Kültür Medeniyet Vakfı’nın "ODAK" projesi kapsamında Karaköy Palas'ta düzenlenen oturumda, kütüphanelerin ve arşivlerin dijitalleştirildiği 30 milyon potu ve 13 dijital erişim noktasından bahsedildi. Katılımcılar, fiziksel koleksiyonların dijital ortama aktarımının kültür mirasını koruma ve halka açma açısından kritik olduğunu vurguladı. Dijitalleşme çabalarının, gelecekte veri kaybı riskini azaltacağını belirten konuşmacılar, mevcut altyapının genişletilmesi gerektiğini dile getirdi.
Öne çıkanlar
Milli Dijital Kütüphane projesi 30 milyon potu dijitalleştirdi
Karaköy Palas'ta 13 dijital erişim noktası kuruldu
Beyazıt Devlet Kütüphanesi, sanat koleksiyonlarıyla kültür merkezi işlevi gördü
Haberin Detayı
Oturumda Beyazıt Devlet Kütüphanesi Müdürü Ramazan Minder, kütüphanelerin sadece kitap barındıran mekan olmadığını, zengin sanat ve arşiv koleksiyonlarıyla kültür merkezi işlevi gördüklerini söyledi. Minder, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Milli Kütüphane ve Atatürk Kitaplığı gibi derleme ve ihtisas kütüphanelerinin haritalar, fotoğraf arşivleri, ressam tabloları ve gravürler gibi materyaller barındırdığını belirtti. Dr.
Minder, arşivcilik anlayışının sadece depolama değil, görünür kılma olduğunu vurguladı. Dijitalleşme sürecinde, geçmiş yüzyıllara ait bir mektup ya da fotoğrafın rahatlıkla erişilebilir olması, günümüz dijital verilerinin gelecekte "karanlık dönem" yaratabileceği uyarısıyla tamamlandı. Fiziksel arşivlerin taranarak kütüphane kayıtlarına kazandırılmasının "hayati önem taşıdığını" belirtti.
Kaygusuz ise, bilginin çoğaltılması ve kitlelere ulaşması sürecinde matbaanın buluşu ile 1990'ların internet devriminin kırılma noktaları oluşturduğunu söyledi. Bugün gazete ve dergi arşivlerinin uluslararası standartlarda dijitalleştirilerek araştırmacıların masasına sunulamaması, ortak bir eksiklik olarak değerlendirildi. Dijital çağın arşivcilik açısından yeni sorular getirdiği, yaşayan önemli şahsiyetlerin e‑postalarının ve fotoğraflarının nasıl saklanacağı konularında çözüm üretilmesi gerektiği üzerinde duruldu.
Emrah Keskin, Milli Kütüphane bünyesindeki dijitalleştirme faaliyetlerini anlattı. Keskin, arşiv malzemelerinin halkla buluşturulmasının okuma kültürünü güçlendireceğini ifade etti.
Sonuç olarak oturum, kütüphanelerin ve arşivlerin dijitalleştirme çabalarının, kültürel mirasın korunması ve halka erişimin artırılması açısından kritik olduğu mesajını verdi. Katılımcılar, dijital altyapının genişletilmesi ve veri kaybı riskinin azaltılması için daha fazla iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Kütüphanelerin dijitalleştirilen 30 milyon potu, araştırmacıların ve halkın erişim seviyesini önemli ölçüde artırıyor. Bu çaba, dijital verilerin gelecekte kaybolma riskini azaltarak kültürel mirası koruma konusunda örnek teşkil ediyor. Özellikle 13 yeni dijital erişim noktası, kullanıcının dijital içeriklere ulaşmasını kolaylaştırarak, fiziksel kütüphane ziyaretlerinin yerini tamamlayacak bir platform sunuyor. Bu gelişme, önceki dijitalleştirme girişimlerinden farklı olarak, kapsamlı bir koleksiyon ve geniş erişim ağıyla bir adım öne çıkıyor.
#kütüphane#dijitalleştirme#sanatkoleksiyonları
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, tarihi Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının kültür ve sanat merkezine dönüştürülmesi projesinde takvimi açıkladı. İstanbul'un simgeleşmiş iki noktasının ilk etapları, koruma ilkelerine uygun olarak 2027 yılı içerisinde kamuoyunun kullanımına sunulacak.
Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının ilk etapları 2027 yılında hizmete açılacak.
Proje süreci bilimsel tespitler ve koruma gereklilikleri gözetilerek yürütülüyor.
Bakan Ersoy, yeni merkezlerin şehrin kültür ve sanat yaşamına katkı sağlayacağını belirtti.
Şehrin ulaşım tarihinde önemli bir yere sahip olan Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının işlevlendirilmesi konusu uzun süredir gündemde yer alıyordu. Bakan Ersoy, bu yapıların kültür ve sanat odaklı birer merkez haline getirilmesi çalışmalarında sona yaklaşıldığını belirtti.
Yürütülen dönüşüm sürecinde izlenecek takvim hakkında ilk resmi açıklama da bu etkinlikte geldi. Bakan Ersoy, projelerin uygulama takvimini bilimsel veriler ve tarihi yapıların korunması gerekliliklerine göre titizlikle planladıklarını ifade etti. Belirlenen yol haritası doğrultusunda, garların ilk etap bölümlerinin 2027 yılında kapılarını ziyaretçilere açması hedefleniyor.
Tarihi dokunun korunması, hem yerel yönetimler hem de ilgili bakanlıklar için en hassas konuların başında geliyor. Bu nedenle, garlardaki çalışmaların her aşamasında uzman görüşlerine başvurulduğu ve yapının orijinal mimari karakterinin bozulmamasına özen gösterildiği vurgulandı. 2027 yılı hedefi, hem restorasyon sürecinin tamamlanması hem de içeriklerin işlevsel hale getirilmesi için kritik bir eşik olarak görülüyor.
İstanbul'un merkezi noktalarında bulunan bu tarihi mekanların kültür sanat alanına dahil edilmesi, şehirdeki sosyal etkinlik kapasitesini artırabilir. Özellikle hem Anadolu hem de Avrupa yakasındaki bu iki devasa noktanın, müze veya sanat sergi alanları gibi çeşitli işlevlerle donatılması bekleniyor. Vatandaşlar ve turistler için alternatif birer durak olması planlanan garlar, şehrin turizm potansiyelini de destekleyecek nitelikte bir yapıya bürünecek.
Bundan sonraki süreçte, açıklanan 2027 hedefine ulaşılması için restorasyon çalışmalarının hız kazanması bekleniyor. Bakanlık tarafından yürütülen bilimsel tespit çalışmaları, yapıların hangi bölümlerinin ne şekilde kullanılacağını da netleştirecek. İstanbul halkı için nostaljik anlamı olan bu alanların modern sanatla buluşması, kentin tarihi mirasının yaşatılması adına izlenen en kapsamlı projelerden biri olarak öne çıkıyor.
AI YORUMU
2027 hedefi, restorasyon projelerinin uzun soluklu doğası dikkate alındığında oldukça iddialı bir zaman dilimi olarak değerlendirilebilir. Tarihi yapıların güçlendirilmesi ve işlevsel hale getirilmesi, sadece inşaat hızıyla değil, aynı zamanda kurul onayları ve bilimsel koruma süreçleriyle de doğrudan bağlantılıdır. Özellikle Haydarpaşa gibi sembolik mekanlarda, restorasyonun modern sanat ihtiyaçlarını karşılarken özgün dokuyu nasıl koruyacağı projenin başarısını belirleyecektir. Bu dönüşüm, İstanbul'daki sanat etkinliklerinin merkezini Tarihi Yarımada ve Kadıköy ekseninde daha geniş bir alana yayma potansiyeli taşıyor.
Vizyona giren yeni DC yapımı Clayface, beğenilen bir hikayeye sahip olmasına rağmen ikinci haftasında gişede sert bir düşüş yaşadı. İlk haftasında 43 milyon dolar kazanan film, ikinci haftasında yalnızca 10.2 milyon dolar hasılat elde ederek stüdyonun ticari beklentilerini karşılamakta zorlanıyor.
Film ikinci haftasında yüzde 58 oranında bir gişe düşüşü yaşadı.
ABD'de sadece 10.2 milyon dolar hasılat yapan yapımın toplam kazancı 68 milyon dolar.
Analistler filmin dünya genelinde 70-80 milyon dolar bandında kalacağını öngörüyor.
Geçtiğimiz hafta vizyona giren DC yapımı Clayface, izleyicilerden ve eleştirmenlerden aldığı olumlu yorumlara rağmen sinema salonlarında istediği başarıyı yakalayamadı. İlk haftasında elde ettiği 43 milyon dolarlık açılış hasılatı, 40 milyon dolarlık mütevazı bütçesiyle kıyaslandığında başlangıçta umut verici bulunmuştu. Ancak ikinci haftadaki performans, yapımın uzun vadeli ticari ömrünün kısa süreceğine dair somut veriler sunuyor.
Film, vizyondaki ikinci haftasında yüzde 58 gibi keskin bir düşüş göstererek ABD sınırları içerisinde yalnızca 10.2 milyon dolar hasılat yapabildi. Stüdyo yönetimi, olumlu eleştirilerin kulaktan kulağa yayılmasıyla izleyici sayısının artacağını umut etse de veriler tam tersi bir yönelim ortaya koyuyor. ABD dışındaki pazarlarda da benzer bir ivme kaybı gözlemlenirken, genel seyirci ilgisinin yeterli seviyeye ulaşmadığı görülüyor.
Bugün itibarıyla dünya genelinde toplam 68 milyon dolar hasılata ulaşan yapım, bu rakamı çok daha yukarı taşıma konusunda büyük bir sınav veriyor. Sektör analistleri, filmin toplam gişe gelirinin 70 ile 80 milyon dolar bandında kilitleneceğini tahmin ediyor. Bu durum, DC'nin ticari beklentileriyle izleyici talebi arasındaki kopukluğu gözler önüne sererek yeni bir hayal kırıklığı riski yaratıyor.
Hikaye odağında, çizgi romanlarda görünüşünü değiştirme yeteneğine sahip eski bir oyuncunun trajik dönüşümü yer alıyor. Film, kariyerini kurtarmak amacıyla katıldığı tuhaf bir deneysel sürecin ardından beklemediği bir dönüşüm geçiren genç bir karakterin karanlık dünyasına odaklanıyor. Türün hayranları tarafından senaryo ve atmosfer anlamında beğenilmesine rağmen, bu sanatsal başarı gişe rakamlarına dönüşmekte yetersiz kalıyor.
Yapımın geleceği, yüksek bütçeli süper kahraman evrenleri arasındaki rekabette nasıl bir yer edineceğini de belirleyecek. Sınırlı bütçeyle çekilmiş olması bir nebze risk azaltıcı etken olsa da, ikinci haftadaki sert düşüş stüdyonun pazarlama stratejilerini gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. İzleyicilerin beğenisine rağmen salonlara çekilememesi, markanın gelecekteki projeleri için de benzer bir riskin masada olduğunu hatırlatıyor.
AI YORUMU
Beğenilen bir senaryonun ticari başarıya dönüşememesi, izleyici ilgisinin artık sadece eleştirmen notlarına bağlı kalmadığını gösteriyor. 40 milyon dolarlık bütçesine karşılık 68 milyon dolara sıkışan hasılat, filmin kâra geçmekte zorlanacağının en somut kanıtı. Stüdyo yönetimi, izleyicinin süper kahraman janrındaki karanlık ve deneysel temalara olan doymuşluğunu göz ardı etmemeli. 80 milyon doların altında kalan bir gişe performansı, benzer bütçeli gelecek projelerin onaylanma sürecini yavaşlatabilir.
Kültür ve Medeniyet Vakfı, Anadolu Ajansı ve Rami Kütüphanesi iş birliğiyle kültür sanat alanında arşivcilik ve dijital teknolojilerin rolünü tartıştı. Uzmanlar, 15 milyondan fazla görselin bulunduğu dijital süreçlerde bağlam koruma ve içerik yönetiminin zorluklarını değerlendirdi.
Anadolu Ajansı görsel arşivinde 15 milyondan fazla fotoğraflık devasa bir içerik barınıyor.
Yapay zeka uygulamaları, arşivlerdeki farklı formatlardaki verileri birbiriyle ilişkilendirme imkanı sunuyor.
Kültür sanat faaliyetlerinin bütünlüklü kaydını tutmak, alanın genişlemesi nedeniyle oldukça zorlaşıyor.
Kültür ve Medeniyet Vakfı tarafından düzenlenen 'Kültür-Sanatın İzinde: Etkinlikten Hafızaya' başlıklı program, kültür sanat dünyasının dijitalleşme sürecindeki en büyük engellerini mercek altına aldı. İbrahim Lütfi Oruçoğlu koordinatörlüğünde gerçekleşen oturumda; Anadolu Ajansı, kütüphanecilik sektörü ve akademi dünyasından uzmanlar, görsel ve yazılı belgelerin geleceğe aktarılması noktasında yaşanan teknik zorlukları detaylandırdı.
Anadolu Ajansı Görsel Arşiv Haber Müdürü Esra Hacıoğlu, fotoğrafların hem çekildikleri anda hem de yıllar sonra arşivde yeniden anlam kazandığında ayrı birer yaşama sahip olduğunu belirtti. Ajansın 15 milyondan fazla fotoğraftan oluşan arşivinde, estetik değerin yanı sıra adli kanıt niteliği taşıyacak karelerin de seçilerek korunduğunu vurguladı. Foto muhabirlerinin tek bir etkinlikte binlerce kare çektiğini hatırlatan Hacıoğlu, depolama kapasitesi ve anahtar kelime eksikliğinin operasyonel süreçleri zorladığını ifade etti.
Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Bahar Biçen Aras, kütüphanelerde kaynak seçiminin bütçe, fiziksel alan ve kullanıcı alışkanlıklarına göre belirlendiğini kaydetti. Binlerce kaynağın arasından hangisinin koleksiyona dahil edileceğinin kurum stratejilerine bağlı olduğunu belirten Aras, nadir eserlerin dijitalleştirilerek erişime açılmasının kültürel mirasın korunması açısından taşıdığı değere dikkat çekti. Aras, özellikle yerel albümlerin kitaplaştırılmasının toplumsal hafızayı güçlendirdiğini aktardı.
Yazar ve editör Asım Öz, kültür sanat alanında bir yılın bütünsel kaydını tutmanın imkansızlığına işaret ederek, her şeyin hızla kültürleştiği günümüzde seçici olmanın gerekliliğini savundu. Arşiv çalışmalarının sadece büyük merkezlere odaklanmaması, Türkiye genelindeki yerel faaliyetlerin de kapsanması gerektiğini vurgulayan Öz, eleştirel değerlendirmelerin eksik kaldığı bir arşivin eksik kalacağını ifade etti. Etkinlik tartışmalarının kayıt altına alınması, gelecekte yapılacak sanat araştırmaları için kritik bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.
Dr. Sümeyye Akça ise kültürel mirasın sadece eserin kendisine değil, bağlamına odaklanılarak korunabileceğini savundu. Yapay zeka ve dijital ontolojilerin, farklı formatlardaki görüntü ve metinleri ortak bir sistemde etiketleyerek araştırmacıların işini kolaylaştırdığını belirtti. Akça, 1980 sonrasında uluslararası sözleşmelerle çerçevesi çizilen bu mirasın, dijitalleşme sayesinde artık daha sürdürülebilir bir yapıya kavuştuğunu söyledi.
AI YORUMU
Kültür sanatın dijital hafızasını inşa etmek, yalnızca yüksek kapasiteli sunuculara değil, verinin bağlamını doğru kodlayacak akıllı ontolojilere bağlıdır. 15 milyonluk devasa bir görsel havuzunu yöneten Anadolu Ajansı gibi kurumların yaşadığı anahtar kelime zorluğu, aslında tüm dijital arşivlerin yapısal sorunu haline geldi. Eğer etkinlik içerikleri eleştirel notlarla birlikte dijitalleştirilmezse, gelecekte sadece fotoğrafı olan ancak ne anlatıldığı unutulmuş boş bir mirasla karşılaşırız. Arşivleme süreçlerinde yapay zeka entegrasyonu, sadece bir kolaylık değil, verinin anlamını yitirmeden aktarılması için zorunlu bir tercih haline gelmiştir.
HBO, It: Welcome to Derry dizisini Cadılar Bayramı özelinde ekrana getirdi. Yayınlanan 'A Story of Derry' bölümü, ana hikayeden yüzyıllar önceki bir dönümü konu alıyor. Seri, 2. sezon onayı ile devam kararı aldı.
HBO, 2. sezon öncesi sürpriz özel bölüm yayınladı
A Story of Derry, Pennywise ile bağlantılı çocukları anlatıyor
2. sezon 1935'e, 27 yıl geriye gidecek
HBO, korku türündeki popüler yapımı It: Welcome to Derry için beklenmedik bir hamle gerçekleştirdi. Cadılar Bayramı kutlamaları kapsamında platform, 2. sezon başlamadan önce izleyicilere sürpriz bir bölüm sunmayı tercih etti. Bu strateji, serinin hayranlarında sezon başlangıcına kadar sürecek bir merak uyandırmayı hedefliyor. Özel bölümün yayınlanması, dizinin devamının geleceğine dair somut bir sinyal olarak da değerlendiriliyor.
Ekranlara 'A Story of Derry' adıyla gelen bu özel bölümda, ana hikayeden yüzyıllar önceki bir zaman diliminde yaşanan olaylar işleniyor. Senaryonun merkezinde, Pennywise ile doğrudan bağlantılı olduğu iddia edilen bir ruhun yollarının kesiştiği bir grup çocuk yer alıyor. Bu bölüm, ana seriden bağımsız bir öykü kurgusu sunarak dizinin mitolojisini genişletme amacı taşıyor. Yeni karakterlerin ve olay örgüsünün ana hikayeye nasıl bağlanacağı, izleyiciler tarafından merak konusu.
Dizinin kronolojisine bakıldığında, ana hikaye 1962 yılında geçiyor; bu tarih, daha önceki IT filmlerindeki olayların 27 yıl öncesine denk geliyor. Olaylar, Pennywise'ın her 27 yılda bir uyandığı ve korku saçtığı Derry kasabasında konumlandırılmış durumda. Bu yapı, korku türündeki döngüsel zaman algısını vurgulayan önemli bir anlatım teknik olarak öne çıkıyor. Karakterlerin tamamen yeni olması, izleyicinin olaylara yabancılık duyarak tazelik yaşamasını sağlıyor.
HBO yönetimi, dizinin 2. sezonu için resmi onayı vermiş ancak çekimlerin henüz başlamadığı bilgisi paylaşıldı. Yapım ekibinin planına göre, her yeni sezon kronolojik olarak daha geriye doğru bir zaman dilimine gidecek. Bu sayede üç sezonluk büyük bir hikaye, sonundan başına doğru yani tersten anlatılacak bir yapıda izleyiciye sunulacak. Bu strateji, finaldeki olayların neden böyle sonuçlandığını izleyiciye katman katman açıklamayı hedefliyor.
Yaklaşan 2. sezon, hikayeyi 1935 yılına taşıyacak; bu, ana çarpışmadan 27 yıl öncesine tekabül ediyor. İlk sezonda tanışılan bazı karakterler, bu yeni sezonda 27 yıl önceki halleriyle hikayede yer alacak. Bu durum, karakter gelişimini ve motivasyonlarını daha derinlemesine keşfetme fırsatı sunuyor. IT filmlerinde ileriye doğru zaman sıçraması yapılırken, dizinin geriye dönük ilerlemesi farklı bir sinematik deneyim vadediyor.
Yapımın bu hamlesi, HBO'nun diğer yapımlarında da izlediği 'özelliğin değerini koruma' politikasının bir yansıması olarak görülebilir. Sürpriz bölüm, izleyiciyi meşgul ederken prodüksiyon ekibine hazırlık zamanı tanıyor. Dizinin başarısı, bu döngüsel anlatımın ne kadar tutarlı kurgulanacağına bağlı olacak. İzleyici, her sezon biraz daha geriye giderek, Derry kasabasının ve Pennywise'ın kökenlerine daha yakından tanıklık etme imkanı bulacak.
AI YORUMU
HBO'nun sezon öncesi sürpriz bölüm yayınlama stratejisi, izleyiciyi bekletme ve merak uyandırma açısından akıllıca; ancak 27 yıllık geriye dönük kronolojinin zamanla karmaşıklaşma riski taşıyor. It filmlerinin ileriye dönük anlatımıyla kıyaslandığında, dizinin tersten anlatım tercihinin izleyicinin hafızasını zorlayabileceği öngörülebilir. Bu format, özellikle detaylara takılan ve mitolojiyi derinlemesine inceleyen hayran kitlesi için cazip, ancak tempo beklentisi yüksek izleyici için yorucu olabilir. Üç sezonluk planın başarıya ulaşması, her bağlama yerleştirdiği zaman diliminin kendi içinde tatmin edici bir hikaye sunmasına bağlı.