PİYASA
Gündem

Yargıtay Kararı Netleştirdi: Kullanılmayan İzin Ücretinde 5 Yıl Sınırı

Yargıtay Kararı Netleştirdi: Kullanılmayan İzin Ücretinde 5 Yıl Sınırı Fotoğraf: Yeni Şafak

Özet

Yargıtay, iş akdi sona erdiğinde nakde çevrilen yıllık izin alacaklarında zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğunu kesinleştirdi. Fesih tarihinden itibaren beş sene içinde talep edilmeyen kullanılmamış izin ücretleri için açılan davalar zamanaşımı sebebiyle reddedilecek. Karar, geçmişe dönük alacaklarını tahsil etmek isteyen binlerce çalışanın hukuki sürecini doğrudan etkiliyor.

Öne çıkanlar

  • Kullanılmayan yıllık izin ücretlerinde zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren 5 yıl sayılacak.
  • Yargıtay 9. Hukuk Dairesi içtihadı uyarınca süresi dolan alacak davaları mahkemelerde reddedilecek.
  • 11 yıl çalışan bir işçinin 2013'teki ayrılığı sonrası 2019'da açılan davası bozuldu.

Haberin Detayı

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işten ayrılan çalışanların kullanmadığı yıllık izinlere dair ücret alacaklarında zaman sınırını netleştiren emsal bir karara imza attı. Yüksek Mahkeme, iş sözleşmesinin sona ermesiyle nakde dönüşen yıllık izin haklarında zamanaşımının fesih gününden itibaren beş yıl olduğuna oy birliğiyle hükmetti. Bu sürenin geçirilmesinin ardından açılan davalarda işverenlerin zamanaşımı savunması kabul edilecek ve alacak talepleri düşecek.

Süreç, yurt dışı şantiyelerinde 11 sene demir ustası olarak görev yapan D.K. isimli işçinin emeklilik sonrası vefatı ve ailesinin açtığı alacak davasıyla yargıya taşındı. İşçinin yakınları; kıdem ve ihbar tazminatının yanı sıra 110 günlük yıllık ücretli izin bedelinin tahsilini istedi. Yerel mahkeme davayı kısmen kabul ederek izin ücretinin ödenmesine karar verdi, Bölge Adliye Mahkemesi de şirketin itirazını reddetti.

Dosyanın temyiz incelemesini gerçekleştiren Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, geçmişte kapatılan 22. Hukuk Dairesi ile birleşme sonrasında konunun yeniden ele alındığını belirtti. İlgili yasal düzenlemeler çerçevesinde izin alacaklarında 10 yıllık sürenin değil, 5 yıllık zamanaşımının geçerli olduğu kaydedildi. Somut davada iş akdinin 4 Aralık 2013 tarihinde feshedildiği, davanın ise 24 Ekim 2019 tarihinde açıldığı tespiti paylaşıldı.

Fesih tarihi ile dava açılışı arasında beş yıldan uzun bir zaman dilimi bulunduğunu vurgulayan Yargıtay, şirketin yasal sürede zamanaşımı savunmasında bulunduğunu hatırlattı. Alacağın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi gerekirken kabul edilmesini hatalı bulan yüksek mahkeme, istinaf hükmünü bozarak dosyayı geri gönderdi. Kararla birlikte iş akdi biten işçilerin hak kaybı yaşamaması adına yasal süreleri titizlikle izlemesi gerektiği kesinlik kazandı.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2017'deki 7036 sayılı kanun değişikliği öncesine ait uyuşmazlıklarda dahi 5 yıllık süreyi esas alarak iş hukuku alanındaki ikili uygulamayı sonlandırdı. İş sözleşmesi sona erdiğinde kıdem tazminatına odaklanıp izin paralarını erteleyen çalışanlar, takvimi kaçırdıkları anda yıllarca biriken izin haklarını tamamen kaybedecek. İşten çıkış belgesindeki tarihten itibaren süreyi işletmek ve hak arama adımlarını geciktirmemek artık tek geçerli yol haline geldi.

Kaynak: Yeni Şafak Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir. Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Gündem
• Amida Haber
Diyarbakır Şehir Hastanesi İşçileri Mücadeleyle Haklarını Aldı
Fotoğraf: Amida Haber

Diyarbakır Şehir Hastanesi inşaatında çalışan işçiler, hak gasplarına karşı sergiledikleri ortak duruş sayesinde taleplerini kabul ettirdi. Sürece destek veren Kızıl Parti, emekçilerin sergilediği kararlılığın sonuca ulaşmada belirleyici olduğunu açıkladı.

  • Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde çalışan işçiler haklarını geri kazandı.
  • Kızıl Parti, emekçilerin örgütlü duruşunun hak gasplarını engellediğini duyurdu.
  • Sermaye sahiplerine karşı işçi dayanışmasının güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Diyarbakır Şehir Hastanesi projesinde çalışan işçilerin yürüttüğü hak arama mücadelesi olumlu sonuçlandı. Haklarının ellerinden alınması girişimine karşı birlikte hareket eden emekçiler, sergiledikleri kararlı tutumla taleplerini işverene kabul ettirmeyi başardı.

Elde edilen sonucun ardından değerlendirmede bulunan Kızıl Parti, emekçilerin ortak iradesi olmasaydı hak kayıplarının önüne geçilemeyeceğini belirtti. Açıklamada, kentin emek mücadelesi geçmişine vurgu yapılarak çalışanların benzer mağduriyetlerle tekrar karşılaşmaması için örgütlenmenin tek güvence olduğu ifade edildi.

Bireysel çıkarların korunabilmesi adına kolektif gücün şart olduğuna değinilen açıklamada, işverenlerin kendi aralarındaki ticari ve kurumsal bağlarla örgütlü hareket ettiği anımsatıldı. Emekçilerin de aynı bilinçle yan yana gelmesi gerektiği dile getirilirken, sermayenin tek hedefinin kâr ve statü olduğu kaydedildi.

Kızıl Parti temsilcileri, sınıf mücadelesinde kimlik ayrımlarının ötesinde bir dayanışma kurulması gerektiğini savunarak, emek eksenli tüm girişimlerin ve hak mücadelelerinin yanında durmayı sürdüreceklerini bildirdi.

AI YORUMU

Kızıl Parti'nin Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesindeki sürece dair yaptığı vurgu, kamu kaynaklı devasa projelerde dahi taşeron ve ana yüklenici baskısının ancak kolektif dirençle aşılabileceğini kanıtlıyor. Şantiyelerdeki güvencesizlik ortamında işçilerin benzer kazanımları kalıcı hale getirebilmesi için hukuki ve sendikal örgütlülüğü kurumsallaştırması gerekecek.

Kaynak: Amida Haber Haberin tam sayfası →

Gündem
• Yeni Şafak
Kayınbabanın Kira Talebine Yargıtay'dan Ret Kararı
Fotoğraf: Yeni Şafak

Yargıtay, evlilik birliği döneminde yaşanılan mülk için eski damadından kira isteyen kayınbabanın talebini reddeden yerel mahkeme kararını onadı. Yüksek mahkeme, taraflar arasında resmi bir kira sözleşmesi bulunmadığına hükmetti.

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kira istemini hukuka uygun buldu.
  • İstanbul'daki dava 2020 yılında açılmıştı.
  • Mahkeme döviz ve altın alacakları yönünden ise bozma kararı verdi.

İstanbul'da yaşayan bir vatandaşın, kızının eski eşine karşı başlattığı hukuki süreç Yargıtay aşamasından geçti. Davacı taraf, evlilikleri süresince kendisine ait olan konutta ikamet eden damadından geriye dönük beş yıllık kira bedeli talep etmişti.

Aynı dava dilekçesinde, evlilik birliği devam ederken eski damadına elden altın ve döviz cinsinden borç para verdiğini öne süren kayınpeder, bu tutarların da faiziyle birlikte tahsil edilmesini istemişti. Davalı ise iddiaları reddederek aralarında herhangi bir kira akdinin bulunmadığını savundu.

Yerel mahkeme sıfatıyla dosyayı inceleyen Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, hem barınma bedeli hem de borç iddiaları yönünden davanın reddine hükmetti. İstinaf aşamasından da olumlu sonuç alamayan davacı, kararı temyiz ederek Yargıtay'a taşıdı.

Temyiz incelemesini tamamlayan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kira talebiyle ilgili verilen ret kararını yerinde bularak onadı. Kararın gerekçesinde mülkün aile konutu olarak kullanıldığı ve taraflar arasında imzalanmış yazılı bir kira sözleşmesinin mevcut olmadığı vurgulandı.

Öte yandan yüksek mahkeme, altın ve döviz alacaklarına ilişkin uyuşmazlıkta ise yerel mahkeme kararını bozdu. Dosyada damadın el yazısıyla borç miktarını ve alındı ibaresini içeren bir kağıt bulunduğu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği bu belgenin adi senet niteliği taşıyıp taşımadığının incelenmesi gerektiği belirtildi.

AI YORUMU

Evlilik birliklerinin sona ermesinin ardından aile içi finansal ilişkilerin yargıya taşınması son derece karmaşık hukuki uyuşmazlıklar doğurabiliyor. Beş yıllık sürede taraflar arasında resmi bir kira kontratı yapılmamış olması, mülk sahibinin sonradan talepte bulunmasını hukuken geçersiz kılıyor. Ancak dosyada yer alan el yazılı belgenin adi senet niteliğiyle yeniden ele alınacak olması, borç alacak ilişkilerinin ispat yükü açısından mahkemelerin titizlikle inceleme yapmasını zorunlu kılıyor.

Kaynak: Yeni Şafak Haberin tam sayfası →

Gündem
• NTV Gündem
Yargıtay'dan Emlak ve Borç Uyuşmazlığında Emsal Nitelikte Karar
Fotoğraf: NTV Gündem

Yargıtay, boşanma sonrası eski damadından geçmiş döneme ait kira talep eden kayınpederin davasındaki yerel mahkeme kararını onadı. Yüksek mahkeme, taraflar arasında resmi bir sözleşme bulunmadığı için kira istemini reddederken, el yazısı borç belgesinin incelenmesi gerektiğine hükmederek bu yönü bozdu.

  • İstanbul'da yaşayan kayınpeder, boşanma sonrasında eski damadından 5 yıllık kira talep etti.
  • Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi hem kira hem de borç davasını reddetmişti.
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kira talebini onarken, altın ve döviz borcu için bozma kararı verdi.

Aile mahkemelerinde görülen boşanma davalarının ardından ortaya çıkan mali uyuşmazlıklar yargının üst kademelerine taşınmaya devam ediyor. Bu kapsamda gündeme gelen bir mülk ve alacak davasında nihai değerlendirme Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından tamamlandı. İstanbul sınırları içerisinde yaşanan olayda, evlilik birliğinin son bulmasıyla birlikte taraflar arasında yeni bir hukuki süreç başlamıştı.

Söz konusu süreçte mülk sahibi olan kayınpeder, kızıyla evli olduğu dönemde aynı konutta kalan eski damadına karşı yasal yollara başvurmuştu. Davacı taraf, beş yıllık süre zarfı boyunca kendi mülkünde oturan kişiden kira bedeli talep ederken, aynı zamanda evlilik süresince verilen döviz ve altın cinsinden borçların da iadesini istemişti. Yerel mahkeme aşamasında yapılan incelemelerde her iki talep de yasal dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmişti.

İstinaf aşamasından da istediği sonucu alamayan davacı kayınpeder, dosyayı temyiz incelemesi için Yargıtay'a aktardı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından yapılan detaylı inceleme sonucunda, kira talebiyle ilgili yerel mahkeme hükmünün hukuka uygun olduğu tescillendi. Kararın gerekçesinde, mülkün kullanım süresi boyunca taraflar arasında imzalanmış yazılı bir kira kontratının bulunmadığına dikkat çekildi.

Bununla birlikte, döviz ve altın alacaklarına ilişkin kısımda ise yerel mahkeme kararının hatalı bulunduğu kaydedildi. Dava dosyasına sunulan ve borç miktarının yanı sıra 'aldım' ibaresi ile borçlunun el yazısını içeren belgenin adi senet niteliği taşıdığı vurgulandı. Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca bu tür belgelerin ispat yükümlülüğü açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek dosya yeniden görülmek üzere bozuldu.

AI YORUMU

Bu karar, boşanma süreçlerinin ardından sıklıkla karşılaşılan gayrimenkul kullanım bedeli ve gayriresmi borç ilişkileri açısından önemli bir hukuki çerçeve sunuyor. Sözleşmesiz konut kullanımında kira talebinin karşılık bulamayacağını açıkça gösterirken, el yazısıyla oluşturulan adi senetlerin ispat gücünü bir kez daha hatırlatıyor. Aile içi ilişkilerde borç veya mülk paylaşımı yapılırken resmi belgelere dayanılmaması gelecekte uzun süren ihtilaflara zemin hazırlıyor.

Kaynak: NTV Gündem Haberin tam sayfası →

Gündem
• NTV Gündem
Yargıtay'dan Emsal Karar: Boşanma Kesinleşmeden Altınlar İstenebilecek
Fotoğraf: NTV Gündem

Yargıtay, boşanma davalarında hükmedilen ziynet alacakları için ana davanın kesinleşmesinin beklenmesine gerek olmadığına karar verdi. Bu emsal niteliğindeki gelişmeyle birlikte, taraflar boşanma kararı henüz kesinleşmemiş olsa bile ilamlı icra takibi başlatabilecekler. Karar, mal varlığını ilgilendiren bu tür taleplerin boşanma hükmünden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

  • Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ziynet alacakları için emsal niteliğinde bir karar verdi.
  • Boşanma kararı henüz kesinleşmese dahi ilamlı icra takibi başlatılabilecek.
  • Ziynet eşyaları boşanma hükmünün ferisi değil bağımsız bir eda olarak kabul edildi.

Evlilik birlikteliğinin sona ermesiyle birlikte gündeme gelen mal paylaşımı ve ziynet eşyası uyuşmazlıklarında yargı süreçlerini kökten etkileyecek yeni bir karar verildi. Mahkemelerin verdiği kararlara rağmen alacaklarına ulaşamayan vatandaşların hak arama hürriyetini ilgilendiren bu gelişme, yüksek mahkemenin onamasıyla kesinleşti. Dava sürecinde verilen kararları uygulatamayan mağdur taraflar için yeni bir dönemin kapısı aralanmış oldu.

Yaşanan hukuki süreçte, yerel mahkemenin ziynet eşyalarının iadesine hükmetmesinin ardından alacaklı taraf icra dairelerinin yolunu tuttu. Borçlu taraf ise boşanma hükmünün henüz kesinleşmediğini öne sürerek icra takibine itiraz etti ve bu tür taleplerin ana davanın sonuçlanmasına bağlı olduğunu savundu. İcra Hukuk Mahkemesi'nin itirazı reddetmesi üzerine dosya istinaf incelemesine taşındı ve ardından Yargıtay'ın gündemine geldi.

Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi yaptıkları incelemeler neticesinde borçlu tarafın itirazını yerinde bulmadı. Yüksek mahkeme, ziynet alacaklarına yönelik hükümlerin kişilerin ailevi veya şahsi statüsünde bir değişiklik yaratmadığına, yalnızca mal varlığı eksenli sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti. Bu doğrultuda, söz konusu alacak taleplerinin boşanma kararının doğrudan bir eklentisi veya ferisi sayılamayacağı vurgulandı.

Alınan bu hukuki karar sayesinde, boşanma davaları istinaf veya temyiz aşamasında uzun süreler boyunca bekleyen vatandaşlar, mal varlığına ilişkin haklarını daha hızlı bir şekilde talep edebilecekler. Ziynet eşyalarının iadesi ile birlikte yargılama giderleri ve vekalet ücretleri de aynı hukuki kapsama dahil edilerek icra takibine konu edilebilecek. Uzmanlar, bu içtihadın benzer dosyalardaki yargılama sürelerini ve icra süreçlerini hızlandırmasını bekliyor.

AI YORUMU

Bu karar, boşanma davalarındaki mal paylaşımı ve alacak tahsili süreçlerinde yaşanan kronik tıkanıklıkları aşmak adına oldukça kritik bir adım niteliği taşıyor. Borçluların davayı uzatmak amacıyla kesinleşme şartını bir oyalama taktiği olarak kullanmasının önüne geçilirken, alacaklıların haklarına erişim süresi de önemli ölçüde kısalıyor. Önümüzdeki dönemde icra dairelerindeki iş yükü dengesini ve dava stratejilerini doğrudan etkileyecek bir uygulama bizi bekliyor.

Kaynak: NTV Gündem Haberin tam sayfası →

Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

İlgili Haberler