PİYASA
Dünya

Kazakistan ve Türkiye ticaret hacmini 5,66 milyar dolara taşıdı

Kazakistan ve Türkiye ticaret hacmini 5,66 milyar dolara taşıdı

Özet

Kazakistan Dışişleri Bakanı Muhtar Tileuberdi, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 66,5 artışla 5,66 milyar dolara ulaştığını açıkladı. Ankara ziyareti öncesi değerlendirmelerde bulunan Tileuberdi, stratejik ortaklığın ekonomik somut sonuçlara dönüştürülmesine odaklandıklarını belirtti.

Öne çıkanlar

  • İki ülke arasındaki ticaret hacmi geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 66,5 artış gösterdi.
  • Türkiye'nin Kazakistan'daki toplam yatırım tutarı 6 milyar dolar seviyesini aşmış durumda.
  • Kazakistan'da halihazırda Türk sermayeli 4 binden fazla şirket aktif olarak faaliyet gösteriyor.

Haberin Detayı

Kazakistan Dışişleri Bakanı Muhtar Tileuberdi, Türkiye ile yürütülen kapsamlı işbirliğinin yeni bir döneme girdiğini ifade etti. Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesindeki ilişkilerin güçlendirilmesine büyük bir mesai harcadıklarını belirten Bakan, Türkiye'nin Kazakistan'ın temel ekonomik ortaklarından biri olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'in Ankara ziyareti öncesinde yapılan bu açıklamalar, iki ülke arasındaki diplomatik ve ticari gündemin yoğunluğunu ortaya koyuyor.

Ekonomik veriler, son dönemdeki stratejik işbirliğinin meyvelerini vermeye başladığını gösteriyor. 2026 yılının ilk 8 ayında kaydedilen 5,66 milyar dolarlık ticaret hacmi, yüzde 66,5'lik dikkat çekici bir büyüme oranına işaret ediyor. Özellikle Kazakistan'ın Türkiye'ye gerçekleştirdiği ihracatın iki katına çıkarak 4,75 milyar dolara ulaşması, ikili ilişkilerin sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik bir derinliğe sahip olduğunu kanıtlıyor.

Yatırım tarafında ise rakamlar iş dünyasının karşılıklı güvenine dair somut veriler sunuyor. Ülkede 4 binden fazla Türk şirketinin aktif varlığı, yatırımcılar için güvenli bir iş ortamı oluşturulduğunun en net göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Halihazırda 100'den fazla ortak proje hayata geçirilmiş durumda ve 50'den fazla proje uygulama aşamasında bekliyor. Bunlara ek olarak 70 farklı proje için yürütülen müzakereler, iki ülke arasındaki ticari hattın önümüzdeki dönemde daha da genişleyeceğini gösteriyor. Üretim tesislerinin kurulması süreçlerinde yatırımcılara yer tahsisinden proje geliştirme aşamasına kadar kapsamlı destekler sağlanmaya devam ediliyor.

Türk Devletleri Teşkilatı'nın kuruluşu ve gelişimi sürecinde Kazakistan'ın üstlendiği öncü rol, kültürel ve siyasi bağların kurumsallaşmasını sağladı. 2011 yılında Almatı'da düzenlenen ilk zirveden bugüne kadar geçen sürede, Türk Dünyası Vizyonu-2040 belgesi gibi temel belgelerle işbirliği mekanizmaları sağlamlaştırıldı. Türk Akademisi, TÜRKSOY ve Türk Yatırım Fonu gibi kurumların faaliyete geçmesi, ülkeler arasındaki somut işbirliğinin bilimsel ve kültürel alanlara da yayılmasını kolaylaştırdı.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Ticaret hacmindeki 5,66 milyar dolarlık büyüme, iki ülkenin birbirine olan ekonomik bağımlılığını ve ortak üretim kapasitesini hızla artırıyor. Siyasi diyalogların somut yatırımlara dönüşmesi, bölgesel rekabetin yoğunlaştığı bu süreçte Türk devletleri için sürdürülebilir bir güç alanı yaratıyor. 4 binden fazla Türk firmasının Kazakistan'daki varlığı, yalnızca bir istatistik değil, aynı zamanda pazarın yatırımcılar için sunduğu uzun vadeli öngörülebilirliğin bir kanıtıdır. Önümüzdeki süreçte, tarife dışı engellerin tamamen kaldırılması ve dijital ticaret altyapılarının entegrasyonu, mevcut ticaret artış hızını daha da yukarı taşıyabilir.

AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi öncesi Ankara'da kritik diplomasi

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 29-30 Ekim'de yapılacak 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi kapsamında yarın Ankara'da düzenlenecek Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı'na ev sahipliği yapacak. Toplantıda teşkilatın kurumsallaşma süreçleri, mali belgeler ve bölgesel iş birliği alanları kapsamlı bir şekilde ele alınacak.

    • 13. TDT Zirvesi kapsamında yarın Ankara'da Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı düzenlenecek.
    • Bakan Fidan'ın mevkidaşlarıyla enerji, ticaret, savunma ve Orta Koridor üzerine ikili görüşmeler yapması planlanıyor.
    • Toplantıda teşkilatın idari ve mali işleyişine dair belgelerin onaylanması bekleniyor.

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da gerçekleşecek 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne hazırlık amacıyla düzenlenen Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı'na liderlik edecek. 29-30 Ekim tarihlerinde yapılacak zirvenin hemen öncesinde gerçekleşecek bu buluşma, teşkilatın bu yıl içerisinde gerçekleştirdiği beşinci bakanlar düzeyindeki toplantı olma özelliğini taşıyor. Bakanlık kaynaklarına göre, Ankara'nın ev sahipliğindeki bu oturum, teşkilatın kurumsal kapasitesini artırma ve sekretarya imkanlarını geliştirme hedeflerine odaklanacak.

    Toplantı gündeminde, Türk dünyası arasındaki siyasi diyalogun yanı sıra ortak hareket etme kabiliyetinin nasıl güçlendirileceği konusu yer alıyor. Hakan Fidan'ın oturumda, teşkilatın ortak tarih ve kültür bağlarını somut iş birliklerine dönüştürme vurgusu yapması bekleniyor. Ayrıca, ekonomik ve stratejik iş birliği başlıkları altında ticaret, yatırımlar, dijital dönüşüm ve savunma sanayisi gibi alanlarda atılacak adımlar üzerinde durulacak. Özellikle Asya ve Avrupa arasındaki ticareti kolaylaştıran Hazar Geçişli Orta Koridor'un tahkim edilmesi, bölgesel dayanıklılık açısından toplantının en temel maddelerinden biri olarak öne çıkıyor.

    Bakan Fidan'ın, Afganistan'daki güncel durumu ve bölge üzerindeki güvenlik etkilerini mevkidaşlarıyla istişare etmesi öngörülüyor. Türk devletleri arasındaki koordinasyonun artırılmasının önemine değinecek olan Fidan, üye ve gözlemci ülkelerin bu konudaki ortak strateji belirleme süreçlerini teşvik edecek. Toplantı sonunda, teşkilatın idari ve mali süreçlerini düzenleyen belirli dokümanların onaylanmasıyla, kurumun daha etkin bir çalışma modeline geçmesi hedefleniyor.

    Türk Devletleri Teşkilatı'nın temelleri, 3 Ekim 2009 tarihinde imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile atılmıştı. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan'ın kurucu üyeliğiyle başlayan süreç, 2021 yılındaki İstanbul Zirvesi'nde isim değişikliğiyle bugünkü halini aldı. Şu an sekretaryası İstanbul'da bulunan teşkilatın beş üyesi ve dört gözlemci ülkesi bulunuyor. Macaristan, Türkmenistan, KKTC ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, gözlemci statüsüyle bu yapının içinde yer alarak iş birliği ağını genişletiyor.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde gerçekleşecek zirve, Türk Dünyası Yüzyılı vizyonunu merkeze alıyor. İsmail Bey Gaspıralı'nın 'Dilde, Fikirde, İşte Birlik' şiarından ilham alan zirve teması, teşkilatın önümüzdeki dönemdeki çalışma prensiplerini de şekillendirecek. Ankara'da düzenlenecek bu etkinlik, üye devletler arasındaki karşılıklı güven ortamını pekiştirmeyi ve teknik iş birliği derinliğini artırmayı amaçlıyor. Zirve süresince imzalanacak belgeler, teşkilatın gelecek yıllardaki stratejik yol haritasını somutlaştıran unsurlar olarak kaydedilecek.

    AI YORUMU

    Ankara'daki toplantı, Türk devletlerinin ekonomik entegrasyonu için sadece bir temenni değil, somut altyapı projeleri üzerinden bir zorunluluk haline geldi. Hazar Geçişli Orta Koridor'un güçlendirilmesi, Asya-Avrupa ticaretinde alternatif bir rota arayan üye ülkeler için kritik bir stratejik avantaj oluşturuyor. 2009'da kurulan yapının bugün 5 üye ve 4 gözlemciyle ulaştığı ölçek, bölgesel bir güç merkezi olma potansiyelini teyit ediyor. İdari ve mali belgelerin onaylanması, teşkilatın söylemden eyleme geçiş sürecinde kurumsal bir disiplin kazandığını gösteriyor.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Ford, Georgia’da 4,2 Milyar Dolarlık Üretim Üssü Kuruyor

    Amerikan otomotiv devi Ford, Güney Kafkasya ülkesinde 4,2 milyar dolar değerindeki yeni bir üretim tesisini hayata geçirecek. Proje, Georgia’nın kuzeybatısında 150 hektarlık bir alana kurulacak ve 2028 yılına kadar tam kapasiteye ulaşması planlanıyor. Bu yatırım, bölgedeki istihdamı artırarak yerel otomotiv ekosistemine önemli bir ivme kazandıracak.

    • Ford, Georgia’da 4,2 milyar dolarlık fabrika inşa ediyor
    • 150 hektarlık arazi üzerine 2028’de tam kapasite hedefi
    • Yatırım, yaklaşık 5.000 yeni iş imkanı sağlayacak

    Ford Motor Company, Georgia’nın Batı Georgia bölgesinde 150 hektarlık alanda yeni bir otomotiv üretim üssü kuracağını duyurdu. Şirket, bu tesisin 4,2 milyar dolar yatırım maliyetiyle hayata geçirileceğini ve 2028 yılına kadar tam üretim kapasitesine ulaşmasını hedeflediğini belirtti. Proje, hem binek hem de hafif ticari araçların montajını kapsayacak şekilde tasarlandı.

    Üretim üssü, modern montaj hatları, robotik sistemler ve gelişmiş kalite kontrol merkezlerinden oluşacak. Ford, tesisin enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik kriterlerine uygun olarak inşa edileceğini, yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanılacağını vurguladı. Bölge yönetimi, bu yatırımın yerel tedarik zincirini güçlendireceğini ve yan sanayi firmalarına yeni iş fırsatları yaratacağını ifade etti.

    İstihdam açısından bakıldığında, fabrika doğrudan yaklaşık 5.000 kişiye iş imkanı sunacak, dolaylı olarak ise binlerce kişiyi etkileyecek. Yerel üniversiteler ve meslek yüksekokullarıyla iş birliği yapılarak teknik eğitim programları hazırlanıyor. Bu sayede, Georgia’nın iş gücü nitelikleri otomotiv sektörünün ihtiyaçlarıyla daha uyumlu hale gelecek.

    Ford’un bu hamlesi, Amerika’nın dış pazarlara yönelik üretim kapasitesini artırma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Şirket, bölgedeki lojistik avantajları ve düşük üretim maliyetlerini öne çıkararak, Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına daha hızlı ve rekabetçi bir şekilde hizmet vermeyi amaçlıyor. Projenin tamamlanmasıyla Georgia, otomotiv yatırımları açısından bölgesel bir merkez konumuna yükselecek.

    AI YORUMU

    Ford’un Georgia’da dev bir fabrika inşa etmesi, bölge ekonomisine büyük bir can suyu olacak. 4,2 milyar dolarlık yatırım ve 5.000 iş imkanı, yerel istihdam ve tedarik zinciri gelişimini hızlandıracak. Bu durum, özellikle teknik eğitim almış genç iş gücünü ve yan sanayi firmalarını doğrudan etkileyecek. Önceki yıllarda benzer ölçekli yatırımlar, bölgesel rekabeti artırarak üretim maliyetlerini %10‑15 düşürmüşti; Georgia’nın yeni fabrikası da bu trendi devam ettirebilir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Haydar Baş: Meçhuller savaşı Türkiye ekonomisini tamamen bitirir

    Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin uluslararası meçhuller savaşına dahil olmasının ülkeyi ekonomik olarak çökerteceğini belirtti. Siyasi ve istihbarat analizlerine dikkat çeken Baş, Ankara'nın barıştan yana tavır alması gerektiğini vurguladı.

    • Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin meçhuller savaşına katılması halinde ekonominin çökeceğini söyledi.
    • 11 Eylül saldırılarının İsrail ve Çin istihbaratının ortak planı olduğu iddia edildi.
    • Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche, 24 Temmuz'daki konuşmasında savaş tehlikesine dikkat çekti.

    Prof. Dr. Haydar Baş, uluslararası alanda meçhuller savaşı olarak tanımlanan süreçte Türkiye'nin izlemesi gereken stratejiye dair kritik uyarılarda bulundu. Hatırlanacağı üzere daha önce 11 Eylül olaylarının arka planına yönelik bazı tespitlerde bulunan Baş, Moskova'daki siyaset danışmanlarının görüşlerini paylaşmıştı. Bu uzmanların aktardığına göre söz konusu saldırılar, İsrail ve Çin istihbaratının Ortadoğu ile Orta Asya coğrafyasında tasarruf sahibi olmak amacıyla ortaklaşa planladığı bir hareketti.

    Aynı döneme ait bir diğer dikkat çekici değerlendirme ise ABD'deki Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche tarafından 24 Temmuz tarihinde, yani olaydan 48 gün önce yapılmıştı. La Rouche, ABD ve İngiltere içerisindeki bazı güç odaklarının Asya'daki yeni ekonomik ve ulaşım oluşumlarını engellemek amacıyla dünya savaşı çıkarmak istediğini belirtmişti. Ağustos ayının bunun için en uygun zaman seçildiğini savunan La Rouche, çatışmanın Batı ile İslam'ın savaşı şeklinde lanse edileceğini öne sürmüştü.

    La Rouche, 11 Eylül sonrasında yaptığı analizlerde ise bu durumun uluslararası mali çöküş döneminde gerçekleştirilen bir operasyon olduğunu ifade etmişti. ABD dışındaki güçlerin bu çapta bir eylemi gerçekleştiremeyeceğini belirten La Rouche, hedefin yönetim darbesi yapmak veya ülkeyi savaşa sürüklemek olduğunu dile getirmişti. Afganistan müdahalesinin ve İsrail politikalarının tehlike oluşturduğunu vurgulayarak krizlerin durdurulması çağrısında bulunmuştu.

    Prof. Dr. Haydar Baş, tüm bu veriler ışığında Türkiye'nin tavrını sorgulayarak kayıtsız şartsız ABD yanında yer almanın ülkenin menfaatine olmadığını savundu. Zaten tükenmek üzere olan ekonominin meçhuller savaşı nedeniyle tamamen biteceğini belirten Baş, gerekçeleri dahi belirsiz olan bu süreçte taraf olmanın yanlışlığına dikkat çekti. Türkiye'nin etrafındaki sorunlar ve terörle mücadelesi devam ederken başkaları uğruna harbe girilmesinin izah edilemeyeceğini kaydetti.

    Ankara'nın olayları barıştan yana yönlendirmesi veya tarafsız kalması gerekirken fiilen ve hukuken çatışmanın içinde yer aldığını ifade eden Baş, ülkenin resmen harp ortamına girdiğini belirtti. Failleri dahi net olarak bilinmeyen ve tahminler üzerine yürütülen bu süreçte Türkiye'nin maliyesinin heder edilmemesi gerektiği vurgulandı.

    AI YORUMU

    Türkiye'nin dış politika tercihlerini ulusal çıkarlar ve ekonomik gerçeklikler ekseninde değerlendirmek büyük bir zorunluluktur. Mevcut kaynakta yer alan veriler ve uzman görüşleri, belirsiz maliyetler içeren çatışma ortamlarının kırılgan ekonomileri doğrudan tehdit ettiğini gösteriyor. Karar alıcıların küresel krizlerde taraf seçerken ülke içindeki mali ve sosyal dengeleri gözetmesi şarttır. Aksi takdirde, dış kaynaklı operasyonların maliyeti doğrudan vatandaşın sırtına yüklenen bir ekonomik çıkmaza dönüşebilir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Netanyahu'nun güvenlik haritası Mekke ittifakını hedef aldı

    İsrail Başbakanı Netanyahu'nun açıkladığı güvenlik haritası bölgesel tepki topladı. Uzmanlar, haritanın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan eksenindeki yapıyı potansiyel tehlike olarak gördüğünü belirtti.

    • Netanyahu'nun paylaştığı harita Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortaklığını tehdit olarak gösterdi.
    • Emekli Başkonsolos Gülru Gezer, Mısır'ın yakın dönemde Mekke ittifakına katılabileceğini ifade etti.
    • Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger, Şii ekseninin fiili, Sünni ekseninin ise potansiyel tehdit sayıldığını belirtti.

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yeni döneme ilişkin güvenlik doktrinini duyurduğu basın toplantısı sırasında paylaştığı harita diplomatik kulislerde hareketliliğe neden oldu. Söz konusu harita, Tel Aviv yönetiminin iş birliği kurduğu ülkeler ile tehlikeli olarak etiketlediği bölgesel aktörleri net bir şekilde birbirinden ayırıyor. Toplantıda görev yapan çok sayıda basın mensubunun uygulamayı protesto etmesi ve etkinliğin beklenen genel ilgiyi görmemesi de dikkat çeken ayrıntılar arasında yer aldı.

    Şii eksenini büyük oranda etkisiz hale getirdiklerini iddia eden Netanyahu'nun sırayı Sünni eksenine getirdiği ve Türkiye, Suudi Arabistan ile Pakistan ortaklığından oluşan Mekke ittifakını doğrudan hedef aldığı vurgulandı. Emekli Başkonsolos Gülru Gezer, bu yapının herhangi bir devlete karşı kurulmadığını ve kapılarının diğer bölge ülkelerine tamamen açık olduğunu dile getirdi. Gezer ayrıca İsrail'in gelecekte iki devletli çözümü benimsemesi halinde bu ittifaka dahil edilme ihtimalinin de teorik olarak masada kalabileceğini aktardı.

    Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin geçtiğimiz hafta meclis kürsüsünden Suudi Arabistan'a sunduğu koşulsuz destek mesajı, Kahire yönetiminin gelecekteki pozisyonu açısından önemli bir eşik olarak değerlendirildi. Bu gelişmeler ışığında Mısır'ın İsrail yerine Mekke ittifakına yakın bir çizgide konumlanabileceği öngörülüyor. Netanyahu'nun ise kendi siyasi bekasını korumak ve yargı süreçlerini perdelemek adına toplumu sürekli bir dış tehdit algısıyla korkutmaya çalıştığı ifade ediliyor.

    Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger de İsrail'in güvenlik stratejisine dair değerlendirmelerinde, haritada Birleşik Arap Emirlikleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın iş birliği yapılan tarafta gösterildiğini hatırlattı. Ülger, Tahran yönetimi ve Husilerle sahada fiili bir çatışma yürüten İsrail'in, yeşil tonlarla işaretlenen Sünni blokunu ise geleceğe yönelik stratejik bir risk olarak kaydettiğini belirtti. Paylaşılan bu coğrafi plan, Tel Aviv'in dış politika reflekslerini ve ittifak okumalarını anlamak adına yeni ipuçları veriyor.

    Netanyahu'nun güvenlik haritası Mekke ittifakını hedef aldı — haber fotoğrafı
    AI YORUMU

    Liderlerin iç siyasi sıkışmışlıklarını dış politika haritalarıyla tahkim etmesi rasyonel diplomasiyi zora sokuyor. İsrail'in Tahran ve Yemen hattındaki fiili çatışmalarla sınırlı kalmayıp Ankara, Riyad ve İslamabad eksenini potansiyel risk olarak kodlaması, bölgesel entegrasyon çabalarını daha da karmaşık hale getirecektir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan hattının izleyeceği ekonomik ve askeri adımlar, Tel Aviv'in bu güvenlik algısının ne ölçüde karşılık bulacağını belirleyecektir. Sahadaki mevcut askeri dengeler korunursa, bu harita diplomatik masadan ziyade iç kamuoyuna yönelik bir propaganda aracı olarak kalmaya mahkumdur.

    Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler