Yalnızca seçtiğin başlıklardan bildirim gelir (varsayılan: günde ~10 bildirim).
Genel son dakika
Kapalıyken yalnızca seçtiğin başlıklar gelir. Tüm ayarlar için Profil sayfasına git.
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Ekonomi
Fatih Birol, Antalya COP31 Zirvesi için elektrifikasyon hedefi koydu
•2 dk okuma
Paylaş
HEkonomi
Fotoğraf: AA Güncel
Özet
Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, Antalya'da yapılacak COP31 toplantısında elektrifikasyon için yüzlerce ülkenin imzalayacağı bir taahhütname hedeflediklerini açıkladı. Küresel enerji krizinin 2027 yılına kadar süreceğini öngören Birol, bu adımın emisyonları azaltarak güvenliği artıracağını vurguladı.
Öne çıkanlar
Elektriğin toplam enerji içindeki payının 2035'e kadar yüzde 35'e çıkarılması hedefleniyor.
Hürmüz Boğazı'ndaki krizin etkilerinin 2027 yılına kadar sürmesi bekleniyor.
Antalya'daki COP31 buluşmasında geniş katılımlı bir elektrifikasyon taahhütnamesi planlanıyor.
Haberin Detayı
Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, İstanbul Finans Merkezi'nde gerçekleştirilen COP31'e Doğru Yatırım Zirvesi'ne video konferans yöntemiyle katılarak önemli değerlendirmelerde bulundu. Antalya'nın ev sahipliğinde gerçekleşecek olan COP31 zirvesinin hem ülke ekonomisi hem de küresel enerji geleceği açısından eşsiz bir fırsat barındırdığını dile getirdi. Toplantının ana gündem maddesi olarak elektrifikasyonun belirlendiğini ve bu doğrultuda geniş kapsamlı bir taahhütname metni hazırladıklarını aktardı.
Dünya genelindeki enerji akış hatlarının halihazırda büyük baskı altında olduğuna dikkat çeken Birol, Hürmüz Boğazı'ndaki krizin tarımdan sanayiye kadar tüm ekonomik dengeleri sarstığını belirtti. Sibirya'dan Avrupa'ya uzanan boru hatları ile Körfez'den Asya'ya yapılan sevkiyatların kaynama noktasına geldiğini ifade etti. Bu tür tedarik aksamalarının geçmişte de nükleer enerji ve verimlilik hamlelerini tetiklediğini hatırlatarak mevcut krizin de benzer politik değişimleri zorunlu kıldığını kaydetti.
Mevcut kriz ortamının kısa vadede düzelmeyeceğini savunan Birol, 2027 yılına kadar piyasaların normalleşmesini beklemekten uzak olduğunu ve iyimser senaryoları destekleyecek veri bulamadığını söyledi. Hükümetlerin riskleri en aza indirmek adına yeni ticaret ortaklarına ve alternatif enerji kaynaklarına yöneldiğini vurguladı. Ulaştırma, ısıtma ve sanayi gibi olası her alanın elektrikle çalışır hale getirilmesinin bu politikaların merkezinde yer aldığını ifade etti.
Yılın başlarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Avustralya Başbakanı Albanese ile görüştüklerini hatırlatan Birol, stratejik ortaklık temelinde yola çıktıklarını belirtti. Şu anda yüzde 23 seviyesinde bulunan elektriğin toplam enerji içerisindeki payını 2035 yılına kadar yüzde 35 oranına yükseltmek istediklerini yineledi. Paris Anlaşması gibi Antalya'nın da bu elektrifikasyon adımıyla tarihe geçmesini arzuladıklarını, bu hamlenin sermaye çevrelerine net bir pusula sunacağını sözlerine ekledi.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Enerji piyasalarındaki dar boğazların sürmesi, ülkeleri geleneksel ticaret yollarından bağımsızlaştıracak köklü yapısal kararlar almaya zorluyor. 2027 yılına kadar normalleşme beklenmemesi, yeşil yatırımların hız kesmeden sürmesini gerektiren en somut göstergedir. Yüzde 23 seviyesindeki elektrik payının yüzde 35 hedefine bağlanması, sermayenin yönünü tamamen yenilenebilir kaynaklara ve iletim altyapısına çevirecektir. Bu politika değişimi hayata geçirilmezse enerji güvenliği maliyetleri küresel çapta katlanarak artmaya devam edecektir.
Kaynak:
AA Güncel
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, küresel çatışmalar ve lojistik sorunların modern zamanların en büyük enerji krizini tetiklediğini açıkladı. Türkiye dışa bağımlılığı azaltmak için çalışmalar yürütüyor.
Bakan Bayraktar krizin 1973 petrol sıkıntısından farklı olduğunu söyledi.
Pandemi ve savaşlar enerji arz güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.
Türkiye'nin enerji ithalatı ekonomideki cari açık baskısını artırıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Ankara Üniversitesi'ndeki akademik yıl açılışında yaptığı konuşmada, gezegenin sıra dışı bir dönemeçten geçtiğini belirtti. Küresel ölçekteki çatışmaların ve tedarik zinciri kırılmalarının enerji güvenliğini her zamankinden daha hassas hale getirdiğini ifade etti. Türkiye'nin enerji talebini karşılaması ve ithalata dayalı yapıyı dönüştürmesi gerektiğini vurguladı.
Mevcut tablonun geçmişteki 1973 petrol krizine veya 1979 İran Devrimi sonrasına benzemediğini dile getiren Bayraktar, 2020 pandemisi ile 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna savaşının piyasaları altüst ettiğini aktardı. Ticaret savaşları ve lojistik aksaklıkların da eklenmesiyle ülkelerin korumacı politikalara yöneldiğini kaydetti. Günlük yaşamın sürdürülebilirliği için elektrik, doğal gaz ve akaryakıta kesintisiz erişimin hayati olduğunu hatırlattı.
Enerji arzının çoğunlukla fatura artışları veya kesintiler yaşandığında hatırlandığını söyleyen Bakan, bu sektörde gece gündüz çalışan büyük ekiplerin emeklerinin genellikle görünmediğine dikkat çekti. Rusya gibi bazı enerji zengin ülkelerde bile akaryakıt kuyrukları oluştuğunu örnek gösterdi. Negatif gündemlerle anılsalar da asıl amacın 365 gün kesintisiz hizmet sunmak olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin ekonomik kırılmalarının temelinde enerji ve maden ithalatının payı bulunduğunu belirten Bayraktar, turizm gibi döviz kazandıran kalemlere rağmen dış ticaret açığının sürdüğünü kaydetti. Gelecekte elektrikli ulaşım, yapay zekâ çağının getirdiği yoğun veri merkezi ihtiyaçları ve su arıtma gibi alanlarda talebin katlanacağını bildirdi. Bu nedenle yerli kaynaklara yönelmenin kaçınılmaz bir hedef olduğunu yineledi.
AI YORUMU
Enerji ithalatına dayalı büyüme modeli, Türkiye ekonomisinin en kırılgan damarlarından birini oluşturuyor ve cari açık üzerinde kalıcı bir baskı yaratıyor. Bakan Bayraktar'ın işaret ettiği modern kriz tablosu, sanayi tesislerinden hanehalkına kadar herkesin maliyet yükünü doğrudan artırıyor. Eğer yerli kaynak yatırımları planlanan takvimde ilerlemezse, küresel dalgalanmalar iç piyasadaki fiyatları doğrudan yukarı çekecektir. Uzun vadede bu bağımlılığın maliyeti, ülkenin rekabet gücünü zayıflatma riski taşıyor.
Son on yılda rüzgar ve güneş kapasitesini artıran Türkiye, fosil yakıt ithalatında milyarlarca dolarlık tasarruf elde etti. COP31 ev sahipliğine hazırlanan ülke, temiz enerji yatırımlarını 2035 hedefleri doğrultusunda üç katına çıkarmayı planlıyor.
Türkiye, rüzgar ve güneş artışıyla 2015-2025 arasında 21,5 milyar dolar tasarruf etti.
Rüzgar ve güneşin toplam kurulu güçekteki payı üçte bire ulaştı.
Hükümet, yenilenebilir kapasiteyi 2035 yılına kadar 120 GW seviyesine taşıyacak.
Enerji sisteminde sessiz bir dönüşüm yaşayan Türkiye, son on yılda kömür yatırımlarını büyük ölçüde geride bırakırken rüzgar ve güneş enerjisine odaklandı. Küresel veri sağlayıcılarının analizlerine göre, geçmişte planlanan onlarca dev kömür projesi rafa kaldırıldı ve günümüzde geriye sadece birkaç istisnai kapasite artış projesi kaldı. Bu değişim, ülkenin elektrik üretiminde yerli ve temiz kaynakların payını hızla artırmasına zemin hazırladı.
Devreye alınan yenilenebilir enerji projeleri sayesinde dışa bağımlılık azaldı ve maliyetler geriledi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı projeksiyonlarına göre, 2015 ile 2025 yılları arasında gerçekleştirilen fosil yakıt ithalatı önlenerek ekonomide 21,5 milyar dolarlık kaynak tutuldu. Düşen batarya depolama maliyetleri de şebeke güvenliğini tehlikeye atmadan sisteme daha fazla temiz enerji entegre edilmesini kolaylaştırıyor.
Önümüzdeki dönemde BM iklim zirvesi COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye, elektrik talebinin yüzde 35 oranında elektriklendirilmesini hedefliyor. Uzmanlar, bu hedefin aynı kararlılıkla desteklenmesinin yeni kömür projelerini tamamen devre dışı bırakacağını vurguluyor. Ayrıca jeopolitik krizlerin enerji piyasalarında yarattığı dalgalanmalar, dalgalanmalardan etkilenmeyen rüzgar ve güneşin güvenli liman olduğunu kanıtlıyor.
Yerli linyit ve asfaltit rezervlerinin düşük kalorili olması, kömür santrallerinde sık arızalara ve yüksek duruş sürelerine yol açıyor. Yapılan araştırmalar, yerli kömür santrallerinin ithal kömür tesislerine kıyasla çok daha fazla performans sorunu yaşadığını gösteriyor. Buna karşılık, yenilenebilir enerji yatırımlarının hem istihdamı destekleyeceği hem de çevresel maliyetleri düşürerek enerji güvenliğini kalıcı hale getireceği belirtiliyor.
AI YORUMU
Yenilenebilir enerji yatırımlarının ulaştığı 21,5 milyar dolarlık tasarruf, fosil yakıta dayalı ekonomik modellerin sürdürülemezliğini net biçimde gösteriyor. Üretim maliyetlerinin en düşük seviyeye indiği rüzgar ve güneş kaynakları, şebeke kararlılığını korurken sanayi ve hanelerin enerji faturasını doğrudan hafifletiyor. Kömür rezervlerinin düşük kalorili yapısından kaynaklanan arıza oranları göz önüne alındığında, temiz enerjiye geçişin hızı artık bir tercih değil zorunluluktur.
Türkiye'nin teknoloji markası Togg, iklim değişikliği zirvesi COP31'in mobilite sektör ortağı seçildi. Zirvede elektrikli mobilite çözümleri ve sürdürülebilir enerji projeleri uluslararası paydaşlarla paylaşılacak.
Togg, COP31 zirvesinin resmi Mobilite Sektör Ortağı olarak duyuruldu.
Gemlik Teknoloji Kampüsü'nde üretilen akıllı cihazlar 600 bin ton karbon emisyonunu engelledi.
Trugo markasıyla 81 ilde ultra hızlı şarj altyapısı kurulmaya devam ediyor.
Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı için hazırlıklar sürerken, ülkenin küresel teknoloji markası Togg organizasyonda kritik bir rol üstlendi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının öncülüğünde hayata geçirilecek zirvede marka, mobilite sektör ortağı unvanını aldı. Bu işbirliğiyle sürdürülebilir ulaşım vizyonu küresel platforma taşınacak.
Togg Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, ülkenin yeşil dönüşüm hedeflerini uluslararası alanda sergilemek adına bu buluşmanın büyük bir fırsat sunduğunu vurguladı. Doğuştan elektrikli akıllı cihazlardan şarj altyapısına kadar bütüncül bir ekosistem inşa ettiklerini belirten Tosyalı, katma değerli üretim anlayışını sürdürdüklerini kaydetti. Markanın tüm operasyonları bu çevreci yaklaşım etrafında şekilleniyor.
Şirketin Üst Yöneticisi Gürcan Karakaş ise yollardaki akıllı cihaz sayısının 130 bine yaklaştığını ve bu sayede yaklaşık 600 bin ton karbondioksit salımının önüne geçildiğini ifade etti. Trugo şarj ağıyla 81 ilde yüzde 100 yenilenebilir enerji sunulurken, Trumore platformu da günlük yaşamda kullanıcılara dijital kolaylık sağlıyor. Karakaş, Start-up Zone ana sahne sponsorluğuyla iklim odaklı girişimcilere destek olacaklarını ekledi.
Zirve öncesinde kamuoyuyla paylaşılan tanıtım filmi, doğu ve batı kültürlerinin kesişiminde doğa ile teknolojinin uyumunu gözler önüne seriyor. Temiz üretim süreçleri ve elektrikli araçların doğayı koruma potansiyeline dikkat çekilen film, geleceğe uzanan yolların çevre bilinciyle inşa edilmesi gerektiğini aktarıyor. Togg, inovasyon odaklı girişimleri ekosistemine dahil ederek yeşil ekonomiye katkı vermeyi sürdürüyor.
AI YORUMU
Yerli otomobil girişiminin küresel ölçekteki bu hamlesi, sadece bir ticari katılım değil aynı zamanda ülkenin yeşil teknoloji ihracatındaki iddiasını somutlaştıran bir adım niteliği taşıyor. Yollardaki 130 bine yaklaşan araç sayısı ve 600 bin tonluk emisyon azaltımı, şirketin çevreci vaatlerini kağıt üzerinde bırakmadığını gösteriyor. Start-up Zone sponsorluğu ise küçük ölçekli girişimlerin uluslararası yatırımcılarla buluşması için kritik bir kaldıraç işlevi görecektir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kazakistanlı mevkidaşı Alibek Kuantyrov ile başkentte bir araya geldi. Gerçekleşen bu resmi görüşmede yaklaşan COP31 iklim süreci ve iki ülke arasındaki olası iş birliği adımları ele alındı.
Murat Kurum ve Alibek Kuantyrov bakanlık binasında bir araya geldi.
Görüşmenin ana gündem maddesini COP31 süreci oluşturdu.
Ortak tarih ve kardeşlik bağı vurgusuyla ortaklıklar genişletiliyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, resmi temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya gelen Kazakistan Ekoloji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Alibek Kuantyrov ve beraberindeki heyeti makamında ağırladı. Gerçekleşen bu kritik buluşmada, küresel iklim diplomasisinin en önemli etkinliklerinden biri olan COP31 süreci detaylı bir şekilde masaya yatırıldı. Taraflar, iki ülkenin çevre politikaları bağlamında atabileceği ortak adımları ve karşılıklı tecrübe paylaşımını değerlendirdi.
Görüşmenin ardından sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yapan Bakan Kurum, konuk heyeti bakanlıkta ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ortak geçmişten ve köklü kardeşlik bağlarından alınan güçle iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın her alanda kararlılıkla büyütmeye devam ettiğini belirtti. İki bakanlık arasındaki teknik ekiplerin önümüzdeki dönemde daha yakın temas kuracağı ifade edildi.
Çevre yönetimi, yeşil enerji dönüşümü ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda atılacak adımların ele alındığı toplantı, ikili ilişkilerin geleceği açısından zemin oluşturdu. Özellikle uluslararası iklim zirvelerinde ortak bir strateji izlenmesi ve ortak projelerin hayata geçirilmesi konusunda mutabakata varıldığı öğrenildi. Toplantı sonunda karşılıklı iyi niyet dilekleri iletilirken, heyetler arası temasların süreceği vurgulandı.
AI YORUMU
Uluslararası iklim müzakerelerinde ortak hareket etmek, bölgesel güç birliğini artırmak adına belirleyici bir rol üstleniyor. Ziyarette ele alınan COP31 süreci, iki ülkenin çevre politikalarındaki diplomatik duruşunu güçlendiren somut bir zemin sunuyor. Bakan Kurum ile Kuantyrov arasındaki bu temas, yeşil dönüşüm projelerinde ortak finansman ve teknoloji transferi bekleyen sektörler için yeni fırsat pencereleri aralayabilir. Geçmişteki iklim zirvelerinde atılan adımlarla kıyaslandığında, bu tür ikili ortaklıklar müzakere masasındaki elini doğrudan güçlendiriyor.