Yalnızca seçtiğin başlıklardan bildirim gelir (varsayılan: günde ~10 bildirim).
Genel son dakika
Kapalıyken yalnızca seçtiğin başlıklar gelir. Tüm ayarlar için Profil sayfasına git.
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Gündem
Malatya'daki 6 Şubat depremi davasında mahkeme kararını açıkladı
•1 dk okuma
Paylaş
HGündem
Fotoğraf: Cullen328 · CC0 · Wikimedia Commons
Özet
Kahramanmaraş merkezli depremlerde Malatya'da can kaybına yol açan bir yapıyla ilgili yargılama süreci netleşti. Üç kişinin hayatını kaybettiği olayla ilgili adli makamlar nihai kararını duyurdu.
Öne çıkanlar
Malatya'daki deprem davalarından birinde karar çıktı.
Olayda üç kişi hayatını kaybetmişti.
Yargı süreci adli makamlarca sonuçlandırıldı.
Haberin Detayı
Ülkemizi sarsan büyük depremlerin ardından açılan davalar yurdun dört bir yanında devam ediyor. Malatya'da görülen ve üç vatandaşın yaşamını yitirdiği bir dava dosyası mahkeme tarafından karara bağlandı. Soruşturma aşamasından bu yana titizlikle yürütülen yargı sürecinde nihayet sona gelindi.
Felaketin hemen ardından başlatılan incelemeler neticesinde hazırlanan iddianame mahkeme heyeti tarafından değerlendirildi. Duruşma salonunda tarafların ve avukatların savunmaları dinlenirken, bilirkişi raporları da dosyadaki yerini aldı. Adalet arayışındaki aileler ve kamuoyu sürecin sonlanmasını bekliyordu.
Mahkeme heyeti, dosyadaki deliller ve savunmalar ışığında kararını duruşma salonunda okudu. Kararın açıklanmasıyla birlikte Malatya'daki deprem davalarından biri daha hukuki olarak sonuçlanmış oldu. Benzer dosyalarda adli süreçlerin nasıl ilerleyeceği ise yakından takip ediliyor.
Yargılamanın tamamlanmasıyla beraber dosya kapansa da, geride kalanların acısı ve kayıpların hatırası tazeliğini koruyor. Depremde yıkılan binalara ilişkin sorumluların yargı önüne çıkarılması ve kararların verilmesi toplum vicdanı açısından önem arz ediyor. Hukuk sisteminin bu tür büyük trajedilerde verdiği kararlar emsal niteliği taşıyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Yargı mercilerinin verdiği kararlar, felaketlerin ardından adaletin tecelli etmesi noktasında belirleyici bir rol üstleniyor. Üç vatandaşın yaşamını yitirdiği bu dosyada mahkemenin hüküm kurması, benzer davalar için de yol gösterici nitelikte bulunuyor. Adli süreçlerin şeffaf ve hızlı bir şekilde yürütülmesi, toplumsal vicdanın yaralarını sarmada kilit bir etkiye sahip. Bu tür kararlar yalnızca geçmişteki acıları hafifletmekle kalmıyor, gelecekteki yapılaşmalar için de caydırıcı bir standart oluşturuyor.
Kaynak:
Malatya Sonsöz Haber
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
Yurt dışında boşanan çiftlerin Türkiye'deki tanıma davalarında dijital evrak dönemi yargı engeline takıldı. Yargıtay, 5718 sayılı Kanun gereğince karekodlu belgelerin tek başına yeterli olmadığını onadı.
Yurt dışı mahkeme kararları için karekodlu belgeler tek başına yeterli bulunmadı.
Eskişehir 5. Aile Mahkemesi, usulüne uygun onaylı belge şartı arayarak davayı reddetti.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yerel mahkemenin bu kararını hukuka uygun bulup onadı.
Avrupa ülkesi Belçika mahkemelerinde haklarında boşanma kararı verilen gurbetçi çiftten biri, bu kararın Türkiye sınırları içinde de geçerlilik kazanması amacıyla hukuki süreç başlattı. Eskişehir 5. Aile Mahkemesi salonlarında görülen tanıma davasında, yabancı makamların verdiği boşanma ilamı ve kesinleşme şerhi elektronik ortam üzerinden üretilen karekodlu belgelerle dosyaya sunuldu. Ancak yerel mahkeme heyeti, bu dijital evrakların 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'da aranan onaylı resmi belge kriterlerini tam olarak karşılamadığına hükmetti.
Mevzuatta yer alan açık hükümlere göre, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tanınabilmesi için o ülkenin yetkili makamlarınca usulen onanmış aslının, yargı organınca tasdik edilmiş örneğinin ve onaylı tercümesinin fiziki ya da yasal usullere uygun şekilde dosyaya ibraz edilmesi gerekiyor. Yerli mahkeme, sunulan karekodlu çıktıların kanuni tasdik şartını sağlamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Davacı tarafın bu hükme itiraz etmesiyle dosya önce istinaf aşamasından geçti, ardından Yargıtay mercii önüne taşındı.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından incelenen dosya sonunda yerel mahkemenin red kararı hukuka uygun bulunarak onandı. Dava sürecini takip eden avukatlar, günümüzde resmi işlemlerin büyük oranda dijitalleştiğini ve pek çok ülkenin artık fiziki evrak yerine karekodlu sistemler kullandığını vurguladı. Buna rağmen yüksek mahkeme, dijital kolaylıkların kanunen zorunlu kılınan onaylı belge kuralını ortadan kaldırmayacağını tescillemiş oldu.
Alınan bu yargı kararı, yurt dışında yasal olarak yollarını ayıran ve Türkiye'de de bu statüyü tescil ettirmek isteyen binlerce vatandaşın işleyişini doğrudan ilgilendiriyor. Hukukçular, yabancı ülkelerden alınan boşanma ilamlarının Türkiye'deki yasalara uyarlanması aşamasında mağduriyet yaşanmaması adına evrakların eksiksiz ve usulüne uygun hazırlanması gerektiğinin altını çiziyor.
AI YORUMU
Yasal düzenlemelerin dijital dönüşüm hızına ayak uyduramaması, gurbetçi vatandaşların işlemlerinde ciddi bürokratik engeller yaratıyor. 5718 sayılı Kanun'un 53. maddesindeki katı şekil şartları, karekodlu ve elektronik imzalı evrak devrinde bile fiziki tasdik arandığını net bir şekilde gösteriyor. Eğer gerekli diplomatik veya konsolosluk onayları tamamlanmazsa, sadece dijital doğrulama koduna güvenen vatandaşlar hak kaybı yaşama riskiyle karşı karşıya kalacak.
Görevinden uzaklaştırılan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, 19 sanıklı davanın üçüncü duruşmasında savunma yaptı. Hakkında 217 yıla kadar hapis cezası istenen Özcan, suçlamaları reddederek beraat talebinde bulundu.
Tanju Özcan hakkında mütalaada 217 yıla kadar hapis cezası talep edildi.
Duruşma Bolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Sosyal Bilimler Lisesi'nde yapıldı.
Özcan, Sincan Cezaevi'nden SEGBİS ile duruşmaya katılarak beraatini istedi.
Bolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, duruşmayı fiziki koşullar nedeniyle Bolu Sosyal Bilimler Lisesi binasında oluşturulan salonda yürüttü. Tutuklu sanık konumundaki Tanju Özcan ile Belediye Başkan Yardımcısı Süleyman Can, Ankara Sincan Cezaevi'nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla duruşmaya bağlandı.
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre, Özcan hakkında altı kez icbar suretiyle irtikap, üç kez irtikaba teşebbüs, otuz dört kez nitelikli dolandırıcılık ve bir kez rüşvet suçlamalarıyla doksan yıl üç aydan ikiyüzaltmışüç yıl altı aya kadar hapis cezası isteniyordu. Geçen ay görülen ikinci duruşmada cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını sunmuştu. Mütalaada, Özcan'ın otuz iki mağdura yönelik nitelikli dolandırıcılık suçundan etkin pişmanlık hükümleri uygulanarak, zincirleme şekilde irtikap ve rüşvet alma suçlarından toplam altmış dokuz yıl altı aydan ikiyüzonedi yıla kadar hapsi talep edilmişti.
Savunma hakkını SEGBİS üzerinden yapmak zorunda kalan ve duruşmaya fiziken getirilmediğini belirten Tanju Özcan, yüz yüze savunma hakkının elinden alındığını ifade etti. Belediye başkanlığı dönemindeki faaliyetlerini aktaran Özcan, BOLSEV Vakfı aracılığıyla çok sayıda öğrenciye burs sağladıklarını ve huzurevi projesi için kaynak oluşturduklarını dile getirdi. Vakfın mali hareketlerinde herhangi bir şaibe bulunmadığını savunan Özcan, Mali Suçları Araştırma Kurulu incelemelerinde de şüpheli bir kayda rastlanmadığını öne sürdü.
Savcılığın mütalaasındaki suçlamalara sert tepki gösteren Özcan, belediyenin çalışmalarının sekteye uğratıldığını ve algı operasyonları yürütüldüğünü iddia etti. İrtikap suçlamalarının gerçeği yansıtmadığını belirten Özcan, duruşmada beraat kararı verilmesini talep etti. Mahkeme heyeti duruşmaya öğle arası verirken, davada Özcan ve Can ile birlikte Ali Sarıyıldız ve Mustafa Altındal'ın da aralarında bulunduğu dört sanığın tutukluluk hali sürüyor.
AI YORUMU
Belediye başkanlarına yönelik yargı süreçlerinde delillerin ve mali denetimlerin şeffaf biçimde tartışılması, yerel yönetimlerin işleyiş güvenliği açısından doğrudan belirleyicidir. MASAK raporlarında şüpheli işlem bulunmadığı iddiası ile savcılığın talep ettiği 217 yıllık hapis cezası arasındaki çelişki, mahkeme kararının hukuki sınırlarını çizen temel unsurdur. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında sunulacak ek savunmalar, yerel yönetim bütçelerinin kullanımına dair emsal niteliğinde sonuçlar doğurabilir.
Yargıtay, evlilik birliği döneminde yaşanılan mülk için eski damadından kira isteyen kayınbabanın talebini reddeden yerel mahkeme kararını onadı. Yüksek mahkeme, taraflar arasında resmi bir kira sözleşmesi bulunmadığına hükmetti.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kira istemini hukuka uygun buldu.
İstanbul'daki dava 2020 yılında açılmıştı.
Mahkeme döviz ve altın alacakları yönünden ise bozma kararı verdi.
İstanbul'da yaşayan bir vatandaşın, kızının eski eşine karşı başlattığı hukuki süreç Yargıtay aşamasından geçti. Davacı taraf, evlilikleri süresince kendisine ait olan konutta ikamet eden damadından geriye dönük beş yıllık kira bedeli talep etmişti.
Aynı dava dilekçesinde, evlilik birliği devam ederken eski damadına elden altın ve döviz cinsinden borç para verdiğini öne süren kayınpeder, bu tutarların da faiziyle birlikte tahsil edilmesini istemişti. Davalı ise iddiaları reddederek aralarında herhangi bir kira akdinin bulunmadığını savundu.
Yerel mahkeme sıfatıyla dosyayı inceleyen Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, hem barınma bedeli hem de borç iddiaları yönünden davanın reddine hükmetti. İstinaf aşamasından da olumlu sonuç alamayan davacı, kararı temyiz ederek Yargıtay'a taşıdı.
Temyiz incelemesini tamamlayan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kira talebiyle ilgili verilen ret kararını yerinde bularak onadı. Kararın gerekçesinde mülkün aile konutu olarak kullanıldığı ve taraflar arasında imzalanmış yazılı bir kira sözleşmesinin mevcut olmadığı vurgulandı.
Öte yandan yüksek mahkeme, altın ve döviz alacaklarına ilişkin uyuşmazlıkta ise yerel mahkeme kararını bozdu. Dosyada damadın el yazısıyla borç miktarını ve alındı ibaresini içeren bir kağıt bulunduğu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği bu belgenin adi senet niteliği taşıyıp taşımadığının incelenmesi gerektiği belirtildi.
AI YORUMU
Evlilik birliklerinin sona ermesinin ardından aile içi finansal ilişkilerin yargıya taşınması son derece karmaşık hukuki uyuşmazlıklar doğurabiliyor. Beş yıllık sürede taraflar arasında resmi bir kira kontratı yapılmamış olması, mülk sahibinin sonradan talepte bulunmasını hukuken geçersiz kılıyor. Ancak dosyada yer alan el yazılı belgenin adi senet niteliğiyle yeniden ele alınacak olması, borç alacak ilişkilerinin ispat yükü açısından mahkemelerin titizlikle inceleme yapmasını zorunlu kılıyor.
Mahkeme, ünlü iş insanı Acun Ilıcalı'ya ait olan 217 numaralı stadyum locasının Aziz Yıldırım'ın şirketine verilmesi yönündeki talebi dördüncü kez geri çevirdi. Yargı makamı, tedbir kararına rağmen alanda yaşanan tahribat sebebiyle ayrıca soruşturma açılmasına hükmetti. Taraflar arasındaki hukuki çekişme tüm hızıyla devam ediyor.
İstanbul Anadolu 10. Tüketici Mahkemesi talep edilen tahsis kararını dördüncü kez reddetti.
Tedbir kararına rağmen tahrip edilen 217 numaralı loca için soruşturma başlatıldı.
Alanın 2026-2027 sezonu sonuna kadar üçüncü kişilere devredilmesi yasaklandı.
Türk spor kamuoyunun yakından takip ettiği stadyum locası krizinde yargı cephesinden yeni bir gelişme yaşandı. İlgili tüketici mahkemesi, uzun süredir gündemden düşmeyen alanın farklı bir şirkete devredilmesi hususundaki başvuruyu bir kez daha karara bağladı.
Daha önce de benzer talepleri geri çeviren mahkeme, bu kez de başvuru sahibinin beklentisine olumsuz yanıt verdi. Böylelikle taraflar arasında hukuki zeminde süregelen mücadelede Ilıcalı lehine bir başka ret kararı daha kayıtlara geçmiş oldu.
Yargı mercileri sadece devir talebini reddetmekle kalmadı, aynı zamanda tesiste meydana gelen zararları da gündemine aldı. Koruma altındaki alanda kurallara aykırı olarak gerçekleştirildiği öne sürülen tahribatla ilgili resmî soruşturma süreci başlatıldığı bildirildi.
Daha evvel alınan ihtiyati tedbir kararları çerçevesinde, söz konusu locanın gelecek sezonların sonuna kadar başka taraflara kullandırılması veya devredilmesi hukuken engellenmişti. Bu koruma kalkanına rağmen yaşanan olumsuzluklar konunun sadece sahiplik değil, aynı zamanda mülkün korunması boyutunu da ön plana çıkardı.
Taraflar arasındaki anlaşmazlığın önümüzdeki duruşmalarda da yargı gündemini meşgul etmesi bekleniyor. Mahkemenin verdiği son kararların ardından tarafların atacağı hukuki adımlar ve başlatılan soruşturmanın neticesi merakla takip ediliyor.
AI YORUMU
Spor dünyasındaki bu hukuki inatlaşma, kulüp yönetimleri ile eski yöneticiler veya kulüp hissedarları arasındaki güç mücadelesinin mülkiyet ve varlık boyutuna nasıl sıçradığını açıkça gösteriyor. Sadece bir loca kullanımı gibi görünse de, yaşanan bu süreçler kulüplerin kurumsal işleyişi ile bireysel haklar arasındaki hassas dengenin zedelenmesine yol açabilir. Yargının verdiği kararlar ve açılan tahribat soruşturmaları, benzer anlaşmazlıklarda tarafların daha dikkatli adımlar atmasını zorunlu kılıyor.