PİYASA
Bilim

Aynı anda birden fazla iş yapmak beyin kapasitesini tüketiyor

Aynı anda birden fazla iş yapmak beyin kapasitesini tüketiyor Fotoğraf: NASA · Kamu malı · Wikimedia Commons

Özet

Günlük iş yaşamında övülen aynı anda birden fazla iş yapma alışkanlığı bilişsel kapasiteyi hızla tüketiyor. Modern beyin görüntüleme teknikleri bu durumun işlemcileri kilitlediğini ve kronik yorgunluk yarattığını ortaya koyuyor.

Öne çıkanlar

  • Aynı anda birden fazla iş yapmaya çalışmak beyin işlemcisini kilitliyor.
  • İki iş arasındaki sürekli geçiş hali zihinde dikkat kalıntısı bırakıyor.
  • Araştırmalar çoklu görev yapanlarda hata oranının yüksek olduğunu gösteriyor.

Haberin Detayı

Bilgisayar ekranından e-postaları yanıtlayıp telefonda konuşurken aynı zamanda rapor hazırlamak insanlara son derece üretken hissettirebilir. Biyolojik olarak insan bedeni aynı anda iki karmaşık süreci yürütmeye uygun tasarlanmamıştır.

Fotoğraf: NASA Glenn Research Center · Kamu malı · Wikimedia Commons · Wikimedia Commons

İş ve dijital yaşam kültürü bireylere sürekli birden fazla iş yapma becerisini öven bir yapı empoze eder. Modern beyin görüntüleme teknikleri ise bu yaklaşımın aslında beynin işlemcisini ciddi biçimde yorduğunu gösterir. Zihin iki konuya aynı anda odaklanmak yerine odağını inanılmaz bir hızla birinden diğerine kaydırır.

Gerçekleşen bu sürekli geçiş hali beyinde dikkat kalıntısı adı verilen bir durum yaratır. Önceki işin yarım kalan düşünceleri zihni meşgul etmeye devam ederken harcanan yoğun zihinsel efor kısa vadede işlerin hızlı bittiği hissini uyandırır. Uzun vadede ise gri madde olumsuz etkilenir ve kronik bir yorgunluk dalgası baş gösterir.

Ayrıca bu durum yaratıcı problem çözme yeteneklerini ciddi ölçüde köreltir. Uzmanlar verimliliği artırmanın yolunun her şeyi aynı anda yapmaktan değil derin çalışma seanslarından geçtiğini vurgular.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Zihinsel verimliliği korumak adına çoklu görev mitinden uzaklaşarak odaklanma sürelerini artırmak şarttır. Beynin biyolojik sınırlarını zorlayan bu alışkanlık kısa vadede hız kazandırsa da uzun vadede hata oranını katlayarak yaratıcılığı sıfırlıyor. Yoğun çalışma temposu içindeki çalışanlar ve öğrenciler bu durumdan doğrudan etkilenen kesimlerin başında geliyor.

Kaynak: Cumhuriyet Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir. Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Bilim
• Cumhuriyet
Günde sadece 3 bin adım atmak Alzheimer etkilerini yarı yarıya azaltıyor
Fotoğraf: Cumhuriyet

Yeni bir araştırma, günde en az üç bin adım atmanın beyindeki zararlı protein birikimini azaltarak Alzheimer ilerlemesini yavaşlatabildiğini ortaya koydu. Bilim insanları bu düşük fiziksel aktivite seviyesinin bile bilişsel gerilemeyi önemli ölçüde engellediğini vurguluyor.

  • Günde en az üç bin adım atmak Alzheimer belirtilerini yarı yarıya azaltıyor.
  • Fiziksel hareketlilik beyindeki zararlı tau proteinlerinin birikimini engelliyor.
  • En güçlü faydalar günlük beş bin ila yedi bin beş yüz adım aralığında görülüyor.

Bilim insanları tarafından yürütülen yeni bir çalışma, düşük seviyedeki fiziksel aktivitenin dahi insan beynini Alzheimer hastalığından koruyabileceğini gösterdi. Araştırma sonuçlarına göre günde sadece üç bin adım atmak, bu rahatsızlıkla ilişkilendirilen beyin değişikliklerini yavaşlatmaya yardımcı oluyor. Bu durum, uzun süredir önerilen on bin adım hedefine ulaşamayan yaşlı ve hareketsiz bireyler için daha gerçekçi bir alternatif sunuyor.

Yapılan incelemelerde, düzenli hareket etmenin zararlı tau proteinlerinin birikimini azalttığı keşfedildi. Uzmanlar bu moleküllerin sinir hücrelerinin iç iskeletini stabilize ettiğini ve hücre içi taşımayı desteklediğini belirtiyor. Hastalığın erken belirtilerini gösteren kişilerde dahi fiziksel aktivite, bilişsel ve işlevsel gerilemeyi neredeyse yarı yarıya düşürmeyi başarıyor.

Çalışma sürecinde yaşlı yetişkinler adımsayar kullanılarak dokuz ila on bir yıl boyunca takip edildi. Araştırmacılar, aktivitenin toksik amiloid plaklarını azaltmadığını, bunun yerine yanlış katlanmış tau proteinlerinin birikimini engellediğini tespit etti. Daha aktif katılımcılarda demans belirtilerinin ciddi oranda azaldığı gözlemlendi.

Uzmanlar üç bin adımlık yürüyüşün orta tempoda ve yaklaşık yarım sürdüğünü aktarıyor. Öte yandan en güçlü faydaların günlük beş bin ila yedi bin beş yüz adım aralığında görüldüğü ifade ediliyor. Daha fazla adım atmak her zaman daha fazla koruma anlamına gelmese de tempolu yürüyüşün beyin fonksiyonlarını korumadaki rolü net şekilde kanıtlanıyor.

AI YORUMU

Hareketsiz yaşam tarzı ile bilişsel gerileme arasındaki kısır döngüyü kırmak için on bin adım kuralına takılmadan küçük hedefler belirlemek gerekiyor. Çalışmada yer alan üç bin adımlık eşik, özellikle günlük rutini yoğun olan veya fiziksel kısıtları bulunan yaşlı bireyler için ulaşılabilir bir koruma kalkanı sunuyor. Yapılan ölçümler, küçük hareket artışlarının bile beyin sağlığında doğrudan karşılığı olduğunu gösteriyor. İlerleyen yaşlarda düzenli yürüyüş alışkanlığı kazanmayan bireylerde hafıza kaybı riskinin katlanarak arttığı biliniyor.

Kaynak: Cumhuriyet Haberin tam sayfası →

Bilim
• Sözcü Bilim-Teknoloji
Avusturyalı bilim insanlarından plastik çöplerle su üretme yöntemi
Fotoğraf: Sözcü Bilim-Teknoloji

Viyana Üniversitesi araştırmacıları, plastik atıkları havadaki nemi toplayabilen gözenekli bir malzemeye dönüştürdü. Geliştirilen bu yeni sistem sayesinde çevre kirliliği yaratan plastikler, susuzluk sorununa karşı alternatif bir kaynak oluşturuyor.

  • Plastik atıklar havadaki nemi yakalayan gözenekli bir malzemeye çevrildi
  • Güneş ışığıyla ısıtılan malzeme tuttuğu suyu buhar halinde serbest bırakıyor
  • Elde edilecek su miktarı bölgenin nem oranına ve sıcaklığa göre değişiyor

Gezegenin en büyük çevre sorunlarından biri olan plastik atıklar, Avusturya'daki Viyana Üniversitesi bünyesinde yürütülen bir projede farklı bir amaç için ele alındı. Uzmanlar, doğada atıl duran plastiklerin yapısal özelliklerini değiştirerek yeni bir teknolojik malzeme elde etmeyi başardı.

Geliştirilen bu özel malzeme, atmosferdeki nemi kendi yüzeyinde ve gözeneklerinde hapsedebilme yeteneğiyle öne çıkıyor. Böylece herhangi bir göl, nehir veya yer altı su kaynağına bağımlı kalmadan doğrudan havadan nem çekilmesi hedefleniyor.

Sistemin çalışma mekanizması oldukça pratik bir döngüye dayanıyor; ilk aşamada havadaki su buharı malzemenin içinde toplanıyor. Ardından güneş enerjisiyle ısıtılan yapı, bünyesindeki suyu buhar formunda dışarı bırakıyor ve bu buhar soğutularak sıvı suya dönüştürülüyor.

Böylece hem kullanılmayan plastik yığınlarının değerlendirilmesi hem de su kıtlığı çeken bölgeler için yeni bir alternatif sunulması amaçlanıyor. Uzmanlar, güneş enerjisinin bu süreçte kullanılabileceğini ve nemin geri alınması için gereken ısının güneşten karşılanabileceğini belirtiyor.

Ancak sistemin verimliliği coğrafi koşullara göre farklılık gösteriyor. Havanın nem oranı ve sıcaklık seviyesi elde edilecek su miktarını doğrudan etkiliyor.

Çalışma şu an için deneysel aşamada sürdürülüyor. Malzemenin uzun süreli kullanımdaki dayanıklılığı, toplama kapasitesi ve üretilen suyun içme standartlarına uygunluğu gibi başlıklar henüz netlik kazanmış değil.

AI YORUMU

Atık yönetimi ile temiz su arzı gibi iki kritik alanı kesiştiren bu çalışma, teorik olarak cazip görünse de sahadaki iklim değişkenliği yüzünden temkinli yaklaşılması gereken bir süreçtir. Nem oranının düşük olduğu kurak coğrafyalarda verimliliğin ne derece düşeceği, sistemin yaygınlaşmasının önündeki en büyük soru işaretidir. Laboratuvar ortamındaki başarı, her bölgenin kendine has iklim şartlarında aynı sonucu vermeyebilir.

Kaynak: Sözcü Bilim-Teknoloji Haberin tam sayfası →

Bilim
• NTV Yaşam
Kaliforniya'daki 4.858 yıllık bristlecone çamı gizli konumda yaşıyor
Fotoğraf: NTV Yaşam

Kaliforniya'daki White Dağları'nda yaşayan 4 bin 858 yaşındaki Methuselah, dünyanın en yaşlı bilinen tek gövdeli ağacı konumundadır. Antik Mısır piramitlerinden daha eski olan bu dev çamın tam konumu, zarar görmemesi için gizli tutuluyor.

  • Methuselah adlı bristlecone çamı yaklaşık 4 bin 858 yaşında ve MÖ 2832'de filizlendi.
  • Ağacın tam konumu, vandalizmden ve ziyaretçi zararlarından korunmak için gizli tutuluyor.
  • Bölgedeki sert iklim koşulları ve yavaş büyüme, ağacın binlerce yıl hayatta kalmasını sağlıyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletindeki Inyo County sınırlarında yer alan Methuselah isimli ağaç, dünyanın bilinen en yaşlı canlıları arasında ön plana çıkıyor. Büyük Havza bristlecone çamı türüne ait olan bu dev bitki, White Dağları'ndaki Kadim Bristlecone Çam Ormanı'nda yaşamını sürdürüyor. Bilim insanları tarafından yaklaşık 4 bin 858 yaşında olduğu hesaplanan ağacın, Antik Mısır'daki Büyük Giza Piramidi'nin inşasından üç yüzyıl önce filizlendiği biliniyor.

Ağacın yaşı, 1957 yılında araştırmacı Edmund Schulman tarafından gövde halkaları incelenerek tespit edildi. Bu halkalar yalnızca yaş hesaplamasında kullanılmıyor, aynı zamanda geçmiş yüzyılların iklim koşullarını da günümüze taşıyor. Ormanın kendisi ziyaretçilere açık olsa da Methuselah'ın kesin koordinatları kamuoyuyla paylaşılmıyor. ABD Orman Hizmetleri, binlerce yıllık bu canlıyı olası zararlardan ve vandalizmden korumak amacıyla yerini sır gibi saklıyor.

Deniz seviyesinden yaklaşık 3 bin metre yükseklikte bulunan ormanda kışlar çok sert, yazlar ise kısa ve kurak geçiyor. Şiddetli rüzgarlar ve besin yönünden zayıf toprak yapısı bitkilerin büyümesini yavaşlatsa da bu zorlu şartlar çamların ömrünü uzatıyor. Diğer ağaçlara göre oldukça yavaş büyüyen bu tür, reçineli dokusu sayesinde böcek ve mantar saldırılarına karşı direnç gösteriyor.

Kutsal metinlerdeki 969 yıl yaşayan Metuşelah adından esinlenilen bu çam, klonal olmayan ağaçlar arasında en yaşlı örnek olma özelliğini taşıyor. Yaşayan ve ölmüş ağaçların halkalarını karşılaştıran araştırmacılar, binlerce yıllık iklim arşivini bu sayede inceleyebiliyor.

AI YORUMU

Binlerce yıllık bir ekosistem parçasının yerinin gizlenmesi, doğal mirası koruma refleksi açısından yerinde bir güvenlik önlemidir. 4 bin 858 yıllık geçmişe sahip bu ağacın korunması, insan faaliyetlerinin doğal varlıklar üzerindeki yıkıcı etkisini engellemek için somut bir mecburiyettir. Benzer antik canlılar popülerleştiğinde aşırı turizm baskısıyla karşı karşıya kalırken, bu örnekte uygulanan gizlilik politikası ekosistemin zarar görmesini engelliyor. Önlem alınmazsa binlerce yıllık biyolojik kalıntılar kısa sürede yok olma tehlikesiyle yüzleşebilir.

Kaynak: NTV Yaşam Haberin tam sayfası →

Bilim
• Cumhuriyet
Güney Kore'de yapılan araştırma, probiyotiklerin beyin sağlığına etkisini inceledi
Fotoğraf: Cumhuriyet

Çalışmada, 24 hafta süren probiyotik takviyesi sonrasında kandaki pTau181 düzeylerinde belirgin bir düşüş kaydedildi.

  • Güney Kore'deki 87 katılımcıyla yürütülen çalışmada 40 kişi probiyotik aldı.
  • KL-P301 kodlu probiyotik takviyesi üç farklı bakteri alt türünü içeriyor.
  • Probiyotik kullanan grupta pTau181 biyobelirteç düzeyleri anlamlı ölçüde azaldı.

Güney Kore merkezli yürütülen geniş kapsamlı bir klinik çalışma, bağırsak mikrobiyotası ile beyin fonksiyonları arasındaki bağı inceleyen yeni veriler sundu. Gwangju Alzheimer Hastalığı ve İlişkili Demanslar kohort araştırması çerçevesinde hayata geçirilen projeye toplam 87 katılımcı dahil edildi. Sürecin başında rastgele bölünen deneklerden 40 birey 24 hafta boyunca probiyotik takviyesi alırken, kalan 47 kişiye plasebo verildi.

Araştırma sürecinde tercih edilen KL-P301 kodlu özel probiyotik karışımı, Bifidobacterium animalis, Limosilactobacillus fermentum ve Levilactobacillus brevis olmak üzere üç farklı yararlı bakteri alt türünü barındırdı. Çift kör yöntemle yürütülen uygulamada, ne çalışmaya katılan bireyler ne de incelemeyi yapan uzmanlar kimin hangi ürünü kullandığından haberdar bırakıldı.

Yirmi dört haftalık periyodun sonunda elde edilen kan tahlili sonuçları, probiyotik tüketen grupta pTau181 protein seviyelerinin plasebo grubuna kıyasla azaldığını kanıtladı. Demans vakalarında anormal katlanarak beyin hücresi işleyişini sekteye uğratan tau proteininin fosforillenmiş formunu ölçen bu belirteçteki gerileme, uzmanların dikkatini çekti.

Kan tahlillerinin yanı sıra katılımcıların Klinik Demans Derecelendirme skorlarında ve görsel bilgiyi işleme ile mekansal ilişki kurma yeteneklerini ölçen testlerde de bazı ilerlemeler gözlendi. Uzmanlar, bağırsak flora düzenlemesinin erken nörodejeneratif süreçlere karşı potansiyel bir kalkan oluşturabileceğini ifade etti.

Araştırma ekibi, elde edilen verilerin umut vadettiğini ancak probiyotiklerin beyindeki tau yumaklarını doğrudan yok ettiğini kanıtlamadığını özellikle vurguladı. Hayvan deneylerindeki olumlu neticelerin her zaman insan bünyesinde aynı şekilde tekrarlanmadığını belirten bilim insanları, bulguların kesinleşmesi için daha geniş katılımlı ve uzun soluklu klinik testlere ihtiyaç duyulduğunu aktardı.

AI YORUMU

Bağırsak sağlığı ile nörolojik süreçler arasındaki köprüyü inceleyen bu tarz klinik çalışmalar, yaşlı nüfustaki bilişsel gerileme takibinde yeni yöntemlerin kapısını aralayabilir. 87 kişilik sınırlı katılımcı havuzu ve 24 haftalık kısa süre göz önüne alındığında, elde edilen pTau181 düşüşü umut verici ancak tek başına kesin tedavi kanıtı olarak değerlendirilemez. Daha büyük kohortlarla yapılacak uzun süreli araştırmalar tamamlanana kadar, probiyotik takviyelerinin demans tedavisinde tek başına mucize yaratacağı beklentisine girmemek gerekir.

Kaynak: Cumhuriyet Haberin tam sayfası →

Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

İlgili Haberler

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…