Fotoğraf: Per Meistrup · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Özet
Sırbistan genelinde 250 sandalye için kurulan sandıklar yerel saatle 20.00'de kapandı. Seçim Komisyonu, kapanıştan hemen önce katılım oranının yüzde 67,6 seviyesinde gerçekleştiğini duyurdu.
Öne çıkanlar
Kayıtlı 6,4 milyondan fazla seçmen 250 sandalyeli Ulusal Meclis üyelerini seçti.
Devlet Seçim Komisyonu, saat 19.00 itibarıyla katılımın yüzde 67,6 olduğunu açıkladı.
Lazarevac'taki olaylarda 2 polis yaralandı, Başkent Belgrad'da zırhlı polis araçları görüldü.
Haberin Detayı
Sırbistan'da milyonlarca seçmenin sandık başına gittiği erken genel seçim maratonu tamamlandı. Sabah saat 07.00 itibarıyla başlayan oy verme süreci, akşam saat 20.00 itibarıyla resmi olarak sona erdi. Ülke genelinde kayıtlı 6,4 milyondan fazla seçmen, Sırbistan Ulusal Meclisi'nin yeni dönemde görev alacak 250 üyesini belirlemek için oylarını kullandı.
Başkent sokaklarında yoğun güvenlik önlemleri alındı.
Fotoğraf: Marko Vucicevic from Serbia · CC BY 2.0 · Wikimedia Commons
Devlet Seçim Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, sandıkların kapanmasına kısa bir süre kala, saat 19.00 itibarıyla katılım oranının yüzde 67,6 olduğu bildirildi. Yerel medya organları, bu oranın önceki seçim dönemlerine kıyasla rekor seviyeye ulaşabileceğine dikkat çekti. Öyle ki, 2003 yılında gerçekleştirilen son genel seçimlerde katılım oranı yüzde 58 seviyesinde kalmıştı.
Seçim günü ülke genelinde sakin bir atmosfer hakim olmazken, bazı merkezlerde güvenlik sorunları yaşandı. Sırbistan basınında yer alan haberlere göre, oy kullanılan kimi merkezlerde maskeli gruplar binadan ayrılan vatandaşlara sopalarla saldırdı. İçişleri Bakanlığı, Lazarevac bölgesindeki olaylarda iki polisin yaralandığını ve kalabalığın güvenlik güçlerine taş ile tehlikeli maddeler attığını aktardı.
Yaşanan olaylar uluslararası alanda da endişe yarattı. Avrupa Birliği'nin Sırbistan Büyükelçisi Andreas von Beckerath, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, taraflara sükunet çağrısında bulundu. Büyükelçi, tüm aktörlerin provokasyonlardan kaçınması gerektiğini ve yetkili kurumların vatandaş güvenliğini sağlamakla sorumlu olduğunu vurguladı.
Güvenlik önlemleri sadece sandık başlarıyla sınırlı kalmadı; başkent Belgrad sokaklarında oy verme saatlerinin bitimine doğru çok sayıda zırhlı polis aracı konumlandırıldı. Öte yandan oy pusulalarının fotoğraflandığı ve çoklu oy engelleme sistemlerinin devre dışı bırakıldığına dair usulsüzlük iddiaları da kamuoyuna yansıdı. Seçime ilişkin resmi olmayan ilk sonuçların gece yarısından önce açıklanması bekleniyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Sırbistan'daki seçim sürecinin güvenlik ihlalleri ve sokaklardaki zırhlı araç manzaralarıyla gölgelenmesi, ülkedeki siyasi tansiyonun ne denli yüksek olduğunu açıkça gösteriyor. Açıklanan yüzde 67,6'lık katılım oranı, 2023 seçimlerindeki yüzde 58'lik orana kıyasla vatandaşların sandığa olan ilgisinin ciddi oranda arttığını kanıtlıyor. Bu yüksek katılım oranı sandıktan çıkacak sonuçların meşruiyetini güçlendirse de, yaşanan şiddet olayları ve polis yaralanmaları demokratik süreçlerin güvenliğini tartışmaya açıyor. Resmi sonuçların gecikmesi veya itirazların artması durumunda, Belgrad sokaklarındaki hareketliliğin önümüzdeki günlerde de sürmesi muhtemel.
Serbian Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučiç, 12 yıl süren iktidarının son seçimlerde öğrenci önderliğindeki protesto hareketine yenildiğini kabul etti. Seçim komisyonunun ön sonuçları, tarihi yüksek katılım oranını ve gençlerin oyların seyrini belirlediğini gösteriyor.
Ön seçim sonuçları, tarihî yüksek %80 katılım oranı gösterdi
Vučiç, Belgrad'daki partisi merkezinde yenilgiyi resmen kabul etti
Öğrenci hareketi sokaklarda araç korna sesleri ve "zafer" sloganlarıyla kutlama yaptı
Serbian Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučiç, ülkenin beklenmedik erken seçim sonuçlarını değerlendirdi ve partisi Serbian Progressive Party (SNS) için kayıpların kesin olduğunu belirtti. Açıklamasını, başkent Belgrad'daki SNS genel merkezinde yaptığı konuşmada yaptı ve oyların kesinleşmemiş olmasına rağmen "kayıplarımız net" ifadesini kullandı.
Seçim komisyonunun ilk verilerine göre, oy kullanma oranı %80'in üzerine çıkarak ülke tarihinin en yüksek katılımını kaydetti. Bu yüksek katılım, iki yıl önce Novi Sad'da bir tren istasyonu çadırının çökerek 16 kişinin ölümüne yol açmasıyla başlayan ve gençler tarafından yürütülen protesto hareketinin etkisini artırdı. Uzmanlar, genç seçmenlerin yoğun desteğinin sonuçları belirlediğini vurguladı.
Vučiç'in bu açıklaması, partisinin uzun süredir sürdürdüğü iktidarını sonlandıran bir dönüm noktası olarak görülüyor. SNS, 12 yıldır ülkenin en büyük sağ kanat partisi konumunda bulunuyordu ve Vučiç, ulusal ve uluslararası platformlarda güçlü bir lider olarak tanınıyordu. Ancak öğrenci hareketinin sokaklara inerek seçim kampanyasını yönlendirmesi, partinin oy tabanını eritti.
Sokaklarda kutlamalar hızla yayıldı; araçlar korna çaldı, gençler "zafer" diye bağırdı ve parti binasının önünde toplanan kalabalık, yeni meclisin oluşumuna dair umutlarını dile getirdi. Bu atmosfer, uzun süredir süren protestoların sonunda bir toplumsal değişimin işareti olarak algılandı. Vatandaşlar, yeni hükümetin yolsuzluk ve ihmale karşı daha şeffaf bir politika izleyeceğini bekliyor.
Gelecek haftalarda yeni meclisin kurulması ve koalisyon görüşmelerinin başlaması bekleniyor. Öğrenci hareketinin ve sivil toplum örgütlerinin, yeni hükümetin politikalarını şekillendirmede daha fazla söz sahibi olacağı tahmin ediliyor. Vučiç'in partisinin ise muhalefet rolüne geçmesi ve muhalif bir parti olarak konumlanması, Sırbistan siyasetinde yeni bir dengeyi işaret ediyor.
AI YORUMU
Vučiç'in erken kabullenişi, uzun süredir devam eden protestoların siyasi etkisini somut bir şekilde ortaya koyuyor. %80'in üzerindeki katılım ve genç seçmenlerin oyları, mevcut iktidarın sona erdiğini net bir şekilde gösteriyor. Bu durum, Sırbistan’da genç nüfusun siyasi arenadaki ağırlığını artırarak, gelecekteki seçimlerde daha fazla etkili olabileceklerini işaret ediyor. Önceki seçimlerde %70 civarında kalan katılım oranıyla kıyaslandığında, bu artış yeni bir siyasi dinamiğin sinyali niteliğinde.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşan genel seçimleri sabote etmek amacıyla İran ve vekil güçlerinin saldırı düzenleyebileceğini açıkladı. Elindeki istihbarat bilgilerine dayanan Netanyahu, ülkesini sınamaya kalkışanların çok daha ağır darbeler alacağını belirtti.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim'deki genel seçimler için İran kaynaklı saldırı istihbaratı aldıklarını duyurdu.
Savunma Bakanı Yisrael Katz, İran'ın seçim sonuçlarını etkilemek isteyeceğini iki hafta önce öne sürmüştü.
ABD Başkanı Trump ile Netanyahu'nun, ekim ayının ilk haftasında İran'a yönelik olası askeri adımları görüştüğü iddia edilmişti.
İsrail'de 27 Ekim tarihinde gerçekleştirilmesi planlanan genel seçimler öncesinde güvenlik endişeleri artmaya devam ediyor. Başbakan Binyamin Netanyahu, İran ve bölgedeki vekil güçlerinin seçim sürecini hedef alabileceğine dair ellerinde net istihbarat bulunduğunu açıkladı. Yayınladığı video açıklamasıyla bu konudaki iddialarını yineleyen İsrail lideri, düşman unsurların bu kritik süreci sabote etmeye çalışabileceğini vurguladı.
Batı Şeria'nın kuzey sınırında yaptığı konuşmada benzer uyarılarda bulunan Netanyahu, ülkesine yöneltilecek olası tehditlere karşı sert karşılık vereceklerini ifade etti. Açıklamasında doğrudan uyarıda bulunan Netanyahu, İsrail'in askeri kapasitesinin karşı tarafın tahminlerinden çok daha ileri düzeyde olduğunu savundu. Savunma Bakanı Yisrael Katz da geçtiğimiz haftalarda benzer bir duruma dikkat çekerek İran'ın sandık sonuçlarını etkilemek adına girişimlerde bulunabileceğini öne sürmüştü.
Bölgedeki siyasi ve askeri hareketlilik sadece seçim güvenliğiyle sınırlı kalmayıp uluslararası kulislerde de geniş yankı buluyor. İsrail kamuoyu ile uluslararası medya organlarında yer alan iddialara göre, hükümetin sandık başına gidilmeden önce İran, Lübnan veya Gazze Şeridi hattında askeri bir operasyon başlatma ihtimali masada duruyor. Bu senaryolar, ülkedeki iç siyasi dengeler ile dış güvenlik politikalarının ne denli hassas bir çizgide ilerlediğini gösteriyor.
Diplomatik kanatlardaki hareketlilik de bu iddiaları destekler nitelikte gelişmeler barındırıyor. ABD Başkanı Donald Trump ile Netanyahu'nun ekim ayının ilk haftasında bir araya gelerek İsrail'in 27 Ekim'deki genel seçimleri ile ABD'nin 3 Kasım'daki Kongre ara seçimleri öncesinde İran'a yönelik olası ortak bir askeri hamleyi ele aldığı basına yansımıştı. Bu görüşme iddiaları, bölgede tansiyonun önümüzdeki haftalarda daha da yükselebileceği yönündeki kaygıları artırıyor.
Seçim takvimi yaklaşırken ortaya çıkan bu istihbarat raporları, İsrail iç siyasetindeki rekabetin güvenlik argümanlarıyla nasıl şekillendiğini de gözler önüne seriyor. Hem hükümet kanadının hem de muhalefetin dış tehditler üzerinden yürüttüğü stratejiler, sandık sonuçlarını doğrudan etkileyebilecek etkenler arasında yer alıyor. Güvenlik bürokrasisinin aldığı önlemler ve yapılan uyarılar, önümüzdeki günlerde bölgedeki diplomatik ve askeri dengelerin seyrini belirleyecek ana unsurlar olmayı sürdürüyor.
AI YORUMU
Seçim dönemlerinde güvenlik risklerinin ön plana çıkarılması, siyasi liderlerin iç kamuoyundaki desteğini konsolide etmek için sıklıkla başvurduğu stratejik bir yöntem olarak dikkat çekiyor. Elindeki istihbarat verilerine atıfta bulunan Netanyahu'nun bu hamlesi, yaklaşan sandık maratonunda güvenlik söylemini merkeze yerleştirdiğini gösteriyor. Olası bir dış operasyon veya çatışma senaryosu, seçmenin sandık başındaki tercihini doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahip bulunuyor. Karşılaştırıldığında, önceki seçim dönemlerine kıyasla bu kez bölgesel aktörlerin doğrudan hedef gösterilmesi, siyasi tansiyonun eşiğini çok daha yukarı taşıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, ABD yaptırımlarının günlük faaliyetlerini engellemesi nedeniyle Avrupa Birliği'nden somut adımlar atmasını talep etti. Mahkeme yetkilileri, dolara bağımlılığı azaltmak ve açık kaynaklı yazılımlara geçmek için hazırlık yürütüyor.
Mahkeme, ABD teknolojisinden uzaklaşmak ve açık kaynaklı yazılımlara geçmek için 6 ay öngörüyor.
Dolara bağımlılığın azaltılması ve tamamen avro üzerinden işlem yapılması için 20 aylık bir süre planlanıyor.
ABD yaptırımları nedeniyle UCM ile çalışan banka sayısı onlarcadan yalnızca birkaç kuruma düştü.
Uluslararası Ceza Mahkemesi idari birimi, Avrupa Birliği nezdinde girişimlerde bulunarak Washington yönetiminin devreye soktuğu yaptırımlara karşı hızlı koruma talep etti. Kurumun günlük operasyonlarının aksama riskiyle karşı karşıya kalması, Avrupalı karar vericilerin net bir tutum belirlemesini zorunlu kılıyor. Brüksel'i ziyaret etmeye hazırlanan yetkililerle yapılacak görüşmeler öncesinde yapılan açıklamalarda, belirsizlik ortamının hem sivil toplum kuruluşlarını hem de tedarik zincirini olumsuz etkilediği ifade edildi.
Amerikan teknolojisi ve finansal altyapısına olan bağımlılığı minimuma indirmek amacıyla kapsamlı bir dönüşüm planı devreye sokuldu. Bu kapsamda ABD merkezli yazılım sağlayıcıları yerine açık kaynaklı alternatiflere geçiş için altı aylık bir takvim belirlenirken, para birimi olarak dolardan tamamen uzaklaşılması hedeflenen süreç için yirmi aylık bir vade öngörülüyor. Tedarikçi ağını titizlikle inceleyen yetkililer, ödeme işlemlerinin yalnızca Avrupa sınırları içinde ve avro cinsinden yürütülmesi için yeni mekanizmalar kuruyor.
Uygulanan kısıtlamalar sonucunda mali işlemleri yürüten kurum sayısının onlarcadan yalnızca birkaç bankaya gerilemesi, operasyonel yükü artırırken işlem seçeneklerini de oldukça kısıtladı. Telekomünikasyon hizmetleri şimdilik istisna kapsamında yer alsa da bu durumun kalıcı olacağına dair güvence bulunmuyor. Benzer şekilde, mahkemeyle ortaklık yürüten sivil toplum kuruluşlarının da hukuki güvenceden yoksun kalması büyük bir caydırıcılık unsuru oluşturuyor.
Yaşanan gerilimin arka planında İsrail yöneticileri hakkında çıkarılan tutuklama kararları ve sonrasında mahkeme kadrosuna getirilen kısıtlamalar yer alıyor. Washington yönetimi mahkemenin faaliyetlerini kabul etmediğini açıkça vurgularken, Avrupa cephesi ise Engelleme Tüzüğü gibi koruyucu mekanizmaları yeniden masaya yatırıyor. Şirketlere sağlanacak güvence mektupları ve ara çözümler, mali egemenliğin korunması açısından kritik bir eşik oluşturuyor.
AI YORUMU
Uluslararası yargı organlarının finansal bağımsızlığını koruyamaması, küresel adalet mekanizmalarının geleceğini doğrudan tehlikeye atıyor. Dolara ve Amerikan teknolojisine olan bağımlılığın yirmi ay gibi bir sürede sonlandırılmaya çalışılması, kurumların ne denli büyük bir abluka altında kaldığını net bir şekilde gösteriyor. Avrupalı müttefiklerin şirketleri korumaya yönelik tüzükleri işletmemesi durumunda, benzer yaptırımlar diğer uluslararası denetim kurumlarına da sıçrayabilir. Önümüzdeki aylarda atılacak adımlar, sadece mahkemenin varlığını değil, Batı dışındaki hukuk sistemlerine olan güvenin de sınırlarını belirleyecektir.
Ortadoğu Anlayış Enstitüsü ile YouGov'un altı eyalette gerçekleştirdiği anket, seçmenlerin büyük bölümünün İsrail'e bomba transferinin durdurulmasını desteklediğini ortaya koydu. Araştırma, 3 bin 200 katılımcının askeri yardımların azaltılmasından yana olduğunu gösterdi.
Altı kritik eyalette yapılan ankete 3 bin 200 seçmen katıldı.
Maine'de İsrail'e bomba transferini önleme desteği yüzde 65'e ulaştı.
Katılımcıların çoğu İran'la savaşta en çok İsrail'in kazandığını düşünüyor.
Ortadoğu Anlayış Enstitüsü ile YouGov araştırma şirketinin ortaklaşa düzenlediği kapsamlı bir kamuoyu yoklaması, ABD genelindeki bazı stratejik bölgelerde Tel Aviv yönetimine sağlanan askeri desteğe karşı halk muhalefetinin boyutlarını gözler önüne serdi. Eylül ayının sonu ile ekim ortası aralığında yürütülen çalışmada; Georgia, Iowa, Maine, Kuzey Carolina, Ohio ve Teksas eyaletlerinde yaşayan 3 bin 200 muhtemel seçmenin görüşleri alındı. Elde edilen veriler, Washington'ın Ortadoğu'daki müttefikine yönelik silah transferleri ve fonlama politikalarının Amerikan seçmeni nezdinde ciddi tartışmalara yol açtığını işaret ediyor.
Araştırma sonuçlarına göre, incelenen altı eyaletin tamamında İsrail'e yönelik bomba transferlerinin engellenmesini savunanların oranı, karşı çıkanların oranını açık şekilde geride bıraktı. Özellikle Maine eyaletinde bu tedbirlere destek verenlerin oranı yüzde 65 gibi yüksek bir seviyeye ulaşırken, karşı duruş sergileyenler yüzde 22'de kaldı. Benzer biçimde Georgia'da yüzde 55, Iowa'da yüzde 56, Kuzey Carolina'da yüzde 51, Ohio'da yüzde 57 ve Teksas'ta yüzde 54 oranında katılımcı sevkiyatların durdurulması gerektiği yönünde görüş bildirdi. Öte yandan her yıl İsrail'e aktarılan 3,3 milyar dolarlık askeri yardım fonunun azaltılmasına yönelik eğilim de benzer oranlarla karşılık buldu.
Ankete katılan seçmenlerin bölgesel ve siyasi eğilimleri incelendiğinde, Demokratlar ile bağımsızların yanı sıra Cumhuriyetçi seçmenlerin de önemli bir kesiminin silah transferlerine mesafeli durduğu görüldü. Beş eyalette Cumhuriyetçi tabanın en az üçte birinin bomba transferlerinin yasaklanmasını desteklemesi dikkat çekti. Bu durum, yaklaşan seçim döneminde adaylar açısından askeri yardım politikalarının hassas bir denge unsuru haline geldiğini gösteriyor. Nitekim Senatoda İsrail'e silah akışını kısıtlamaya yönelik önergeler oylanırken, siyasi isimlerin aldıkları pozisyonlar eyalet bazındaki rekabetin kaderini etkileyebilecek nitelik taşıyor.
Araştırma ayrıca katılımcıların bölgesel çatışmaların kazananlarına dair algılarını da masaya yatırdı. Bölgedeki savaş ortamından ABD'ye kıyasla İsrail'in daha fazla kâr sağladığını düşünenlerin oranı bütün eyaletlerde çoğunluk oluşturdu. Georgia'da katılımcıların yüzde 50'si bu görüşü paylaşırken, Iowa'da bu oran yüzde 54, Maine'de ise yüzde 59 olarak kayda geçti. Elde edilen tüm bu bulgular, Gazze'deki çatışmalara ve dış politika tercihlerine yönelik toplumsal desteğin aşındığını ve seçmen eğilimlerinin Washington'daki geleneksel çizgiden uzaklaşmaya başladığını doğruluyor.
AI YORUMU
Washington yönetiminin dış politika kararları ile seçmen tabanının beklentileri arasındaki makas giderek açılıyor. Araştırma kapsamındaki altı eyalette seçmenlerin yarıdan fazlasının askeri yardımların azaltılmasını desteklemesi, dış politika tercihlerinin iç siyasette maliyet yaratmaya başladığını net biçimde gösteriyor. Özellikle Maine'deki yüzde 65'lik kesimin silah sevkiyatına karşı çıkması, koltuğunu korumaya çalışan siyasetçiler için sandık başında ciddi bir risk faktörüdür. Adaylar dış politika ezberlerini gözden geçirmezse, bu durum önümüzdeki seçimlerde dengeleri değiştirebilir.