PİYASA
Dünya

James Comey'ye üçüncü kez federal suç isnadı getirildi

James Comey'ye üçüncü kez federal suç isnadı getirildi

Özet

Eski FBI Başkanı James Comey'ye, 2016'da New York Times'a sızdırıldığı iddia edilen gizli bilgi yüzünden üçüncü kez ceza davası açıldı. Comey suçlamaları reddederek süreci siyasi bir intikam olarak nitelendirdi. Avukatları ise dosyanın zaman aşımı süresini aştığı görüşünde.

Öne çıkanlar

  • Comey'ye 2016'da NYT'a sızıntı iddiasıyla üçüncü kez dava açıldı
  • Savcılar, dosyada iki ayrı suç sayfası yer aldığını açıkladı
  • Avukatlar 10 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu savunuyor

Haberin Detayı

ABD Adalet Bakanlığı, eski FBI Başkanı James Comey hakkında yeni bir ceza soruşturması başlattı. Federal savcılar, Comey'nin 2016 yılı ekim ayında New York Times gazetesine ulusal savunma bilgileri sızdırdığı iddiasıyla yargı önüne çıkarılacağını mahkeme dosyasına taşıdı. Bu adım, Comey'nin Trump döneminde FBI'dan uzaklaştırılmasının ardından hükümetin başlattığı üçüncü yargı süreci niteliğinde.

Sürecin tartışıldığı federal adliye binası

Üç sayfalık mahkeme belgesinde suçlamaların detayları kısıtlı tutulsa da Comey'in avukatları, iddiaların 2016'daki sızıntıya dayandığını açıkladı. Eski federal savcı Glenn Kirschner, olaydan geçen 10 yıllık süre zarfında zaman aşımı hakkının devreye girdiğini ve davanın düşürülme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti. Kirschner, bu sürecin siyasi intikam amaçlı bir girişim olduğunu da savundu.

Comey, Substack platformunda paylaştığı video mesajında suçlamaları reddederek adalet sisteminin bağımsızlığına inancını koruduğunu ifade etti. "Bu, Adalet Bakanlığı'nın görevinin korkunç bir istismarıdır" diyen Comey, suçsuzluğunu ve bu süreçten korkmadığını vurguladı. Hukuki süreçte suçlama, jüri onayı gerektiren iddianame yerine savcının doğrudan sunduğu suç duyurusu formatında ilerliyor.

Bu dava, Comey'nin siyasi kariyerindeki en çalkantılı döneme işaret eden daha önceki iki sürecin devamı niteliğinde bulunuyor. Eylül 2025'te Kongre'deki yalan iftira ve usulsüzlük iddialarıyla başlayan ilk dava, kasım ayında düşürülmüştü. Nisan 2026'da ise sosyal medya paylaşımıyla ilgili olarak Trump'ın hayatına yönelik tehdit iddiasıyla ifade veren Comey, hâlâ yargılanıyor.

Davayla aynı gün gelen başka bir kararda, Comey'nin kızı ve federal savcı Maurene Comey'nin işten çıkarılmasının yasa dışı olduğu hükme bağlandı. Mahkeme, Trump yönetiminin Maurene Comey'yi göreve iade etmesi ve eksik maaşları ödemesi gerektiğine karar verdi. Bu karar, Comey ailesi üzerindeki baskıların hukuki boyutunu genişleten bir adım olarak kayıtlara geçti.

Hukuk çevreleri, 10 yıllık zaman aşımı süresinin aşılması nedeniyle yeni açılan davanın davalı lehine sonuçlanabileceğini öngörüyor. Savcılık makamlarının iki farklı ekiple bu konuyu araştırmış ve önceki dönemde suç unsuru bulamamış olması, iddiaların zayıflığını destekliyor. Siyasi gözlemciler ise bu sürecin, Trump yönetimi ile eski güvenlik bürokrasisi arasındaki gerilimin yeni bir yansıması olarak değerlendiriyor.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Adalet mekanizmasının zaman aşımı kurallarını esnetmek, hukuki değil tamamen siyasi bir irade beyanına dönüşüyor. 2016 tarihli bir olayın 2026'da yeniden dava konusu yapılması, savcılığın tutarlılığından çok siyasi hesaplaşma motivasyonunu öne çıkarıyor. Bu durum, ABD'de yargı bağımsızlığına güvenin zedelenmesine ve bürokratik yapının siyasi sadakate göre şekillenmesine yol açıyor. Zaman aşımı kuralının aşılmaya çalışılması, benzer siyasi davalarda emsal oluşturarak hukuki belirsizliği artırabilir.

AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    Mahkeme, Comey'nin kızı için masraflı tazminat kararı verdi

    ABD'li federal yargıç, eski FBI Başkanı James Comey'nin kızının hukuka aykırı şekilde işten atıldığını hükme bağladı. Maurene Comey'nin Adalet Bakanlığı'na karşı açtığı davada, görevine iadesi ve Temmuz ile Aralık 2025 arasındaki maaşların ödenmesi emredildi. Hükümet, kararın anayasal ilkeleri çiğnediğini belirterek temyize gideceğini açıkladı.

    • Yargıç Furman, Comey'nin işten çıkarılmasının anayasaya aykırı olduğunu savundu.
    • Maurene Comey'nin Temmuz-Aralık 2025 arası geriye dönük maaşı ödenecek.
    • Adalet Bakanlığı, kararı kabul etmeyip yasal süreci temyizde sürdürecek.

    New York'ta federal savcı olarak görev yapan Maurene Comey, Temmuz 2025'te işten çıkarılmasının ardından ABD Adalet Bakanlığı'na karşı hukuk mücadelesi başlattı. Kendi avukatları aracılığıyla dilekçe veren Comey, babasının eski FBI Başkanı James Comey olması ve siyasi eğilimleri nedeniyle mesleki kariyerinin sona erdirildiğini öne sürdü. Yargıç Jesse Furman, iddiaların haklılığını kabul ederek bakanlığın hukuka aykırı davrandığına hükmetti.

    Mahkeme kararına göre, Adalet Bakanlığı Maurene Comey'yi asli görevine iade etmek ve Temmuz 2025'ten Aralık 2025'e kadar olan döneme ait maaşlarını ödemekle yükümlü. Bu tutar, Comey'nin yeni bir işe başladığı tarihe kadar hesaplanan geriye dönük kazanımları kapsıyor. Yargıç Furman, federal savcıların sadece belirli nedenler ve özel prosedürler çerçevesinde görevden alınabileceğini, bu sürecin Comey'nin durumunda ihlal edildiğini belirtti. Ayrıca Comey'nin görevi sırasında Jeffrey Epstein ve Sean 'Diddy' Combs gibi yüksek profilli davaları başarıyla yürüttüğünü ve üstlerinden en yüksek performans puanlarını aldığını vurguladı.

    Olayın arka planında, baba James Comey ile Trump yönetimi arasındaki uzun süreli gerilim yer alıyor. Trump yönetimi, James Comey'yi Kongre'ye yalan söylemek ve Başkan'a ölüm tehdidi yöneltmekle suçlamış, ancak ilk dava yargıcın savcının yasal olarak atanmadığı gerekçesiyle düşürülmüştü. Son dönemde ise James Comey'nin Instagram'da paylaştığı, 86 ve 47 sayılarından oluşan bir deniz kabuğu düzenlemesi, savcılık tarafından Başkan'a yönelik tehdit olarak değerlendirilerek yeni bir dava konusu haline getirilmişti. James Comey bu suçlamaları reddederek kendini savundu.

    Adalet Bakanlığı sözcüsü, yargıç kararını kabul etmedikleri ve süreci yasal olarak temyiz edeceklerini duyurdu. Bakanlık, atama kararının eski Adalet Bakanı Pam Bondi tarafından alındığını ve siyasi bir motivasyondan arındığını savunsa da mahkeme, aksini kabul etti. Maurene Comey'nin avukatları, bu kazanımı yalnızca müvekkillerine değil, tüm kamu çalışanlarına ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkanlara adadıklarını belirtti. Karar, federal savcılıkların bağımsızlığı ve siyasi baskılardan arındırılması açısından emsal niteliği taşıyor.

    Bu karar, ABD'de siyasi sadakatin kamu görevlisi atamalarında belirleyici olma riskine karşı yargısal bir denge unsuru olarak değerlendirilebilir. Maurene Comey'nin dosyasında yer alan Epstein ve Combs davaları, konunun ne kadar hassas ve yüksek profilli olduğunu gösteriyor. Yargıç Furman'ın 'özel bir usul ve belirli nedenler' şartını öne çıkarması, gelecekteki benzer işten çıkarma davalarında savcılara karşı korunma zeminini genişletebilir. Temyiz süreci uzarsa, Comey'nin hukuki mücadelesi Yüksek Mahkeme kapılarına dayanabilir.

    Somut sonuç olarak, Comey yeni işine geçmeden önceki beş aylık maaşını alarak mali kayıplarını telafi edecek. Bu durum, siyasi sebeplerle işten çıkarılan diğer kamu çalışanları için de umut veren bir örnek oluşturuyor. Yargı kararı, federal savcılıkların keyfiyetten uzak, performans ve hukuk odaklı çalışmasını yeniden tesis etme amacını taşıyor. Temyiz sürecinin seyrine göre, ABD federal yargısında kamu kaynaklarının ve personelinin korunması konusunda yeni yargısal standartlar oluşabilir.

    Uzmanlar, bu tür davaların siyasi atmosferden bağımsız hukuki kurallara dayandırılmasının, demokratik kurallara olan güveni pekiştirdiğini belirtiyor. Comey'nin durumunda olduğu gibi, aile bağlarının veya siyasi görüşlerin kariyer sonu getirmesi, anayasal hakların ihlali olarak görülüyor. Yakında temyiz süreci başlayacak ve bu karar, ABD federal yargısında kamu hizmetinde siyasi baskının sınırlarını yeniden çizme potansiyeli taşıyor.

    AI YORUMU

    Adalet Bakanlığı'nın temyize gitmesi, hukuki bir itirazdan çok, siyasi bir direnç gösterir gibi duruyor. Yargıç Furman'ın Epstein ve Combs davalarındaki performansı somut kanıt olarak kabul etmesi, atamanın tamamen siyasi saiklerle yapıldığını ispatlıyor. Bu karar, ABD'de orta kademeli bürokrasi için 'başkanın muhalifi olursan işsiz kalırsın' algısını kırma riskini taşıyor. Temyiz süreci uzarsa, federal savcılıkların bağımsızlığı tartışmasında yeni bir emsal doğar ve siyasi sadakat ile mesleki yetkinlik arasındaki çizgi netleşir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Varank'tan Ali Koç'un Gazze ambulans açıklaması

    Mustafa Varank, Ali Koç'un Gazze için ambulans tahsisiyle ilgili verdiği sözü kamuoyuna aktardı. Varank, yapılan açıklamada sürecin devam ettiğini ve lojistik desteklerin sürdüğünü belirtti. Türkiye'nin insani yardım çabalarında yeni bir adım daha atılmış oldu.

    • Varank, Koç'un ambulans sözünü doğruladı
    • Gazze'ye lojistik destek sağlanıyor
    • Türkiye insani yardım kanalını güçlendiriyor

    Mustafa Varank, sosyal medya üzerinden yaptığı kısa açıklamayla Ali Koç'un Gazze için taahhüt ettiği ambulans hizmetine dair bilgilendirmede bulundu. Varank, eski bakanken Fenerbahçe Kulübü Başkanı olan Koç'un bu alanındaki desteğinin devam ettiğini vurguladı. Açıklama, Türkiye'den Filistin'e yönelik insani yardım akışının yeni bir boyut kazandığına işaret ediyor.

    Ali Koç, daha önceki süreçlerde de Gazze'deki sağlık krizine karşı duyarlılık göstermiş ve çeşitli desteklerin koordinasyonuna öncülük etmişti. Varank'ın bu konudaki açıklaması, iki ismin ortak geçmişine ve mevcut insani sorumluluk bilincine dayanan bir dayanışma örneği niteliği taşıyor. Ambulans tahsisi, bölgedeki yaralıların ve hastaların acil tıbbi müdahaleye ulaşması açısından kritik bir rol üstleniyor.

    Türkiye, son dönemde Gazze'ye yönelik insani yardım çalışmalarını devlet kurumlarının yanı sıra sivil toplum kuruluşları ve özel sektör figürlerinin desteğiyle sürdürüyor. Bu süreçte lojistik altyapı, tıbbi malzeme ve ulaşım hizmetleri öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Varank'ın açıklaması, bu çok katmanlı yardım ağının işlevselliğini koruduğunu gösteriyor.

    Gazze'de altyapı hasarı ve sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar, dışarıdan gelen ambulans ve tıbbi lojistik desteğini vazgeçilmez kılıyor. Türkiye'nin bu alandaki aktif rolü, bölgedeki sağlık geçişlerinde süreklilik sağlama hedefiyle uyumlu. Koç'un verdiği sözün yerine getirilmesi, hem siyasi hem de insani düzeyde somut bir katkı olarak değerlendiriliyor.

    Bu açıklama aynı zamanda Türkiye'ye gelen uluslararası gözlerin, ülkenin insani yardım lojistiğindeki yetkinliğini yeniden hatırlatma fırsatı sunuyor. Bölgedeki savaş ortamı, yardım kollarının kesintisiz işlemesini zorlaştırsa da Türk yetkililerin ve iş dünyasının ortak çabaları bu aksaklıkları minimize etmeye yönelik. Ambulans desteği, yaraların sarılmasında hayati bir halka işlevi görüyor.

    Önümüzdeki dönemde bu tür insani yardımların kapsamının ne şekilde genişleyeceği merak konusu. Varank ve Koç'un ortak duruşu, Türkiye'nin bölgesel krizlerdeki müdahil ve çözüm odaklı tutumunun bir yansıması. Gazze'ye yönelik tıbbi lojistik koridorunun güçlenmesi, uluslararası toplumun beklentilerini karşılama açısından da belirleyici olacak.

    AI YORUMU

    Varank'ın açıklaması, siyasi figürler ile iş dünyası liderleri arasındaki iş birliğinin insani krizlerde somut bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Ali Koç'un Gazze'ye ambulans taahhüdü, Türkiye'nin lojistik kapasitesinin hassas bölgelere taşınabilirliğine dair bir kanıt niteliğinde. Bu durum, yalnızca sağlık hizmetini değil, aynı zamanda Türkiye'nin bölgesel diplomatik ağırlığının üretimini de temsil ediyor. Eğer bu lojistik köprü devamlılık kazanırsa, Türkiye bölgedeki insani yardım standartlarını belirleyen merkez konumuna yükselebilir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Savaş sahası dijitalleşti: Siber saldırılar radar ağlarını kör ediyor

    Modern çatışmalar artık fiziksel siperlerden önce dijital dünyada, veri merkezleri ve yapay zeka algoritmaları üzerinden yürütülüyor. İran'a yönelik operasyonda kullanılan siber müdahaleler, iletişim ağlarının nasıl tamamen işlevsiz bırakılabileceğini gösterirken savaş doktrinlerinin kökten değiştiğini gözler önüne seriyor.

    • İran operasyonunda 12 hücresel anten siber saldırıyla devre dışı bırakıldı.
    • Pentagon ve OpenAI, yapay zeka tabanlı stratejik harp unsurları için anlaşma imzaladı.
    • İsrail istihbaratı Unit 8200, trafik kameralarına sızarak anlık veri akışı sağladı.

    Modern savaş doktrini, geleneksel askeri yöntemlerin ötesine geçerek dijital alanda yürütülen operasyonlarla şekilleniyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan küresel siber güvenlik alarmı, yazılım altyapılarındaki en küçük açığın bile devletlerin bilgi sistemlerini nasıl felç edebileceğini kanıtladı. Özellikle PHP altyapısındaki kritik güvenlik zafiyetleri, sağlık ve finans verileri başta olmak üzere milyonlarca hassas bilginin risk altına girmesine yol açtı.

    Türkiye Siber Güvenlik Başkanlığı bu risklere karşı ülke genelinde geniş çaplı tarama faaliyetleri yürütürken, Avrupa'da Almanya ve Fransa gibi ülkeler kamu hizmeti veren internet sitelerine erişimi geçici olarak durdurdu. Siber uzaydaki bu tür bir açıklık, artık devletlerin savunma mekanizmalarını tamamen devre dışı bırakabilecek bir güç olarak görülüyor. Dijital fırtınaların izlerini taşıyan yeni nesil savaşlarda, fiziksel hamlelerden önce yoğun veri akışları yönlendiriliyor.

    İran'a yönelik gerçekleştirilen operasyon, siber savaşın, yapay zeka teknolojilerinin ve uzay tabanlı sistemlerin bir arada kullanıldığı en somut örneklerden biri oldu. ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, operasyonun ardından yaptığı açıklamada İran'ın tespit etme ve tepki verme yeteneklerinin tamamen kör edildiğini belirtti. Bu durum, fiziksel çatışma başlamadan çok önce dijital cephede savaşın neticelendiğini gösterdi.

    Operasyonun perde arkasında İsrail istihbarat birimi Unit 8200 ve MOSSAD'ın yoğun bir veri analizi yürüttüğü ortaya çıktı. Şehir içi trafik kameralarının şifrelenmesiyle elde edilen görüntüler, Tahran'daki üst düzey isimlerin hareketlerini saniye saniye izlenebilir kıldı. Hamaney'in ikametgahının bulunduğu bölgedeki 12 hücresel antene yapılan müdahale, iletişim hatlarını tamamen meşgule düşürerek saldırı uyarılarının iletilmesini engelledi.

    Savaş teknolojilerindeki bu değişim, özel sektör ve devlet iş birliklerini de zorunlu kıldı. OpenAI CEO'su Sam Altman, Pentagon ile yapılan dev anlaşmayı doğrulayarak büyük dil modellerinin stratejik harp unsurları olarak kullanılacağını ifade etti. Artık yazılımlar sadece sohbet arayüzleri değil, askeri hedefleri belirleyen ve kararları şekillendiren veri işleme merkezleri olarak görev yapıyor.

    Uzay cephesinde ise Starlink terminalleri üzerinden sağlanan iletişim ağı, büyük bir rekabet alanı haline geldi. İran'a sokulan 6 bin Starlink terminali dijital iletişimi ayakta tutmaya çalışırken, karşı taraftaki Çin menşeli sinyal karıştırıcı sistemler uydu ağlarını engelledi. Veri merkezlerini ve algoritmaları hedef alan bu yeni çağda, elinde en çok ve en hızlı işlenebilir veriyi tutan taraf savaşın kazananı oluyor.

    AI YORUMU

    Savaşların fiziksel varlıklardan çok veri setleri üzerinden yürütülmesi, savunma harcamalarının yönünü donanımdan yazılıma kaydırıyor. Özellikle 6 bin Starlink terminali ve trafik kamerası verilerinin işlenmesi, günümüzde istihbaratın tek bir saniyede bile ne kadar çok veriyi askeri hedefe dönüştürebildiğini gösteriyor. Bu durum, yapay zeka modellerinin askeri stratejiye dahil edilmesiyle artık karar mekanizmalarının hızının insan kapasitesinin çok ötesine geçtiğini kanıtlıyor. Gelecekte askeri kapasite, füze sayısı yerine algoritmaların işlem hızı ve ağ güvenliği ile ölçülecek.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    İran ABD'den müzakere için 7 şartı kabul etmesini istiyor

    Tahran yönetimi, Washington ile yapılacak görüşmelerin temelini belirleyen yedi maddelik bir şart listesini masaya yatırdı. İran, ABD'yi bu şartları kabul etmeye çağırıyor. Süreç, tarafların diplomasiye olan bağlılığını sorgulatıyor.

    • İran, ABD'ye müzakere için 7 şart sundu
    • Tahran, şartların kabulü için uyarıda bulundu
    • Görüşmelerin geleceği bu taleplere bağlı

    İran Dışişleri yetkilileri, Amerika Birleşik Devletleri ile yürütülecek olası müzakereler öncesinde yedi maddelik bir talep listesini açıkladı. Tahran yönetimi, bu şartların müzakerelerin temelini oluşturduğunu ve kabul edilmediği takdirde görüşmelerin anlamsız hale geleceğini belirtiyor. İranlı diplomatlar, ABD'nin müzakerelere gerçekten niyetli olduğunu kanıtlaması için bu maddeleri önceden kabul etmesi gerektiğini vurguluyor.

    Listede yer alan şartlar arasında nükleer programın kapsamı, yaptırımların kaldırılması ve diplomatik güvence mekanizmaları gibi konuların yer aldığı tahmin ediliyor. İran, geçmiş süreçlerde yaşanan aksaklıklardan ders çıkardığını ve bu sefer daha net sınırlar çizmek istediğini ifade ediyor. Washington'un bu taleplere vereceği tepki, iki ülke arasındaki gerginliğin seyrini belirleyecek en kritik faktör olarak görülüyor.

    ABD tarafı henüz koşullu kabulde bulunmadığı için müzakerelerin başlaması belirsizliğini koruyor. Uluslararası toplum, diplomatik çözümün sağlanması için tarafları uzlaşmaya çağırırken, tahterevalli dengesi niteliğindeki bu süreç bölgedeki istikrarsızlığı artırma riski taşıyor. Tahran'ın bu tavrı, Batılı müttefikleri ve bölge ülkeleri nezdinde de farklı tepkilere yol açabilir.

    Süreç akıbeti, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın vereceği resmi yanıtla netleşecek. Tahran, şartların reddedilmesi durumunda alternatif diplomasi yollarını zorlayacağının sinyallerini veriyor. Bölgedeki enerji tedariki ve güvenlik dengeleri, bu diplomatik krizin çözümüyle doğrudan bağlantılı hale gelmiş durumda.

    Taraflar arasındaki görüşmelerin hangi zeminde ve ne zaman başlayacağı henüz kesinlik kazanmadı. İran'ın şartları, müzakerelerin içeriğinden çok süreç başlama koşulu olarak sunulması dikkat çekici. Diplomatik kaynaklar, Washington'un da kendi kırmızı çizgilerini koruyarak masaya oturmak istediğini belirtiyor.

    Olası bir anlaşma durumunda bölgedeki gerilim seviyesinin düşmesi beklenirken, anlaşmasızlık halinde yaptırımların yeniden sıkılaştırılması gündeme gelebilir. İranlı yetkililer, ulusal çıkarlarını korumaya yönelik bu adımların geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru ilerlemediğini umut ettiklerini ifade ediyor. Diplomatik çözüm yolunun açık kalıp kalmayacağı, önümüzdeki haftalarda atılacak adımlara bağlı olacak.

    Bu süreç, yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik trafiği değil, küresel enerji piyasalarını da etkileyecek bir nitelik taşıyor. Uluslararası kurumlar, tarafların diyalog masasına dönülmesi için diplomatik baskıyı sürdürüyor. Nükleer silah yayılmasını önleme rejiminin geleceği de bu müzakerelerin sonucuna göre şekillenecek.

    Tahran'ın sunduğu şartlar, ABD'nin müzakere stratejisini yeniden gözden geçirmesini gerektiriyor. Diplomatik kanalların tamamen kapanmaması, bölgesel istikrar açısından kritik bir eşiği temsil ediyor. Tarafların nihai pozisyonları, önümüzdeki günlerde yapılacak resmi açıklamalarla kamuoyuyla paylaşılacak.

    AI YORUMU

    İran'ın masaya 7 şartı birden koyması, diplomasiyi pasif bekleme modundan çıkarıp aktif pazarlık zeminine taşıyor. Bu taktik, ABD'yi ya şartları tek tek kabul etmeye ya da müzakereden tamamen çekilmeye zorlayan bir ikilem yaratıyor. Washington'un nükleer program konusunda gösterdiği sert tutum, Tahran'ın bu taleplerini karşılamasını zorlaştıran bir faktör. Bölgedeki enerji güvenliği açısından, müzakerelerin başlaması bile piyasalar için olumlu bir sinyal niteliği taşırken, anlaşmazlık halinde petrol fiyatlarındaki dalgalanma riski artıyor. Senaryo olarak değerlendirildiğinde, şartların esnetilmesi sağlanamazsa diplomatik kanalın tamamen kapanma olasılığı yüksek görünüyor.

    Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler