Son dakika haberi çıktığı an telefonuna veya masaüstüne bildirim gelir.
İlgilendiğim konular
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Ekonomi
Fed faiz artırırken gelişen piyasalar direnç göstermeye devam ediyor
•1 dk okuma
Paylaş
HEkonomi
iFotoğraf: ehnmark · CC BY 2.0 · Wikimedia Commons
Özet
ABD Merkez Bankasının faiz artışlarına rağmen gelişen ülkeler dirençli kalmayı başarıyor. Yüksek reel faiz oranları ve güçlü mali dengeler, bu ekonomilerin geçmişteki gibi sıkılaştırma döngüsüne girmesini önlüyor.
Öne çıkanlar
Gelişen piyasa tahvillerinin ortalama 10 yıllık getirisi yüzde 6,45 seviyesine çıktı.
Gelişmiş ekonomilerde kamu borcu oranının yüzde 108,2 seviyesine ulaşması bekleniyor.
Haberin Detayı
Küresel finans sisteminde uzun yıllar boyunca kabul gören standart kural, ABD Merkez Bankasının hamlelerini gelişmekte olan ülkelerin de birebir izlemesi gerektiği yönündeydi. Fed faiz artırdığında dolar değer kazanıyor, yerel para birimleri zayıflıyor ve merkez bankaları sermaye çıkışını durdurmak için mecburen aynı yolu izliyordu. Ancak bu geleneksel korelasyon zayıflayarak değişmeye başladı ve birçok gelişen ekonomi kendi ekonomik dinamikleriyle hareket etme alanı buldu.
Enflasyondan arındırılmış reel getiriler ise yüzde 3 civarında seyrediyor. Bu yüksek oranlar, yerel varlıklara olan ilgiyi canlı tutarken merkez bankalarının kredibilitesini artırıyor ve otomatik bir faiz artışı baskısını ortadan kaldırıyor.
Uluslararası Para Fonu tahminleri, gelişen ülkeler ile gelişmiş ekonomiler arasındaki mali görünüm makasının açıldığını net biçimde gösteriyor. Gelişen ekonomilerin toplam kamu borcunun Gayri Safi Yurtiçi Hasıla oranının yüzde 77,2 düzeyinde kalması beklenirken, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 108,2 seviyesinde bulunuyor.
Yatırımcılar artık yalnızca gelişmekte olan ülkelerin risklerini değil, gelişmiş piyasalardaki yüksek bütçe açıklarını da sorgulamaya başladı. JPMorgan anketine göre uluslararası yatırımcıların yüzde 33 oranında gelişen piyasa hisselerini tercih etmesi bu eğilimi doğruluyor. Enerji fiyatları veya jeopolitik gerilimler risk unsuru olmaya devam etse de, yüksek reel faizler ve kontrollü kamu maliyesi bu ülkeleri geçmiş dönem krizlerinden farklı bir konuma taşıyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Gelişmekte olan ekonomilerin Fed kararlarından bağımsız hareket edebilmesi, borç yönetimindeki görece disiplinli duruşun somut bir sonucudur. Yüzde 77,2'lik borç oranının yüzde 108,2'lik gelişmiş ülke ortalamasından düşük kalması, sermaye akışlarının yönünü uzun vadeli olarak değiştirebilir. Risk iştahının korunduğu bu süreçte, enerji fiyatlarındaki olası dalgalanmalar kırılgan ülkeler için asıl test alanı olacaktır.
Kaynak:
Para Analiz
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Reuters anketine katılan ekonomistlerin büyük kısmı Fed'in ekim toplantısında faizleri sabit tutacağını öngörüyor. Yılın son toplantısında ise bankanın faiz artırımına gitmesi bekleniyor.
Reuters anketine katılan 100 ekonomistin 94'ü ekim ayında faizlerin sabit kalmasını bekliyor.
Aralık ayındaki son toplantıda faiz artırılacağı yönündeki beklentiler tam bir konsensüse dönüştü.
Küresel finans çevrelerinin odaklandığı ABD Merkez Bankasının para politikası adımlarına dair yeni bir beklenti anketi kamuoyuyla paylaşıldı. On altı ile yirmi ekim tarihleri arasında yüz ekonomistin katkısıyla tamamlanan araştırma, analistlerin yılın kalanı için öngörülerinde belirgin bir uzlaşı sağlandığını gözler önüne serdi. Eylül ayında gerçekleştirilen önceki ankette aralık ayında faiz artışı yapılacağını öngörenlerin oranı yüzde ellinin altında kalırken, güncel veriler bu senaryonun ortak bir kabule evrildiğini işaret ediyor.
Araştırmaya katılan yüz uzmandan doksan dördü, yirmi yedi yirmi sekiz ekim tarihlerindeki toplantıda politika faizinin yüzde üç nokta yetmiş beş ile dört nokta sıfır sıfır aralığında sabit bırakılacağını belirtti. Buna karşın, bankanın sekiz dokuz aralık tarihlerindeki yıl sonu buluşmasında faiz artırımına kesin gözüyle bakılıyor. Uzmanlar enflasyon dinamikleri ve makroekonomik veriler doğrultusunda bankanın daha agresif bir politika izlemek zorunda kalabileceğini ifade ediyor.
Katılımcıların yaklaşık yüzde altmışlık kesimi nihai politika faizinin yüzde dört nokta sıfır sıfır ile dört nokta yirmi beş aralığında tepe noktasına ulaşacağını öngörüyor. Öte yandan, parasal sıkılaşma döngüsünün tek bir hamleyle sınırlı kalmayacağını savunanların oranında da belirgin bir artış kaydedildi. Doksan iki uzmandan otuz sekizi en az iki ek faiz artışı yapılmasını beklerken, eylül ayında bu senaryoyu destekleyenlerin oranı yalnızca yüzde yirmi düzeyindeydi.
Piyasa aktörleri mevcut risklerin bankayı daha sert adımlar atmaya itebileceğini vurguluyor. Morgan Stanley ABD başekonomisti Michael Gapen, tablonun öngörülenden daha agresif hamleler gerektirebileceğini belirtirken, Mizuho Securities kıdemli ekononisti Alex Pelle ekim ayının pas geçilmesini hatalı bir hamle olarak nitelendirdi. Pelle, aralık toplantısında yirmi beş baz puanlık artışın yanı sıra elli baz puanlık daha güçlü bir sıkılaşma ihtimalinin de masada bulunduğunu ifade etti.
AI YORUMU
Piyasalarda oluşan bu tam uzlaşı, faiz patikasındaki belirsizliğin yerini temkinli bir bekleyişe bıraktığını gösteriyor. Uzmanların yüzde altmışlık kesiminin faizlerin yüzde dört nokta yirmi beş bandında zirve yapacağı öngörüsü, sıkılaşma döngüsünün sonuna yaklaşılmakta olduğunun sinyalini veriyor. Enflasyonist baskıların kalıcı olması durumunda gelişen piyasa varlıkları ve döviz kurları üzerinde yeni dalgalanmalar tetiklenebilir. Yatırımcıların aralık ayındaki karara kadar risk iştahını düşük tutması ve portföylerini olası şoklara karşı koruması gerekiyor.
Küresel piyasaların odağındaki Amerika Merkez Bankası'nın faiz politikasına dair yeni beklentiler netleşiyor. Gerçekleştirilen son anket çalışmasına göre kurumun ekim ayındaki toplantıda kararı pas geçeceği öngörülüyor.
Reuters tarafından hazırlanan yeni anket çalışmasının sonuçları yayımlandı.
Amerikan Merkez Bankası'nın ekim ayındaki toplantıda faiz artırması beklenmiyor.
Beklentiler aralık ayında faiz artırımına gidileceği yönünde şekilleniyor.
Küresel ekonomide yön belirleyen merkez bankalarının hamleleri yatırımcılarca yakından izlenmeye devam ederken yeni anket sonuçları kamuoyuyla paylaşıldı. Küresel haber ajansı Reuters tarafından düzenlenen kapsamlı anket, Amerika Merkez Bankası'nın önümüzdeki döneme ilişkin para politikası adımlarını ele aldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda elde edilen veriler, bankanın faiz artırımı konusunda acele etmeyeceğini gösteriyor.
Anket katılımcılarının ortak tahmini, Amerika Merkez Bankası'nın ekim ayında gerçekleştireceği para politikası toplantısında mevcut faiz oranlarında değişikliğe gitmeyeceği yönünde birleşiyor. Kurumun bu ayki toplantıyı faiz artırım kararı almadan atlaması beklenirken yılın son ayına yönelik beklentiler ise farklılık gösteriyor. Finans çevrelerinin öngörülerine göre banka, ekimdeki duraklamanın ardından aralık ayındaki toplantıda faiz artırımı hamlesini devreye sokacak.
Piyasa analistleri, enflasyon verileri ve istihdam rakamlarının bu kararlar üzerinde belirleyici olmaya devam ettiğini vurguluyor. Amerika Merkez Bankası yetkililerinin yapacağı açıklamalar ile gelecek ekonomik göstergeler, aralık ayındaki olası faiz artırımı kararının kesinleşmesinde rol oynayacak en önemli unsurlar arasında yer alıyor.
AI YORUMU
Merkez bankalarının hamlelerini takvim odaklı okumak yerine veriye dayalı stratejilerle değerlendirmek gerekiyor. Açıklanan anket verileri, ekim ayında atılacak adımların sınırlı kalacağını ancak aralık ayında baskının artabileceğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu durum, döviz ve emtia piyasalarında pozisyon alan yatırımcıların yıl sonuna kadar temkinli bir duruş sergilemesini zorunlu kılıyor. Geçmiş dönemlerdeki sıkılaştırma döngüsüyle kıyaslandığında, bankanın bu kez daha yavaş ve temkinli bir patika izlediği görülüyor.
Küresel ölçekte artan faiz oranları ve enflasyon baskıları, gelişmekte olan ekonomilerin sermaye çekme stratejilerini zorluyor. Vietnam yönetimi, makroekonomik istikrarı korurken doğrudan yabancı yatırımların kalitesini yükseltmeyi hedefliyor.
Doğrudan yabancı yatırım toplam kayıtlı sermayesi %76,4 artarak 50,36 milyar dolara ulaştı.
Eylül ayında ABD TÜFE yıllık bazda %3,7'ye yükselirken çekirdek enflasyon %2,6 oldu.
İşleme ve imalat sektörü 22,8 milyar dolarlık sermayeyle yatırımların liderliğini sürdürüyor.
Küresel ekonomide yaşanan finansal dalgalanmalar, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yükselen enflasyon ve faiz oranlarıyla birlikte sermaye akışlarında belirsizlik yaratıyor. Federal Rezerv'in uyguladığı sıkı para politikaları, uluslararası yatırım kararlarını ve sermaye maliyetlerini doğrudan etkilerken gelişmekte olan pazarları da baskı altında tutuyor. Dolar cinsinden varlıkların cazibesinin artması, diğer ülkelerin döviz kurları üzerinde denge arayışını zorunlu kılıyor.
Vietnam ekonomisi açısından bu küresel dalgalanmalar üç temel kanal üzerinden risk oluşturuyor. Para politikası ve döviz kurları, ithal hammadde maliyetleri ile ABD pazarındaki tüketim talebi bu süreçten etkileniyor. Ülkenin ithalata olan yüksek bağımlılığı, girdi maliyetlerini yukarı çekerek üretim karlarını zorlaştırıyor. Yılın ilk dokuz ayında mal ithalatının büyük kısmını oluşturan üretim malzemeleri, kur dalgalanmalarının etkisini daha belirgin hale getiriyor.
Tüm bu dış baskılara rağmen ülkenin yabancı yatırım çekme potansiyeli güçlü bir görünüm sergilemeye devam ediyor. Yılın ilk dokuz ayında kaydedilen toplam doğrudan yabancı yatırım miktarı önemli bir sıçrama gösterirken, gerçekleşen yatırımlar son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yeni kayıtlı sermayedeki artış da uluslararası yatırımcıların ülkeye olan ilgisinin sürdüğünü net bir şekilde ortaya koyuyor.
Ancak yetkililer ve uzmanlar, saf sermaye büyüklüğünden ziyade yatırım projelerinin niteliğine odaklanılması gerektiğinin altını çiziyor. Maliyet avantajının tek başına yeterli olmadığı bu dönemde; altyapı, insan kaynakları kalitesi, politika istikrarı ve yerel tedarik zincirleriyle entegrasyon hayati önem taşıyor. İşleme ve imalat sektörünün liderliği koruması, teknoloji transferi ve katma değerli üretim için yeni fırsatlar sunuyor.
AI YORUMU
Sermaye çekme yarışında nicelikten niteliğe geçiş yapamayan gelişmekte olan pazarlar, küresel faiz artışlarının yarattığı kur baskısı altında ciddi dezavantajlar yaşayabilir. 50 milyar doları aşan kayıtlı yatırım hacmi kağıt üzerinde büyük bir başarı gibi görünse de, bu rakamın ne kadarının fiili üretime dönüşeceği yerel tedarik zincirlerinin ne kadar sağlam kur ဘuild edildiğine bağlıdır. İşleme ve imalat sektörünün %45,3 oranındaki payı korunamazsa, dış şoklara karşı direnç göstermek zorlaşacaktır. Sadece ucuz iş gücü avantajına güvenen ülkeler, küresel daralma senaryolarında sermaye kaçışıyla yüzleşmek zorunda kalabilir.
JPMorgan Asset Management, 2027 uzun vadeli sermaye piyasası öngörülerini içeren kapsamlı raporunu kamuoyuyla paylaştı. Gelişmiş piyasaların getiri potansiyelinde ilk kez öne çıktığı raporda, yapay zekâ hamlelerinin küresel büyüme üzerindeki somut etkilerine yer verildi.
ABD büyük ölçekli hisse senetleri getiri beklentisi %7,5 seviyesine yükseltildi.
Toplam tahvil endeksleri getirisi %5,3'e ulaşarak son 20 yılın en yüksek tahminini gördü.
Yapay zekâ yatırımlarının toplam faktör verimliliğini %50 oranında artırması öngörülüyor.
JPMorgan Asset Management, önümüzdeki 10 ila 15 yıllık dönemi kapsayan yeni yatırım varsayımlarını içeren raporunu yayımladı. Küresel ölçekte merakla takip edilen çalışmada, yapay zekâ odaklı harcamaların ve yüksek reel faizlerin uzun vadeli beklentileri yukarı çektiği vurgulandı. ABD şirket hisselerinden emtialara kadar geniş bir alanda yapılan güncellemeler, yatırım dünyasının stratejilerini yeniden belirlemesine zemin hazırlıyor.
Rapor tarihinin ilk dönüm noktası olarak, gelişmiş piyasa getiri potansiyelinin gelişmekte olan ülkeleri geride bırakması dikkat çekti. ABD büyük ölçekli hisse senetlerinin getiri tahmini 80 baz puan artışla yüzde 7,5 oranına çıkarıldı. Bu artışta yüzde 15'i aşan kâr marjları ve teknoloji yatırımlarının yarattığı verimlilik dalgası başrol oynadı. Küresel hisselerin dolar bazlı tahmini de yüzde 7,5 olarak güncellenirken, gelişmekte olan piyasalar yüzde 7,1 seviyesinde kaldı.
Küresel toplam tahvil endeksleri için öngörülen getiri oranı yüzde 5,3 seviyesine ulaştı. Yıllar önce yüzde 2,1 gibi oldukça düşük bir orana gerileyen bu veri, son yirmi yılın en yüksek tahmin rekorunu kaydetmiş oldu. Kurum, yapay zekâ entegrasyonunun 2040 yılına kadar sürecek küresel hamlelerle toplam faktör verimliliğini yüzde 50 oranında artırabileceğini ve büyüme rakamlarına 120 baz puanlık katkı sunacağını belirtti.
Geleneksel olarak yüzde 60 hisse ve yüzde 40 tahvilden oluşan dengeli bir portföyün yıllık tahmini yüzde 7,0 olarak hesaplandı. Ancak portföy dağılımına yüzde 30 oranında alternatif yatırımların eklenmesi durumunda, yıllık getirinin yüzde 7,5 oranına yükseleceği ve risk-getiri dengesini gösteren Sharpe oranının yüzde 21 daha verimli çalışacağı ifade edildi. Özel sermaye yatırımları yüzde 9,8 getiri beklentisiyle öne çıkarken, altyapı projeleri de beklentilerini yukarı yönlü revize etti.
AI YORUMU
Yapay zekâ ve teknoloji altyapılarına yapılan devasa harcamaların somut finansal getirileri, geleneksel portföy yönetim modellerini kökten değiştiriyor. ABD büyük ölçekli hisselerindeki getiri beklentisinin yüzde 7,5 seviyesine çıkması, teknoloji odaklı kâr marjlarının sürdürülebilirliğine duyulan güveni doğrulamaktadır. Yüksek kamu açıkları ve jeopolitik risklerin enflasyonda yaratacağı dalgalanmalar göz önüne alındığında, yatırımcıların alternatif varlık sınıflarına yönelmesi artık bir tercih değil zorunluluktur.