Son dakika haberi çıktığı an telefonuna veya masaüstüne bildirim gelir.
İlgilendiğim konular
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Gündem
Savunma Bakanı, Lübnan'da 200 Bin Sivili Sürgün Ettiğini Bildirdi
•1 dk okuma
Paylaş
HGündem
iFotoğraf: Maayan Sarig (מעין שריג - דוברת השר כ"ץ) · CC BY 4.0 · Wikimedia Commons
Özet
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Lübnan'ın güneyinde 700 kilometrekareyi işgal ettiğini ve bu alanda 200 bin sivilin yerlerinden edildiğini duyurdu. Bakan, 60'tan fazla köyün yıkıldığını ve 23 bin evin yok olduğunu ekledi.
Öne çıkanlar
İsrail, Lübnan güneyinde 700 km² işgal alanı ilan etti
200 bin Lübnanlı sivili sürgün ettiklerini açıkladı
60+ köy yıkıldı, 23 bin ev yerle bir edildi
Haberin Detayı
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, X sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, Lübnan'ın güneyinde 700 kilometrekarelik bir bölgeyi hâlen işgal altında tuttuğunu belirtti. Bakan, bu işgalin kapsamını ve süresini vurgulayarak, bölgenin kontrolünün uzun vadeli bir stratejik hedef olduğunu ifade etti.
Katz, işgal altındaki alanda 60'ın üzerinde köyün tamamen yerle bir edildiğini ve bu köylerde toplam 23 bin evin yıkıldığını söyledi. Ayrıca, bu süreçte 200 bin Lübnanlı sivilin evlerinden zorla çıkarılarak sürgün edildiğini açıkladı. Bu rakam, bölgedeki nüfus hareketliliğinin boyutunu ortaya koyuyor ve insani durumun kritik bir seviyeye ulaştığını gösteriyor.
Bakan, Hizbullah'ın silahsızlaştırılmadığı sürece İsrail ordusunun Lübnan güneyindeki operasyonlarını sürdüreceğini ve olası bir saldırı durumunda başkent Beyrut'u hedef alabileceklerini belirtti. Ayrıca, İsrail'in Nebatiye vilayeti ve Litani Nehri yönünde ilerlemeye hazır olduğunu ve bu bölgelerdeki askeri genişlemenin devam edebileceğini sözlerine ekledi.
Lübnan hükümeti, 2 Mart'ta başlayan yoğun hava saldırıları sonrasında yerinden edilenlerin sayısının bir milyonu aştığını duyurmuştu. 12 Ekim'de yapılan açıklamada, İsrail saldırılarında en az 4.389 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. 17 Nisan'da yürürlüğe giren ateşkes birkaç kez uzatılmış olsa da, bölgedeki gerilim hâlâ yüksek seviyede seyrediyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
İsrail'in Lübnan güneyindeki genişleme politikası, binlerce sivilin yerinden edilmesiyle ciddi insani bir krize dönüşüyor. 200 bin sürgün sayısı, bölgedeki istikrarı büyük ölçüde sarsıyor ve yerel halkı derin bir güvensizlik içine itiyor. Bu durum, hem bölgesel güvenlik hem de uluslararası diplomasi açısından riskli bir ortam yaratıyor. Özellikle önceki ateşkes dönemleriyle kıyaslandığında, mevcut gerilim seviyesi daha yüksek bir çatışma potansiyelini işaret ediyor.
Kaynak:
AA Güncel
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Saldırının hedefleri ve kullanılan silah türleri hakkında henüz resmi bilgi verilmemiş durumda.
İsrail, Kantara beldesinde çok sayıda saldırı yaptı
Saldırıların niteliği ve kaybı henüz açıklanmadı
Ateşkes anlaşması Kasım 2024’ten beri yürürlükte
Saldırının hedefleri ve kullanılan silah türleri hakkında henüz resmi bilgi verilmemiş durumda.
Ateşkesin söz konusu bölgedeki istikrar için önemli bir çerçeve olduğu, bu nedenle anlaşmanın ihlali uluslararası çerçevede de dikkat çekici bir durum olarak değerlendiriliyor.
Lübnan yönetimi, ülke topraklarından tamamen çekilme çağrısı yapmasına rağmen, İsrail bazı noktaları işgal altında tutmaya devam ediyor. Bu durum, iki ülke arasındaki gerginliğin devam edeceğini gösteriyor.
İsrail ve Lübnan, 26 Haziran’da ABD’nin arabuluculuğunda anlaşmazlığı sona erdirmeyi hedefleyen bir görüşme gerçekleştirdi. Ancak görüşmenin sonucunda alınan kararların uygulanabilirliği konusunda belirsizlikler mevcut.
Bu gelişme, bölgedeki askeri dengeleri yeniden şekillendirebilir ve uluslararası toplumun müdahale ihtiyacını gündeme getirebilir. Etkilenen taraflar ve bölge sakinleri için risklerin artması bekleniyor.
İlgili taraflar, gelecekte benzer saldırıların tekrarlanıp tekrarlanmayacağını netleştirmek için diplomatik kanalların daha etkin kullanılması gerektiğini belirtiyor.
AI YORUMU
İsrail'in ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi, bölgesel istikrar için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Özellikle Kantara beldesindeki saldırının tam ölçeği henüz bilinmediği için, can kaybı veya altyapı hasarı gibi sonuçlar yakında netleşebilir. Bu durum, hem Lübnan hem de uluslararası toplumu, askeri operasyonların uzun vadeli etkilerini değerlendirmek zorunda bırakıyor.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Gazze'nin yüzde 60'ından fazlasının ilhak edilmesini savunarak Lübnan ve Sina Yarımadası için de benzer tehditlerde bulundu. Smotrich, askeri operasyonların ardından toprak kazanımının caydırıcılık için şart olduğunu ileri sürdü.
Smotrich, Gazze Şeridi'nin yüzde 60'ından fazlasının İsrail toprağı yapılması gerektiğini söyledi.
Lübnan'daki operasyonların Beyrut ve ötesine genişletilebileceği tehdidinde bulundu.
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'nin açıklamalarına atıfta bulunarak Sina'nın kaybedileceğini öne sürdü.
İsrail kabinesinin aşırı sağcı isimlerinden Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, bölgesel çatışmaları ve toprak ilhakı planlarını açıkça dile getirdi. Yapılan son değerlendirmelerde, Gazze Şeridi'nin sarı hatta kadar olan bölümünün, yani toprakların yüzde 60'ından fazlasının kontrol altına alınması gerektiği savunuldu. Bu adımın atılmasıyla birlikte bölgenin yeniden imarına izin verilmeyeceği ve tamamen harabe halinde bırakılacağı ifade edildi.
Söz konusu yaklaşımın sadece Gazze ile sınırlı kalmaması gerektiği, Lübnan cephesinde de benzer bir stratejinin izlenmesi talep edildi. Hizbullah'ın olası yeni saldırıları karşısında ilhak alanının Beyrut merkezine ve ötesine taşınması gerektiği vurgulandı. Askeri operasyonların belirli bir seçim takviminin ardından yoğun ve zaman sınırlı bir şekilde devreye sokulması için hazırlıklar yapıldığı aktarıldı.
Mısır ile ilgili iddialara da değinen Smotrich, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfattah es-Sisi'nin olası bir savaş niyetlerinin bulunmadığı yönündeki açıklamalarını hatırlattı. Ancak bu beyanatların kendilerini güvende hissettirmediğini belirterek, Mısır'ın İsrail'e saldırması durumunda Sina Yarımadası'nın büyük bir kısmını kaybedeceğini öne sürdü. Düşmanların niyetlerinden ziyade sahip oldukları askeri kapasitelere göre hazırlık yapılması gerektiği savunuldu.
Hamas'a karşı yürütülen mücadelenin küresel ölçekte genişletilmesi gerektiği de toplantılarda dile getirildi. Finansman kanalları, para akışı ve kişileri hedef alan dünya çapında kapsamlı bir kampanya yürütülmesi için güvenlik kurumlarına talimat verildiği belirtildi. Son esir takası sürecinde de bu yönde adımların atılması için baskı yapıldığı kaydedildi.
AI YORUMU
Sınır ötesi toprak ilhakı söylemlerinin resmi yetkililer tarafından sıkça dile getirilmesi, diplomasi kapılarını tamamen kapatarak çatışmaları kalıcı hale getirme riski barındırıyor. Kaynak metindeki yüzde 60 oranı ve Sina Yarımadası vurgusu, bölgesel savaş ihtimalinin sadece taktiksel bir hamle olmadığını, kalıcı haritalandırma değişikliklerini hedeflediğini gösteriyor. Bu durum, yalnızca doğrudan çatışma bölgelerindeki sivilleri değil, komşu ülkelerle olan diplomatik dengeleri de ekonomik ve siyasi açıdan çıkmaza sokacaktır. Eğer bu vizyon resmi devlet politikası olarak uygulanmaya devam ederse, müttefik ülkelerin ekonomik yaptırımları ve askeri maliyetler İsrail bütçesi üzerinde yeni bir baskı unsuru oluşturacaktır.
Türk-İsrail vatandaşı Klodya Medina Halfon, İstanbul'daki bir alışveriş merkezinde aktivistler tarafından protesto edildi. İki oğlu işgal ordusunda görev yapan Halfon'un Türkiye'den yasa dışı yollarla kozmetik ürünleri topladığı belirtildi.
Özgürlük Nöbeti Platformu aktivistleri AVM'de Halfon'a tepki gösterdi.
Halfon'un iki oğlunun Gazze'deki orduda görev yaptığı tespit edildi.
Şirketsiz bavul ticareti yapan isim AVM görevlilerince uzaklaştırıldı.
İstanbul'da bir alışveriş merkezinde kaydedilen olayda, Türk-İsrail vatandaşı Klodya Medina Halfon vatandaşlar ve aktivistler tarafından protesto edildi. Özgürlük Nöbeti Platformu bünyesinde bir araya gelen grup, ellerinde bayraklarla tepkilerini dile getirdi. Kalabalık grup alışveriş merkezinde sloganlar atarak duruma karşı çıktı.
Yapılan incelemelerde Halfon'un faaliyetlerinin ticari boyutları dikkat çekti. İsrail ordusundaki askerleri Türkiye'ye getirerek estetik operasyonlar yaptırdığı öne sürülen şahsın, kayıt dışı ve şirketsiz bir şekilde kozmetik ürünleri topladığı belirlendi. Bu ürünlerin bavul ticareti yoluyla ülkesine taşındığı ifade edildi.
Protestonun büyümesi üzerine alışveriş merkezi güvenliği devreye girdi. Görevlilerin müdahalesiyle alandan uzaklaştırılan isim hakkında sosyal medyada da çeşitli paylaşımlar yapıldı. Halfon'un iki oğlunun da Gazze'de operasyon yürüten askeri birliklerde yer aldığı bilgisi kamuoyuna yansıdı.
Gerçekleşen eylem sırasında hem Türk hem de Filistin bayrakları açıldı. Aktivistler, yaşanan ticari faaliyetlere ve askeri bağlara tepki göstererek eylemlerini sürdürdü. Güvenlik tedbirleri altında gerçekleşen olay yerindeki gerginlik bir süre devam etti.
AI YORUMU
Bireysel ticari faaliyetlerin uluslararası krizlerle kesiştiği bu tür olaylar, toplumsal hassasiyetlerin ne denli hızlı sokağa yansıdığını gösteriyor. İki oğlunun askeri pozisyonu ve kayıt dışı ticaret iddiaları, protestonun hedefinin sadece ekonomik değil siyasi bağlar olduğunu netleştiriyor. Bu tür protestolar, şirketlerin ve bireylerin yürüttüğü ticari ağların kamuoyu tarafından ne kadar yakın izlendiğini ortaya koyuyor. İlerleyen süreçte benzer isimlerin kamusal alandaki görünürlüğü benzer tepkileri tetikleyebilir.
ABD'li diplomat Tom Barrack, Doha'daki Küresel Güvenlik Forumu'nda Türkiye ve İsrail ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulundu. İki ülkenin doğrudan bir çatışma istemediğini belirten Barrack, Suriye hava sahasındaki kontrolsüz hareketliliğin risk yarattığını vurguladı.
Suriye hava sahasındaki kontrolsüz askeri hareketlilik iki ülke arasında kaza riski doğuruyor.
İsrail'in Türkiye sınırına 35 kilometre uzaklıktaki operasyonu Ankara'ya bildirilmedi.
Şam yönetimi İsrail ile saldırmazlık anlaşmasını içeren bir mutabakata hazır.
Washington yönetiminin Ortadoğu'daki geleneksel rolünü değiştirdiğini belirten Barrack, bölge ülkelerinin kendi güvenlikleri konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti. Yaklaşık 80 yıllık ABD merkezli güvenlik garantörlüğü politikasının yerini yeni bir hizalanma sürecine bıraktığını kaydetti.
Konuşmanın en can alıcı noktalarından birini Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim oluşturdu. Barrack, iki tarafın bilinçli bir savaşa girmeyeceğini ancak asıl tehlikenin askeri faaliyetler sırasında yaşanabilecek istenmeyen kazalar olduğunu dile getirdi. İsrail'in Türkiye sınırına 35 kilometre mesafedeki bir hava üssüne düzenlediği operasyonun Ankara'ya önceden bildirilmediğini hatırlatan diplomat, Türk jetlerinin hızla havalanması durumunda krizin çok farklı bir boyuta evrilebileceğini belirtti.
Suriye sahasındaki operasyonların artık son bulması gerektiğini savunan Barrack, Şam yönetiminin İsrail ile saldırmazlık anlaşmasına sıcak baktığını aktardı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin geçiş sürecinde yürüttüğü politikaları olumlu bulan diplomat, silahlı aktörlerin siyasi düzene entegre edilmesinin askeri yollarla tamamen tasfiye etmekten daha kalıcı sonuçlar vereceğini savundu.
Konuşmasının son bölümünde ABD'nin geçmişteki rejim değiştirme girişimlerini de eleştiren Barrack, Washington'ın daha önceki 23 müdahale girişiminden beklenen sonuçları alamadığını itiraf etti. Bölge ülkelerinin dış müdahaleler yerine kendi aralarında yeni güvenlik mekanizmaları kurmasının kaçınılmaz hale geldiğini sözlerine ekledi.
AI YORUMU
Ankara ile Tel Aviv arasındaki tansiyonun siyasi söylemlerden ziyade sahadaki fiili askeri hareketlilik üzerinden okunması gerekiyor. Barrack'ın işaret ettiği 35 kilometrelik mesafe uyarısı, istihbarat ve erken uyarı mekanizmalarının ne denli kritik bir eşikte çalıştığını gösteriyor. Olası bir havada önleme veya yanlış anlama senaryosu, iki ülke arasında diplomatik kanalların kapalı olduğu bir dönemde istenmeyen bir tırmanmayı tetikleyebilir. Tarafların doğrudan çatışma niyeti olmasa bile sahadaki bu denetimsizlik, diplomasi alanı daraldıkça riski katlıyor.