Son dakika haberi çıktığı an telefonuna veya masaüstüne bildirim gelir.
İlgilendiğim konular
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Ekonomi
S&P Global uyardı: Enerji fiyatlarındaki şok enflasyonu tetikleyecek
•2 dk okuma
Paylaş
HEkonomi
iFotoğraf: ehnmark · CC BY 2.0 · Wikimedia Commons
Özet
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global, Ortadoğu'daki savaşın etkisiyle Türkiye'nin enerji maliyetlerinin artacağını ve enflasyon beklentilerinin yukarı yönlü güncellendiğini duyurdu. Kurum, 2026 büyüme tahminini aşağı çekerken bütçe açığının da genişleyebileceğini öngördü.
Öne çıkanlar
S&P, Ortadoğu'daki savaş nedeniyle 2026 büyüme tahminini 0,4 puan indirerek yüzde 3 seviyesine çekti.
Yıllık ortalama enflasyon beklentisi 2026 için yüzde 30,9, 2027 için yüzde 21,7 olarak açıklandı.
Döviz mevduatlarının payı eylül itibarıyla yüzde 38,7'de kalırken merkez bankası rezervlerini güçlendirdi.
Haberin Detayı
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global Ratings, Türkiye ekonomisine yönelik güncel risk değerlendirmelerini ve makroekonomik beklentilerini kamuoyuyla paylaştı. Raporda, geçtiğimiz aylarda yaşanan fon tasfiyelerinin liraya karşı geniş çaplı bir güvensizlik yaratmadığı, aksine yatırımcılardan çıkan fonların büyük oranda Türk lirası mevduatlarına yöneldiği vurgulandı. Eylül ayındaki zorunlu varlık satışları hisse senedi piyasasında düşüşe yol açarken, merkez bankasının hızlı likidite hamleleri olası finansal yayılmayı engelledi.
Hanehalkının ulusal para birimine olan inancını koruması sayesinde döviz talebinde gerileme kaydedildi. Eylül sonu itibarıyla döviz cinsi mevduatların toplam içindeki payı yüzde 38,7 seviyesinde sabit kalırken, bu durum merkez bankasının rezervlerini kısmen toparlamasına zemin hazırladı. Öte yandan, bölgedeki çatışma ortamının tırmanmasıyla birlikte enerji piyasalarında görülen dalgalanmaların Türkiye'deki fiyat istikrarını olumsuz etkilemesi bekleniyor.
Kurumun paylaştığı projelere göre, yıllık ortalama enflasyon oranının 2026 yılında yüzde 30,9 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Bu oranın 2027 döneminde ise yüzde 21,7 seviyesine gerilemesi öngörülüyor. Sıkı para politikalarının kararlılıkla uygulanması ve rezervlerin korunması koşuluyla, ekonominin bu dış şokları atlatabileceği raporda yer alan tespitler arasında bulunuyor.
Büyüme rakamlarında ise aşağı yönlü revizyonlar dikkat çekiyor. 2025 yılında yüzde 3,7 olarak hesaplanan Gayri Safi Yurt İçi Hasıla büyümesinin, 2026'da yüzde 3 seviyesine inmesi bekleniyor. Büyümenin 2027 yılına girerken yeniden ivme kazanarak yüzde 3,7 bandına ulaşacağı tahmin ediliyor. Ayrıca 2025'te yüzde 2,6 oranında gerçekleşen bütçe açığının, 2026 sürecinde yüzde 3 sınırına yaklaşacağı öngörülüyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında Türkiye'nin kredi notu görünümü durağan çizgisini koruyor. Kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 30 eşiğinin altında kalacağı tahmin edilirken, yetkililerin izleyeceği disiplinli maliye politikaları ekonominin direnci açısından belirleyici olacak. S&P, nisan ayındaki son değerlendirmesinde kredi notunu teyit etmiş, ekim ayındaki planlanan gözden geçirmeyi ise pas geçmişti.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Enerji maliyetlerindeki artış dalgası, dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürüldüğü bir dönemde bütçe dengeleri üzerinde ilave baskı yaratıyor. 2026 yılı büyüme beklentisinin yüzde 3 seviyesine çekilmesi, dış kaynaklı şokların üretim kapasitesi üzerindeki kaçınılmaz maliyetini net bir şekilde ortaya koyuyor. Sıkı para politikasının gevşetilmesi durumunda, enerji şokunun enflasyon hedeflerini daha da yukarı taşıması kaçınılmaz bir risk unsuru olarak duruyor.
Kaynak:
Sözcü Ekonomi
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Piyasa katılımcıları anketindeki öngörüler doğrultusunda, yıl sonuna kadar oluşacak enflasyon farkıyla emekli maaşlarına yüzde 11,11 oranında zam yapılması bekleniyor. Temmuz ve eylül ayları arasındaki ilk üç aylık dönemde yüzde 5,56'lık artış şimdiden kesinleşti.
Temmuz-eylül döneminde yüzde 5,56'lık zam oranı kesinleşti.
Yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,63 olarak açıklandı.
En düşük emekli maaşı 23.552 TL'den 26.168 TL'ye çıkacak.
Milyonlarca SSK ve Bağ-Kur emeklisinin gözü kulağı önümüzdeki ocak ayında maaşlara yansıyacak resmi artış oranına çevrilmiş durumda. Yılın ikinci yarısının ilk üç aylık dilimini kapsayan temmuz, ağustos ve eylül aylarına ait tüketici enflasyonu verileri yüzde 5,56 olarak açıklandı. Böylece emekliler yılın başında alacakları zam oranının ilk kısmını şimdiden ceplerine koymuş oldu.
Geriye kalan ekim, kasım ve aralık aylarındaki fiyat artışlarının ne yönde seereceği ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanan Piyasa Katılımcıları Anketi ile netleşmeye başladı. Anket sonuçlarına göre yıl sonu tüketici enflasyonunun yüzde 29,63 seviyesinde gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu oran, temmuz ve aralık aylarını kapsayan altı aylık dönemin toplam enflasyon farkının yüzde 11,11 olacağını ortaya koyuyor.
Piyasa beklentilerinin bu şekilde gerçekleşmesi halinde, hesaplanan zam oranı doğrudan taban aylıklara da yansıtılacak. Hâlihazırda 23 bin 552 Türk Lirası olarak ödenen en düşük emekli maaşı, yüzde 11,11'lik artışla birlikte 2 bin 616 Türk Lirası tutarında bir prim alarak 26 bin 168 Türk Lirası seviyesine yükselecek.
Ocak ayında yapılacak resmi düzenlemenin ve taban aylık eşiğine dair nihai kararın, aralık ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasının hemen ardından kesinlik kazanması bekleniyor. Emekliler, yılın son çeyreğindeki ekonomik göstergeleri yakından izleyerek nihai gelir artışlarını bekliyor.
AI YORUMU
Emekli maaşlarındaki artış beklentileri, enflasyonla mücadele sürecinde alım gücünün korunması açısından doğrudan taban aylık seviyesine odaklanmayı zorunlu kılıyor. Yüzde 11,11 olarak hesaplanan altı aylık zam oranı, özellikle 23.552 TL olan mevcut en düşük sınırın 26.168 TL'ye yükselmesini öngörüyor. Sabit gelirli kesimin geçim koşulları hesaba katıldığında, açıklanan bu oranların piyasa gerçekliğiyle ne ölçüde örtüştüğü ocak ayındaki nihai rakamlarla test edilecek. Yıl sonu enflasyon hedefi tutmazsa, öngörülen taban maaş senaryosunda da rakamsal sapmalar kaçınılmaz olacaktır.
Küresel ölçekte artan faiz oranları ve enflasyon baskıları, gelişmekte olan ekonomilerin sermaye çekme stratejilerini zorluyor. Vietnam yönetimi, makroekonomik istikrarı korurken doğrudan yabancı yatırımların kalitesini yükseltmeyi hedefliyor.
Doğrudan yabancı yatırım toplam kayıtlı sermayesi %76,4 artarak 50,36 milyar dolara ulaştı.
Eylül ayında ABD TÜFE yıllık bazda %3,7'ye yükselirken çekirdek enflasyon %2,6 oldu.
İşleme ve imalat sektörü 22,8 milyar dolarlık sermayeyle yatırımların liderliğini sürdürüyor.
Küresel ekonomide yaşanan finansal dalgalanmalar, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yükselen enflasyon ve faiz oranlarıyla birlikte sermaye akışlarında belirsizlik yaratıyor. Federal Rezerv'in uyguladığı sıkı para politikaları, uluslararası yatırım kararlarını ve sermaye maliyetlerini doğrudan etkilerken gelişmekte olan pazarları da baskı altında tutuyor. Dolar cinsinden varlıkların cazibesinin artması, diğer ülkelerin döviz kurları üzerinde denge arayışını zorunlu kılıyor.
Vietnam ekonomisi açısından bu küresel dalgalanmalar üç temel kanal üzerinden risk oluşturuyor. Para politikası ve döviz kurları, ithal hammadde maliyetleri ile ABD pazarındaki tüketim talebi bu süreçten etkileniyor. Ülkenin ithalata olan yüksek bağımlılığı, girdi maliyetlerini yukarı çekerek üretim karlarını zorlaştırıyor. Yılın ilk dokuz ayında mal ithalatının büyük kısmını oluşturan üretim malzemeleri, kur dalgalanmalarının etkisini daha belirgin hale getiriyor.
Tüm bu dış baskılara rağmen ülkenin yabancı yatırım çekme potansiyeli güçlü bir görünüm sergilemeye devam ediyor. Yılın ilk dokuz ayında kaydedilen toplam doğrudan yabancı yatırım miktarı önemli bir sıçrama gösterirken, gerçekleşen yatırımlar son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yeni kayıtlı sermayedeki artış da uluslararası yatırımcıların ülkeye olan ilgisinin sürdüğünü net bir şekilde ortaya koyuyor.
Ancak yetkililer ve uzmanlar, saf sermaye büyüklüğünden ziyade yatırım projelerinin niteliğine odaklanılması gerektiğinin altını çiziyor. Maliyet avantajının tek başına yeterli olmadığı bu dönemde; altyapı, insan kaynakları kalitesi, politika istikrarı ve yerel tedarik zincirleriyle entegrasyon hayati önem taşıyor. İşleme ve imalat sektörünün liderliği koruması, teknoloji transferi ve katma değerli üretim için yeni fırsatlar sunuyor.
AI YORUMU
Sermaye çekme yarışında nicelikten niteliğe geçiş yapamayan gelişmekte olan pazarlar, küresel faiz artışlarının yarattığı kur baskısı altında ciddi dezavantajlar yaşayabilir. 50 milyar doları aşan kayıtlı yatırım hacmi kağıt üzerinde büyük bir başarı gibi görünse de, bu rakamın ne kadarının fiili üretime dönüşeceği yerel tedarik zincirlerinin ne kadar sağlam kur ဘuild edildiğine bağlıdır. İşleme ve imalat sektörünün %45,3 oranındaki payı korunamazsa, dış şoklara karşı direnç göstermek zorlaşacaktır. Sadece ucuz iş gücü avantajına güvenen ülkeler, küresel daralma senaryolarında sermaye kaçışıyla yüzleşmek zorunda kalabilir.
Savaş haberleri ve enerji maliyetleri küresel piyasalarda dalgalanmalara neden olurken, gözler Merkez Bankasının faiz kararına çevrildi. Uzmanlar 100 baz puanlık indirim beklentisini değerlendiriyor.
Fiziki piyasada Brent petrolün varil fiyatı 120 ile 130 dolar arasında konuşuluyor.
Merkez Bankasının 22 Ekim toplantısında 100 baz puanlık indirim yapması bekleniyor.
Hürmüz Boğazındaki geçiş kısıtlamaları küresel enerji maliyetlerini yukarı çekiyor.
Küresel piyasalarda yaşanan jeopolitik gerilimler ve diplomatik müzakere ihtimalleri emtia fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açıyor. Savaş riskinin yeniden gündeme gelmesi yatırımcıları güvenli liman olan altına yönlendirirken, ABD tahvillerine olan ilginin artması dengeyi değiştiriyor. Haber akışının sürekli değişmesi nedeniyle altın ve döviz piyasalarında tek yönlü bir tablo oluşmuyor.
Hürmüz Boğazındaki geçişlerin kısıtlanması ve taşımacılık maliyetlerinin artması enerji piyasalarını baskılıyor. İran'ın kontrolünde olan boğazda bazı gemilere geçiş izni verilmesi fiyatlardaki dalgalanmayı artırırken, üretim tesislerinin zarar görmesi arzı zorlaştırıyor. Artan sigorta giderleri ve tedarik maliyetleri, petrol fiyatlarının yüksek seyrini korumasına neden oluyor.
Fiziki piyasadaki alım satımlarda Brent petrolün varil fiyatı 120 ila 130 dolar seviyelerinde konuşuluyor. Stratejik rezervlerin azalması ve Avrupa'daki doğal gaz depolarındaki düşüş, enerji maliyetlerinin üretim ve tüketim süreçlerinin tamamına yansımasına yol açıyor. Alternatif güzergâhların kapasitesinin sınırlı kalması taşımacılık giderlerini yukarı çekiyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının 22 Ekim Perşembe günü açıklayacağı faiz kararı piyasaların odak noktasında yer alıyor. Üreticilerin uygun maliyetli finansmana erişmekte zorlanması ve enerjideki dışa bağımlılık maliyet baskısını artırıyor. Piyasada politika faizinin yüzde 37'den yüzde 36'ya çekilerek 100 baz puanlık indirim yapılması bekleniyor.
Ekonomistler, olası bir faiz indiriminin kredi faizlerine ve piyasaya hemen yansımayabileceğini, geçişin kademeli olacağını ifade ediyor. Enflasyonla mücadele hedefleri gözetilirken enerji maliyetlerindeki artışın sürmesi, karar alıcıların temkinli adımlar atmasını gerektiriyor.
AI YORUMU
Politika faizindeki olası gevşeme adımı, üreticilerin finansman maliyetlerini doğrudan rahatlatmayacak çünkü enerji girdilerindeki yüksek seyir enflasyonist baskıyı canlı tutuyor. Yüzde 37 olan oranın yüzde 36 seviyesine inmesi beklenirken, 120 doları aşan petrol varil fiyatları sanayi tüketimini doğrudan zora sokuyor. Bu senaryoda, kredi faizlerindeki olası gevşeme ancak kademeli bir yayılımla hissedilebilecektir.
Almanya'da Eylül ayında üretici fiyat endeksi yıllık bazda yüzde 6,7 oranına çıkarak Mart 2023 tarihinden bu yana en yüksek seviyesini gördü. Bölgesel çatışmaların tetiklediği enerji maliyetleri artışın ana sebebi olurken, uzmanlar genel enflasyonun tırmanabileceği uyarısında bulunuyor.
Almanya'da ÜFE eylülde yüzde 6,7 artarak Mart 2023'ten beri en yüksek seviyeye ulaştı.
Enerji ürünleri fiyatları yıllık bazda yüzde 14,9, aylık bazda yüzde 5,8 oranında yükseldi.
Hafif kalorifer yakıtı fiyatı yüzde 91,8, motorlu taşıt yakıtları fiyatı yüzde 48,6 arttı.
Orta Doğu bölgesinde yaşanan çatışmaların piyasalarda yarattığı petrol şoku, Almanya ekonomisinde üretim maliyetlerini doğrudan yukarı çekti. Federal İstatistik Ofisi verilerine göre sanayi ürünleri ile gıdayı kapsayan Üretici Fiyat Endeksi eylül ayında piyasa beklentilerini geride bırakarak yıllık bazda yüzde 6,7 oranına ulaştı. Endeks, Mart 2023 döneminden beri kaydedilen en hızlı tırmanışını yaşarken ülkede enflasyon baskısının derinleşebileceği endişelerini de beraberinde getirdi.
Temmuz ayında yüzde 3 ve ağustos ayında yüzde 4,6 olan yıllık artış hızı, eylülde aylık bazda yüzde 1,9 olarak gerçekleşti. Enerji kalemi hariç tutularak yapılan hesaplamalarda yıllık artış yüzde 3,2 seviyesinde kalırken, maliyetlerdeki tırmanışın temel kaynağı doğrudan enerji ürünleri oldu. Bölgesel gerilimlerin etkisiyle petrol türevi ürünler geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 51,3 oranında zamlandı.
Şebeke gazı dağıtımında yıllık yüzde 15, elektrik fiyatlarında ise yüzde 8,2 yükseliş görüldü. Enerji ve sanayi kollarının aksine gıda fiyatları genelinde yıllık bazda yüzde 4,1 gerileme yaşanırken, tereyağı ve sığır etindeki ucuzlama dikkat çekti.
Ara malı fiyatları eylülde yıllık yüzde 6,4 artarken, bu gruptaki en belirgin artış yüzde 14 oranındaki metal fiyatlarından kaynaklandı. Bakır yarı mamullerinde yüzde 31,4, değerli metallerde yüzde 26,5 ve demir-çelik ürünlerinde yüzde 8,4 fiyat artışı hesaplandı. Ekonomistler, üretim aşamasındaki bu maliyet yükünün er ya da geç tüketici fiyatlarına yansıyacağını ve enflasyonu yukarı çekeceğini belirtiyor.
AI YORUMU
Almanya'daki üretici fiyatlarındaki bu sert tırmanış, enerji maliyetlerinin dış şoklara ne denli açık olduğunu somut bir şekilde gösteriyor. Yıllık yüzde 6,7 seviyesindeki artış ve özellikle yakıt fiyatlarındaki yüzde 50'yi aşan sıçramalar, sanayi üretiminin yanı sıra hanehalkı bütçelerini de doğrudan tehdit ediyor. Önümüzdeki aylarda bu maliyet dalgasının tüketici enflasyonunu tetiklemesi ve Merkez Bankası'nın yüzde 2 hedefine dönüş sürecini uzatması kaçınılmaz görünüyor.