İstanbul'daki Şiddetli Yağışlar Sonrası Gizli Dere Yatakları Ortaya Çıktı
•2 dk okuma
Paylaş
HGündem
Fotoğraf: Yeni Şafak
Özet
Geçtiğimiz günlerde etkili olan sağanak yağışlar, İstanbul'un asfalt ve betonla örtülen eski dere yataklarını ve su yollarını yeniden gündeme getirdi. Yapılan akademik araştırmalar, şehirdeki yüzlerce ana dereden yalnızca çok az bir kısmının özgün yapısını koruyabildiğini gösteriyor.
Öne çıkanlar
İstanbul'da incelenen 106 ana dereden yalnızca 15'i doğal yapısını koruyabiliyor.
Vatan Caddesi ve Barbaros Bulvarı gibi işlek yollar eski dere yatakları üzerinde bulunuyor.
Betonlaşma yağmur suyunun toprağa sızmasını engelleyerek taşkın riskini artırıyor.
Haberin Detayı
Şehir genelinde yaşanan son sağanaklar, sokakların göle dönmesine ve bazı akarsuların taşmasına yol açarken, metropolün altındaki unutturulmuş su ağını da gözler önüne serdi. Günlük yaşamda milyonlarca insanın kullandığı pek çok ana arter ve meydan, tarihsel süreçte birer vadi veya dere güzergâhı olarak biliniyordu. Tarihî haritalar incelendiğinde, bugünkü yoğun ulaşım akslarının önemli bir bölümünün eski su yollarının üzerine kurulduğu net bir şekilde görülüyor.
Örnek vermek gerekirse, kentin en kalabalık bulvarlarından biri olan Vatan Caddesi geçmişte Bayrampaşa Deresi'nin aktığı vadide yer alıyordu. 1950'li yılların ortalarında gerçekleştirilen imar faaliyetleri sırasında bölgedeki bostanlar yok edilmiş, üzerindeki tarihî köprü yıkılmış ve akarsu geniş bir bulvara dönüştürülmüştü. Benzer bir dönüşüm Beşiktaş hattında da gözlemleniyor; Barbaros Bulvarı Hasanpaşa Deresi'nin yatağı üzerine inşa edilirken, Ortaköy'deki Dereboyu Caddesi de adını aldığı su yolunun yerini almış durumda.
İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından yürütülen kapsamlı bir akademik çalışma, kentsel dönüşümün su havzaları üzerindeki tahribatını rakamsal olarak ortaya koyuyor. İçme suyu kaynakları haricindeki 106 ana dereyi kapsayan inceleme, su ağının yüzde seksen beş oranında özgün dokusunu yitirdiğini veya risk altında bulunduğunu doğruluyor. Yanlış arazi politikaları, akarsu güzergâhlarının daraltılması ve üzerlerinin tamamen kapatılması, meteorolojik olaylar sırasında suyun akış dinamiğini doğrudan değiştiriyor.
Asfalt ve beton kaplamalar yağmur sularının emilmesini önleyerek akış hızını yükseltiyor ve alçak kesimlerde birikmelere neden oluyor. Uzmanlar, kapalı kanallara alınan ya da daraltılan su yollarının yukarı havzalardan gelen taşkın sularını taşıyamadığını belirtiyor. Altyapı yetersizlikleriyle birleşen bu durum, aşırı yağışlarda kent sakinlerinin mağduriyet yaşamasına zemin hazırlıyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Şehrin coğrafi gerçekliği ile dayatılan yapılaşma arasındaki çelişki, her sağanak yağışta faturayı doğrudan kentsel altyapıya kesiyor. İTÜ araştırmasındaki 106 dereden sadece 15'inin doğal kalabilmesi, su havzalarının ne kadar hoyratça harcandığının somut kanıtıdır. Önümüzdeki dönemde yerel yönetimlerin sadece mazgal temizliğiyle yetinmeyip vadilerin su toplama kapasitesini dikkate alan bütüncül planlamalara geçmesi şarttır.
Kaynak:
Yeni Şafak
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Sarıyer Ayazağa Mahallesi'nde sel felaketinin izlerini silmek amacıyla dere yatağı üzerine inşa edilen riskli binaların yıkımına başlandı. Çevre ve şehircilik yetkilileri bölgedeki altyapı sorunlarını çözerken kayıp kişileri arama faaliyetlerini de sürdürüyor.
Sarıyer Ayazağa'da dere yatağına kurulan riskli yapılar yıkılıyor.
Bölgedeki sel felaketinde 3 kişi kayıp olarak aranıyor.
Yaklaşık 300 iş yeri şiddetli yağışlar sonrasında kullanılamaz hale geldi.
İstanbul'da son dönemde yaşanan şiddetli yağışlar, altyapı yetersizliği bulunan bölgelerde ağır tahribata yol açtı. Özellikle Sarıyer ilçesine bağlı Ayazağa Mahallesi, 84 yılın yağış rekorunun kırıldığı 14 Ekim'deki felaketten en çok zarar gören yerleşimler arasında yer aldı. Yolların göle döndüğü, yüzlerce aracın sulara kapılarak sürüklendiği afet sonrasında mahallede hasar tespit ve temizlik çalışmaları hız kesmeden devam ediyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un bölgedeki incelemelerinin ardından yetkili kurumlar harekete geçti. Bakan Kurum, mahalledeki temel sorunun kapalı dere yatakları ve çarpık kentleşmeden kaynaklandığını belirterek ıslahat çalışmalarının yapılacağını duyurmuştu. Bu kapsamda İstanbul Valisi Davut Gül'ün talimatıyla dere yatağına kurulan tehlikeli yapıların yıkımına öğle saatlerinde başlandı.
Ekipler, su baskınına uğrayan stat alanından başlayarak iş makineleriyle yıkım ve temizlik faaliyetlerini yürütüyor. Dere üzerinde bulunan demir paneller, beton bloklar ve örülü duvarlar kontrollü şekilde kaldırılıyor. Altyapı problemleriyle uzun süredir gündemde olan bölgede, bir yandan dere ıslahı gerçekleştirilirken diğer yandan da kayıp olduğu bildirilen 3 kişiyi bulmak için yoğun arama çalışmaları sürdürülüyor.
Afetin izlerini silmek için 300'e yakın iş yerinin zarar gördüğü mahallede aralıksız mesai harcanıyor. Ekipler, sel sularının sürüklediği araçların izini sürmenin yanı sıra dere yatağındaki kaçak ve riskli yapı stoğunu tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor.
AI YORUMU
Ayazağa'daki bu yıkım hamlesi, yıllardır ihmal edilen kentsel planlama hatalarının ve dere yataklarına yapılaşma izni verilmesinin ne denli büyük bir güvenlik riski oluşturduğunu acı bir şekilde gösterdi. Yüzlerce iş yerinin kullanılamaz hale gelmesi ve kayıp vakalarının yaşanması, yerel yönetimler ile merkezi idarenin imar denetimlerinde artık taviz vermemesi gerektiğini kanıtlıyor. Bundan sonraki süreçte sadece yıkımla yetinilmeyip, mahallenin altyapısının tamamen yenilenmesi ve benzer taşkınlara karşı kalıcı mühendislik çözümlerinin hayata geçirilmesi şart.
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi, kentteki şebeke suyuna kanalizasyon karıştığına yönelik iddiaların asılsız olduğunu duyurdu. Günlük ortalama 3 milyon 200 bin metreküp suyun sürekli denetlendiği ve bağımsız laboratuvarlar tarafından incelendiği açıklandı.
Günlük ortalama 3 milyon 200 bin metreküp içme suyu dağıtılıyor.
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü 39 ilçeden düzenli numune alıyor.
Su kalitesi 7 gün 24 saat çevrim içi sistemlerle takip ediliyor.
Son günlerde sosyal medya platformlarında hızla yayılan ve şehir şebekesine lağım suyu karıştığı yönündeki iddialar üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki yetkili merci kapsamlı bir bilgilendirme yayımladı. Kurum, paylaşılan içeriklerin tamamen gerçek dışı olduğunu ve halk sağlığını tehdit eden herhangi bir olumsuzluğun bulunmadığını net bir dille ifade etti.
Açıklamada, kentin su ihtiyacını karşılayan kaynakların arıtma tesislerinden musluklara ulaşana kadar her aşamada sıkı bir süzgeçten geçirildiği vurgulandı. Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan ilgili yönetmelik esas alınarak akredite laboratuvarlarda gerçekleştirilen testlerin kesintisiz sürdürüldüğü bilgisi paylaşıldı.
Yalnızca kurum içi denetimlerle yetinilmediği, İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerinin metropolün 39 ilçesindeki farklı noktalardan periyodik olarak numuneler topladığı da aktarıldı. Bu bağımsız incelemelerin, şebekeye verilen suyun yürürlükteki kalite kriterlerini eksiksiz şekilde karşıladığını tescillediği belirtildi.
On altı milyonluk kentin güvenli suya erişimi için yürütülen faaliyetlerin hassasiyetle devam ettiği hatırlatılırken, temelsiz paylaşımlara itibar edilmemesi gerektiği yinelendi. Resmî mercilerin dışındaki kaynaklardan yayılan iddiaların karmaşa yaratmayı amaçladığına dikkat çekilerek vatandaşların yalnızca yetkili kurum duyurularını dikkate alması istendi.
AI YORUMU
Sosyal medyada hızla yayılan dezenformasyon dalgaları, özellikle kritik altyapı hizmetlerinde toplumsal paniği tetikleyebiliyor. Günlük 3 milyon 200 bin metreküp su tüketen devasa bir metropolde bu tür asılsız iddiaların tahlil sonuçlarıyla çürütülmesi şeffaflık açısından elzemdir. Vatandaşların resmi kurum denetimlerine güvenmesi ve doğrulanmamış içeriklere karşı temkinli yaklaşması gerekiyor.
14 Ekim Çarşamba günü İstanbul’da yaşanan yoğun sağanak, Sarıyer’in Ayazağa Mahallesi’nde sel sularının yükselmesine yol açtı. Yüksek kesimlerden gelen su, bir siteye ait istinat duvarlarını çürütüp yerleşim alanına sızdı. Su, siteyi geçerek yollara ve çevre alanlara yayıldı.
14 Ekim’de yoğun sağanak
İstanbul Ayazağa Mahallesi’ndeydi
İstinat duvarı yıkıldı
14 Ekim Çarşamba günü, İstanbul’un Sarıyer ilçesinde meydana gelen yoğun sağanak yağışlar, yüksek kesimlerden gelen sel sularının hızla yükselmesine sebep oldu. Bu durum, Ayazağa Mahallesi’nde yer alan bir siteye ait istinat duvarlarını yıkadı ve su, siteye dolarak çevre alanlara yayıldı.
Sitedeki su baskını, yerleşim alanındaki altyapıyı etkiledi. Yıkılan duvar, suyun girişini engellemekte önemli bir rol oynadı; ancak yıkılmasıyla birlikte su, yolların üzerinden geçerek komşu mahalleleri de etkiledi.
Yerel yetkililer, sel sularının hızla yükselmesiyle birlikte acil durum ekiplerini harekete geçirdi. Ekipler, suyun yayılmasını durdurmak için geçici bariyerler kurdu ve etkilenmiş bölgeyi tahliye etmeye başladı.
Bu olay, altyapı güvenliği ve sel yönetimi konularında yeni önlemlerin alınması gerektiğini gösteriyor. İlgili belediye ve acil durum yönetim birimleri, benzer durumların tekrar yaşanmaması için istinat duvarlarının güçlendirilmesini planlıyor.
AI YORUMU
Bu olay, altyapı güvenliğinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. İstinat duvarlarının yıkılması, sel sularının hızlı yayılmasına ve geniş alanları etkilemesine yol açtı. Bu yüzden, özellikle yağışlı dönemlerde, altyapı denetimlerinin sıkılaştırılması ve önleyici tedbirlerin artırılması gerekmektedir. Belediyeler, benzer riskleri minimize etmek için yapıların dayanıklılığını yeniden değerlendirmeli ve gerekirse güçlendirme çalışmaları başlatmalıdır.
İstanbul'da yaşanan şiddetli yağışların ve sel baskınlarının ardından, Ayazağa'da dere yatağı içerisinde yer alan riskli yapılar yıkılmaya başlandı. Söz konusu operasyon kapsamında Kur'an kursu, spor tesisi ve çeşitli dükkanlar sökülüyor.
Ayazağa dere yatağındaki riskli yapıların yıkımına başlandı.
Yıkım kapsamına Kur'an kursu, spor tesisi ve dükkanlar alındı.
Vali Davut Gül, vatandaşların mağdur edilmeyeceğini açıkladı.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul genelinde etkili olan aşırı yağışlar ve beraberinde gelen su baskınları, kentin altyapı sorunlarını yeniden gündeme taşıdı. Yaşanan felaketin ardından yetkili merciler hızlı bir aksiyon alarak tehlike arz eden bölgelerde incelemeler başlattı. Bu kapsamda Sarıyer ilçesine bağlı Ayazağa mahallesinde su akışını engelleyen ve risk oluşturan yapıların ortadan kaldırılması kararlaştırıldı.
Bölgede yürütülecek çalışmaların detaylarını paylaşan İstanbul Valisi Davut Gül, Büyükşehir Belediyesi, İSKİ, Sarıyer Belediyesi ve ilgili kamu kuruluşlarının temsilcileriyle kapsamlı bir toplantı gerçekleştirildiğini ifade etti. Toplantıda alınan ortak kararlar doğrultusunda, dere yatağındaki işgallerin tamamen temizlenmesi ve suyun rahatça tahliye edilmesinin sağlanması amaçlanıyor.
Yıkım kararı uygulanan yapılar arasında bir adet Kur'an kursu, bir spor tesisi ve ticari faaliyet gösteren bazı dükkanlar bulunuyor. Yetkililer, bu alanların suyun akış güzergahını daraltarak taşkın riskini artırdığını ve acil müdahale gerektirdiğini belirtti. Ekipler sabah saatlerinden itibaren güvenlik önlemleri eşliğinde iş makineleriyle yıkım faaliyetlerine hız kazandırdı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un talimatlarıyla hareket eden yerel yönetimler, hiçbir hak sahibinin mağduriyet yaşamaması için özel tedbirler devreye soktu. Stadyumun hizmet vermeye devam etmesi ve Kur'an kursunun uygun başka bir noktada yeniden inşa edilmesi yönünde planlamalar yapıldı. Bu sayede hem bölgenin taşkın güvenliği sağlanıyor hem de vatandaşların sosyal ve dini ihtiyaçları güvence altına alınıyor.
AI YORUMU
İstanbul gibi büyük metropollerde dere yataklarının yapılaşmaya açılması, her sağanak yağışta can ve mal kayıplarına kapı aralayan en büyük tehlikelerden biridir. Ayazağa'daki bu yıkım hamlesi, geçmişte yapılan hataların telafisi ve olası felaketlerin önlenmesi adına hayati önem taşımaktadır. Ancak sadece bu bölgeyle sınırlı kalmayıp, kent genelindeki tüm riskli su yollarının aynı kararlılıkla denetlenmesi ve temizlenmesi şarttır.