Yargıtaydan Askerlik İzinli Çalışmalar İçin Emsal Prim Kararı
•2 dk okuma
Paylaş
HEkonomi
Görsel: HaberinAi
Özet
Sosyal Güvenlik Kurumunun askerlik dönemindeki izin günlerinde yapılan çalışmaları geçersiz sayarak iptal ettiği prim günleri mahkemeden döndü. Yargıtay, ilgili çalışmanın yasal olduğuna hükmeden yerel mahkeme kararını onadı.
Öne çıkanlar
Askerlik sırasında kullanılan resmi izinle 10 gün çalışıldı.
SGK bu çalışmaları çakışma gerekçesiyle iptal edip emekliliği reddetti.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi yerel mahkeme kararını onayarak emsal oluşturdu.
Haberin Detayı
Sosyal Güvenlik Kurumunun sigorta prim günlerine yönelik aldığı hukuki kararlara bir yenisi eklendi ve emeklilik sürecindeki vatandaşları yakından ilgilendiren uyuşmazlık yüksek mahkemeye taşındı. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, askerlik görevini yaptığı esnada resmi izin hakkını kullanarak bir işyerinde mesai yapan vatandaşın durumunu karara bağladı.
Söz konusu olayda, 1993 ile 1995 yılları arasında vatani görevini yerine getiren bir sigortalı, Aralık 1994 ve Ocak 1995 aralığındaki izin sürecinde Ankara merkezli bir firmada on gün boyunca ter döktü. İşveren tarafı yasal yükümlülükleri yerine getirerek sigorta bildiriminde bulunmasına rağmen, kurum bu dönemin askerlik süreciyle çakıştığını öne sürerek ilgili günleri sildi ve emeklilik talebini geri çevirdi.
Hukuki yollara başvuran sigortalı vatandaşın davasını gören Ankara 41. İş Mahkemesi, aralık ayının yirmi birinci ve otuz birinci günleri arasındaki on günlük hizmetin hukuken geçerli kabul edilmesine hükmetti. Kurumun bu karara itiraz etmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi de yerel mahkemenin hükmünü hukuka uygun buldu.
Temyiz incelemesini tamamlayan Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, kurumun itirazlarını reddederek alt mahkemenin kararını onadı. Alınan bu karar doğrultusunda, askerlik esnasındaki yasal izin günlerinde fiilen gerçekleştirilen çalışmaların sigortalı hizmet süresine dahil edilebileceği netleşti ve benzer durumdaki sigortalılar için yeni bir emsal oluştu.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
1994 yılına ait on günlük bir izin sürtüşmesinin Yargıtay aşamasına kadar taşınması, sosyal güvenlik uygulamalarındaki katı bürokratik engellerin bireysel hak kayıplarına nasıl yol açabildiğini gösteriyor. 10. Hukuk Dairesinin onama kararı, askerlikte izinli olunan günlerde dahi prim yatırılabileceğini tescillediği için binlerce benzer mağduriyet yaşayan sigortalıya hukuki dayanak sunacak. Kurumların bu tür fiili durumları peşinen reddetmek yerine istisnai hakları gözetmesi, uzun süren yargı süreçlerinin de önüne geçecektir.
Kaynak:
Sözcü Ekonomi
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Türkiye Sigorta Birliği, İstanbul'daki sel felaketinin ardından sosyal medyada yayılan üç sigorta şirketinin iflas ettiği yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğunu açıkladı. Kurum, sektörün finansal yapısının ve reasürans güvencelerinin sağlam olduğunu vurgulayarak tazminat süreçlerinin aralıksız sürdüğünü belirtti.
Türkiye Sigorta Birliği iflas iddialarını resmi olarak yalanladı.
Sel felaketi sonrası hasar ödemeleri ve tazminat süreçleri devam ediyor.
Asılsız haber yayanlar hakkında 5684 sayılı Kanun gereği yasal işlem uygulanıyor.
İstanbul'da meydana gelen şiddetli sel felaketinin hemen ardından dijital mecralarda hızla yayılan bazı asılsız iddialar sigorta sektörünü hedef aldı. Üç farklı sigorta şirketinin mali krize girerek iflas bayrağını çektiği yönündeki paylaşımlar, kısa süre içinde geniş bir kitleye ulaşarak vatandaşlar arasında tedirginliğe yol açtı. Konunun büyümesi üzerine Türkiye Sigorta Birliği (TSB) devreye girerek kamuoyunu bilgilendiren kapsamlı bir açıklama yayınladı.
Birlik tarafından yapılan değerlendirmede, sektörel risk yönetimi mekanizmalarının ve uluslararası reasürans teminatlarının son derece güçlü olduğu ifade edildi. Doğal afetlerin beraberinde getirdiği olağanüstü durumlarda dahi yükümlülüklerin eksiksiz bir şekilde yerine getirildiği aktarıldı. Sel felaketinden zarar gören vatandaşların hasar ihbarlarının titizlikle toplandığı, eksper incelemelerinin hızla tamamlandığı ve hak sahiplerinin ödemelerinin yapılması için tüm imkanların seferber edildiği duyuruldu.
Yürürlükteki yasal düzenlemeler, finansal piyasaların istikrarını ve kurumların itibarını koruma altına alıyor. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 35'inci maddesi uyarınca, şirket isimleri doğrudan zikredilmese dahi sektörün güven sarsıntısı yaşamasına neden olacak gerçeğe aykırı bilgileri yayanlar cezai yaptırımlarla karşılaşıyor. Yetkililer, dijital platformlarda paylaşılan her türlü iftira ve spekülatif bilginin hukuki takibinin yapılacağını hatırlattı.
AI YORUMU
Afet dönemlerinde ortaya atılan asılsız iflas iddiaları, yalnızca ilgili şirketleri değil, doğrudan mağdur vatandaşların hak arama süreçlerini de hedef alıyor. TSB'nin 5684 sayılı kanun kapsamındaki hızlı yasal uyarısı, bilgi kirliliğinin ekonomik güvenliği tehdit ettiği durumlarda caydırıcılık unsuru olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki süreçte, kriz anlarında yayılan dezenformasyona karşı dijital denetimlerin daha sıkı uygulanması kaçınılmaz görünüyor.
Türk sigortacısı KB Insurance, Londra’da yeni bir şirket kurdu. Şirket, Lloyd’s of London’daki sendikalarına yatırım yapmayı planlıyor. Bu hamle, Türk sigorta sektörünün uluslararası arenada genişlemeye devam ettiğini gösteriyor. Londra’daki varlığın, küresel risk yönetimi ve menkul kıymetli sigorta ürünleri alanında yeni fırsatlar yaratması bekleniyor.
KB Insurance, Londra’da yeni şirket kurdu
Yatırım planı Lloyd’s of London’daki sendikalarına yönlendirilecek
İşletme, küresel risk yönetiminde yeni fırsatlar yaratacak
KB Insurance, uluslararası sigorta piyasasında adını duyurmak için Londra’da bir şirket kurdu. Şirketin kuruluşu, Türk sigortacısının küresel arenada varlığını güçlendirmeyi hedeflediği bir adım olarak değerlendiriliyor.
Yeni kurulan şirket, Lloyd’s of London’daki sendikalarına yatırım yapmayı planlıyor. Lloyd’s, menkul kıymetli sigorta (MBS) alanında önemli bir merkez olarak kabul ediliyor ve burada yatırım yapmak, KB Insurance’a yeni risk profilleri ve ürün geliştirme imkânları sunabilir.
Yatırımın detayları henüz açıklanmasa da, şirketin bu hamlesi, Türk sigortacısının uluslararası menkul kıymetli sigorta pazarında yer almayı hedeflediğini gösteriyor. Lloyd’s’in geniş ağı ve uzun yıllara dayanan deneyimi, KB Insurance için stratejik bir ortaklık olabilir.
Bu gelişme, Türk sigortacılarının küresel pazara entegrasyonunu hızlandırması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Londra’da kurulan şirket, sadece yatırım yapmakla kalmayıp, aynı zamanda yeni ürün ve hizmet geliştirme potansiyeli taşıyor.
KB Insurance’ın Londra’daki varlığı, Türk sigorta sektörünün uluslararası rekabette daha aktif bir rol oynamasına katkıda bulunabilir. Şirketin bu hamlesi, diğer yerli sigortacıların da küresel pazara açılmasını teşvik edebilir.
Yatırımın etkileri zaman içinde netleşecek, ancak şu anda bu hamle, Türk sigorta sektörünün uluslararası arenada varlık göstermeye devam ettiğinin bir göstergesi olarak öne çıkıyor.
AI YORUMU
Bu hamle, Türk sigortacısının küresel risk yönetimi alanında bir adım atmasını sağlıyor. Lloyd’s of London’daki sendikalarla iş birliği, yeni ürün geliştirme ve uluslararası müşteri kazanımı için fırsatlar yaratabilir. Diğer yerli sigortacılar için bir örnek teşkil edebilir. Piyasa tepkileri ve yatırım getirileri zamanla ortaya çıkacak.
Yargıtay, boşanma sonrası eski damadından geçmiş döneme ait kira talep eden kayınpederin davasındaki yerel mahkeme kararını onadı. Yüksek mahkeme, taraflar arasında resmi bir sözleşme bulunmadığı için kira istemini reddederken, el yazısı borç belgesinin incelenmesi gerektiğine hükmederek bu yönü bozdu.
İstanbul'da yaşayan kayınpeder, boşanma sonrasında eski damadından 5 yıllık kira talep etti.
Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi hem kira hem de borç davasını reddetmişti.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kira talebini onarken, altın ve döviz borcu için bozma kararı verdi.
Aile mahkemelerinde görülen boşanma davalarının ardından ortaya çıkan mali uyuşmazlıklar yargının üst kademelerine taşınmaya devam ediyor. Bu kapsamda gündeme gelen bir mülk ve alacak davasında nihai değerlendirme Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından tamamlandı. İstanbul sınırları içerisinde yaşanan olayda, evlilik birliğinin son bulmasıyla birlikte taraflar arasında yeni bir hukuki süreç başlamıştı.
Söz konusu süreçte mülk sahibi olan kayınpeder, kızıyla evli olduğu dönemde aynı konutta kalan eski damadına karşı yasal yollara başvurmuştu. Davacı taraf, beş yıllık süre zarfı boyunca kendi mülkünde oturan kişiden kira bedeli talep ederken, aynı zamanda evlilik süresince verilen döviz ve altın cinsinden borçların da iadesini istemişti. Yerel mahkeme aşamasında yapılan incelemelerde her iki talep de yasal dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmişti.
İstinaf aşamasından da istediği sonucu alamayan davacı kayınpeder, dosyayı temyiz incelemesi için Yargıtay'a aktardı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından yapılan detaylı inceleme sonucunda, kira talebiyle ilgili yerel mahkeme hükmünün hukuka uygun olduğu tescillendi. Kararın gerekçesinde, mülkün kullanım süresi boyunca taraflar arasında imzalanmış yazılı bir kira kontratının bulunmadığına dikkat çekildi.
Bununla birlikte, döviz ve altın alacaklarına ilişkin kısımda ise yerel mahkeme kararının hatalı bulunduğu kaydedildi. Dava dosyasına sunulan ve borç miktarının yanı sıra 'aldım' ibaresi ile borçlunun el yazısını içeren belgenin adi senet niteliği taşıdığı vurgulandı. Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca bu tür belgelerin ispat yükümlülüğü açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek dosya yeniden görülmek üzere bozuldu.
AI YORUMU
Bu karar, boşanma süreçlerinin ardından sıklıkla karşılaşılan gayrimenkul kullanım bedeli ve gayriresmi borç ilişkileri açısından önemli bir hukuki çerçeve sunuyor. Sözleşmesiz konut kullanımında kira talebinin karşılık bulamayacağını açıkça gösterirken, el yazısıyla oluşturulan adi senetlerin ispat gücünü bir kez daha hatırlatıyor. Aile içi ilişkilerde borç veya mülk paylaşımı yapılırken resmi belgelere dayanılmaması gelecekte uzun süren ihtilaflara zemin hazırlıyor.
Yargıtay, boşanma davalarında hükmedilen ziynet alacakları için ana davanın kesinleşmesinin beklenmesine gerek olmadığına karar verdi. Bu emsal niteliğindeki gelişmeyle birlikte, taraflar boşanma kararı henüz kesinleşmemiş olsa bile ilamlı icra takibi başlatabilecekler. Karar, mal varlığını ilgilendiren bu tür taleplerin boşanma hükmünden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ziynet alacakları için emsal niteliğinde bir karar verdi.
Boşanma kararı henüz kesinleşmese dahi ilamlı icra takibi başlatılabilecek.
Ziynet eşyaları boşanma hükmünün ferisi değil bağımsız bir eda olarak kabul edildi.
Evlilik birlikteliğinin sona ermesiyle birlikte gündeme gelen mal paylaşımı ve ziynet eşyası uyuşmazlıklarında yargı süreçlerini kökten etkileyecek yeni bir karar verildi. Mahkemelerin verdiği kararlara rağmen alacaklarına ulaşamayan vatandaşların hak arama hürriyetini ilgilendiren bu gelişme, yüksek mahkemenin onamasıyla kesinleşti. Dava sürecinde verilen kararları uygulatamayan mağdur taraflar için yeni bir dönemin kapısı aralanmış oldu.
Yaşanan hukuki süreçte, yerel mahkemenin ziynet eşyalarının iadesine hükmetmesinin ardından alacaklı taraf icra dairelerinin yolunu tuttu. Borçlu taraf ise boşanma hükmünün henüz kesinleşmediğini öne sürerek icra takibine itiraz etti ve bu tür taleplerin ana davanın sonuçlanmasına bağlı olduğunu savundu. İcra Hukuk Mahkemesi'nin itirazı reddetmesi üzerine dosya istinaf incelemesine taşındı ve ardından Yargıtay'ın gündemine geldi.
Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi yaptıkları incelemeler neticesinde borçlu tarafın itirazını yerinde bulmadı. Yüksek mahkeme, ziynet alacaklarına yönelik hükümlerin kişilerin ailevi veya şahsi statüsünde bir değişiklik yaratmadığına, yalnızca mal varlığı eksenli sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti. Bu doğrultuda, söz konusu alacak taleplerinin boşanma kararının doğrudan bir eklentisi veya ferisi sayılamayacağı vurgulandı.
Alınan bu hukuki karar sayesinde, boşanma davaları istinaf veya temyiz aşamasında uzun süreler boyunca bekleyen vatandaşlar, mal varlığına ilişkin haklarını daha hızlı bir şekilde talep edebilecekler. Ziynet eşyalarının iadesi ile birlikte yargılama giderleri ve vekalet ücretleri de aynı hukuki kapsama dahil edilerek icra takibine konu edilebilecek. Uzmanlar, bu içtihadın benzer dosyalardaki yargılama sürelerini ve icra süreçlerini hızlandırmasını bekliyor.
AI YORUMU
Bu karar, boşanma davalarındaki mal paylaşımı ve alacak tahsili süreçlerinde yaşanan kronik tıkanıklıkları aşmak adına oldukça kritik bir adım niteliği taşıyor. Borçluların davayı uzatmak amacıyla kesinleşme şartını bir oyalama taktiği olarak kullanmasının önüne geçilirken, alacaklıların haklarına erişim süresi de önemli ölçüde kısalıyor. Önümüzdeki dönemde icra dairelerindeki iş yükü dengesini ve dava stratejilerini doğrudan etkileyecek bir uygulama bizi bekliyor.