Yalnızca seçtiğin başlıklardan bildirim gelir (varsayılan: günde ~10 bildirim).
Genel son dakika
Kapalıyken yalnızca seçtiğin başlıklar gelir. Tüm ayarlar için Profil sayfasına git.
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Gündem
Diyanet Vakfı Yöneticileri Görevden Alındı: Fon Skandalının Yeniden Çarpanları
•1 dk okuma
Paylaş
HGündem
Fotoğraf: Sözcü Gündem
Özet
Sözcü'nün açığa çıkardığı fon skandalı sonrası Diyanet Vakfı Genel Müdürü İzani Turan ve yardımcıları Recep Şükrü Balkan ile Fatih Kayacan görevden alındı. Skandal, Gazze bağışlarının vakıf fonuna yönlendirilmesi iddialarını da içeriyor.
Öne çıkanlar
İzani Turan ve iki yardımcı, Gazze bağışlarının vakıf fonuna yönlendirilmesinden sorumlu bulunarak görevden alındı.
Yöneticilerin aylık ücretleri 150‑180 bin lira arasında değişirken, emekli maaşları da aynı dönemde ödeniyordu.
Vakfın içinde faaliyet gösteren lojmanda oturan ve çakarlı aracın kullanılması, sorumluluk sorularını derinleştiriyor.
Haberin Detayı
Sözcü'nün son haberinde gündeme gelen bir fon skandalı, Diyanet Vakfı’nın üst düzey yönetiminde çığlık konduruyor. Tarafların, bu iddiaları ortaya çıkardıklarında “kimseye izah edemeyeceğimizi” belirttikleri vurgulandı.
İzani Turan’ın aylık 180 bin lira aldığı, Balkan’ın 150 bin lira ve Kayacan’ın da aynı miktarda alındığı rapor edildi. Bu ücretlerin yanı sıra emekli maaşlarının da aynı dönemde ödenip ödenmediği soru işareti oluşturuyor. Vakfın lojmanda oturan bir çalışanının çakarlı bir aracı kullandığı da haberin çarpanını artırdı.
Sözcü’nün iddialarının ardından, Diyanet İşleri Başkanlığı ve TDV Mütevelli Heyeti Başkanı Safi Arpaguş’un sessiz kalması, kamuoyunun ilgisini daha da yoğunlaştırdı. Yetkililer, “Gazze bağışlarını fona yatıranlardan hukuk önünde hesap sorulmalı” diyerek hukuki sürecin devam edeceğini ifade etti.
Şu an vakıf içinde incelemelerin sürdüğü bildiriliyor. Yönetimdeki bu değişim, Diyanet Vakfı’nın şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını yeniden gözden geçirmesi gerektiği mesajını veriyor. Skandal, devlet kurumlarının bağış yönetimindeki denetim eksikliklerini de gündeme taşıyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Bu gelişme, kamu kurumlarının bağış yönetimi ve fon akışı konusundaki şeffaflık eksiklerini gözler önüne seriyor. Yönetimdeki hızlı değişim, kamu güvenini yeniden kazanmak için atılan bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak, hukuki süreçlerin netleşmesi ve ilave açıklamaların yapılması, kamuoyunun endişelerini hafifletmede kritik rol oynayacak.
Kaynak:
Sözcü Gündem
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
Diyanet Vakfı Genel Müdürü İzani Turan ve iki yardımcıları, Gazze bağışlarının fonla birleştirildiği iddialarının ardından görevden alındı. İncelemeler devam ederken, üç yönetici çifte maaşlı olduğu ortaya çıktı.
İzani Turan aylık 180 bin lira maaş alırken, Balkan ve Kayacan 150 bin lira alıyordu
Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş sessizliğini koruyor
Diyanet Vakfı Genel Müdürü İzani Turan’ın 180 bin lira aylık maaşı, emekli maaşıyla birlikte iki farklı gelir kaynağına sahip olmasına yol açtı. Bu durum, kurumun mali yönetiminde şeffaflık eksikliği olarak öne çıktı.
İzani Turan’ın yanında, yardımcıları Recep Şükrü Balkan ve Fatih Kayacan da emekli maaşlarının yanı sıra vakıftan aylık 150 bin lira alıyorlardı. Üç yönetici birlikte 480 bin lira çifte maaş alıyordu ve bu tutar, vakfın bütçesine ciddi yük bindiriyordu.
Gazze bağışlarının bu fonla birleştirildiği iddiaları, Sözcü Gazetesi’nin güncelliğine dayanarak kamuoyuna yansıtıldı. Bu iddiaları doğrultusunda, Diyanet İşleri Başkanlığı ve TDV Mütevelli Heyeti’nden yetkili kişiler, incelemelerin sürüyor olduğunu belirtti.
İnceleme sürecinin sonunda, üç yönetici de görevden alındı. Diyanet Vakfı yetkilileri, “Gazze bağışlarını fona yatıranlardan hukuk önünde hesap sorulmalı” açıklayarak sorumlulukların netleşmesini bekliyor.
Gelecekte benzer durumların tekrarlanmaması için kurum içinde şeffaflık ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekecek. Bu adım, kurumun itibarını yeniden kazanma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
AI YORUMU
Bu gelişme, Diyanet Vakfı’nın mali yönetiminde ciddi şeffaflık eksikliklerini ortaya koydu. Yöneticilerin çifte maaş alması, kurumun kamu güvenini zedeledi ve kamuoyunda büyük bir tepki yarattı. Yetkililerin sorumluluk almaları, kamu kurumlarında etik yönetimin önemini bir kez daha gündeme taşıdı.
Eski içişleri bakanı Süleyman Soylu, Bayrampaşa'daki bir temel atma töreninde Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı'nın fon skandalı çıkışına tepki gösterdi. Soylu, Batı'ya atfedilen çürümenin Türkiye için geçerli olmadığını savundu.
Süleyman Soylu, Bayrampaşa Yeşil Camii Kur'an Kursu temel atma töreninde konuştu.
Erenköy Cemaati'ne bağlı vakfın fon skandalı çıkışına sert göndermede bulundu.
Türkiye'de toplumsal çürüme iddiasını reddederek Batı'yı işaret etti.
AKP İstanbul Milletvekili ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İstanbul'un Bayrampaşa ilçesinde düzenlenen Yeşil Camii Kur'an Kursu'nun temel atma törenine katıldı. Program sırasında yaptığı konuşmada, son dönemde gündeme gelen tartışmalara ve cemaat açıklamalarına değinen siyasetçi, dikkat çeken mesajlar verdi.
Erenköy Cemaati'ne bağlı Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı daha önce yayımladığı bildiride fon skandalını eleştirerek çürümenin cüzdana sıçradığını savunmuştu. Vakıf, denetimsizlik ve kayırmacılığın bu sonuçları doğurduğunu belirterek yolsuzlukların hesap vermesi gerektiğini vurgulamıştı.
Soylu ise bu çıkışa karşılık olarak çürüme kavramının Batı dünyasına ait olduğunu ve Türkiye'ye atfedilemeyeceğini dile getirdi. Fransa'daki olayları hatırlatan eski bakan, bu tür durumların Batı'daki maneviyat eksikliğinden kaynaklandığını öne sürdü.
Konuşmasında yanlışların genele teşmil edilmesinin toplumu imha edeceğini belirten Soylu, İstanbul'da atılan her mescit temelinin Ayasofya'nın filizi olduğunu ifade etti. 28 Şubat dönemindeki zorlukları da hatırlatan siyasetçi, ülkenin manevi değerleriyle ayakta kaldığını savundu.
AI YORUMU
Siyasi figürlerin sivil toplum kuruluşlarıyla girdiği bu tür polemikler, fon tartışmalarının ekonomik boyutunu aşarak ideolojik bir zemine taşındığını açıkça gösteriyor. Vakfın bildirisinde dile getirilen denetimsizlik ve yolsuzluk eleştirileri görmezden gelinerek tartışmanın maneviyat eksenine çekilmesi, somut sorunların üstünün örtülmesine yol açabilir. Bu durum, ekonomik kriz ve skandalların sorumluluğunun tartışılmasını engellerken toplumsal kutuplaşmayı artırma riski taşıyor.
AKP'li Metin Külünk, son dönemde gündemde yer alan fon krizine dair yetkililere şeffaflık çağrısı yaptı. İsimlerin kamuoyuyla paylaşılmaması durumunda sürecin millî güvenliği tehdit edebileceğini belirtti.
Soruşturmada adı geçen isimlerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması istendi.
Listelerin açıklanmaması durumunda sürecin bir darbe girişimine dönüştürülebileceği uyarısı yapıldı.
Haksız kazanç elde edenlerin devlet ekranlarında kayıtlı olduğu ve derhal adalet önüne çıkarılması gerektiği vurgulandı.
Siyaset sahnesinde yankı uyandıran fon skandalı tartışmalarına bir yenisi daha eklendi. Konuyla ilgili resmi makamlara seslenen isimlerden biri olan Metin Külünk, başkentte süreci yürüten kadrolara çağrıda bulunarak adımların hızlandırılmasını istedi. Yürütülen soruşturmaların şeffaf bir zeminde ilerlemesi gerektiğini savunan Külünk, kamuoyunun bu isimleri bilme hakkına sahip olduğunu ifade etti.
Paylaşımında sürecin soğutulmaya çalışıldığına dair bir algı oluştuğuna dikkat çeken Külünk, geciken her günün risk barındırdığını dile getirdi. İlgili kişilerin devlet ekranlarında kayıtlı olduğunu belirten siyasetçi, bu bilgilerin zamanında paylaşılmaması halinde teknolojik casusluk veya sızıntılar yoluyla Türkiye'ye karşı operasyon malzemesi yapılabileceğini öne sürdü.
Meselelerin millî güvenlik boyutuna evrildiğini savunan açıklamada, küçük bir kesimin konumlarını kullanarak kazançlarını korumasına izin verilmemesi gerektiği aktarıldı. Hukuk kuralları çerçevesinde mal varlıklarına tedbir konulması ve haksız kazançların iade alınması talebi yinelendi.
Siyasi otoritenin listeleri açıklamaması durumunda karanlık odakların bu verileri kendi amaçları doğrultusunda servis edebileceği uyarısında bulunuldu. Bu tür sızıntı bilgilerin hükümeti ve Cumhurbaşkanını hedef alan bir sürece evrilebileceği tehlikesine dikkat çekilerek yetkililerin acil bilgilendirme yapması istendi.
AI YORUMU
Süreç boyunca şeffaflığın sağlanamaması, resmi olmayan sızıntıların kontrolsüz bir şekilde yayılmasına zemin hazırlayarak kamu güvenliğini tehlikeye atıyor. Açıklanmayan her liste, farklı odakların manipülasyon alanını genişletirken siyasi otoriteye yönelik operasyon riskini artırıyor. Bu durum, karar alıcıların hızlı hareket etmemesi halinde krizin çok daha büyük boyutlu bir ulusal güvenlik sorununa dönüşebileceğini net bir şekilde gösteriyor.
AKP'li Metin Külünk, fon soruşturmasında adı geçen isimlerin kamuoyuna açıklanmamasının tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Geciken her günün muhalefete fırsat tanıdığını belirten Külünk, listelerin şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini vurguladı.
Metin Külünk, fon skandalında adı geçenlerin derhal açıklanmasını talep etti.
Listelerin paylaşılmamasının süreci darbe girişimine dönüştürebileceği uyarısı yapıldı.
Devletin ekranlarında kayıtlı olan verilerin şeffaf biçimde paylaşılması istendi.
Türkiye gündemini sarsan fon skandalıyla ilgili tartışmalar sürerken, iktidar kanadından dikkat çeken bir uyarı geldi. AKP'li siyasetçi Metin Külünk, soruşturma sürecini yürüten kadrolara seslenerek kamuoyunun beklentilerine kulak verilmesini istedi. Yaşanan olayların unutulmaya çalışıldığı görüntüsünün sokakta karşılık bulmadığını ifade etti.
Sürecin şeffaf bir modelle yönetilmesi gerektiğini belirten Külünk, kuralsız ve haksız kazanç elde edenlerin kimler olduğunun bilinmesinin milletin hakkı olduğunu kaydetti. Devlet sisteminde ve ekranlarda kayıtsız hiçbir unsurun bulunmadığına dikkat çekerek, bu bilgilerin gizlenmesinin tehlike yarattığını dile getirdi.
Siyasi otoritenin listeleri kamuoyuyla paylaşmaması durumunda karanlık odakların bu boşluğu doldurabileceğini savundu. Sızıntı bilgiler üzerinden konunun hükümete ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik bir operasyona dönüştürülebileceği tehlikesine işaret etti. Adalet mekanizmasının işletilmesi ve sıra dışı kazançların iade alınması gerektiğini belirtti.
Hukukun gereklerinin yerine getirilmemesi halinde Türkiye'nin istikrarsızlaştırılmak istenebileceğini vurguladı. Ankara'daki yönetim sorumluluğunu üstlenenlerin vakit kaybetmeden listeleri şeffaf biçimde açıklaması gerektiğini yineledi. Devletin gücünün bu süreci hukuk çerçevesinde sonuçlandırmaya yeteceği ifade edildi.
AI YORUMU
Siyasi aktörlerin kendi içlerinden gelen bu tür sert uyarılar, şeffaflık taleplerinin iktidar blokunda bile artık görmezden gelinemeyecek bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Soruşturma listelerinin kamuoyuyla paylaşılmaması, bilgi sızıntılarının kontrol edilememesi durumunda siyasi istikrarın ciddi biçimde sarsılma riski barındırdığını ortaya koyuyor. Yetkililerin adil ve şeffaf bir yol izlememesi halinde, sürecin kontrolünü kaybetme ihtimali oldukça yüksektir.