İçeriğe geç
PİYASA
Dünya

Eski Kongo Cumhurbaşkanı Kabila isyancı M23 hareketinin başına geçti

Eski Kongo Cumhurbaşkanı Kabila isyancı M23 hareketinin başına geçti

Fotoğraf: BBC World

Özet

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin eski lideri Joseph Kabila, ülkedeki M23 isyancılarıyla ittifak kurarak yeni bir muhalif hareketin başına geçtiğini ilan etti. 55 yaşındaki siyasetçi, mevcut yönetime karşı silahlı mücadele başlatırken ülkedeki istikrarsızlık yeniden tırmanıyor.

Öne çıkanlar

  • Eski Cumhurbaşkanı Kabila, M23 isyancı grubuyla ittifak yaparak yeni oluşumun başına geçti.
  • M23 isyancıları geçen yıl Goma ve Bukavu gibi önemli şehirleri ele geçirmişti.
  • Kabila, mevcut yönetimi anayasayı ihlal etmekle suçlayarak silahlı direnme çağrısı yaptı.

Haberin Detayı

Demokratik Kongo Cumhuriyeti siyasetinde uzun yıllar boyunca en tepede yer alan Joseph Kabila, 55 yaşında şaşırtıcı bir kararla yeniden isyancı liderliğine soyundu. 2001 ile 2019 yılları arasında devlet başkanlığı koltuğunda oturan ve babasından devraldığı mirası yöneten Kabila, şimdi ise kendi kurduğu Front for the Refoundation of the Nation isimli oluşumla mevcut yönetimi hedef alıyor. Bu yeni ittifak, ülkenin doğusunda aktif olan ve Goma ile Bukavu gibi stratejik bölgeleri kontrol altına alan M23 isyancılarını da bünyesinde barındırıyor.

Kabila'nın muhalif harekete katılması, ülkedeki siyasi dinamiklerin ne kadar hızlı değişebileceğini bir kez daha kanıtlıyor. Uzmanlar, eski liderin bu kararının arkasında siyasi nüfuzunu yeniden kazanma arzusunun yattığını belirtirken, M23 grubunun ise devlet başkanı düzeyinde bir tecrübeye sahip olan Kabila'nın ağlarını kullanmak istediği ifade ediliyor. Özellikle ABD yaptırımları ve hakkında kesinleşmiş vatana ihanet suçlamaları bulunan Kabila için bu ittifak, hukuki baskılara karşı bir kalkan arayışı olarak değerlendiriliyor.

İsyancı hareketin askeri gücü doğu bölgelerinde yoğunlaşmış olsa da başkent Kinşasa'ya olan uzaklık yaklaşık 1.500 kilometre civarında seyrediyor. Kabila'nın sahip olduğu geniş siyasi ağlar ve geçmişteki askeri deneyimleri, çatışmaların sadece doğu sınırlarıyla sınırlı kalmayıp ülke genelinde daha geniş bir alana yayılması riskini beraberinde getiriyor. Eski başkan, mevcut Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi'yi anayasayı çiğnemekle suçlayarak, vatandaşları hükümete karşı direnme hakkını kullanmaya davet ediyor.

Tshisekedi yönetimi ise anayasal değişiklik iddiaları ve artan güvenlik krizleriyle zor günler yaşıyor. Muhalefet partilerinden oluşan C64 koalisyonu, Kabila'nın başlattığı isyan hareketine destek vermeyi reddederek çözümün askeri değil, kapsayıcı bir diyalog masasında aranması gerektiğini savunuyor. Askeri müdahalenin ülkenin ekonomik dokusunu derinden etkileyeceği biliniyor; özellikle altın, elmas ve elektrikli araç bataryalarında kullanılan kritik minerallerin bulunduğu bölgelerdeki istikrarsızlık küresel tedarik zincirlerini tehdit ediyor.

Kabila'nın siyasi kariyeri, babasının 1997 yılında Mobutu Sese Seko yönetimine karşı başlattığı ayaklanmayla başlayan ve yıllar içinde evrilen ilginç bir süreci yansıtıyor. Şimdi ise kendisinin bizzat devrettiği yetkileri elinde bulunduran Tshisekedi'ye karşı cephe alarak tarafların konumunu tersine çeviriyor. Uzmanlar, taraflar arasında yakın zamanda bir ulusal diyalog zemini oluşmaması durumunda çatışmaların daha şiddetli bir boyuta evrilebileceği konusunda uyarıyor.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Kabila'nın isyancı harekete katılımı, ülkedeki demokratik geçiş sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlıyor. Eski bir devlet başkanının, zamanında bizzat mücadele ettiği unsurlarla ortaklık kurması siyasi meşruiyetin tamamen askeri güç odaklı bir rekabete dönüştüğünü gösteriyor. Bu durum, 1.500 km ötedeki başkent Kinşasa yönetiminin otoritesini sarsarak mineral zengini bölgelerdeki güvenliği daha da belirsiz kılıyor. Eğer ulusal diyalog çağrıları sonuçsuz kalırsa, ülke yönetilemez bir çatışma sarmalına sürüklenebilir.

AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    Kenya'da sekizinci Ebola vakası doğrulandı, salgın yeni eyalette

    Kenya sağlık makamları, karantinadaki 49 yaşındaki bir erkekte sekizinci Ebola vakasının tespit edildiğini açıkladı. Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki salgın ise Nord-Ubangi eyaletine sıçrayarak yayılmaya devam ediyor.

    • Kenya'da karantinadaki 49 yaşındaki kişide sekizinci Ebola vakası saptandı.
    • KDC'deki salgında toplam 9 bin 455 vaka ve 4 bin 561 ölüm bildirildi.
    • Komşu Tanzanya yüksek riskli yolcular için sınır taramalarını sıkılaştırdı.

    Kenya sağlık otoriteleri tarafından yapılan son açıklamaya göre, ülkede karantina altında tutulan bir kişide daha Ebola virüsü tespit edildi. Böylece ulusal genelindeki toplam vaka sayısı sekiz kişiye ulaştı. Yeni hastanın, ilk Ebola vakasıyla doğrudan temas kurmuş olan 49 yaşında bir erkek olduğu belirtildi.

    Söz konusu hastanın ateş, baş ağrısı ve kas ağrısı gibi semptomlar göstermesi ve virüse maruz kalma ihtimali nedeniyle 9 Ekim tarihinden beri gözetim altında tutulduğu ifade edildi. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Patrick Amoth, Pazar günü yapılan testlerde 38 kişiden birinin sonucunun pozitif çıktığını, ilk vaka ile temaslı 128 kişinin karantina sürecinin sürdüğünü kaydetti.

    Ülke tarihindeki ilk Ebola kaynaklı ölüm, 5 Ekim tarihinde uzun süredir Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde yaşayan ve ülkeye döndükten sonra fenalaşan bir erkeğin yaşamını yitirmesiyle gerçekleşmişti. Diğer yedi vakanın ise ilk hastanın akrabaları veya tedavi sürecinde görev yapan sağlık personellerinden oluştuğu ve durumlarının stabil olduğu bilgisi paylaşıldı.

    Dünya Sağlık Örgütü tavsiyeleri çerçevesinde seyahat, ticaret ya da toplu etkinliklere yönelik henüz bir yasak uygulanmıyor. Buna karşın, komşu ülke Tanzanya sınır kapılarındaki denetimleri artırırken, riskli bölgelerden gelen yolcular için zorunlu sağlık beyanı ve 21 günlük takip mekanizmasını devreye soktu.

    Kongo Demokratik Cumhuriyeti cephesinde ise salgın haj kaybetmeden yayılmayı sürdürüyor ve bugüne kadar etkilenmeyen Nord-Ubangi eyaletinde iki yeni vaka rapor edildi. Uzmanlar, şimdiye kadar kayda geçen 9 bin 455 vaka ve 4 bin 561 ölümle tarihin en hızlı yayılan salgınıyla karşı karşıya olduklarını vurgularken, hastaları tıbbi yardıma ikna etmenin en büyük engellerden biri olduğunu aktarıyor.

    AI YORUMU

    Salgının yeni eyaletlere sıçraması, virüsün coğrafi sınırları aşma hızının henüz kontrol altına alınamadığını net bir şekilde gösteriyor. 9 bin aşan vaka sayısı, bölgedeki sağlık altyapısının ne denli büyük bir baskı altında olduğunu ortaya koyarken, komşu ülkelerin sıkılaştırdığı sınır taramaları olası yayılımı yavaşlatmak için hayati önem taşıyor. Aşı ve spesifik tedavinin sınırlı olması, yerel halkın tıbbi merkezlere yönlendirilmesini daha da zorlaştırıyor.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Polonya'da neler oluyor? "Darbe" iddiaları ülkeyi karıştırdı: Cumhurbaşkanı uçağını geri çevirdi

    Polonya'da Anayasa Mahkemesi Başkanı ve yardımcısının görevden alınması sert tepkilere yol açtı. Muhalefet, süreci darbe girişimi olarak nitelendirdi. Cumhurbaşkanı Nawrocki, Senegal'den ülkesine geri döndü.

    • Muhalefet, görevden almayı darbe girişimi olarak tanımladı.
    • Varşova'da mahkeme çevresine çevik kuvvet konuşlandırıldı.
    • Gösterilerde 3 kişi gözaltına alındı.

    Polonya siyaseti, Anayasa Mahkemesi'nin en üst düzey iki isminin görevden uzaklaştırılmasıyla derin bir krize sürüklendi. Hükümetin bu ani hamlesi, ülkede uzun süredir beklenen siyasi bir sarsıntının fitilini ateşledi. Başkent Varşova'da mahkeme binası önünde toplanan kalabalıklar, yetkililerin kararına sert biçimde itiraz etti.

    Olayların büyümesi üzerine güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı. Mahkeme binası çevresine yoğun bir şekilde çevik kuvvet polisleri konuşlandırılarak olası çatışmaların önüne geçilmeye çalışıldı. Gösterilerin şiddetlenmesiyle birlikte, olaylar sırasında 3 kişi gözaltına alındı ve gerilim her geçen saat daha da arttı.

    Muhalefet partileri, yaşananları hukuki süreç dışına çıkan bir müdahale olarak değerlendiriyor. Siyasi liderler, mahkeme başkanının ve yardımcısının görevden alınmasını 'darbe girişimi' olarak nitelendiren ortak açıklamalar yayımladı. Bu ifadeler, hükümet ile muhalefet arasındaki kopma noktasını açıkça ortaya koydu.

    Durumun ciddiyeti, uluslararası temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'yi de doğrudan etkiledi. Senegal'e gerçekleştirilen resmi ziyaret sırasında gelen raporlar üzerine Nawrocki, planlanan programı yarıda kesmek zorunda kaldı. Cumhurbaşkanı, kendini taşıyan uçağı havada geri çevirerek acil bir dönüş için ülkeden ayrılmadan önce son dakikayı kullandı.

    Nawrocki'nin ani dönüşü, krizin boyutunun resmî düzeyde de kabul edildiğinin bir işareti olarak yorumlanıyor. Polonya'da anayasal kurumlar arasındaki bu açık çatışma, ülkedeki siyasi istikrarı ciddi şekilde sarsmış durumda. Gözler şimdi, hükümetin atacağı bir sonraki adıma ve muhalefetin vereceği tepkiye çevrildi.

    Varşova sokaklarında devam eden gerilim, sadece siyasi arenayı değil, halkın günlük hayatını da doğrudan etkiliyor. Güvenlik güçlerinin sahada artırılmış mevcudiyeti, şehirdeki atmosferi tedirgin edici bir kasvetli hâle getirdi. Polonya genelinde tırmanan bu gerginliğin, önümüzdeki günlerde nasıl bir çözüme kavuşacağı ise büyük bir belirsizlik taşıyor.

    AI YORUMU

    Hükümetin mahkeme başkanını görevden alması, Polonya'da anayasal dengeyi dengesiz kılacak en riskli adımdır. Nawrocki'nin Senegal'den dönüşü, krizin ancak en üst düzey müdahaleyle kontrol edilebileceğini gösteriyor. Bu hamle, muhalefeti daha da radikalleştirerek sokak olaylarını büyütebilir. Hükümet, hukuki gerekçesini netleştirmeden bu yolu devam ettirirse meşruiyet krizini derinleştirecektir. Sıradan vatandaşlar, artan polis varlığı ve belirsizlik nedeniyle güvensizlik hissedebilir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Avrupa’da gergin bekleyiş: Binlerce asker ve polis sokaklara iniyor

    Avrupa genelinde artan yaşam maliyetleri ve eğitim politikalarına yönelik protestolar, birçok ülkede geniş güvenlik önlemlerinin alınmasına neden oldu. Fransa, Almanya ve Hollanda’daki gösteriler öncesinde binlerce güvenlik görevlisi sahaya inerken, esnaflar olası şiddet olaylarına karşı mağazalarını korumaya aldı.

    • Fransa genelinde 70 bin güvenlik görevlisi protestoları kontrol altına almak için görevlendirildi.
    • Almanya'da planlanan gösterilere yaklaşık 150 bin kişinin katılım göstermesi bekleniyor.
    • İşletmeler yağma ve şiddet olaylarından korunmak amacıyla dükkanlarını ahşap panellerle kapattı.

    Avrupa kıtasında ekonomik belirsizliklerin tetiklediği sosyal hareketlilik, 31 Ekim Cumartesi günü zirveye ulaşmaya hazırlanıyor. Fransa, Almanya ve Hollanda başta olmak üzere pek çok ülkede vatandaşlar; eğitim sistemindeki aksaklıklar, sürekli yükselen hayat pahalılığı ve genel ekonomik gidişata karşı seslerini duyurmak için meydanlara iniyor. Yerel yönetimler ise protestoların kontrolden çıkma ihtimaline karşı geniş çaplı bir güvenlik stratejisi uyguluyor.

    Fransa hükümeti, olası kaosun önüne geçmek için 70 bin personelden oluşan devasa bir güvenlik gücünü aktif duruma getirdi. Benzer şekilde Almanya'da da güvenlik birimleri, yaklaşık 150 bin kişinin katılması öngörülen gösteriler için en üst seviyede alarm durumuna geçti. Hollanda dahil olmak üzere diğer bölge ülkelerinde de polis teşkilatları stratejik noktalarda mevzilenerek olası müdahale hazırlıklarını tamamladı.

    Şehir merkezlerinde faaliyet gösteren işletme sahipleri, geçmişteki protestolarda yaşanan yağma ve şiddet olaylarının tekrarlanmasından duydukları korku nedeniyle güvenlik önlemlerini bizzat alıyor. Özellikle lüks tüketim ürünleri satan mağazalar, cam vitrinlerini kalın ahşap panellerle kapatarak olası bir saldırıya karşı fiziksel bariyer oluşturdu. Birçok dükkan, Cumartesi günü yaşanacak hareketlilik öncesinde kepenk indirerek faaliyetlerini geçici olarak durdurma kararı aldı.

    Vatandaşların ekonomik koşullara yönelik artan hoşnutsuzluğu, Avrupa genelinde siyasi iklimi de doğrudan etkiliyor. Hükümetlerin sunduğu çözüm paketlerinin yetersizliği tartışılırken, protestocuların organize bir şekilde taleplerini dile getirmesi, toplumsal huzursuzluğun somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Güvenlik birimlerinin yoğun varlığı, şehirlerdeki normal yaşam akışının durma noktasına gelmesine neden oldu.

    Önümüzdeki günlerde gösterilerin seyrine göre güvenlik tedbirlerinin esnetilip esnetilmeyeceği veya daha sert önlemlerin devreye alınıp alınmayacağı merak konusu haline geldi. Yerel yetkililer, kamu düzeninin korunması ve mal varlıklarına zarar verilmemesi adına geniş yetkiler kullanıyor. Protestolara katılan grupların ise taleplerini barışçıl yollarla iletmeyi amaçladığı ancak güvenlik güçlerinin müdahale kapasitesinin yüksek tutulduğu ifade ediliyor.

    Avrupa'nın büyük şehirlerinde hayatın normale dönmesi, protestoların şiddet içermeden sona ermesine bağlı görünüyor. Ekonomik refah arayışı ve eğitim sistemine dair beklentiler, sadece o günün değil, önümüzdeki dönemdeki siyasi ajandaların da merkezinde yer alacak. Sokaklardaki bu yoğun asker ve polis varlığı, kıtanın içinde bulunduğu sosyal gerilimi gözler önüne seriyor.

    AI YORUMU

    Ekonomik krizin getirdiği toplumsal öfke, Avrupa’da yalnızca siyasi kararları değil, sokakların fiziki güvenliğini de kökten değiştirmiş durumda. 70 bin kişilik güvenlik gücünün sahaya inmesi, devletlerin protestolara karşı önleyici bir savunma mekanizması geliştirdiğini gösteriyor. Mağazaların ahşap panellerle kapatılması, esnaf için oluşabilecek maddi zararın boyutunu ve riskin ciddiyetini kanıtlıyor. Bu tablo, 150 bin kişinin beklendiği gösterilerin sadece bir hak arayışı değil, aynı zamanda devlet ile toplum arasındaki derin güven kaybının da bir ölçüsü niteliğinde.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    ABD'nin %50 Gümrük Vergisi Kanada'daki Kağıt Fabrikasını Kapattırdı

    ABD'nin Kanada menşeli ürünlere uyguladığı %50 gümrük vergisi, Quebec eyaletindeki asırlık bir kağıt fabrikasının süresiz olarak kapanmasına yol açtı. 360 çalışanın işsiz kaldığı kasabada, yerel yönetim ve işçiler fabrikayı geri satın almak için çözüm yolları arıyor.

    • ABD'nin %50 oranındaki gümrük vergisi, 360 kişilik istihdam sağlayan fabrikayı durdurdu.
    • Fabrikanın sahibi RYAM, işletmeyi belirsiz bir süre için ekonomik nedenlerle kapattığını duyurdu.
    • Kasaba sakinleri, 1973 yılındaki modelle fabrikayı yeniden satın alarak işletmeyi planlıyor.

    Kanada'nın Quebec eyaletinde yer alan ve bir asrı deviren kağıt fabrikası, ABD'nin uyguladığı ticari kısıtlamalar nedeniyle kapılarına kilit vurdu. ABD yönetiminin Kanada menşeli ürünlere yönelik %50 seviyesinde gümrük vergisi getirmesi, Témiscaming kasabasının ekonomik ana damarı olan tesisin faaliyetlerini süresiz olarak durdurmasına neden oldu. Ottawa Nehri boyunca uzanan bu sanayi tesisi, sadece bölgenin istihdam kapısı değil, aynı zamanda kasaba kültürünün de merkezinde yer alıyordu.

    Fabrikanın durmasıyla birlikte 360 çalışan işsiz kalırken, bölge halkı için günlük yaşamın akışı aniden değişti. Çalışanlar şu an için devletin sunduğu sınırlı tarif-destek ödemeleriyle geçimlerini sağlamaya çalışsa da, Nadine Suley gibi işçiler durumu sadece bir iş kaybı değil, yaşam biçimlerinin yok olması şeklinde tanımlıyor. Kasabadaki evlerin büyük bir kısmında satış tabelalarının belirmesi, mülk değerlerinde yaşanan hızlı düşüşün en somut göstergesi haline geldi.

    Tesisin sahibi RYAM şirketi, Ekim ayı başında ekonomik gerekçeleri öne sürerek fabrikayı belirsiz bir süreliğine kapattığını açıkladı. Bölge halkı, market çalışanlarından sağlık personeline kadar tüm hizmet sektörünün de kasabayı terk edeceğinden ve buranın bir hayalet şehre dönüşeceğinden endişe ediyor. Yerel yönetim, ABD'nin uyguladığı bu vergileri Kanada'nın imalat sektörüne atılmış bir bomba olarak nitelendirerek, Ottawa hükümetinden karşı hamleler beklediğini ifade ediyor.

    Témiscaming halkı, 1973 yılındaki benzer bir kriz döneminde olduğu gibi fabrikayı satın alarak yeniden ayağa kaldırmayı hedefliyor. İşçiler ve yöneticiler, birleşerek tesisi RYAM'dan geri almak için bir koalisyon oluşturmaya çalışıyor ancak bu girişimin başarılı olması için hükümet kanadından finansal destek veya vergi muafiyeti gibi ciddi teşvikler gerekiyor. Sendika lideri Stéphane Lefebvre, 1973'teki başarının tekrarlanmasını umut ettiklerini belirterek, yetkililerin yardımı olmadan kendi imkanlarıyla fabrikayı kurtarmanın imkansız olduğunu vurguladı.

    Kanada ekonomisi genel ölçekte ABD ile yaşanan ticaret savaşlarına karşı dayanıklılık gösterse de, çelik, alüminyum ve kağıt üretimi gibi sektörlerdeki yerel yıkımlar oldukça derin hissediliyor. Ülke genelinde işsizlik oranı %6,5 seviyesinde sabit kalsa da, Témiscaming gibi tek bir sanayi koluna bağımlı yerleşim yerlerinde yaşanan kayıplar, hükümetin ticaret politikalarına yönelik eleştirileri artırıyor. Yerel halk, Kanada hükümetinin çelik ve otomotiv gibi büyük sektörlere gösterdiği ilgiyi, ormancılık ve kağıt üretimi sektörüne de göstermesini bekliyor.

    Sanayi Bakanı Mélanie Joly'nin, Stelco gibi büyük ölçekli çelik üreticilerine işten çıkarma yapmaları durumunda finansal cezalar uygulanacağını açıklaması, ormancılık sektöründeki işçilerde kendi sorunlarının göz ardı edildiği hissini uyandırıyor. Kasaba sakinleri, hükümetin 'yerel ürün kullanma' ve 'Kanadalı işçiyi koruma' vaatlerini yerine getirmesini ve fabrikanın yeniden açılması için somut adımlar atmasını talep ediyor. RYAM şirketi ise potansiyel satış iddiaları veya alıcılar konusunda herhangi bir açıklama yapmaktan kaçınıyor.

    ABD'nin %50 Gümrük Vergisi Kanada'daki Kağıt Fabrikasını Kapattırdı — haber fotoğrafı
    AI YORUMU

    Kanada hükümeti, ticaret savaşının yarattığı bölgesel tahribatı durdurmak istiyorsa yalnızca büyük sanayilere değil, Témiscaming örneğinde olduğu gibi tek sektöre bağımlı küçük kasabalara da özel bir destek paketi sunmalıdır. Hükümetin %6,5 seviyesindeki ulusal işsizlik oranına odaklanması, ormancılık gibi doğrudan darbe alan sektörlerdeki %100'e varan yerel işsizlik riskini gizliyor. Eğer bu fabrika yerel bir koalisyon ile kurtarılamazsa, benzer ölçekteki diğer Kanada kasabaları için de bir yıkım zinciri başlayacaktır. Şirketin satışı reddetmesi veya hükümetin destek vermemesi durumunda, bu tür kasabaların tamamen terk edilmesi kaçınılmaz hale gelecektir.

    Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler

    Binance'in 6,3 milyar dolarlık dev hack saldırısında Lazarus şüphesi Dünya 🔥

    Binance'in 6,3 milyar dolarlık dev hack saldırısında Lazarus şüphesi

    Dünyanın en büyük kripto para borsası Binance'in yaşadığı 6,3 milyar dolarlık büyük çaplı hack saldırısında, Kuzey Kore destekli Lazarus hacker grubunun sorumluluğu üzerinde duruluyor. Blokzincir analitik firmaları, elde edilen verilerin siber saldırıların arkasındaki ismin Kuzey Kore hükümetiyle bağlantılı yapılar olduğunu gösterdiğini açıkladı.

    3 saat önce • 1 dk okuma
    Oregon'da iki helikopter havada çarpıştı: 3 kişi hayatını kaybetti Dünya 🔥

    Oregon'da iki helikopter havada çarpıştı: 3 kişi hayatını kaybetti

    Oregon'daki McMinnville Belediye Havalimanı yakınlarında gerçekleşen havada çarpışma sonucu iki helikopter tarlaya düştü. Kazada bir uçuş eğitmeni, bir öğrenci pilot ve diğer hava aracının tek yolcusu olmak üzere toplam üç kişi yaşamını yitirdi. Federal kurumlar olayla ilgili geniş çaplı bir soruşturma başlatırken bölgedeki hava trafiği inceleme altına alındı.

    4 saat önce • 1 dk okuma
    Küresel doğa koruma anlaşmasında finansman krizi devam ediyor Dünya 🔥

    Küresel doğa koruma anlaşmasında finansman krizi devam ediyor

    Dünya genelinde yaklaşık 200 ülke, doğa kaybını durdurmayı amaçlayan yeni bir eylem planı üzerinde uzlaşmaya vardı. Ermenistan’ın başkenti Erivan’da gerçekleşen görüşmelerde kritik hedefler kabul edilse de, projelerin hayata geçirilmesi için gereken finansman kaynaklarının yetersizliği katılımcı ülkeler arasında tartışma konusu olmaya devam ediyor.

    4 saat önce • 1 dk okuma