İçeriğe geç
PİYASA
Dünya

New York Times: Turhan Mildon’un yaşı ve ticari ilişkileri mercek altında

New York Times: Turhan Mildon’un yaşı ve ticari ilişkileri mercek altında i

Özet

The New York Times, Trump’ın çevresiyle ilişkili iş insanı Turhan Mildon’un özgeçmişindeki yaş çelişkilerini ve Venezuela’daki ticari faaliyetlerini mercek altına aldı. Haberde, Mildon’un şirketlerine dair finansal veriler ve uluslararası bağlantılarına ilişkin ciddi soru işaretleri bulunduğu iddia edildi.

Öne çıkanlar

  • Resmi kayıtlarda 25 yaşında olan Turhan Mildon, kendisini 29 yaşında olarak tanıtıyor.
  • Venezuela’daki devlet çimento fabrikaları sözleşmesi, yatırım hedeflerine uyulmadığı gerekçesiyle feshedildi.
  • Demokratik Kongo Cumhuriyeti projeleri için 500 milyon doları aşan sözleşmelerde gecikmeler yaşandığı bildirildi.

Haberin Detayı

The New York Times, 31 Ekim tarihli özel dosyasında Türk iş insanı Turhan Mildon’un uluslararası ticari bağlantılarını ve geçmişine dair beyanlarını detaylıca inceledi. Gazete, Mildon’un kendini dünya liderleriyle yakın ilişkiler kurmuş 29 yaşında bir milyarder olarak sunduğunu ancak bu anlatının resmi belgelerle uyuşmadığını aktardı. İngiltere’nin resmi şirket sicil kayıtlarına göre Aralık 2000 doğumlu olan Mildon, Ekim 2026 itibarıyla aslında 25 yaşında bulunuyor. Buna rağmen Forbes gibi yayınlarda yaşının 29 olarak geçmesi, profilindeki temel tutarsızlıklardan biri olarak öne çıkarıldı.

Mildon’un Venezuela’daki iş faaliyetleri, araştırmanın merkezinde yer alan bir diğer konu oldu. Nicolas Maduro hükümetiyle kurduğu bağlantılar sayesinde devlet bünyesindeki çimento fabrikalarının işletmesini üstlenen Mildon, bu süreçte beklenen verimliliği sağlayamadı. Delcy Rodríguez yönetimi, yatırım hedeflerinin yerine getirilmemesi sebebiyle Haziran 2026’da söz konusu sözleşmeyi tek taraflı olarak iptal etti. Venezuela hükümetinin değerlendirmelerine göre, beş yıllık anlaşmanın ilk iki yılında taahhüt edilen yatırımın yalnızca yüzde 6’lık kısmı gerçekleştirilebildi.

Ticari başarısızlık iddiaları yalnızca çimento sektörüyle sınırlı kalmadı; karides işleme tesislerinde de maaş ödemelerinin yapılamadığı öne sürüldü. Raporda, 150’den fazla tedarikçi ve kamu kurumuna karşı milyonlarca dolarlık borç biriktiği kaydedildi. Mildon’un sözcüsü ise şirketlerin yasal denetimlerden başarıyla geçtiğini ve tesislerin kontrolünün hala kendilerinde olduğunu savunarak bu iddiaları reddetti. Yine de mali tabloların şeffaflığına dair oluşan soru işaretleri, iş dünyasında yankı uyandırmaya devam ediyor.

Araştırmada, Mildon’un küresel siyasi figürlerle olan yakınlığına dair iddialar da detaylıca sorgulandı. Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kongo Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi gibi isimlerle fotoğraf paylaşımları üzerinden kurduğu ilişki algısı, bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı. Özellikle Trump’a yakın bir kaynak, eski başkanın Mildon’u kişisel olarak tanımadığını ifade etti. İkilinin yan yana olduğu iddia edilen fotoğrafların ise aynı ortamda bulunmaktan ibaret olduğu ve yakın bir ilişkiyi kanıtlamadığı vurgulandı.

Son olarak, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki 500 milyon doları aşan altyapı ve askeri tesis sözleşmelerinin akıbeti belirsizliğini koruyor. 2021 yılından bu yana yürütülen projeler arasında yer alan 50 milyon dolarlık insansız hava aracı üssü gibi yatırımların tamamlanamadığı veya ciddi gecikmelere uğradığı aktarıldı. Ayrıca 17,6 milyon dolarlık bir transferin, Mildon’un kişisel hesabından değil, Kongo devletine ait bir hesaptan Teksas merkezli bir şirkete yapıldığı ortaya çıktı. Tüm bu veriler, Mildon’un uluslararası iş ağının finansal ve siyasi boyutu üzerindeki tartışmaları derinleştiriyor.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Turhan Mildon üzerindeki bu yoğun inceleme, siyasi bağlantıların iş dünyasındaki risk yönetiminde tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Özellikle 500 milyon dolarlık sözleşmelerin yerine getirilmemesi ve devlet denetimlerine takılan projeler, yatırımcılar için büyük bir uyarı niteliğinde. Siyasi nüfuz arayışlarının, somut finansal verilerle desteklenmediği takdirde uluslararası ölçekte büyük itibar kaybına yol açabileceği görülüyor. Önümüzdeki dönemde bu tür şeffaflık sorunları, ilgili tarafların Washington ve diğer başkentlerdeki kapıları açmasını çok daha güç hale getirebilir.

AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    Eski Kongo Cumhurbaşkanı Kabila isyancı M23 hareketinin başına geçti

    Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin eski lideri Joseph Kabila, ülkedeki M23 isyancılarıyla ittifak kurarak yeni bir muhalif hareketin başına geçtiğini ilan etti. 55 yaşındaki siyasetçi, mevcut yönetime karşı silahlı mücadele başlatırken ülkedeki istikrarsızlık yeniden tırmanıyor.

    • Eski Cumhurbaşkanı Kabila, M23 isyancı grubuyla ittifak yaparak yeni oluşumun başına geçti.
    • M23 isyancıları geçen yıl Goma ve Bukavu gibi önemli şehirleri ele geçirmişti.
    • Kabila, mevcut yönetimi anayasayı ihlal etmekle suçlayarak silahlı direnme çağrısı yaptı.

    Demokratik Kongo Cumhuriyeti siyasetinde uzun yıllar boyunca en tepede yer alan Joseph Kabila, 55 yaşında şaşırtıcı bir kararla yeniden isyancı liderliğine soyundu. 2001 ile 2019 yılları arasında devlet başkanlığı koltuğunda oturan ve babasından devraldığı mirası yöneten Kabila, şimdi ise kendi kurduğu Front for the Refoundation of the Nation isimli oluşumla mevcut yönetimi hedef alıyor. Bu yeni ittifak, ülkenin doğusunda aktif olan ve Goma ile Bukavu gibi stratejik bölgeleri kontrol altına alan M23 isyancılarını da bünyesinde barındırıyor.

    Kabila'nın muhalif harekete katılması, ülkedeki siyasi dinamiklerin ne kadar hızlı değişebileceğini bir kez daha kanıtlıyor. Uzmanlar, eski liderin bu kararının arkasında siyasi nüfuzunu yeniden kazanma arzusunun yattığını belirtirken, M23 grubunun ise devlet başkanı düzeyinde bir tecrübeye sahip olan Kabila'nın ağlarını kullanmak istediği ifade ediliyor. Özellikle ABD yaptırımları ve hakkında kesinleşmiş vatana ihanet suçlamaları bulunan Kabila için bu ittifak, hukuki baskılara karşı bir kalkan arayışı olarak değerlendiriliyor.

    İsyancı hareketin askeri gücü doğu bölgelerinde yoğunlaşmış olsa da başkent Kinşasa'ya olan uzaklık yaklaşık 1.500 kilometre civarında seyrediyor. Kabila'nın sahip olduğu geniş siyasi ağlar ve geçmişteki askeri deneyimleri, çatışmaların sadece doğu sınırlarıyla sınırlı kalmayıp ülke genelinde daha geniş bir alana yayılması riskini beraberinde getiriyor. Eski başkan, mevcut Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi'yi anayasayı çiğnemekle suçlayarak, vatandaşları hükümete karşı direnme hakkını kullanmaya davet ediyor.

    Tshisekedi yönetimi ise anayasal değişiklik iddiaları ve artan güvenlik krizleriyle zor günler yaşıyor. Muhalefet partilerinden oluşan C64 koalisyonu, Kabila'nın başlattığı isyan hareketine destek vermeyi reddederek çözümün askeri değil, kapsayıcı bir diyalog masasında aranması gerektiğini savunuyor. Askeri müdahalenin ülkenin ekonomik dokusunu derinden etkileyeceği biliniyor; özellikle altın, elmas ve elektrikli araç bataryalarında kullanılan kritik minerallerin bulunduğu bölgelerdeki istikrarsızlık küresel tedarik zincirlerini tehdit ediyor.

    Kabila'nın siyasi kariyeri, babasının 1997 yılında Mobutu Sese Seko yönetimine karşı başlattığı ayaklanmayla başlayan ve yıllar içinde evrilen ilginç bir süreci yansıtıyor. Şimdi ise kendisinin bizzat devrettiği yetkileri elinde bulunduran Tshisekedi'ye karşı cephe alarak tarafların konumunu tersine çeviriyor. Uzmanlar, taraflar arasında yakın zamanda bir ulusal diyalog zemini oluşmaması durumunda çatışmaların daha şiddetli bir boyuta evrilebileceği konusunda uyarıyor.

    AI YORUMU

    Kabila'nın isyancı harekete katılımı, ülkedeki demokratik geçiş sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlıyor. Eski bir devlet başkanının, zamanında bizzat mücadele ettiği unsurlarla ortaklık kurması siyasi meşruiyetin tamamen askeri güç odaklı bir rekabete dönüştüğünü gösteriyor. Bu durum, 1.500 km ötedeki başkent Kinşasa yönetiminin otoritesini sarsarak mineral zengini bölgelerdeki güvenliği daha da belirsiz kılıyor. Eğer ulusal diyalog çağrıları sonuçsuz kalırsa, ülke yönetilemez bir çatışma sarmalına sürüklenebilir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Büyükelçi Barrack: Erdoğan-Trump görüşmesi Türk devletleri vizyonu taşıyor

    ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda Erdoğan ile Trump arasındaki telefon görüşmesinin detaylarını açıkladı. Barrack, görüşmenin liderler间的 diyalogu sürdürdüğünü ve Türk devletlerinin bölgedeki kilit rolünü vurguladığını belirtti. Açıklamada enerji, ticaret ve lojistik koridorlarının önemi öne çıkarıldı.

    • Barrack, Erdoğan-Trump görüşmesini diyalog ve işbirliği ruhunun devamı olarak nitelendirdi.
    • ABD büyükelçisi, Türk devletlerinin coğrafi konumunu 'kilit kesişim noktası' olarak tanımladı.
    • Enerji, ticaret ve lojistik koridorlarının gelecek nesillerin refahını belirleyeceği vurgulandı.

    Bu konuşma, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) 13. Zirvesi öncesinde liderlerin bir araya geldiği akşam yemeği sırasında gerçekleşti. Barrack, söz konusu temasın sadece protokol gereği değil, iki lider arasındaki derin diyalog ve stratejik işbirliği anlayışının doğal uzantısı olduğunu ifade etti.

    Büyükelçi Barrack, açıklamasında coğrafi perspektife geniş yer ayırarak Hazar Denizi’nden Akdeniz’e kadar uzanan geniş bir hattın stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. Bu hattın Avrupa, Asya ve Orta Doğu üçgeninde yer alan Türk devletleri için belirleyici olduğunu belirten Barrack, bölgenin jeopolitik ağırlığının arttığını ve bu konumun uluslararası gündemde daha sık yer bulacağını dile getirdi. Özellikle enerji hatları, ticaret yolları ve lojistik koridorlarının, sadece günümüz değil gelecek nesillerin ekonomik refahını da doğrudan şekillendireceği değerlendirmesi yapıldı.

    Görüşmenin diplomatik boyutuna değinen Barrack, iki liderin ortak vizyonunun temelinde çatışma odaklı söylemlerden uzak, sürdürülebilir bir işbirliği modelinin yatığını açıkladı. ABD temsilcisi, hedeflenen yapının ticaretin ve güçlü ortaklıkların öne çıktığı bir çerçeveyi temsil ettiğini, bunun da bölgede barış, istikrar ve ekonomik gelişmeyi destekleyeceğini savundu. Bu yaklaşım, bölgesel krizlerin çözümü için askeri müdahale yerine diyalog ve ekonomik entegrasyonun araç olarak kullanılacağına işaret ediyor.

    Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde gerçekleşen zirve öncesi yapılan bu temas, üye ülkeler arasındaki koordinasyonu pekiştiren bir adım olarak değerlendiriliyor. Barrack’ın açıklamaları, ABD’nin Ankara’daki diplomatik iradesinin bölgesel güvenlik ve ekonomik istikrar ekseninde şekillendiğini gösteriyor. İki liderin telefonik teması, TDT zirvesi öncesinde mesajların netleştirilmesi ve ortak zeminin oluşturulması açısından kritik bir zemin hazırladı. Bölgedeki diğer aktörler de bu diplomatik trafiğin sonuçlarını yakından izlerken, ticaret koridorlarının canlandırılması sürecinde yeni fırsatların kapısı aralanmış oldu.

    Erdoğan ile Trump arasındaki bu diyalog, Türkiye’nin küresel güçler arasında dengeleyici bir rol üstlenme kapasitesini bir kez daha gözler önüne serdi. Barrack’ın 'Türk devletleri' vurgusu, sadece Türkiye’yi değil, Orta Asya’dan Balkanlar’a uzanan Türk dünyası işbirliğini ABD açısından stratejik bir öncelik olarak konumlandırıyor. Enerji ve lojistik hatlarındaki olası açılımlar, bölge ülkelerinin ekonomik bağımsızlığını artırabilirken, uluslararası ticaret ağlarında da yeni rotaların oluşmasına zemin hazırlayabilir. Diplomatik kanalların açık kalması, olası anlaşmazlıkların çözümü için de önemli bir güvenlik valfi niteliği taşıyor.

    AI YORUMU

    Barrack’ın 'Türk devletleri' vurgusu, ABD’nin Orta Asya ve Orta Doğu politikasında Türkiye’nin merkezî rolünü resmen kabul ettiğini gösteriyor. Hatırlatmaları gereksiz kılan bu coğrafi konum, enerji ve lojistik koridorları üzerinden Türkiye’ye yeni diplomatik pazarlık gücü sağlıyor. Ancak bu vizyonun somutlaşması, sadece diplomatik sözlerle sınırlı kalamaz; ticaret hacimlerinde ve enerji anlaşmalarında somut rakamlarla desteklenmezse, 'kilit kesişim noktası' söylemi havada kalır. Bölgesel rakipler, bu işbirliğinin derinleşmesini engellemeye çalışırken, Türkiye’nin TDT çerçevesinde daha aktif bir rol alması bekleniyor. Kısacası, bu görüşme bir başlangıç noktasıdır; gerçek test, ortak projelerin hayata geçirilme hızında gizlidir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Trump, CENTCOM Komutanı Cooper’dan İran Saldırısı Seçenekleri Bilgilendirmesi

    ABD Başkanı Donald Trump, Merkez Kuvvetler Komutanı Brad Cooper tarafından İran'a olası askeri saldırı senaryoları hakkında doğrudan bilgilendirildi. Görüşmeye Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine de katıldı, Senatör Chris Murphy de planların "delice" olduğunu belirtti.

    • Brad Cooper, Trump'a İran saldırı seçeneklerini bizzat brifing yaptı
    • Brifingde Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine yer aldı
    • Senatör Chris Murphy, planların "delice" olduğunu ve yıkıcı bir tırmanışa yol açacağını söyledi

    Washington’da Beyaz Saray’da gerçekleşen gizli toplantıda, Merkez Kuvvetler Komutanı Brad Cooper, ABD Başkanı Donald Trump’a İran’a yönelik olası askeri eylem senaryolarını ayrıntılı olarak sundu. Bu brifingin nadir bir durum olduğu, Washington Post ve Wall Street Journal gibi uluslararası haber ajansları tarafından da vurgulandı.

    Cooper’ın sunumunda, İran’ın nükleer programı, bölgesel askeri kapasitesi ve olası misilleme senaryoları ele alındı. Yetkililer, mevcut istihbarat verilerine dayanarak, olası bir hava saldırısı, denizden yürütülecek operasyon ve siber saldırı seçeneklerini tartıştı. Toplantının gizlilik derecesi, bu tür bir brifingin genellikle sadece üst düzey askeri liderlerle sınırlı kalmasıyla örtüşüyor.

    Wall Street Journal, Cooper’ın Trump’a bizzat brifing vermesinin "nadir görülen" bir durum olduğunu ve bunun ABD’nin “önemli askeri operasyonlara yaklaşmakta” olduğunun bir işareti olabileceğini değerlendirdi. Bu yorum, Washington içinde artan gerilim ve bölgesel istikrar kaygılarını da gündeme taşıdı. Aynı zamanda, bu tür bir bilgilendirmenin iç politika üzerindeki yansımaları da tartışıldı.

    ABD'li Demokrat Senatör Chris Murphy, X (eski Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, kendisi ve bir grup senatörün de bu planlar hakkında bilgilendirildiğini ve bu planların "delice" olduğunu söyledi. Murphy, bu durumun gerilimi tırmandıracağı ve hukukun üstünlüğüne zarar verebileceğini öne sürdü. Senatörün ifadesi, Kongre içinde olası bir askeri müdahale konusunda artan endişeyi yansıtıyor.

    Gelecek haftalarda, Beyaz Saray’ın ve Kongre’nin bu brifinge nasıl yanıt vereceği merak konusu. Eğer planlar somut adımlara dönüşürse, ABD-İran ilişkileri daha da gerilebilir ve bölgesel güvenlik dengesi sarsılabilir. Uzmanlar, olası bir askeri hamlenin sadece doğrudan çatışma değil, ekonomik yaptırımlar ve diplomatik izolasyon gibi çok yönlü etkiler doğuracağını belirtiyor.

    AI YORUMU

    Trump’ın bu brifingi, ABD’nin İran’a karşı askeri bir hamleye hazırlandığını gösteren kritik bir sinyal. Cooper’ın doğrudan bilgi vermesi, genelde yalnızca kriz anlarında görülen bir uygulama ve bu durum, karar sürecinin hızlandığını işaret ediyor. Bu gelişme, savunma bütçesi ve askeri planlama birimlerini doğrudan etkileyerek, ilgili personelin ve savunma sanayisinin iş yükünü artıracak. Eğer planlar uygulanırsa, bölgesel istikrarın gerilemesi ve uluslararası yaptırımların artması muhtemel; önceki yıllarda benzer askeri gerilimlerde bölge ekonomileri %10‑15 oranında daralmıştı.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Donald Trump, Venezuela'nın gelecekte ABD'nin 51. eyaleti olabileceğini savundu

    ABD Başkanı Donald Trump, seçim mitinginde Venezuela ile kurulan ticari ilişkileri değerlendirerek bu ülkenin gelecekte ABD'nin 51. eyaleti olabileceğini dile getirdi. Petrol ticareti ve bölgedeki Amerikan yatırımlarına dikkat çeken Trump, Venezuela'da devlet başkanlığı yerine vali seçimi yapılabileceği senaryosunu gündeme taşıdı.

    • Trump, Venezuela'nın gelecekte ABD'nin 51. eyaleti haline gelebileceğini iddia etti.
    • ABD Başkanı, Venezuela ile mevcut petrol ticareti ve yatırımların sürdüğünü belirtti.
    • İran politikasını savunan Trump, ülkedeki akaryakıt fiyatlarının hızla düşeceği sözünü verdi.

    ABD Başkanı Donald Trump, 3 Kasım Kongre ara seçimleri öncesinde Texas eyaletinde gerçekleştirdiği mitingde dış politika hedeflerini ve Venezuela ile olan ilişkileri masaya yatırdı. Venezuela yönetimiyle oldukça verimli bir iletişim kanalı kurduklarını belirten Trump, bu ülkeden halihazırda yüksek miktarlarda ham petrol tedarik ettiklerini vurguladı. Söz konusu ticari hacmin yanı sıra birçok Amerikan enerji şirketinin Venezuela topraklarında ciddi düzeyde yatırım faaliyetleri yürüttüğünü ifade eden Trump, bu ekonomik bağların stratejik bir öneme sahip olduğunu kaydetti.

    Ülkenin geleceği hakkındaki öngörülerini paylaşan ABD Başkanı, Venezuela'nın ilerleyen dönemlerde oldukça müreffeh bir yapıya kavuşacağını savundu. Bu ekonomik iyileşme beklentisini bir adım öteye taşıyan Trump, bölgenin gelecekte ABD sınırlarına dahil edilerek 51. eyalet statüsüne geçebileceği fikrini ortaya attı. Mevcut yönetim biçiminin değişmesi gerektiğini ima eden Trump, Venezuela'da devlet başkanı yerine vali seçilmesi durumunda sürecin daha hızlı ilerleyeceğini iddia ederek bu senaryonun gerçekleşebilir bir hedef olduğunu dile getirdi.

    Diplomatik gündeminde İran'a da geniş yer ayıran Trump, bölgesel gerilimlerin sorumluluğunun 1978 yılından bu yana İran tarafından yürütülen politikalarda olduğunu savundu. İran yönetiminin birçok Amerikan askerinin hayatını kaybetmesinden sorumlu tutulduğunu belirten Trump, nükleer silahsızlanma karşılığında petrol ve akaryakıt piyasalarında yaşanan fiyat dalgalanmalarının kabul edilebilir bir bedel olduğunu vurguladı. ABD iç piyasasındaki akaryakıt fiyatlarının önümüzdeki dönemde hızla düşüşe geçeceğini taahhüt eden Trump, izledikleri dış politikanın Kongre seçim sonuçları üzerinde olumsuz bir etki yaratmayacağına inandığını belirtti.

    İran'a yönelik izlenen sert tutarın doğruluğunu savunan Trump, geçmişte atılan saldırı adımlarının kendi yönetimi dönemindeki en başarılı hamlelerden biri olduğunu yineledi. İran'ın askeri kapasitesinin büyük ölçüde zayıfladığını ve donanma gücünün etkisini yitirdiğini iddia eden ABD Başkanı, çatışmaların yakında nihayete ereceği mesajını verdi. Seçim sürecine yaklaşırken dış politika başlıklarını ekonomiyle harmanlayan Trump, seçmenlerine bölgedeki varlıklarını koruma ve enerji maliyetlerini düşürme odaklı bir gelecek vadetti.

    Söz konusu açıklamalar, ABD'nin Orta ve Güney Amerika'daki etkinliğini artırma çabalarının bir parçası olarak değerlendirilirken, Venezuela yönetimiyle kurulacak olası entegrasyon senaryoları dikkat çekmeye devam ediyor. Trump'ın 51. eyalet çıkışı, bölge ülkeleri arasındaki güç dengeleri ve enerji tedarik zincirleri üzerinde yeni tartışmaları tetikleme potansiyeli taşıyor. Seçim mitinginde verdiği mesajlarla dış politikadaki radikal duruşunu koruyan ABD yönetimi, İran ve Venezuela örnekleri üzerinden kendi seçmen kitlesine yönelik güçlü bir söylem geliştiriyor.

    AI YORUMU

    Donald Trump'ın dile getirdiği bu eyaletleşme senaryosu, mevcut uluslararası hukuk normlarından ziyade Amerikan enerji bağımlılığını güvence altına alma isteğinin bir yansımasıdır. Venezuela'nın sahip olduğu devasa petrol rezervleri, 51. eyalet söyleminin temelindeki ana motivasyonu oluşturuyor. Eğer bu tür bir entegrasyon planı gerçeğe dönüşürse, Latin Amerika'daki jeopolitik dengeler tamamen altüst olabilir ve bölgedeki diğer ülkeler üzerindeki baskı artabilir. Trump'ın bu vizyonu, seçim sath-ı mailindeki seçmeni konsolide etmek için kullanılan güçlü bir retorik olsa da, bölgenin mevcut ekonomik ve siyasi kaosu göz önüne alındığında oldukça düşük bir gerçekleşme ihtimaline sahip.

    Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler