Son dakika haberi çıktığı an telefonuna veya masaüstüne bildirim gelir.
İlgilendiğim konular
Ekonomi
İngiltere'de sosyal konut yardımlarının şirketlere kazanç sağladığı iddia edildi
•2 dk okuma
Paylaş
HEkonomi
Fotoğraf: by-tv.co.uk
Özet
İngiltere'deki destekli konaklama sisteminin bazı özel şirketler tarafından istismar edildiği ve sakinlere yeterli bakım hizmeti sunulmadığı belirtildi. BBC'nin araştırmasına göre, kamu kaynakları amacından saparken Birmingham Belediyesi yöneticileri bu durumu skandal olarak nitelendirdi.
Öne çıkanlar
Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı yalnızca Birmingham için bir yılda 410 milyon sterlin ödeme yaptı.
Birmingham genelinde 34 binden fazla insan destekli konaklama sisteminden yararlanıyor.
Yardım kuruluşları ve milletvekilleri, vergi mükelleflerinin parasının israf edildiğini savunuyor.
Haberin Detayı
İngiltere çapında dezavantajlı grupların barınma ve bakım ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan destekli konaklama sistemi, son dönemde yaşanan tartışmalarla gündeme geldi. Eski mahkûmlar, bağımlılıkla mücadele edenler ve şiddet gören bireyler için tasarlanan modelin bazı noktalarında ciddi denetim eksiklikleri bulunduğu ifade ediliyor. Yardımların doğrudan sakinler yerine kâr amacı gütmeyen kayıtlı kuruluşlara gitmesi ve bu kurumların da özel şirketlerle çalışması finansal takibi zorlaştırıyor.
BBC Panorama ekibinin yaptığı incelemeler, bazı emlak aracılarının sosyal medya platformları üzerinden ücretsiz oda ve eğlence imkânları vadettiğini ortaya koydu. Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı verilerine göre, yalnızca Birmingham bölgesindeki bu konaklama modeli için son mali yılda 410 milyon sterlinlik kaynak aktarıldı.
Bölgede destekli konutlarda yaşayanların sayısı 34 bini aşarken, yedi katından fazla nüfusa sahip Londra'da bu rakamın yaklaşık 22 bin seviyesinde kalması dikkat çekti. Birmingham milletvekili Jess Phillips, bazı yapıların kamu fonlarını almasına rağmen karşılığında gereken hizmeti vermediğini sert bir şekilde eleştirdi. Birmingham Belediye Meclisi Lideri Roger Harmer ise yaşananları kamu parasının açık bir israfı ve skandal olarak değerlendirdi.
Şiddet içeren ilişkisinden ayrıldıktan sonra barınma sorunu yaşayan Alysha adlı vatandaşın yaşadıkları, sistemin gerçek mağdurlar açısından taşıdığı kritik rolü gözler önüne serdi. Uzmanlar ve yerel yöneticiler, fonların amacına uygun harcanması için denetimlerin sıkılaştırılması gerektiğini vurguluyor. Gelişmeler, kamu kaynaklarının dağıtım mekanizmalarının yeniden gözden geçirilmesi yönündeki baskıları artırıyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Sosyal destek bütçelerinin aracı şirketlerin kâr hırsına kurban gitmesi, kamu denetim mekanizmalarının ne denli yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor. Birmingham için harcanan 410 milyon sterlinlik devasa kaynağın yerinde denetlenmemesi, yardıma muhtaç bireylerin barınma hakkını zedelerken bazı işletmelere haksız kazanç kapısı aralıyor. Benzer toplumsal refah projelerinde şeffaflık sağlanmadığı sürece vergi mükelleflerinin parası kötü niyetli yapılara aktarılmaya devam edecektir.
Kaynak:
by-tv.co.uk
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027 yılı merkezi yönetim bütçesini açıkladı. Bütçe, Türkiye Yüzyılı vizyonu ve 12. Kalkınma Planı çerçevesinde hazırlanıyor, kentsel dönüşüm ve sosyal konut ödenekleri artırılıyor. Ekonomik büyüme tahmini %4,2, istihdam artışı 657 bin kişi, enflasyonun 2027 sonunda %21’e düşmesi öngörülüyor. Cari açığın %2,6 seviyesinde kalması ve dış ticaretin güçlenmesi hedefleniyor.
Kentsel dönüşüm ödenekleri %176 artarak 276 milyar TL oldu
2027'de istihdam 657 bin kişi artacak, işsizlik %8'e gerileyecek
Enflasyon 2027 sonunda %21, tek haneli enflasyon hedefi sürdürülecek
Türkiye Yüzyılı vizyonu ve 12. Kalkınma Planı’nın Orta Vadeli Programı temel alınarak hazırlanan bütçenin, ekonomik kazanımların daha geniş kitlelere ulaşması ve gelir dağılımının iyileştirilmesi amaçlandığı vurgulandı.
Yılmaz, kentsel dönüşüm ödeneklerinin yüzde 176 artırılarak 276 milyar TL’ye yükseltildiğini ve bu artışın dar gelirli aileler, engelliler ve yeni evlenecek gençler için sosyal konut projelerinin hızlandırılmasına yönelik olduğunu belirtti.
Küresel finansal koşulların sıkılaştığı ve dış talebin zayıfladığı bir ortamda, Türkiye ekonomisinin büyümeyi sürdürdüğü kaydedildi. Yılmaz, dış talep ve enerji kaynaklı etkilerin sınırlı kalmasıyla birlikte, 2027 yılında %4,2 oranında bir büyüme öngörülüyor. Verimlilik odaklı politikalar sayesinde 2029’da büyümenin %5 seviyesine çıkması hedefleniyor. İstihdamda 657 bin kişi artışı ve işgücüne katılım oranının %53,4’e, işsizlik oranının ise %8’e gerilemesi bekleniyor.
İhracatın 410 milyar dolar seviyesine ulaşması, cari açığın %2,6’da seyretmesi ve önümüzdeki yıl %2’nin altına inmesinin planlanması bütçenin dış ticaret odaklı yönünü gösteriyor. Enflasyonun ana eğilimindeki iyileşmenin devam edeceği, 2027 sonunda tüketici fiyatlarının %21’e düşeceği ve orta vadede tek haneli enflasyona ulaşılması hedeflendiği bildirildi. Bütçe teklifi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonu ve talimatları doğrultusunda TBMM’ye sunulmaya hazır durumda.
AI YORUMU
Bu bütçe, sosyal konut ve kentsel dönüşüm gibi doğrudan halkın yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedefleyen kalemlerin artırılmasıyla dikkat çekiyor. İşsizlikte beklenen düşüş ve istihdam artışı, özellikle genç nüfusu ve dar gelirli grupları olumlu etkileyebilir. Ancak enflasyonun hâlâ yüksek seviyelerde olması, alım gücünün tam anlamıyla iyileşmesi için daha fazla zaman gerektiğini gösteriyor. Dış ticaret ve cari denge hedeflerinin gerçekleşmesi, dış şoklara karşı ekonominin dayanıklılığını ölçmek açısından kritik olacak.
İzmir'in net göç artışı 2025 yılında 7 bin 355 kişiye düşerek son yılların en düşük seviyesine geriledi. Kent nüfus kazanmaya devam etse de göç alımındaki ivme belirgin şekilde zayıfladı.
İzmir'in net göç hızı binde 1,63 olarak kayıtlara geçti ve 81 il arasında 25. sırada yer aldı.
Ayrılanların yüzde 22,2'si daha iyi konut ve yaşam koşullarını gerekçe gösterdi.
İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği tarafından yapılan son çalışmalar, kentin nüfus dinamiklerindeki değişimi gözler önüne serdi. TÜİK istatistiklerinden derlenen bilgilere göre metropol, 2025 döneminde 106 bin 83 kişilik bir giriş yaşarken, aynı süreçte 98 bin 728 kişi başka şehirlere taşındı. Ortaya çıkan 7 bin 355 kişilik net artış, 2008 yılından bu yana ölçülen en düşük rakam olarak kayıtlara geçti.
Hazırlanan raporda kentin net göç hızının binde 1,63 seviyesinde kaldığı ve Türkiye genelindeki 81 il arasında 25'inci sırada konumlandığı tespit edildi. Uzmanlar yüksek nüfus hareketliliğinin tek başına yeterli olmadığını, toplamda 200 bini aşan bu sirkülasyonun niteliğinin incelenmesi gerektiğini vurguluyor. Gelenler kadar gidenlerin profili ve ayrılış nedenleri de yerel stratejilerin belirlenmesinde kritik bir rol oynuyor.
Kentten ayrılan nüfusun yüzde 22,2 gibi önemli bir kesiminin daha iyi konut ve yaşam koşulları arayışıyla taşındığı görüldü. Söz konusu oran Türkiye ortalamasının 1,6 puan üzerinde yer alırken, barınma maliyetlerinin ve kira artışlarının yerel iş gücü piyasasını doğrudan etkilediğini ortaya koydu. Yaşam maliyetlerinin tırmanması, özellikle genç çalışanların şehirde kalma kararını zorlaştıran unsurlar arasında bulunuyor.
Tüm bu zorluklara karşın iş ve tayin odaklı hareketlilikte İzmir'in net bin 763 kişilik pozitif bakiye üretmesi umut verici bir unsur olarak öne çıkıyor. İş dünyası temsilcileri, kentin kariyer olanakları bakımından hâlâ cazibe barındırdığını, bu avantajın yüksek katma değerli üretimle desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Dijital dönüşüm ve nitelikli istihdam yatırımlarının artırılması, kentin gelecekteki büyüme kapasitesini doğrudan şekillendirecek.
AI YORUMU
Yerel yönetimlerin ve iş dünyasının yalnızca nüfus çekmeye odaklanma devri kapandı; asıl mesele gelen nitelikli insan kaynağını şehirde tutabilmek. 2025 yılındaki net artışın 7 bin 355 kişiye gerilemesi, yüksek konut ve yaşam maliyetlerinin artık sürdürülemez bir ekonomik baskı yarattığını net şekilde gösteriyor. Eğer kira ve barınma giderleri kontrol altına alınmazsa, mühendisler ve teknisyenler gibi üretken kesimler alternatif şehirlere yönelmeye devam edecektir.
ABD Merkez Bankası'nın ekim ayı para politikası toplantı takvimi resmiyet kazanırken küresel piyasalar Washington'dan gelecek açıklamalara odaklandı. Eylül ayı enflasyon verilerinin ardından yatırımcılar dolar, altın ve borsa üzerindeki olası adımları bekliyor.
Fed faiz toplantısı 27-28 Ekim 2026 tarihlerinde Washington'da gerçekleştirilecek.
Eylül ayı enflasyonunun beklentileri aşması yeni faiz artışı ihtimalini gündeme taşıdı.
Amerikan Merkez Bankası'nın para politikası hamleleri öncesinde küresel finans çevrelerinde hareketlilik hız kazandı. Son dönemde açıklanan eylül ayı enflasyon rakamlarının piyasa tahminlerinin üzerine çıkması, bankanın izleyeceği yola ilişkin belirsizlikleri artırdı. Yatırımcılar ve analistler, bu verilerin ardından faiz oranlarında yaşanabilecek olası değişimleri yakından takip ediyor.
Banka tarafından paylaşılan resmi takvime göre kritik toplantı 27 ile 28 Ekim 2026 tarihlerinde yapılacak. Kararın açıklanacağı gün olan 28 Ekim Çarşamba akşamı Türkiye saatiyle 21.00'de sonuçlar kamuoyuyla paylaşılacak. Hemen ardından saat 21.30'da ise Başkan tarafından basın toplantısı düzenlenecek.
Kurum, gerçekleştirdiği son toplantıda politika faizini 25 baz puan yukarı çekerek yüzde 3,75 ile 4,00 aralığına getirmişti. Bu hamlenin ardından yıl sonuna kadar yeni bir artış ihtimali aralık ayı için konuşulurken, enflasyon verilerinin beklentileri aşması takvimi öne çekebileceği tartışmalarını başlattı.
Piyasa aktörleri şimdi ekim toplantısından çıkacak karara ve verilecek mesajlara kilitlenmiş durumda. Altın, dolar ve küresel borsa endeksleri olası senaryolara göre şekillenirken, bankanın temkinli duruşunu koruyup korumayacağı mercek altında tutuluyor.
AI YORUMU
Para politikası süreçlerindeki bu tür veri odaklı sürprizler, yatırımcıların risk algısını doğrudan değiştiriyor. Eylül ayında açıklanan enflasyon oranlarının beklentileri aşması, aralık ayına bırakılması düşünülen adımların ekim toplantısında 25 baz puanlık bir artış ihtimalini masaya getirmesine yol açtı. Bu durum, altın ve dolar pozisyonu taşıyan bireysel ile kurumsal yatırımcıların küresel çapta pozisyonlarını yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Eğer banka temkinli politikasından saparsa, piyasalarda ani dalgalanmaların yaşanması kaçınılmaz hale gelecektir.
Türkiye'nin ocak-eylül dönemi ihracatı yüzde 5,2 artışla 211 milyar dolara ulaştı. Yılın dokuz aylık sürecinde 26 sektörden 18'i dış satımını artırırken, en yüksek yükseliş yaş meyve ve sebze alanında kaydedildi.
Ocak-eylül döneminde ihracat yüzde 5,2 artarak 211 milyar dolara yükseldi.
Zeytin ve zeytinyağı ihracatı düşük rekolte nedeniyle yüzde 28 geriledi.
Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, yılın ilk dokuz ayında dış ticaret hacmi rekor seviyeye ulaştı. Belirtilen dönemde toplam ihracat geçen yılın aynı zaman dilimine kıyasla yüzde 5,2 oranında artış göstererek 211 milyar dolar sınırını aştı. Son 12 aylık periyotta ise toplam dış satım 283,7 milyar dolara yükseldi ve bu süreçte incelenen 26 ana sektörün 18'i büyüme kaydetti.
Yılın dokuz aylık bilançosuna göre ihracatını en çok artıran alan yüzde 42'lik tırmanışla yaş meyve ve sebze oldu ve 3,2 milyar dolarlık satış gerçekleştirildi. Savunma ve havacılık sanayisi ise yüzde 16 yükselişle 6,9 milyar dolarlık ihracata imza attı.
Otomotiv endüstrisi 31,1 milyar dolarlık dış satımla hacim liderliğini korurken, kimyevi maddeler ve mamulleri 25,8 milyar dolarla bu sektörü takip etti. Çelik ihracatı 12,7 milyar dolar, elektrik ve elektronik sektörü ise 14,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Belirtilen dönemde bazı kalemlerde ise daralma yaşandı.
Toplam 8 sektörün ihracatında düşüş kaydedilirken, en sert gerileme yüzde 28 ile zeytin ve zeytinyağı sektöründe görüldü. Sektör temsilcileri bu düşüşün temel sebebinin geçen sezonki düşük rekolte olduğunu bildirdi. Ayrıca ABD'nin temmuz ayında yürürlüğe koyduğu yüzde 12,5'lik ek verginin üreticilerin rekabet gücünü zayıflattığı ifade edildi.
AI YORUMU
Dış ticaret verilerindeki artış eğilimi genel toplamda olumlu bir tablo çizebilse de, tarım ve gıda kollarındaki dalgalanmalar yerel üreticilerin karşılaştığı yapısal riskleri açıkça işaret ediyor. Zeytin ve zeytinyağı ihracatındaki yüzde 28'lik sert düşüş, iklim koşullarına bağlı rekolte kayıplarının dış pazardaki payı ne denli hızlı eritebileceğini gösteriyor. Üreticilerin önümüzdeki dönemde uluslararası pazarlardaki korumacı vergi duvarlarıyla baş edebilmesi için maliyet yönetimi ve katma değerli ürün stratejilerine ağırlık vermesi şart.