PİYASA
Dünya

Irak, 2027'ye kadar silahlı milisleri dağıtmaya kararlı

Irak, 2027'ye kadar silahlı milisleri dağıtmaya kararlı

Özet

Irak hükümeti, devletin dışındaki silahlı güçlerin 30 Haziran 2027 tarihine kadar tamamen silahsızlandırılacağını açıkladı. Direnen gruplar hakkında cezai işlemler gündeme geldi. Türkiye'nin Irak'taki askeri varlığı da süreçte kritik rol oynuyor.

Öne çıkanlar

  • Devlet dışı silahlı güçlerin varlığı 30 Haziran 2027'de sona erecek.
  • Silah bırakmayı reddeden gruplara karşı cezai işlem uygulanacak.
  • Süreçte Türkiye'nin Irak'taki askeri varlığı tartışma konusu oldu.

Haberin Detayı

Bağdat yönetimi, ülkede uzun süredir varlığını sürdüren devlete bağlı olmayan silahlı grupların geleceği için net bir takvim belirledi. Hükümetin yeni stratejisi, 30 Haziran 2027 tarihine kadar Irak sınırları içinde merkezi otorite dışında hiçbir silahlı gücün kalmamasını hedefliyor. Bu süre, milislerin silahlarını tamamen devlet denetimine devretmesi için verilen son şans olarak değerlendiriliyor.

Yapılan açıklamada, silah bırakmayı reddeden veya süreci sabote etmeye çalışan gruplara karşı hukuki ve cezai adımlar atılacağı vurgulandı. Özellikle İran destekli bazı milislerin bu sürece sıcak bakmaması, Bağdat ile Tahran arasına siyasi mesafe koyma riski taşıyor. Hükümet, devlet tekelindeki güvenlik gücünün inşası amacıyla kararlılığını sürdürüyor.

Söz konusu düzenleme yalnızca iç güvenliği değil, bölgedeki dış güçlerin nüfuzunu da doğrudan etkiliyor. Irak'ta bulunan yabancı askeri varlıkların durumu, silahsızlanma sürecinin işleyişiyle iç içe geçmiş durumda. Bu bağlamda Türkiye'nin kuzeydeki askeri varlığı ve güvenlik iş birliği, tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Uygulamanın başarısı, sadece Bağdat'ın kararlılığına değil, sahadaki dengelerdeki değişime de bağlı. Milislerin silahsızlandırılması, Irak devletinin egemenlik alanını genişletirken, bölgesel aktörler için yeni diplomatik zorunluluklar doğurabilir. Sürecin takviminin aşılmaması, tarafların masaya dönmesini gerektirecek.

Olası bir çatışma senaryosunda, Irak'ta güvenlik istikrarının bozulması kaçınılmaz görünüyor. Ancak hükümetin sert tutumu, silah trafiği ve yasadışı gruplar üzerine kurulu ekonomik yapıların da çöküşüne yol açabilir. Bu geçiş dönemi, Irak toplumunun gelecekteki güvenliği ve siyasi yapısı açısından belirleyici olacak.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Irak'ın 30 Haziran 2027 sınırı, dış destekli milislerin fiili özerklik dönemini sona erdirmeye yönelik cesur ama riskli bir hamle. Bu sürenin dolması ve silahların toplanmaması halinde, Bağdat'ın İran destekli gruplara karşı askeri güç kullanması olasılığı artar; bu da Mezhepçi şiddet dalgasını tetikleyebilir. Sürecin başarısı, Türkiye'nin ve ABD'nin Irak'taki askeri duruşunu da yeniden şekillendirecektir.

AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    Kazakistan ve Türkiye ticaret hacmini 5,66 milyar dolara taşıdı

    Kazakistan Dışişleri Bakanı Muhtar Tileuberdi, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 66,5 artışla 5,66 milyar dolara ulaştığını açıkladı. Ankara ziyareti öncesi değerlendirmelerde bulunan Tileuberdi, stratejik ortaklığın ekonomik somut sonuçlara dönüştürülmesine odaklandıklarını belirtti.

    • İki ülke arasındaki ticaret hacmi geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 66,5 artış gösterdi.
    • Türkiye'nin Kazakistan'daki toplam yatırım tutarı 6 milyar dolar seviyesini aşmış durumda.
    • Kazakistan'da halihazırda Türk sermayeli 4 binden fazla şirket aktif olarak faaliyet gösteriyor.

    Kazakistan Dışişleri Bakanı Muhtar Tileuberdi, Türkiye ile yürütülen kapsamlı işbirliğinin yeni bir döneme girdiğini ifade etti. Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesindeki ilişkilerin güçlendirilmesine büyük bir mesai harcadıklarını belirten Bakan, Türkiye'nin Kazakistan'ın temel ekonomik ortaklarından biri olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'in Ankara ziyareti öncesinde yapılan bu açıklamalar, iki ülke arasındaki diplomatik ve ticari gündemin yoğunluğunu ortaya koyuyor.

    Ekonomik veriler, son dönemdeki stratejik işbirliğinin meyvelerini vermeye başladığını gösteriyor. 2026 yılının ilk 8 ayında kaydedilen 5,66 milyar dolarlık ticaret hacmi, yüzde 66,5'lik dikkat çekici bir büyüme oranına işaret ediyor. Özellikle Kazakistan'ın Türkiye'ye gerçekleştirdiği ihracatın iki katına çıkarak 4,75 milyar dolara ulaşması, ikili ilişkilerin sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik bir derinliğe sahip olduğunu kanıtlıyor.

    Yatırım tarafında ise rakamlar iş dünyasının karşılıklı güvenine dair somut veriler sunuyor. Ülkede 4 binden fazla Türk şirketinin aktif varlığı, yatırımcılar için güvenli bir iş ortamı oluşturulduğunun en net göstergesi olarak değerlendiriliyor.

    Halihazırda 100'den fazla ortak proje hayata geçirilmiş durumda ve 50'den fazla proje uygulama aşamasında bekliyor. Bunlara ek olarak 70 farklı proje için yürütülen müzakereler, iki ülke arasındaki ticari hattın önümüzdeki dönemde daha da genişleyeceğini gösteriyor. Üretim tesislerinin kurulması süreçlerinde yatırımcılara yer tahsisinden proje geliştirme aşamasına kadar kapsamlı destekler sağlanmaya devam ediliyor.

    Türk Devletleri Teşkilatı'nın kuruluşu ve gelişimi sürecinde Kazakistan'ın üstlendiği öncü rol, kültürel ve siyasi bağların kurumsallaşmasını sağladı. 2011 yılında Almatı'da düzenlenen ilk zirveden bugüne kadar geçen sürede, Türk Dünyası Vizyonu-2040 belgesi gibi temel belgelerle işbirliği mekanizmaları sağlamlaştırıldı. Türk Akademisi, TÜRKSOY ve Türk Yatırım Fonu gibi kurumların faaliyete geçmesi, ülkeler arasındaki somut işbirliğinin bilimsel ve kültürel alanlara da yayılmasını kolaylaştırdı.

    AI YORUMU

    Ticaret hacmindeki 5,66 milyar dolarlık büyüme, iki ülkenin birbirine olan ekonomik bağımlılığını ve ortak üretim kapasitesini hızla artırıyor. Siyasi diyalogların somut yatırımlara dönüşmesi, bölgesel rekabetin yoğunlaştığı bu süreçte Türk devletleri için sürdürülebilir bir güç alanı yaratıyor. 4 binden fazla Türk firmasının Kazakistan'daki varlığı, yalnızca bir istatistik değil, aynı zamanda pazarın yatırımcılar için sunduğu uzun vadeli öngörülebilirliğin bir kanıtıdır. Önümüzdeki süreçte, tarife dışı engellerin tamamen kaldırılması ve dijital ticaret altyapılarının entegrasyonu, mevcut ticaret artış hızını daha da yukarı taşıyabilir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Suudi Arabistan Necran vilayeti için erken uyarı sistemini aktif etti

    Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü, güneydeki Necran vilayetinde olası risklere karşı erken uyarı sistemini devreye aldı. Bölge sakinlerine cep telefonları üzerinden bilgilendirme mesajları gönderilirken, yetkililer halktan güvenlik talimatlarına uymalarını ve güvenli bölgelere geçiş yapmalarını talep etti.

    • Necran vilayeti için erken uyarı sistemi devreye alınarak bölge halkına bildirim gönderildi.
    • Bölge sakinlerinden yetkililerin güvenlik talimatlarını izleyerek güvenli alanlara geçmeleri istendi.
    • İran destekli Husiler, Suudi Arabistan topraklarına yönelik füze ve İHA saldırıları düzenliyor.

    Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü, ülkenin güney sınırında yer alan Necran vilayeti için kapsamlı bir erken uyarı sisteminin aktif edildiğini duyurdu. Bölge genelinde potansiyel tehlikelerin önceden tespit edilip halkın bilgilendirilmesi amacıyla hayata geçirilen bu uygulama, vatandaşların cep telefonlarına iletilen acil durum mesajlarıyla desteklendi. Yapılan resmi açıklamada, sistemin devreye alınmasıyla birlikte güvenlik protokollerinin en üst seviyeye çıkarıldığı vurgulandı.

    Vatandaşların can güvenliğini korumak amacıyla yerel yönetimler, halkın sakin kalması ve sadece resmi makamlardan gelecek olan güncel talimatları takip etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Güvenlik güçleri, özellikle sınır hattına yakın bölgelerde ikamet eden kişilerin önceden belirlenen güvenli alanlara geçiş yapmalarını tavsiye etti. Bu süreçte yerel ekiplerin bölgedeki hareketliliği yakından izlediği ve her türlü olumsuz duruma karşı teyakkuz halinde olduğu belirtildi.

    Söz konusu bölgedeki bu güvenlik önlemleri, komşu ülke Yemen'de yıllardır devam eden iç savaşın yarattığı risklerle doğrudan ilişkili görünüyor. Eylül 2014 tarihinden itibaren başkent Sana'nın kontrolünü ele geçiren İran destekli Husiler, bölgedeki istikrarsızlığın ana kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor. Husilerin, özellikle Mart 2015'ten beri Yemen hükümetine destek veren Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu'na karşı başlattığı saldırılar, sınır güvenliğini sürekli olarak baskı altında tutuyor.

    Husilerin, kendilerine yönelik yürütülen askeri operasyonlardan sorumlu tuttukları Suudi Arabistan'ı balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla hedef alma stratejisi bölgedeki tansiyonu tırmandırıyor. Necran vilayeti gibi sınır bölgeleri, bu çatışma dinamiklerinin etkisiyle periyodik olarak savunma sistemlerinin devreye girdiği noktalardan biri konumunda bulunuyor. Askeri uzmanlar, bölgedeki füze savunma sistemlerinin ve erken uyarı ağlarının, sivil zayiatı engellemek için stratejik bir koruma hattı oluşturduğunu ifade ediyor.

    Yemen'deki çatışmaların son dönemde şiddetini artırması, Suudi Arabistanlı yetkililerin savunma önlemlerini sıklaştırmasına neden oldu. Uluslararası toplum tarafından tanınan mevcut Yemen hükümetine verilen dış destek, Husilerin misilleme saldırılarını tetiklemeye devam ediyor. Bölge halkı için günlük yaşam, bu güvenlik uyarıları ve resmi makamların aldığı önleyici kararlar doğrultusunda şekilleniyor. Önümüzdeki günlerde sınır hattındaki askeri hareketliliğin seyri, sivil savunma faaliyetlerinin kapsamını belirlemeye devam edecek.

    AI YORUMU

    Sınır bölgesindeki erken uyarı sisteminin aktif edilmesi, Yemen iç savaşının Suudi Arabistan topraklarına sıçrayan güvenlik risklerinin sürdüğünü gösteriyor. Bölge halkı için rutin bir prosedür haline gelen bu uyarılar, çatışmaların askeri yöntemlerle çözülememesi durumunda sivil yerleşim alanlarındaki riskin artacağını kanıtlıyor. Husilerin balistik füze ve İHA gibi maliyetli silahları kullanmaya devam etmesi, sınır güvenliğinin uzun vadede sabit bir maliyet ve teknik dikkat gerektirdiğini ortaya koyuyor.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    Libya Meclisi, Türkiye ile deniz sınırlandırma mutabakatını onayladı

    Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile imzalanan deniz yetki alanları mutabakat zaptını onayladı. Atina cephesinde büyük şok yaratan karar, Yunanistan'da ciddi bir diplomatik çıkmaz ve stratejik boşluk olarak değerlendirildi.

    • Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile yapılan deniz yetki alanları sınırlandırma mutabakatını onayladı.
    • Yunan basını ve muhalefet partileri bu gelişmeyi Ankara'nın diplomatik zaferi ve Atina'nın başarısızlığı olarak nitelendirdi.
    • Eski Başbakan Aleksis Çipras'ın partisi ELAS ve SYRIZA, hükümetin dış politikasını sert bir dille eleştirdi.

    Ankara ile Trablus arasında daha önce imzalanan Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair mutabakat zaptı, Libya Temsilciler Meclisi tarafından resmi olarak onaylandı. Bu hamle, Doğu Akdeniz'deki jeopolitik dengeleri kökten sarsarken komşu ülke Yunanistan'da siyasi bir deprem etkisi yarattı. Bölgedeki diplomatik ve stratejik dengelerin Türkiye lehine değişmesi Atina yönetimini zor durumda bıraktı.

    Yunan basınında yer alan analizlerde, Libya ve Türkiye'nin attığı bu imza son derece sarsıcı bir adım olarak nitelendirildi. Banking News haber sitesi, Ankara'nın büyük bir diplomatik zafer kazandığını vurgularken Yunanistan'ın boğucu bir çıkmaza sürüklendiğini yazdı. Militaire haber sitesi ise mutabakatın onaylanmasının mevcut hükümeti ciddi şekilde açığa çıkardığını okuyucularına aktardı.

    Atina'daki siyasi muhalefet da kararın ardından iktidara yönelik sert eleştirilerini artırdı. Eski Başbakan Aleksis Çipras'ın partisi ELAS, onay kararını mevcut hükümetin ve başbakanın dış politikadaki açık bir başarısızlığı olarak yorumladı. Ülkenin izlediği hatalı politikanın bölgede stratejik boşluklar yarattığı ve Türkiye'nin bu durumu başarıyla lehine çevirdiği vurgulandı.

    PASOK Partisi de imzalanan anlaşmayı Yunan ulusal çıkarlarına büyük zarar veren olumsuz bir gelişme olarak tanımladı. SYRIZA ise yaşanan durumu ciddi bir fiyasko olarak değerlendirerek hükümeti suçladı. Muhalefet kanadından gelen bu tepkiler, atılan adımların komşu ülkedeki iç politik tartışmaları da doruk noktasına çıkardığını açıkça gösterdi.

    Türkiye'nin Akdeniz'deki hukuki ve stratejik pozisyonunu tahkim eden bu onay kararı, önümüzdeki dönemde bölgedeki diplomatik trajikomedi ve ittifak arayışlarını hızlandıracağa benziyor. Atina yönetimi iç ve dış politikada sıkışmış bir vaziyette yeni hamleler ararken, Ankara sahadaki kararlı duruşunu uluslararası hukuk temelinde sürdürmeye devam ediyor.

    AI YORUMU

    Atina yönetiminin yaşadığı bu diplomatik çıkmaz, bölgesel anlaşmalarda zamanında atılmayan adımların ne denli büyük stratejik kayıplara yol açabileceğini net bir şekilde gösteriyor. Libya Meclisinin onayıyla birlikte Yunanistan muhalefeti hükümeti başarısızlıkla suçlarken, Türkiye Akdeniz'deki tezlerini masada ve sahada güçlendirmeye devam ediyor. Sürecin bu aşamasında Atina'nın elindeki diplomatik seçeneklerin daraldığı ve iç politikada baskının arttığı görülüyor.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    ABD Riyad Büyükelçiliği, zorunlu olmayan personeli için ayrılma çağrısı yaptı

    ABD'nin Riyad Büyükelçiliği, artan güvenlik endişeleri sebebiyle Suudi Arabistan'daki bazı çalışanlarına ülkeyi terk etmeleri yönünde talimat verdi. Kararın kapsamına zorunlu olmayan personel ile bu kişilerin aileleri dahil edildi.

    • ABD'nin Riyad Büyükelçiliği, zorunlu olmayan personel ve ailelerine ülkeyi terk etme çağrısı yaptı.
    • Karar, Suudi Arabistan'daki güvenlik gerekçeleri doğrultusunda alındı.
    • Diplomatik temsilcilik tarafından yapılan uyarı resmi kanallarla duyuruldu.

    Amerika Birleşik Devletleri'nin Suudi Arabistan'daki diplomatik misyonu, bölgedeki güvenlik dengelerini sarsabilecek riskler üzerine yeni bir adım attı. Riyad Büyükelçiliği tarafından yayımlanan resmi uyarı metninde, ülkedeki operasyonlar açısından kritik konumda bulunmayan personel ile bu çalışanların aile fertlerinin toprakları terk etmesi istendi. Alınan bu kararın arka planında, diplomatik temsilciliklerin ve yabancı ülke vatandaşlarının güvenliğine yönelik süregelen hassasiyetler yer alıyor.

    Bölgesel güvenlik raporları ve istihbarat değerlendirmeleri doğrultusunda şekillenen bu süreç, diplomatik misyonlardaki personel sayısının asgari düzeye indirilmesini hedefliyor. Zorunlu görevler dışında kalan çalışanların tahliyesi veya kendi imkanlarıyla ayrılması yönündeki tavsiye, diplomatik çevrelerde yakından izlenen gelişmeler arasında bulunuyor. Büyükelçilik binası ve çevresindeki güvenlik önlemleri de bu gelişmelerle birlikte en üst seviyeye çıkarıldı.

    Suudi Arabistan genelindeki diplomatik varlığını bu tür tedbirlerle yeniden düzenleyen ABD makamları, vatandaşlarına da benzer güvenlik uyarılarında bulunabiliyor. Ülkede yaşayan yabancı ülke vatandaşlarının günlük yaşamını doğrudan etkileyen bu tür kararlar, resmi kurumların sahadaki risk analizlerine dayanarak hayata geçiriliyor. Diplomatik temsilcilikler, güvenlik durumundaki olası değişimlere göre ek tedbirleri de devreye sokma yetkisini elinde tutuyor.

    Yapılan bu çağrının ardından bölgedeki diplomatik trafik ve konsolosluk hizmetlerinin nasıl şekilleneceği merak ediliyor. Zorunlu olmayan personelin ayrılış sürecinin tamamlanmasıyla birlikte elçilikteki hizmetlerin bir kısmının uzaktan yürütülmesi veya kısıtlı kadroyla devam etmesi bekleniyor. Yetkililer, güvenlik risklerinin bertaraf edilmesine kadar bu tür önlemlerin süreceğini belirtiyor.

    Uluslararası ilişkiler uzmanları, bu tür diplomatik kararların ülkeler arasındaki genel güvenlik algısını ve saha dengelerini doğrudan yansıttığına dikkat çekiyor. Riyad'daki büyükelçiliğin aldığı bu karar, bölgede görev yapan diğer yabancı misyonlar için de bir referans noktası oluşturma potansiyeli taşıyor. Sürecin ilerleyen günlerde nasıl bir yön alacağı, yapılacak yeni güvenlik değerlendirmeleriyle netleşecek.

    AI YORUMU

    Diplomatik misyonların bu tür ani kararlar alması, sahadaki güvenlik risklerinin hafife alınamayacak boyuta ulaştığını gösteriyor. Zorunlu olmayan personelin tahliyesi, olası kriz senaryolarına karşı hazırlık yapıldığının somut bir göstergesidir. Bölgedeki diplomatik dengeler ve güvenlik protokolleri göz önüne alındığında, benzer adımların diğer müttefik ülkeler tarafından da değerlendirilmesi muhtemeldir. Bu hamle, uluslararası temsilciliklerin güvenliği konusundaki hassasiyetin en üst seviyede tutulduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

    Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler