Son dakika haberi çıktığı an telefonuna veya masaüstüne bildirim gelir.
İlgilendiğim konular
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Teknoloji
Sinop Üniversitesi öğrencileri TEKNOFEST'te nükleer enerjiyle birincilik kazandı
•1 dk okuma
Paylaş
HTeknoloji
iFotoğraf: Department of Defense. American Forces Information Service. Defense Visual Information Cen · Kamu malı · Wikimedia Commons
Özet
Sinop Üniversitesi öğrencilerinin tasarladığı enerji çevrimi projesi, nükleer reaktör gücüyle denizaltılara tatlı su ve oksijen sağlamayı amaçlıyor. Geliştirilen bu yenilikçi sistem, TEKNOFEST 2026 kapsamındaki yarışmada jüriden en yüksek puanı alarak birincilik elde etti.
Öne çıkanlar
Nükleer enerjiyle çalışan sistem denizaltıların 10 yıl yakıt değiştirmesini ön görüyor.
Projede Sinop Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğrencileri ve akademisyenler yer aldı.
Tasarım, mürettebatın oksijen ve su ihtiyacını karşılayarak yüzeye çıkma zorunluluğunu bitiriyor.
Haberin Detayı
Denizaltıların operasyonel sürekliliğini artırmayı hedefleyen Sinop Üniversitesi öğrencileri, nükleer enerjinin gücünü farklı bir alana entegre eden bir çalışma ortaya koydu. Üniversitenin Nükleer Enerji Mühendisliği Bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan proje, TEKNOFEST 2026 Nükleer Enerji Teknolojileri Tasarım Yarışması'nda zirveye adını yazdırdı.
Fotoğraf: Department of Defense. American Forces Information Service. Defense Visual Information Cen · Kamu malı · Wikimedia Commons · Wikimedia Commons
Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ekip, reaktör verimliliğini en üst düzeye çıkarmak için uzun süre laboratuvar ortamında yoğun mesai harcadı.
Geliştirilen sistem sayesinde nükleer reaktörün boyutu denizaltı içine sığabilecek biçimde küçültüldü. Normal şartlarda beş veya altı günde bir su yüzeyine çıkmak zorunda kalan denizaltılar, reaktörden elde edilen fazla enerjiyle tatlı su ve oksijen üretebilen bir altyapıya kavuştu.
Projede yer alan genç mühendisler, reaktör entegrasyonunun denizaltının itki gücünü ve elektrik ihtiyacını da destekleyeceğini belirtti. Yaklaşık on yıl boyunca yakıt değişimi gerektirmeden görev yapabilen bu entegre yapı, ülkenin savunma sanayii kapasitesine de yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Üniversite öğrencilerinin geliştirdiği bu tür entegre nükleer sistemler, savunma teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda somut bir karşılık buluyor. Geleneksel denizaltı tasarımlarındaki su yüzeyine çıkma zorunluluğunu ortadan kaldıran 10 yıllık yakıt kapasitesi, stratejik görev süresini doğrudan katlayan bir avantaj sunuyor. Benzer akademik projelerin endüstriyel üretime geçiş süreçleri hızlandırılmazsa, laboratuvar başarılarının sahada ticarileşmesi gecikecektir.
Kaynak:
Anadolu Ajansı
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
Sinop Üniversitesi öğrencileri, nükleer enerjiyi verimli kullanan projeleriyle TEKNOFEST'te birinci oldu. Geliştirilen sistem denizaltıların yüzeye çıkma ihtiyacını ortadan kaldırıyor.
Proje, TEKNOFEST 2026 Nükleer Enerji Teknolojileri Tasarım Yarışması'nda birincilik elde etti.
Sistem, denizaltılarda oksijen, içme suyu ve elektrik üretilmesini hedefliyor.
Projede Sinop Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğrencileri ve akademisyenler görev aldı.
Sinop Üniversitesi bünyesindeki genç mühendis adayları, nükleer enerjinin etkin biçimde değerlendirilmesi hedefiyle yenilikçi bir çalışma ortaya koydu. Hazırlanan enerji çevrimi tasarımı, Türkiye'nin teknoloji odaklı büyük etkinliklerinden biri olan TEKNOFEST bünyesindeki yarışmada en yüksek derecleyi aldı.
Dr. Akademik danışmanlık altında yürütülen çalışmalar, ülkenin milli teknoloji hedeflerine katkı sunmayı amaçlıyor.
Geliştirilen sistemin temel amacı, nükleer reaktör gücünü denizaltı koşullarına uyarlayarak mürettebatın temel ihtiyaçlarını karşılamak. Normal şartlarda su ve oksijen ikmali için periyodik olarak yüzeylemek zorunda kalan denizaltılar, bu entegre altyapı sayesinde uzun süre su altında kalabiliyor.
Reaktör çıkışlı enerji; elektrik ve itki gücünün yanı sıra arıtılmış tatlı su ile solunabilir oksijen üretiminde kullanılıyor. Böylece su altı araçlarının operasyonel kapasitesi artırılırken dışa bağımlılık da önemli ölçüde azaltılmış oluyor.
Öğrencilerden Ahmet Selim Ulutürk, uzun soluklu çalışmaların ardından gelen birincilik ödülünün kendileri için gurur kaynağı olduğunu belirtti. Ekip üyeleri, reaktör entegrasyonu ve enerji çevrimi mekanizmalarının kusursuz çalışması için yoğun bir mesai harcadıklarını ifade etti.
AI YORUMU
Akademik projelerin savunma sanayii odaklı pratik çözümlere dönüşmesi, üniversite-sanayi iş birliğinin geleceği açısından umut verici bir tablodur. Sinop Üniversitesi ekibinin geliştirdiği sistem, deniz altı araçlarının lojistik bağımlılığını sıfırlayarak stratejik üstünlük sağlıyor. Yaklaşık 10 yıl boyunca yakıt değişimi gerektirmeyen bu tarz entegre yapılar yaygınlaşırsa, uzun süreli su altı görevlerinin maliyeti ve operasyonel riski ciddi oranda düşecektir.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın 16 maddesi Meclis onayına sunuldu. Metin; askeri yardımdan istihbarat paylaşımına ve savunma sanayiinde ortak üretime kadar pek çok alanı kapsıyor.
Dış kaynaklı silahlı saldırı tüm çekirdek taraflara yapılmış kabul edilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi kurulacak ve yılda 2 kez toplanacak.
Taraflar ilk 10 yıl boyunca anlaşmadan kesinlikle çekilemeyecek.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın katılımıyla 7 Ağustos tarihinde imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın onaylanması amacıyla hazırlanan kanun teklifi, Meclis gündemine taşındı. İletişim Başkanı Burhanettin Duran, teklifin meclise sunulmasını değerlendirerek bunun üç ülke arasındaki stratejik ilişkilerin kurumsallaşması yolunda atıldığını vurguladı. Taslak metinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan 'Çekirdek Taraflar' olarak konumlandırılıyor.
Anlaşmanın 2 numaralı maddesine göre taraflardan birine yönelen dış kaynaklı her türlü silahlı saldırı, doğrudan tüm üyelere yapılmış sayılıyor. Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesindeki meşru müdafaa hakkı çerçevesinde, saldırıya uğrayan ülkeye mevcut tüm askeri imkanlar seferber edilerek derhal yardım ulaştırılacak. Savunma sanayii, istihbarat paylaşımı, terörle mücadele ve lojistik destek gibi başlıklar da maddeler arasında yer alıyor.
Metne göre taraflar arasında barış ve savaş dönemlerinde personel değişimi yapılacak, ortak tatbikatlar düzenlenerek askeri birlikte çalışabilirlik artırılacak. Ayrıca dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi kurulacak. Bu komite dönüşümlü olarak yılda iki kez toplanırken, daimi sekreterlik Suudi Arabistan'da faaliyet gösterecek ve ilk genel sekreter Pakistanlı olacak.
Anlaşmanın uygulanmasında gizlilik dereceli bilgiler üçüncü taraflarla paylaşılmayacak ve bilgi güvenliği sıkı şekilde denetlenecek. Metne göre taraflar ilk 10 yıl boyunca anlaşmadan çekilme hakkını kullanamayacak; bu sürenin bitiminde ise üç ay önceden yazılı bildirim yapmak şartıyla ayrılabilecekler. Kanun teklifi ilk olarak Dışişleri Komisyonu'nda ele alınacak ve ardından Genel Kurul oylamasına sunulacak.
AI YORUMU
Bölgeler arası askeri entegrasyon hamleleri, tarafların operasyonel kapasitelerini artırırken uzun vadeli taahhütlerin bağlayıcılığını test edecek. 10 yıllık çekilmeme kuralı, olası kriz anlarında mekanizmanın bozulmadan çalışmasını sağlayan bir sigorta işlevi görüyor. Komite yapısı ve daimi sekreterliğin Suudi Arabistan'da kurulması, koordinasyonun merkezileşeceğini gösteriyor. Savunma sanayiindeki ortak üretim hedefleri hayata geçirilirse, dışa bağımlılığın azalması ve tedarik zincirlerinin güvenli hale gelmesi bekleniyor.
İsrailli savunma sanayii şirketi Elbit Systems, 235 milyon dolar değerinde PULS roketatar ve mühimmat tedariki için sözleşme imzaladı. İsrail basını, anlaşmanın gizli tutulan alıcı tarafının Azerbaycan olduğunu öne sürdü.
Elbit Systems, 235 milyon dolarlık PULS roketatar ve mühimmat sözleşmesi imzaladı.
İsrail basını, anlaşmanın yapıldığı Avrupa ülkesinin Azerbaycan olduğunu iddia etti.
Pakette 80 kilometre menzilli EXTRA-MR hassas güdümlü roketler yer alıyor.
İsrail savunma sanayiinin önde gelen şirketlerinden Elbit Systems, uluslararası alanda dikkat çeken yeni bir askeri tedarik anlaşmasına imza attı. Yaklaşık üç yıl sürmesi planlanan tedarik süreci, İsrail Savunma Bakanlığı ile ismi paylaşılmayan bir ülkenin savunma bakanlığı arasındaki hükümetler arası mekanizma üzerinden yürütülüyor.
Anlaşmanın resmi detaylarında alıcı ülkenin kimliği gizli tutulurken, İsrail basınında çıkan haberler farklı bir iddiayı gündeme taşıdı. Globes ve CTech gibi önde gelen ekonomi ve teknoloji yayınları, kaynaklarına dayandırdıkları bilgilerle 235 milyon dolarlık bu askeri sevkiyatın Azerbaycan ile gerçekleştirildiğini öne sürdü. Buna rağmen ne Elbit Systems ne de ilgili ülkelerin resmi makamları alıcı tarafın kimliğini doğrulayan resmi bir açıklama yapmadı.
Tamamen modüler bir yapıya sahip olan PULS sistemi; 122 mm ve 160 mm Accular roketleri, 150 kilometre menzilli standart EXTRA ve 300 kilometreye kadar ulaşabilen Predator Hawk mühimmatlarını tek platformdan ateşleyebiliyor.
Yeni tedarik paketinde yer alan EXTRA-MR mühimmatı, aynı ailenin daha uzun menzilli versiyonlarına kıyasla orta menzilli bir seçenek olarak tasarlandı. Mevcut komuta ve kontrol altyapılarıyla tam uyumlu çalışan sistem, tekerlekli veya paletli farklı araçlara kolayca entegre edilebiliyor. Yunanistan'ın da Nisan 2026 döneminde benzer bir PULS tedariği için yaklaşık 750 milyon dolarlık anlaşma imzaladığı bilinirken, Elbit Systems'in son sözleşmesiyle birlikte pazar payını genişlettiği görülüyor.
AI YORUMU
Askeri ihracat anlaşmalarında gizlilik unsuru, tarafların stratejik tercihlerine göre şekillenmeye devam ediyor. İki yüz otuz beş milyon dolarlık bütçe, projenin sadece roket alımından ibaret olmayıp entegre lojistik ve platform desteğini de kapsadığını net biçimde gösteriyor. Savunma pazarındaki bu tür büyük hacimli alımlar, ülkelerin sınır güvenliği stratejilerini güncellemelerine zemin hazırlarken bölgesel denge hesaplarını da doğrudan etkiliyor.
Türkiye'nin S-400 tercihi nedeniyle programdan çıkarılmasıyla ABD'de kalan 6 adet F-35A uçağının geleceği belirsizliğini koruyor. Aynı savunma sistemine sahip Hindistan'ın Amerikan uçaklarıyla tatbikat yapması ise savunma politikalarındaki çifte standart tartışmalarını alevlendirdi.
Türkiye programdan çıkarılırken ABD'de kalan 6 adet F-35A depolarda tutuluyor.
Türkiye projeye ortak olarak katılmış ve yaklaşık 1,4 milyar dolar ödeme yapmıştı.
Hindistan'ın S-400 kullanmasına rağmen F-35 tatbikatına katılması soru işaretleri yarattı.
Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçakları programından çıkarılmasıyla birlikte Washington'da bekletilen uçakların durumu yeniden gündeme geldi. Ankara, 2002 yılında Müşterek Taarruz Uçağı projesine ortak olarak dahil olmuş ve süreç boyunca 100 adet F-35A almayı planlamıştı. Bu kapsamda savunma sanayii şirketleri üretimde rol üstlenirken Türkiye toplamda yaklaşık 1,4 milyar dolarlık ödeme gerçekleştirdi.
Ancak Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerinin tedarik edilmesi iki ülke arasında kriz çıkardı. Temmuz 2019 tarihinde ABD yönetimi Türkiye'yi programdan resmi olarak çıkardı. Türk pilotların eğitimi için üretilen ve test aşamasında kullanılan 6 adet F-35A savaş uçağı ise ABD'deki depolarına çekilerek teslim edilmedi.
Washington yönetimi bu kararın arkasındaki temel gerekçe olarak S-400 radarlarının F-35 uçaklarının düşük görünürlük verilerini toplayabilme riskini gösterdi. Siyasi krizin ardından Aralık 2020'de Savunma Sanayii Başkanlığına CAATSA yaptırımları uygulandı. Ayrıca 2020 mali yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nın 1245. maddesi, S-400 meselesi çözülmeden uçakların transferini yasal olarak engelliyor.
Tartışmaları alevlendiren son gelişme, Hindistan'da düzenlenen Tarang Shakti 2026 tatbikatına ABD'ye ait F-35A uçaklarının katılması oldu. Benzer şekilde Rus hava savunma sistemine sahip olan Hindistan'ın bu tatbikatta yer alması, uygulanan politikaların tutarlılığı konusunda soru işaretleri doğurdu. Öte yandan Hint personelinin uçaklara erişiminin sıkı güvenlik tedbirleriyle sınırlandırıldığı bildirildi.
Yaşanan bu süreç sadece geçmişteki yatırımları değil, Türkiye'nin uzun vadeli hava gücü stratejisini de etkiliyor. Düşük görünürlük ve gelişmiş sensör kabiliyetlerine sahip bu uçakların yokluğunda, Türkiye bir yandan milli muharip uçak KAAN projesiyle dışa bağımlılığı azaltmayı ve kendi teknolojisini geliştirmeyi hedefliyor.
AI YORUMU
S-400 ve F-35 ikilemi, yalnızca teknik güvenlik endişelerinden ibaret olmayıp iki ülke arasındaki stratejik dengelerin somut bir yansımasıdır. Türkiye'nin projeye yaptığı 1,4 milyar dolarlık ödemenin karşılığını alamaması ve uçakların ABD hangarlarında bekletilmesi, savunma sanayiinde tedarik güvenliğinin ne denli kırılgan olabileceğini gösteriyor. Benzer sistemleri kullanan diğer ülkelerle kurulan farklı ilişkiler göz önüne alındığında, Ankara'nın kendi savaş uçağı projesi olan KAAN'a yönelmesi kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu durum, yerli üretim hamlelerinin hızlandırılmaması durumunda dışa bağımlılığın operasyonel kabiliyetleri doğrudan riske atacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır.