farklar ise doğrudan üç taksit kısıtlamasına takılma riski barındırıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, ABD yaptırımlarının günlük faaliyetlerini engellemesi nedeniyle Avrupa Birliği'nden somut adımlar atmasını talep etti. Mahkeme yetkilileri, dolara bağımlılığı azaltmak ve açık kaynaklı yazılımlara geçmek için hazırlık yürütüyor.
Mahkeme, ABD teknolojisinden uzaklaşmak ve açık kaynaklı yazılımlara geçmek için 6 ay öngörüyor.
Dolara bağımlılığın azaltılması ve tamamen avro üzerinden işlem yapılması için 20 aylık bir süre planlanıyor.
ABD yaptırımları nedeniyle UCM ile çalışan banka sayısı onlarcadan yalnızca birkaç kuruma düştü.
Uluslararası Ceza Mahkemesi idari birimi, Avrupa Birliği nezdinde girişimlerde bulunarak Washington yönetiminin devreye soktuğu yaptırımlara karşı hızlı koruma talep etti. Kurumun günlük operasyonlarının aksama riskiyle karşı karşıya kalması, Avrupalı karar vericilerin net bir tutum belirlemesini zorunlu kılıyor. Brüksel'i ziyaret etmeye hazırlanan yetkililerle yapılacak görüşmeler öncesinde yapılan açıklamalarda, belirsizlik ortamının hem sivil toplum kuruluşlarını hem de tedarik zincirini olumsuz etkilediği ifade edildi.
Amerikan teknolojisi ve finansal altyapısına olan bağımlılığı minimuma indirmek amacıyla kapsamlı bir dönüşüm planı devreye sokuldu. Bu kapsamda ABD merkezli yazılım sağlayıcıları yerine açık kaynaklı alternatiflere geçiş için altı aylık bir takvim belirlenirken, para birimi olarak dolardan tamamen uzaklaşılması hedeflenen süreç için yirmi aylık bir vade öngörülüyor. Tedarikçi ağını titizlikle inceleyen yetkililer, ödeme işlemlerinin yalnızca Avrupa sınırları içinde ve avro cinsinden yürütülmesi için yeni mekanizmalar kuruyor.
Uygulanan kısıtlamalar sonucunda mali işlemleri yürüten kurum sayısının onlarcadan yalnızca birkaç bankaya gerilemesi, operasyonel yükü artırırken işlem seçeneklerini de oldukça kısıtladı. Telekomünikasyon hizmetleri şimdilik istisna kapsamında yer alsa da bu durumun kalıcı olacağına dair güvence bulunmuyor. Benzer şekilde, mahkemeyle ortaklık yürüten sivil toplum kuruluşlarının da hukuki güvenceden yoksun kalması büyük bir caydırıcılık unsuru oluşturuyor.
Yaşanan gerilimin arka planında İsrail yöneticileri hakkında çıkarılan tutuklama kararları ve sonrasında mahkeme kadrosuna getirilen kısıtlamalar yer alıyor. Washington yönetimi mahkemenin faaliyetlerini kabul etmediğini açıkça vurgularken, Avrupa cephesi ise Engelleme Tüzüğü gibi koruyucu mekanizmaları yeniden masaya yatırıyor. Şirketlere sağlanacak güvence mektupları ve ara çözümler, mali egemenliğin korunması açısından kritik bir eşik oluşturuyor.
AI YORUMU
Uluslararası yargı organlarının finansal bağımsızlığını koruyamaması, küresel adalet mekanizmalarının geleceğini doğrudan tehlikeye atıyor. Dolara ve Amerikan teknolojisine olan bağımlılığın yirmi ay gibi bir sürede sonlandırılmaya çalışılması, kurumların ne denli büyük bir abluka altında kaldığını net bir şekilde gösteriyor. Avrupalı müttefiklerin şirketleri korumaya yönelik tüzükleri işletmemesi durumunda, benzer yaptırımlar diğer uluslararası denetim kurumlarına da sıçrayabilir. Önümüzdeki aylarda atılacak adımlar, sadece mahkemenin varlığını değil, Batı dışındaki hukuk sistemlerine olan güvenin de sınırlarını belirleyecektir.
Uluslararası Para Fonu, Türkiye'nin mali şeffaflık raporunu yayımlayarak bütçe ve borç yönetimindeki eksikliklere dikkat çekti. Raporda Varlık Fonu varlıkları ile TOKİ mali tablolarının kamuya açık raporlarda yer almadığı vurgulandı.
Varlık Fonu bünyesindeki kamu varlıkları mali raporlara yansıtılmıyor.
Kur Korumalı Mevduat uygulaması devlete GSYH'nin yüzde 4,2'si kadar maliyet yükledi.
Uluslararası Para Fonu tarafından yayımlanan kapsamlı Mali Şeffaflık Değerlendirmesi raporunda, Türkiye'nin kamu maliyesi yapısına ilişkin dikkat çeken tespitler paylaşıldı. Hazırlanan raporda, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 29 oranındaki büyüklüğe sahip Türkiye Varlık Fonu bünyesindeki varlıkların mali tablolara yansıtılmadığı ifade edildi. Fonun yükümlülükleri ve merkezi yönetimle olan bağları konusunda şeffaflık eksikliği bulunduğu açıkça belirtildi.
Bütçe disiplini ve reform adımları kapsamında Türkiye'nin son yıllarda önemli ilerlemeler kaydettiği de raporda yer buldu. Hükümetin 2017 yılından bu yana vatandaş bütçesi yayımladığı ve 2022'de başlangıç ödeneklerini aşan harcamalar için ek bütçe sistemine geçtiği hatırlatıldı. Yapılan incelemelere göre, Mali Şeffaflık Kodu ilkelerinin yaklaşık üçte ikisi iyi veya ileri düzeyde karşılanırken, bu oran 2015 yılındaki seviyenin oldukça üzerine çıktı.
Buna karşın mali risk yönetimi alanı, Türkiye açısından şeffaflığın en zorlu başlığı olmaya devam ediyor. Makroekonomik risk değerlendirmelerinin üst düzey hassasiyet analizleriyle sınırlı kaldığı, tüm riskleri tek çatıda birleştiren özet raporların henüz hazırlanmadığı kaydedildi. Ayrıca nüfusun yaşlanmasıyla birlikte uzun vadeli sürdürülebilirlik analizlerine ihtiyaç duyulduğu ancak bu çalışmaların eksik olduğu aktarıldı.
Deprem harcamaları ve Kur Korumalı Mevduat uygulamasının maliyetleri de raporun merkezinde yer aldı. Depremle bağlantılı harcamaların 2023 yılında GSYH'nin yüzde 3,6'sına ulaştığı, ancak bu tutarın yalnızca yüzde 0,8'lik kısmının fiilen harcandığı belirtildi. KKM uygulamasının ise dövize endeksli hesaplar üzerinden devlete GSYH'nin yüzde 4,2'si oranında maliyet getirdiği ve Merkez Bankası özkaynaklarını negatif seviyeye çektiği ifade edildi.
Kamu işletmelerinin genel olarak yüksek kalitede raporlandığına işaret edilirken, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'nın mali bilgilerinin bu kapsamın dışında kaldığı vurgulandı.
AI YORUMU
Kamu maliyesinde hesap verebilirliğin artırılması, uluslararası yatırımcıların güvenini tazelemek adına her dönem birincil koşul olmuştur. Varlık Fonu ve TOKİ gibi devasa bütçeleri yöneten yapılar dışarıda bırakıldığında, bütçe açıklarının gerçek boyutu hakkında sağlıklı öngörülerde bulunmak zorlaşır. KKM gibi alışılmışın dışındaki para politikası araçlarının kamuya yüklediği devasa maliyetler, şeffaflığın ne denli hayati olduğunu açıkça kanıtlamaktadır.