Diyanet Vakfi Fon Yatiriminda Yuzde Kirk Sekiz Zarar Etti
•1 dk okuma
Paylaş
HGündem
Fotoğraf: Cumhuriyet
Özet
Türkiye Diyanet Vakfı’nın ihtiyaç sahipleri için topladığı bağışları enflasyondan korumak amacıyla yatırım fonlarında değerlendirmesi tartışma yarattı. Kurumun kendi fetvasına aykırı hamlesi yüzde 48 oranında zararla sonuçlanırken, fonlardaki paranın tamamı henüz kurtarılamadı.
Öne çıkanlar
Türkiye Diyanet Vakfı bağış fonlarında yüzde 48 zarar etti.
Din İşleri Yüksek Kurulu zekat fonlarının nemalandırılmasını yasaklıyordu.
Paranın yarısı katılım bankasına aktarılırken diğer yarısı fonda kaldı.
Haberin Detayı
Türkiye Diyanet Vakfı bünyesinde tutulan yardımların finansal piyasalarda değerlendirilmesi kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Özellikle Filistin ve benzeri acil bölgeler için toplanan bağış ile zekat ödemelerinin değer kaybetmemesi amacıyla tercih edilen yatırım araçları, beklenmeyen bir mali tablo ortaya çıkardı.
Yaşanan piyasa dalgalanmaları sonrasında Diyanet İşleri Başkanlığı yönetimi müdahalede bulunarak riskli alanlardan çıkış yapılması talimatını verdi. Bu ani tasfiye süreci, yatırımların önemli bir kısmının erimesine ve yaklaşık yüzde 48 oranında net zarar yazılmasına yol açtı.
Elde edilen sınırlı tutar hızla katılım bankalarına kaydırılırken, toplam meblağın tamamının kurtarılamadığı resmi prosedür engelleri nedeniyle diğer kısmın içeride mahsur kaldığı öğrenildi. Kurum içindeki bazı kaynaklar zararın bulunmadığını savunsa da katılım paylarındaki azalma net bir şekilde görüldü.
Siyaset kurumundan da tepki çeken olay, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün enflasyona karşı koruma tavsiyesiyle gerekçelendirildi. Ancak bu durum, kurumun kendi bünyesindeki Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından daha önce yayımlanan ve zekat mallarının bu şekilde tasarrufa konu edilmesini caiz bulmayan kararıyla çelişti.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından mart 2022 tarihinde yayımlanan bağış ve zekat fonu kısıtlamalarına rağmen bu adımın atılması, denetim mekanizmalarındaki çelişkileri gözler önüne seriyor. Yüzde 48 gibi ciddi bir orandaki erime, emaneten toplanan yardımların riskli enstrümanlarda değerlendirilmesinin mahsurlarını açıkça gösteriyor. Önümüzdeki süreçte benzer hayır kurumlarının fon yönetim politikalarını çok daha şeffaf ve kurallara uygun biçimde yürütmesi gerekecek.
Kaynak:
Cumhuriyet
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
İstanbul Valisi Davut Gül ile AFAD Başkanı Ali Hamza Pehlivan, sel felaketinin ardından yürütülen çalışmaları CNN TÜRK'e anlattı. Yetkililer, mağdur vatandaşlar için hasar ödemelerinin pazartesi günü itibarıyla hesaplara yatırılmaya başlanacağını açıkladı.
Hasar ödemeleri pazartesi günü hak sahiplerinin hesaplarına yatırılacak.
CNN TÜRK ekibi sel bölgesindeki arama ve tespit çalışmalarını yerinde inceledi.
Yaşanan sel felaketinin yaralarını sarmak amacıyla bölgede başlatılan çalışmalar hız kesmeden devam ederken, yetkili isimlerden doğrudan açıklamalar geldi.
Yapılan son değerlendirmelere göre, zarar gören vatandaşların mağduriyetini gidermek için hazırlanan ödeme planı netleşti. İstanbul Valisi Davut Gül, hak sahiplerine yapılacak hasar ödemelerinin pazartesi günü itibarıyla hesaplara aktarılacağını duyurdu.
Bölgede sürdürülen arama ve kurtarma faaliyetlerinin yanı sıra zarar tespiti yapan ekipler de çalışmalarını titizlikle sürdürüyor. Yetkililer, vatandaşların zararlarının en kısa sürede giderilmesi için tüm kurumların koordinasyon içinde çalıştığını vurguladı.
AI YORUMU
Pazartesi günü başlayacak olan hasar ödemeleri, selzedelerin günlük yaşantılarına dönebilmesi ve acil ihtiyaçlarını karşılayabilmesi adına büyük bir maddi rahatlama sağlayacaktır. Vali Davut Gül ve AFAD Başkanı Ali Hamza Pehlivan'ın doğrudan sahadan verdiği bu takvim, devletin kriz anındaki hızlı reaksiyon kapasitesini göstermesi açısından oldukça kıymetlidir. Önümüzdeki süreçte bu yardımların ne kadar sürede tüm mağdurlara ulaşacağı ve altyapı çalışmalarının kalıcılığı yakından izlenecektir.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından tamamlanan Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu'nun 52 kilometrelik bölümü yarın gece itibarıyla araç geçişine açılıyor. Yeni güzergah sayesinde bölgedeki seyahat süresinin 18 dakikaya inmesi ve yıllık milyarlarca liralık ekonomik tasarruf sağlanması öngörülüyor.
Çeşmeli-Kızkalesi kesimi 19 Ekim saat 00.01'de trafiğe açılıyor.
Seyahat süresi 2,5 saatten 18 dakikaya düşecek.
Yıllık toplam 3 milyar 20 milyon lira tasarruf elde edilecek.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Mersin halkının uzun süredir beklediği ulaşım yatırımında sona gelindiğini duyurdu. Yapımı tamamlanan Çeşmeli-Erdemli-Silifke-Taşucu Otoyolu projesinin 52 kilometrelik Çeşmeli-Kızkalesi kesimi, 18 Ekim'i 19 Ekim'e bağlayan gece yarısı itibarıyla hizmet vermeye başlayacak. Törenle yapılacak resmi açılışın ise ilerleyen günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Toplamda 41 kilometre otoyol ve 11 kilometre bağlantı yolundan oluşan bu kesimde sürücülerin konforu ve güvenliği için kapsamlı imalatlar yapıldı. Altyapı çalışmaları çerçevesinde 10 köprülü kavşak, 7 tünel ve 5 viyadük inşa edilirken, güzergaha 2 hizmet tesisi ile 6 ücret toplama alanı kazandırıldı. Ayrıca yolun kesintisiz yönetimi için birer adet bakım işletme merkezi ile tünel işletme merkezi kuruldu.
Hayata geçirilen bu stratejik yatırım, özellikle yaz aylarında turizm hareketliliğiyle doruğa ulaşan trafik sıkışıklığına çözüm getirmeyi amaçlıyor. Mevcut devlet yolunu kullanan transit araçların otoyola yönlendirilmesiyle, normal şartlarda 2,5 saati bulan seyahat süresinin 18 dakikaya kadar ineceği hesaplanıyor. Böylece sürücüler hem zamandan büyük ölçüde tasarruf edecek hem de akaryakıt tüketimini azaltacak.
Projenin finansal ve çevresel getirileri de raporlandı. Açıklanan verilere göre yıllık bazda zamandan 2 milyar 680 milyon lira, akaryakıttan ise 340 milyon lira kazanç sağlanarak toplam tasarruf rakamı 3 milyar 20 milyon liraya ulaşacak. Bununla birlikte karbon salınımının yılda 17 bin ton azalacak olması, projenin çevre dostu yönünü öne çıkarıyor.
Bölgesel entegrasyon açısından da büyük bir rol üstlenen otoyol, D400 ve D715 devlet yollarındaki yükü hafifleterek şehir içindeki trafiği rahatlatacak. Çukurova Uluslararası Havalimanı başta olmak üzere bölgedeki limanlar, sanayi ve tarım alanları arasındaki lojistik ağ güçlendirilecek. Tarsus-Adana-Gaziantep Otoyolu'nun uzantısı olan bu hat, aynı zamanda Kalkınma Yolu projesinin karayolu altyapısına doğrudan destek sunacak.
AI YORUMU
Mersin gibi yaz aylarında nüfusu ve araç sayısı katlanan bir bölgede 2,5 saatlik yolu 18 dakikaya düşüren bu yatırım, sadece zaman kazandırmakla kalmayıp yıllık 3 milyar 20 milyon liralık tasarrufla ülke ekonomisine doğrudan can suyu olacak. Özellikle turizm sezonundaki trafik çilesini bitirmesi beklenen bu projenin, Çukurova Uluslararası Havalimanı ve liman bağlantılarıyla birlikte bölgeyi lojistik üs haline getirmesi kaçınılmaz görünüyor. Sürücülerin güvenli sürüş alışkanlıklarını koruyarak yeni rotayı kullanması, olası trafik kazalarının önüne geçmek adına büyük önem arz ediyor.
Geçmiş yıllarda İsrail saldırıları döneminde toplanan bağışların fonlarda değerlendirildiği ve zarar ettiği iddiaları kamuoyuna yansıdı. Anahtar Parti yetkililerinin Diyanet Vakfı yönetimiyle gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından paranın bir kısmı katılım bankasına aktarıldı. Süreç, zekat ve bağışların nemalandırılmasına yönelik dini ve idari tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Vatandaşların bağışları fonlarda değerlendirildi ve daha sonra katılım bankasına aktarıldı.
Diyanet Vakfı yönetimiyle Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı Özcan Güngör görüştü.
Din İşleri Yüksek Kurulu 2022 yılındaki fetvasında zekat fonlarının nemalandırılmasını caiz bulmamıştı.
Türkiye Diyanet Vakfı bünyesinde toplanan yardımların finansal enstrümanlarda değerlendirilmesiyle ilgili yeni detaylar ortaya çıktı. Geçmişteki kriz dönemlerinde bölge halkı için bağışlanan finansal kaynakların çeşitli fonlara yatırıldığı ve sonrasında yaşanan gelişmeler üzerine bu tutarların bir kısmının çekildiği öğrenildi.
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından enflasyon etkisine karşı korunması tavsiye edilen fonların bir kısmında kayıplar yaşandığı iddia edildi. Başkanlık talimatıyla fonlardaki varlıkların kısmi olarak tasfiye edildiği ve katılım bankası hesaplarına geçirildiği, ancak resmi bürokratik engeller sebebiyle paranın tamamının henüz çekilemediği ifade edildi.
Yaşanan bu gelişmelerin ardından Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı Özcan Güngör, Türkiye Diyanet Vakfı Başkanı İzani Turan ile bir araya geldi. Gerçekleşen bu temasta, mazlum bölgeler adına toplanan meblağların hangi gerekçelerle fonlara yönlendirildiği ve süreçteki idari adımlar ele alındı.
Öte yandan Din İşleri Yüksek Kurulunun daha önce yayımladığı bir fetva metni konunun hassasiyetini artırdı. İlgili metinde, zekat niteliğindeki bedellerin sahiplerine ulaştırılmadan önce aracı hayır kurumları tarafından ticari veya yatırım amaçlı tasarrufa konu edilmesinin uygun görülmediği net bir şekilde vurgulanmıştı.
AI YORUMU
Bu olay, hayır kurumlarının topladığı emanet niteliğindeki bağışların yönetiminde şeffaflık ve denetim mekanizmalarının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Dini kurumların finansal yatırımlarda bulunduğunda hem hukuki hem de teolojik hassasiyetlerle hareket etmesi, kamuoyundaki güvenin korunması açısından hayati önem taşıyor. Bundan sonraki süreçte benzer fon yönetimlerinin daha sıkı denetlenmesi ve kamuoyuna düzenli bilgilendirme yapılması kaçınılmazGörünüyor.
Karabük'ün Safranbolu ilçesinde kilogram fiyatı 900 bin liraya kadar yükselen safran, tarım arazilerinde güvenlik alarmı verilmesine yol açtı. Hırsızlık vakalarının önüne geçebilmek adına kolluk kuvvetleri ile üreticiler tarlalarda ortak nöbet sistemi başlattı. Bölgedeki araziler termal kameralar ve dronlar aracılığıyla 24 saat boyunca kesintisiz şekilde takip ediliyor.
Safranbolu'da safranın kilogram fiyatı bu yıl 900 bin liraya kadar fırladı.
Üretim alanları termal kameralar ve dron teknolojisiyle gün boyu 24 saat izleniyor.
Ekim ve kasım dönemi hasadında üreticiler ve jandarma ekipleri birlikte nöbet tutuyor.
Dünyanın en kıymetli baharatları arasında başı çeken safran, bu yıl rekor seviyeye ulaşan piyasa değeriyle dikkatleri üzerine çekiyor. Türkiye'de üretimin kalbi konumundaki Karabük'ün Safranbolu ilçesinde, geçen sene 450 bin lira seviyelerinde alıcı bulan ürünün kilogramı 600 bin ile 900 bin lira aralığına kadar tırmandı. Bu aşırı değer artışı, ekim alanlarını hırsızların hedefi haline getirdi.
Sonbahar aylarında gerçekleştirilen kritik hasat dönemi öncesinde, bir yıllık emeklerini riske atmak istemeyen çiftçiler güvenlik tedbirlerini en üst düzeye çıkardı. Bölgede görev yapan jandarma birlikleri ile koordineli hareket eden üreticiler, arazilerde dönüşümlü nöbet turları düzenliyor. Gece ve gündüz kesintisiz süren denetimlerde, gece görüşlü termal mercekler ve insansız hava araçları etkin biçimde kullanılıyor.
Eşsiz mor çiçekleriyle görsel bir şölen sunan safran tarlaları, yalnızca pazar payı açısından değil bölge turizmi yönünden de büyük hareketlilik yaratıyor. Hasat edilen ürünlerin önemli bir bölümü küresel pazarlara ihraç edilirken, yerli ve yabancı ziyaretçiler tarlaları görmek için Safranbolu'ya akın ediyor. Yüksek ekonomik değeri nedeniyle kırmızı altın olarak adlandırılan bitki, bölge ekonomisinin en temel taşıyıcı unsurlarından biri olmayı sürdürüyor.
Ekonomik getirisinin yanında safran, krosin ve safranal gibi güçlü etken maddeleri sayesinde sağlık alanında da yoğun ilgi görüyor. Antioksidan niteliğiyle bağışıklığı destekleyen, stres ve kaygıyı hafifletmeye yardımcı olan bu değerli bitki, günlük tüketimde son derece dikkatli dozaj gerektiriyor. Aşırı kullanımı risk taşıyabildiği için uzmanlar, özellikle hamilelerin ve kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin doktor kontrolünde tüketmesini tavsiye ediyor.
AI YORUMU
Tarımsal ürünlerin stratejik birer maden gibi korunmak zorunda kalması, iklim krizleri ve yüksek enflasyon ortamında değerli gıdaların geleceğini açıkça gösteriyor. Üreticilerin güvenliği için harcanan bu çaba, yüksek katma değerli nitelikli mahsullerin korunması açısından hayati önem taşıyor. Önümüzdeki süreçte bu tarz özel ürünlerin biyo-güvenlik ve lisanslı depolama süreçlerinin yasal düzenlemelerle daha da sıkılaştırılması beklenebilir.