Üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının hepsine yapılmış sayılmasını öngören metin, salı günü Dışişleri Komisyonu'nda ele alınacak.
Öne çıkanlar
Üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırı, hepsine yapılmış kabul edilecek.
Anlaşma 7 Ağustos tarihinde Suudi Arabistan'ın Mekke şehrinde imzalandı.
Kanun teklifi 21 Ekim'de Meclis Başkanlığı'na sunularak komisyonlara havale edildi.
Haberin Detayı
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında askeri iş birliğini artırmak amacıyla hazırlanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması yasalaşma sürecinde adım atıyor. Geçtiğimiz aylarda liderlerin katılımıyla imzalanan metin, onay için Meclis gündemine taşındı. Salı günü Dışişleri Komisyonu'nda yapılacak oturumda anlaşmanın maddeleri masaya yatırılacak.
TBMM binası önünde basın açıklaması yapan siyasiler
Fotoğraf: Yıldız Yazıcıoğlu (VOA) · Kamu malı · Wikimedia Commons
Metnin en çarpıcı unsuru, taraflardan herhangi birinin silahlı bir saldırıya uğraması durumunda bu eylemin tüm üyelere yöneltilmiş sayılması kuralı. Bu düzenleme ile ortak tehditler karşısında kolektif bir caydırıcılık mekanizması kurulması hedefleniyor. Böylece dışarıdan gelebilecek olası risklere karşı üç ülkenin ortak savunma refleksi göstermesi planlanıyor.
Güvenlik başlığının yanı sıra savunma sanayii alanında ortak projeler yürütülmesi de anlaşma metninde yer alıyor. Askeri eğitim faaliyetleri, teknoloji transferi ve istihbarat birimleri arasında koordinasyonun güçlendirilmesi öngörülen başlıklar arasında bulunuyor. 21 Ekim tarihinde Meclis Başkanlığı'na sunulan kanun teklifi, tali komisyon olarak Milli Savunma Komisyonu'na da gönderildi.
Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay yönetiminde gerçekleştirilecek toplantıda üyeler kanun teklifini oylayacak. Komisyon aşamasının tamamlanmasının ardından metin Genel Kurul'a sevk edilecek. Genel Kurul'da kabul edilmesi durumunda anlaşmanın Türkiye'de yürürlüğe girmesi için resmi süreç tamamlanmış olacak.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Ortak savunma mutabakatları, askeri entegrasyon seviyesi düşük ülkeler arasında uzun vadeli operasyonel uyum sorunları doğurabilir. Teklifin yasalaşması, üç ülke arasında istihbarat paylaşımı ve savunma sanayii projelerinde somut bir hızlanma sağlayabilir. Ancak kriz anlarında karar alma mekanizmalarının yavaş çalışması, kolektif caydırıcılık ilkesini sahada zorlayabilir. Önceki ikili askeri iş birliği protokolleriyle kıyaslandığında bu anlaşma ilk kez çok uluslu ve doğrudan saldırıyı ortak kabul eden bir yapı sunuyor.
Kaynak:
CNN Türk
Bu içerik, kaynak metne dayalı olarak yapay zekâ destekli özetleme ve otomatik kalite
denetimiyle hazırlanmıştır. Kaynağın bağlantısı açıkça verilir; vitrinde yalnızca kalite
eşiğini geçen içerikler listelenir. Ayrıntı: yayın ilkelerimiz,
yapay zekâ kullanımı ve
içerik politikamız.
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
ASELSAN'ın geliştirdiği KORKUT hava savunma sistemi, insansız hava araçlarına karşı dokuz ülkede aktif göreve başladı. Sistem, yüksek maliyetli füzeler yerine 35 milimetrelik parçacıklı mühimmat kullanarak kamikaze İHA'ları 10 bin doların altında bir maliyetle düşürebiliyor. Ukrayna ordusunun da envanterine kattığı bu teknoloji, şirketin ihracat oranlarını hızlı biçimde yükseltiyor.
KORKUT, kamikaze İHA'ları 10 bin doların altındaki toplam maliyetle imha edebiliyor.
ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, sistemin 9 farklı ülkede kullanıldığını açıkladı.
Şirket, 2023'te yüzde 8 olan ihracat payını yüzde 25 seviyesine çıkardı.
Savaş sahalarında ucuz kamikaze insansız hava araçlarının kullanımının yaygınlaşması, modern hava savunma stratejilerini ve bütçelerini doğrudan etkiliyor. Milyonlarca dolarlık savunma füzelerinin ucuz dronlara karşı harcanması bütçeler üzerinde ciddi baskı yaratıyor. ASELSAN imzalı KORKUT sistemi, sunduğu yakın hava savunma yaklaşımıyla bu bütçe dengesizliğine karşı somut bir alternatif oluşturuyor. 35 milimetrelik parçacıklı mühimmat mermi başına yaklaşık 1.000 dolar maliyet sunarken, bir hedefi vurmak toplamda 10 bin doların altına tamamlanabiliyor.
ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, KORKUT'un faal olarak dokuz ayrı ülkede kullanıldığını resmi olarak bildirdi. Müşteri ülkeler arasında Rusya ile çatışmaların sürdüğü Ukrayna da yer alıyor. Financial Times tarafından aktarılan bilgilere göre Ukrayna Hava Kuvvetleri bir savunma biriminin bu sistemle donatıldığını doğruladı. Operasyonel performans ve kullanılan birim sayıları detaylandırılmasa da sistem alçak irtifadaki dron tehditlerine karşı aktif koruma sağlıyor.
Uluslararası pazardaki bu yoğun ilgi, ASELSAN'ın küresel bazdaki finansal rakamlarına da doğrudan yansıyor. Şirketin toplam gelirleri içindeki yurt dışı satış payı 2023 yılında yüzde 8 iken günümüzde yüzde 25 seviyesine ulaşmış durumda. Yönetim, 2030 yılına kadar bu oranı yüzde 50 seviyesine çıkarmayı hedeflerken sipariş birikiminin 30 milyar dolara yaklaştığı belirtiliyor. Türkiye'nin genel savunma ihracatı ise geçtiğimiz yıl 10 milyar dolar barajına erişti.
KORKUT aynı zamanda Türkiye'nin yerli entegre hava savunma konsepti olan Çelik Kubbe projesinin katmanlarından birini oluşturuyor. Sistem, radar ve komuta kontrol ağlarıyla entegre çalışarak uzun menzilli pahalı füzelerin gereksiz harcanmasını önlüyor. Ancak jet motorlu veya son derece hızlı hedeflere karşı operasyonel etkinliğe dair kamuya açık verilerin henüz sınırlı olduğunu unutmamak gerekiyor. Yakın mesafe önlemelerinde topçu sistemleri, maliyet etkinliğini korumadaki ana unsur olarak öne çıkıyor.
AI YORUMU
Mühimmat başı 1.000 dolarlık harcamayla milyon dolarlık füzeleri korumak, modern harp doktrinlerinde asıl belirleyici faktördür. Hava savunmasında sürdürülebilirlik sağlamak isteyen ordular, yıpratma savaşlarında füze stoklarını tüketmek yerine KORKUT benzeri topçu sistemlerine yönelmek zorundadır. Bu durum özellikle kısıtlı askeri bütçeye sahip ülkeler için doğrudan stok güvenliği anlamına geliyor. Şirketin ihracat payını yüzde 25'e taşıyan bu f/p odaklı yaklaşım devam ederse, geleneksel füze üreticileri pazar payı kaybetmeye başlayabilir.
Türkiye, 2027 başından itibaren telefonlarda kullanılacak yerli harita ve navigasyon uygulamasını geliştirmek için çalışmalarını hızlandırıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, projeye TOGG ve Başarsoft gibi firmaların katılacağını ve veri güvenliğinin ön planda tutulacağını belirtti. Uygulamanın kesin çıkış tarihi ve özellikleri henüz açıklanmadı.
2027 başından itibaren yerli navigasyon kullanılacak
TOGG, Başarsoft, BVB projeye katılıyor
Veri güvenliği stratejik öncelik olarak vurgulanıyor
Türkiye, yerli harita ve navigasyon teknolojisi alanında yeni bir adım atıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 22 Ekim 2026’da Bursa Teknik Üniversitesi açılışında yaptığı açıklamada, 2027 yılı başından itibaren telefonlarda yerli ve milli navigasyon uygulamasının kullanılmasını hedeflediğini duyurdu. Bakan Kacır, projeye otomotiv firması TOGG’un da katkı sunduğunu ve konum ile harita verilerinin veri güvenliği açısından stratejik bir alan olduğunu belirtti.
Uygulamanın, otomobil içi navigasyon sistemleriyle uyumlu çalışması hedefleniyor ve bu sayede akıllı mobilite uygulamalarının geliştirilmesine olanak sağlanması amaçlanıyor.
Veri güvenliği, projenin en önemli vurgulanan noktalarından biri. Bakan Kacır, konum ve harita verilerinin yönetiminde yerli teknoloji kapasitesini artırmanın hedeflerinden biri olduğunu ifade etti. Ancak, verilerin tamamen Türkiye’de saklandığını veya her koşulda daha güvenli olduğunu garanti etmiyor; bu konuda uygulamanın veri işleme politikalarının açıklanması bekleniyor.
Yapay zeka ve büyük veri teknolojileri de projede kullanılacak. Yapay zeka, trafik yoğunluğunun analiz edilmesi ve alternatif rotaların hesaplanması gibi alanlarda rol alacak. Harita verilerinin güncel tutulması, yol çalışmaları, yeni bağlantı yolları ve trafik düzenlemelerinin hızlı biçimde sisteme aktarılmasıyla doğruluk sağlanacak.
Türkiye’nin dijital teknolojilerde yerli çözüm hedefi, konum tabanlı yazılım ve harita teknolojilerindeki yetkinliğini artırmayı amaçlıyor. Uygulamanın Google Maps ve Apple Haritalar gibi hizmetlere alternatif olabilmesi için harita kapsamı, trafik verilerinin güncelliği, çevrim dışı kullanım ve arama sonuçlarının doğruluğu gibi kriterlerin karşılanması gerekecek. Bu hedef, Türkiye’nin yerli navigasyon altyapısının uzun vadeli başarısını belirleyecek.
AI YORUMU
Yerli navigasyon projesi, Türkiye’nin dijital bağımsızlığını artırma çabalarının somut bir örneği. 2027 başındaki hedef, veri güvenliğine vurgu yaparak, kullanıcı verilerinin yurtiçi ortamda işlenmesini sağlamayı amaçlıyor. Bu, mobil kullanıcıların gizlilik endişelerini azaltırken, aynı zamanda otomotiv sektörüne entegre bir sistem sunma potansiyeli taşıyor. Rakip uygulamalara kıyasla, yerli sistemin güncel harita verileriyle eşleşme yeteneği henüz netleşmedi ancak yapay zeka entegrasyonu sayesinde trafik yoğunluğunu gerçek zamanlı analiz etme kapasitesi rekabet avantajı oluşturabilir.
Endonezya Kara Kuvvetleri, Türkiye'den satın aldığı BORA ve TRG-122 sistemlerini gerçek mühimmatla test etti. Yapılan canlı atış faaliyetlerinde hedeflerin tam isabetle vurulduğu görüntülendi.
Endonezya, 22 Ekim 2026 tarihinde Türk yapımı füzelerle gerçek mühimmatlı canlı atış gerçekleştirdi.
Atışlarda menzili 80 ila 280 kilometre arasında değişen BORA balistik füze sistemi kullanıldı.
Faaliyette ayrıca 10 ila 28 kilometre menzile sahip TRG-122 güdümlü roketleri de yer aldı.
Türkiye'nin savunma sanayisindeki küresel ihracat hamleleri hız kesmeden devam ederken, Türk mühendisliğinin gururu olan sistemler farklı ülkelerin envanterinde aktif olarak görev yapıyor. ROKETSAN tarafından geliştirilen roket ve füze teknolojileri, uluslararası alanda sahadaki başarılarıyla adından söz ettiriyor. Bu kapsamda en son gelişmelerden biri Güneydoğu Asya'dan geldi ve Endonezya ordusunun gerçekleştirdiği tatbikat kameralara yansıdı.
Endonezya Kara Kuvvetleri envanterinde bulunan Türk yapımı harp sistemleri ile gerçek mühimmatlı atışlar icra etti. Yayımlanan son görüntülerde, Türkiye'den tedarik edilen taktik balistik füze ve güdümlü roketlerin sahadaki kabiliyetleri net bir şekilde görüldü. Yapılan faaliyetlerin ardından her iki sistemin de belirlenen hedefleri başarıyla imha ettiği resmi kaynaklar tarafından teyit edildi.
Gerçekleşen tatbikatın en dikkat çekici unsurlarından biri karadan karaya atılan BORA füze sistemi oldu. Uluslararası pazarda KHAN adıyla bilinen bu stratejik sistem, yüksek hassasiyet gerektiren uzak mesafelerdeki hedefler için tasarlandı. ROKETSAN verilerine göre 80 ile 280 kilometre arasında menzil sunan füze, kısa hazırlık süresi ve gelişmiş navigasyon yetenekleriyle öne çıkıyor. Endonezya bu sistemin ilk uluslararası müşterisi konumunda bulunuyor.
Aynı operasyonda kullanılan bir diğer ROKETSAN ürünü ise 122 milimetre çapındaki TRG-122 güdümlü roketleri oldu. Koordinata dayalı güdüm teknolojisiyle donatılan bu mühimmatlar, 10 ile 28 kilometre aralığındaki hedeflere karşı etkili ateş desteği sağlıyor. Çok namlulu platformlardan fırlatılabilen roketlerin başarılı atışları, farklı menzil ihtiyaçlarının tek bir ordunun envanterinde nasıl uyumla çalıştığını gösterdi.
İki ülke arasındaki savunma ilişkileri yalnızca bu füze alımlarıyla sınırlı kalmayıp askeri fuarlar ve teknoloji transferleriyle de derinleşiyor. ROKETSAN'ın geçtiğimiz yıllarda Endonezya'da düzenlenen fuarlarda sergilediği çok sayıda sistem, gelecekteki olası iş birliklerinin de sinyalini veriyor. Yapılan bu canlı atışlar, Türk savunma sanayi ürünlerinin sadece kağıt üzerinde kalmadığını, kullanıcı ülkelerin sahadaki operasyonel gücüne doğrudan katkı sunduğunu kanıtlıyor.
AI YORUMU
Savunma sanayi ürünlerinin doğrudan saha testlerinde başarı göstermesi, ihracat yapılan ülkelere duyulan güveni artırırken pazar payını da doğrudan genişletiyor. 80 ila 280 kilometre menzil sunan BORA sisteminin ilk kullanıcısı olan Endonezya ordusunun bu mühimmatları aktif tatbikatlarda kullanması, Türk mühendisliğinin uluslararası standartlardaki yerini pekiştiriyor. Rakip savunma ürünleriyle kıyaslandığında kısa hazırlık süresi sunan bu çözümler, bütçe ve performans dengesini gözeten ülkeler için cazip bir alternatif olmayı sürdürüyor. Sahadaki bu tür başarılı testler devam ettikçe, Türkiye'nin savunma ihracatındaki toplam hacminin önümüzdeki dönemde daha da yukarı tırmanması kaçınılmaz görünüyor.
Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin uluslararası meçhuller savaşına dahil olmasının ülkeyi ekonomik olarak çökerteceğini belirtti. Siyasi ve istihbarat analizlerine dikkat çeken Baş, Ankara'nın barıştan yana tavır alması gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin meçhuller savaşına katılması halinde ekonominin çökeceğini söyledi.
11 Eylül saldırılarının İsrail ve Çin istihbaratının ortak planı olduğu iddia edildi.
Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche, 24 Temmuz'daki konuşmasında savaş tehlikesine dikkat çekti.
Prof. Dr. Haydar Baş, uluslararası alanda meçhuller savaşı olarak tanımlanan süreçte Türkiye'nin izlemesi gereken stratejiye dair kritik uyarılarda bulundu. Hatırlanacağı üzere daha önce 11 Eylül olaylarının arka planına yönelik bazı tespitlerde bulunan Baş, Moskova'daki siyaset danışmanlarının görüşlerini paylaşmıştı. Bu uzmanların aktardığına göre söz konusu saldırılar, İsrail ve Çin istihbaratının Ortadoğu ile Orta Asya coğrafyasında tasarruf sahibi olmak amacıyla ortaklaşa planladığı bir hareketti.
Aynı döneme ait bir diğer dikkat çekici değerlendirme ise ABD'deki Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche tarafından 24 Temmuz tarihinde, yani olaydan 48 gün önce yapılmıştı. La Rouche, ABD ve İngiltere içerisindeki bazı güç odaklarının Asya'daki yeni ekonomik ve ulaşım oluşumlarını engellemek amacıyla dünya savaşı çıkarmak istediğini belirtmişti. Ağustos ayının bunun için en uygun zaman seçildiğini savunan La Rouche, çatışmanın Batı ile İslam'ın savaşı şeklinde lanse edileceğini öne sürmüştü.
La Rouche, 11 Eylül sonrasında yaptığı analizlerde ise bu durumun uluslararası mali çöküş döneminde gerçekleştirilen bir operasyon olduğunu ifade etmişti. ABD dışındaki güçlerin bu çapta bir eylemi gerçekleştiremeyeceğini belirten La Rouche, hedefin yönetim darbesi yapmak veya ülkeyi savaşa sürüklemek olduğunu dile getirmişti. Afganistan müdahalesinin ve İsrail politikalarının tehlike oluşturduğunu vurgulayarak krizlerin durdurulması çağrısında bulunmuştu.
Prof. Dr. Haydar Baş, tüm bu veriler ışığında Türkiye'nin tavrını sorgulayarak kayıtsız şartsız ABD yanında yer almanın ülkenin menfaatine olmadığını savundu. Zaten tükenmek üzere olan ekonominin meçhuller savaşı nedeniyle tamamen biteceğini belirten Baş, gerekçeleri dahi belirsiz olan bu süreçte taraf olmanın yanlışlığına dikkat çekti. Türkiye'nin etrafındaki sorunlar ve terörle mücadelesi devam ederken başkaları uğruna harbe girilmesinin izah edilemeyeceğini kaydetti.
Ankara'nın olayları barıştan yana yönlendirmesi veya tarafsız kalması gerekirken fiilen ve hukuken çatışmanın içinde yer aldığını ifade eden Baş, ülkenin resmen harp ortamına girdiğini belirtti. Failleri dahi net olarak bilinmeyen ve tahminler üzerine yürütülen bu süreçte Türkiye'nin maliyesinin heder edilmemesi gerektiği vurgulandı.
AI YORUMU
Türkiye'nin dış politika tercihlerini ulusal çıkarlar ve ekonomik gerçeklikler ekseninde değerlendirmek büyük bir zorunluluktur. Mevcut kaynakta yer alan veriler ve uzman görüşleri, belirsiz maliyetler içeren çatışma ortamlarının kırılgan ekonomileri doğrudan tehdit ettiğini gösteriyor. Karar alıcıların küresel krizlerde taraf seçerken ülke içindeki mali ve sosyal dengeleri gözetmesi şarttır. Aksi takdirde, dış kaynaklı operasyonların maliyeti doğrudan vatandaşın sırtına yüklenen bir ekonomik çıkmaza dönüşebilir.