Yalnızca seçtiğin başlıklardan bildirim gelir (varsayılan: günde ~10 bildirim).
Genel son dakika
Kapalıyken yalnızca seçtiğin başlıklar gelir. Tüm ayarlar için Profil sayfasına git.
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Teknoloji
Danimarka, Rusya'ya Karşı F-35 Füzeleri Alacak
•1 dk okuma
Paylaş
HTeknoloji
Fotoğraf: Haber Kıbrıs
Özet
Danimarka, Rusya'dan gelen tehditlere karşı caydırıcılığını güçlendirmek amacıyla F-35 savaş uçaklarıyla kullanılabilecek uzun menzilli füze satın alacak. Savunma Bakanı Jeppe Bruus, Norveçli Kongsberg ve ABD merkezli Covenant ile yapılan anlaşmayı duyurdu.
Öne çıkanlar
Uzun menzilli füze, F-35 uçaklarıyla uyumlu olacak.
Anlaşma, Kongsberg ve Covenant şirketleri arasında gerçekleştirildi.
Hedef, Danimarka ve NATO'nun Rusya'ya karşı caydırıcılığını artırmak.
Haberin Detayı
Danimarka Savunma Bakanı Jeppe Bruus, Kopenhag'daki basın toplantısında, ülkenin Rusya'ya karşı caydırıcılığını artırma hedefiyle uzun menzilli seyir füzeleri satın alacağını açıkladı. Füzeler, F-35 savaş uçaklarıyla kullanılabilecek şekilde tasarlanmış olacak.
Bruus, Norveçli savunma firması Kongsberg ve ABD merkezli Covenant ile yapılan işbirliğini vurgulayarak, bu yatırımın hem Danimarka hem de NATO'nun savunma kapasitesine önemli katkı sağlayacağını belirtti. Anlaşmanın detayları henüz açıklanmasa da, teslimat tarihleri ve konuşlandırılacak yerler gizli tutulacak.
Seyir füzelerinin, Rusya'nın artan tehdit ortamına karşı bir denge unsuru olarak işlev göreceği ifade edildi. Bu adım, Danimarka'nın ulusal güvenlik stratejisinde aktif bir rol oynamak istediğini gösteriyor. Ukrayna'daki çatışmaların ardından, Avrupa ülkeleri savunma bütçelerini artırma eğiliminde.
Rusya Büyükelçisi Vladimir Barbin ise, Danimarka yönetiminin ‘nükleer bir güce karşı koyabileceğini’ iddialarının tehlikeli bir yanılgı olduğunu savundu. Barbin’in açıklamaları, iki ülke arasındaki gerilimin devam edeceğini işaret ediyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Bu hamle, Danimarka’nın savunma politikasında cesur bir adım olarak öne çıkıyor. Uzun menzilli füzeler, NATO içinde denge unsuru olarak önemli bir rol oynayacak ve Rusya ile olan gerilimi biraz olsun hafifletebilir.
Kaynak:
Haber Kıbrıs
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın beşinci yılına yaklaşması, NATO müttefikleri arasında savunma bütçeleri ve harcama öncelikleri konusunda derin toplumsal tartışmaları beraberinde getirdi. Artan güvenlik tehditlerine rağmen kalkınma politikalarıyla eş zamanlı bütçe dağılımı sağlanamaması, Avrupa genelinde protestolara ve siyasi krizlere yol açtı.
NATO ülkeleri gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5'lik kısmını savunmaya ayırmakta zorlanıyor.
Şubat 2022'de başlayan savaş, yakın tarihte çözüme kavuşmazsa tam 5 yılı geride bırakacak.
Fransa ve İtalya gibi ülkelerde bütçe tercihleri nedeniyle protestolar ve kamu krizleri yaşandı.
Şubat 2022 tarihinde patlak veren ve yakın geçmişte herhangi bir barış ihtimaline yaklaşmayan çatışmalar, beşinci yılı devirmeye hazırlanıyor. Sadece Rusya ile Ukrayna'yı değil; Amerika Birleşik Devletleri, Çin, İran ve Kuzey Kore gibi küresel aktörleri de dolaylı şekilde etkileyen süreç, özellikle NATO cephesinde stratejik tedbirlerin yeniden masaya yatırılmasına neden oldu. Savaşın Avrupa'nın merkezine geri dönmesi, on yıllardır çatışma ihtimalinden uzak duran toplumlarda güvenlik ve caydırıcılık zihniyetini mecburi olarak canlandırdı.
Yaşanan bu dinamik süreçte Avrupa toplumu içerisinde diplomasi savunucuları ile caydırıcılık yanlıları arasında keskin bir kutuplaşma meydana geldi. Stratejik saldırıların yeni normal kabul edilmesine ve bütçe düzenlemelerinin zaruret haline gelmesine rağmen harcama kalemleri üzerinde uzlaşılamadı. NATO müttefiklerinin gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5'lik kısmını savunmaya taahhüt etmesi beklenirken, halkın güvenlik ile kalkınma politikalarının eş yürütülebileceğine inanmaması geniş çaplı itirazları tetikledi.
Fransa başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde görülen kitlesel protestolar ve yağma eylemleri, hükümetlerin bütçe dağılım tercihlerine karşı duyulan ekonomik memnuniyetsizliği açıkça gözler önüne serdi. Caydırıcılık yanlıları ise bu sürecin sadece bir slogan olmaması gerektiğini belirterek üç sütunlu acil eylem planı gerektiğini savunuyor. Bu planın ilk ayağında Ukrayna'nın hem savaşı hem barışı kazanması için desteklenmesi yer alırken, ikinci ayağında ise Avrupa'nın öz savunma kabiliyetlerini artırması bulunuyor.
Üçüncü ve son sütunda ise NATO merkezli transatlantik güvenlik angajmanlarının korunması ve derinleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Günümüz yıpratma savaşı koşullarında münferit ülkelerin tek başına sahip olduğu askeri kapasitenin yeterli olmadığı, devasa askeri güce sahip Rusya'nın bile dışarıdan tedarik yapmak zorunda kalmasıyla kanıtlandı. Uzun süre yüzde 2'lik savunma hedefini dahi tutturamayan devletler, artık yüksek yoğunluklu çatışmalara uyumlu inovasyon politikalarına odaklanıyor.
AI YORUMU
Savunma harcamalarının artırılması yönündeki siyasi baskılar, Avrupa hükümetlerinin sosyal refah bütçeleriyle doğrudan çatışıyor. Yüzde 5'lik gayrisafi yurt içi hasıla hedefi, halkın kalkınma öncelikleriyle uyuşmadığı sürece sokaklardaki huzursuzluğu dindirmeyecektir. Mevcut ekonomik tablo, askeri yatırımların iç politikada uzun vadeli istikrarsızlık riskini beraberinde getirdiğini net biçimde gösteriyor.
Varşova Güvenlik Forumu'nda konuşan NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı General Alexus Grynkewich, olası bir Rus saldırısına karşı hemen savaşmaya hazır olduklarını belirtti. 90 ülkeden 2 bin 500'ü aşkın temsilcinin katıldığı toplantılarda, ittifakın savunma stratejileri ve bölgesel güvenlik önlemleri masaya yatırıldı.
Varşova Güvenlik Forumu 90 ülkeden 2 bin 500 temsilciyi buluşturdu.
General Grynkewich, Zafer Teorisi adlı üç aşamalı stratejiyi açıkladı.
Polonya istihbaratının talebi üzerine Starlink istasyonu sabotajıyla ilgili iki Türk vatandaşı gözaltına alındı.
Avrupa'nın geleceği ve savunma tedbirlerinin tartışıldığı Varşova Güvenlik Forumu, 12-13 Ekim 2026 tarihlerinde Polonya'nın başkentinde kapılarını açtı. Dünyanın dört bir yanından binlerce uzmanı ve yetkiliyi bir araya getiren organizasyonda, doğu kanadının güvenliği ile müttefik ülkeler arasındaki askerî iş birliği detaylıca ele alındı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy etkinliğe video konferans yoluyla katılım sağlarken, İskandinav ülkelerinin yoğun temsiliyeti ve Türkiye'nin büyükelçilik düzeyindeki varlığı dikkat çekti.
Oturumların en çok ses getiren açıklaması, Belçika'daki karargâhtan gelen NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı General Alexus Grynkewich tarafından yapıldı. Amerikalı komutan, otuz iki müttefikin onayından geçen ve daha önce üst düzey kademelerde tutulan Zafer Teorisi planını kamuoyuyla paylaştı. İlk saldırıyı durdurmak, düşman kuvvetlerini zayıflatmak ve gerekirse harp sistemlerini kırmak üzerine kurulan stratejinin savunma amaçlı olduğunu vurgulayan Grynkewich, herhangi bir taarruz niyetleri bulunmadığını ifade etti.
Toplantıların hemen öncesinde Polonya Başbakanı Donald Tusk, kritik bir operasyonun detaylarını kamuoyuyla paylaştı. Wola Krobowska köyündeki Starlink yer istasyonunda meydana gelen yangının arkasında sabotaj olduğunu belirten Tusk, Alman polisi tarafından iki Türk vatandaşının gözaltına alındığını açıkladı. Polonya makamları olayın arkasında Rus istihbaratının bulunduğundan emin olduklarını dile getirirken, eski CIA Direktörü David Petraeus da oturumlarda hibrit savaş ve kinetik enerji kavramları üzerine değerlendirmelerde bulundu.
AI YORUMU
General Grynkewich tarafından açıklanan üç aşamalı Zafer Teorisi, Batı kanadının Moskova'ya karşı caydırıcılığı artırma çabasında yeni bir eşik teşkil ediyor. Özellikle Starlink istasyonu sabotajı ve gözaltılar, savaşın sadece cephede değil, kritik altyapılar ve sızma faaliyetleri üzerinden de yürütüldüğünü açıkça gösteriyor. Bu durum, Türkiye gibi ülkelerin diplomatik dengeleri gözetirken istihbarat güvenliğine daha fazla yatırım yapmasını zorunlu kılıyor.
ABD’nin eski başkanı Donald Trump, Rusya‑Ukrayna çatışmasının çözümüne yönelik görüşmelerin ‘uzun zamandır ilk kez bu kadar yakın’ olduğunu belirtti. Aynı zamanda İran’la sürecin nükleer silah engellemede ettiklerinin en iyi işlerden biri olduğuna vurgu yaptı.
Trump, Rusya ile müzakerelerin uzun süredir beklenenden daha ileride olduğunu söyledi.
İran ile savaşın, nükleer silah sahibi olmalarını engellemek amacıyla başlatıldığını savundu.
Rusya’nın İran sürecine müdahalede bulunmadığını ancak bu alanın daha geliştirilebileceğini belirtti.
Trump, South Carolina’deki bir seçim mitingi için Beyaz Saray’dan ayrılırken basın sorularına yanıt verdi. Soru, İran ile savaşın gerekliliği üzerine yöneltildi; Trump, "Yaptığımız en iyi işlerden biri bu. İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelledik" ifadeleriyle konuştu.
Milyonlarca Amerikan vatandaşı için önemli bir referans olan Rusya Devleti Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmeye de değinen Trump, "Şu anda Ukrayna konusunda Rusya ile müzakere ediyoruz.
Trump, aynı zamanda Rusya’nın İran sürecine müdahaleyi sınırlı tutup, bu konudaki etkilerinin çok az olduğunu açıkladı. Rusya’nın serbest bırakılan ABD vatandaşı Stephen Hubbard’ın durumuna da teşekkür etti.
Müzakere sırasında yaptırımların uygulanmayacağı uyarısını da ekleyen Trump, Starlink’in Ukrayna ordusuna sunduğu internet hizmetinin sınırlanması konusuna ise kişisel bir ilgisi olmadığını belirtti.
AI YORUMU
Trump’ın söylemleri, diplomasi ve askeri stratejiler arasında ince bir denge kurma çabası olarak değerlendirilebilir. Özellikle Rusya ile anlaşılan ilerlemeler, uzun yıllardır süregelen çatışmanın çözümüne ışık tutabilirken, İran’daki nükleer programla ilgili iddialar da politik çerçevede önemli bir yer tutuyor.
Türkiye'nin S-400 tercihi nedeniyle programdan çıkarılmasıyla ABD'de kalan 6 adet F-35A uçağının geleceği belirsizliğini koruyor. Aynı savunma sistemine sahip Hindistan'ın Amerikan uçaklarıyla tatbikat yapması ise savunma politikalarındaki çifte standart tartışmalarını alevlendirdi.
Türkiye programdan çıkarılırken ABD'de kalan 6 adet F-35A depolarda tutuluyor.
Türkiye projeye ortak olarak katılmış ve yaklaşık 1,4 milyar dolar ödeme yapmıştı.
Hindistan'ın S-400 kullanmasına rağmen F-35 tatbikatına katılması soru işaretleri yarattı.
Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçakları programından çıkarılmasıyla birlikte Washington'da bekletilen uçakların durumu yeniden gündeme geldi. Ankara, 2002 yılında Müşterek Taarruz Uçağı projesine ortak olarak dahil olmuş ve süreç boyunca 100 adet F-35A almayı planlamıştı. Bu kapsamda savunma sanayii şirketleri üretimde rol üstlenirken Türkiye toplamda yaklaşık 1,4 milyar dolarlık ödeme gerçekleştirdi.
Ancak Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerinin tedarik edilmesi iki ülke arasında kriz çıkardı. Temmuz 2019 tarihinde ABD yönetimi Türkiye'yi programdan resmi olarak çıkardı. Türk pilotların eğitimi için üretilen ve test aşamasında kullanılan 6 adet F-35A savaş uçağı ise ABD'deki depolarına çekilerek teslim edilmedi.
Washington yönetimi bu kararın arkasındaki temel gerekçe olarak S-400 radarlarının F-35 uçaklarının düşük görünürlük verilerini toplayabilme riskini gösterdi. Siyasi krizin ardından Aralık 2020'de Savunma Sanayii Başkanlığına CAATSA yaptırımları uygulandı. Ayrıca 2020 mali yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nın 1245. maddesi, S-400 meselesi çözülmeden uçakların transferini yasal olarak engelliyor.
Tartışmaları alevlendiren son gelişme, Hindistan'da düzenlenen Tarang Shakti 2026 tatbikatına ABD'ye ait F-35A uçaklarının katılması oldu. Benzer şekilde Rus hava savunma sistemine sahip olan Hindistan'ın bu tatbikatta yer alması, uygulanan politikaların tutarlılığı konusunda soru işaretleri doğurdu. Öte yandan Hint personelinin uçaklara erişiminin sıkı güvenlik tedbirleriyle sınırlandırıldığı bildirildi.
Yaşanan bu süreç sadece geçmişteki yatırımları değil, Türkiye'nin uzun vadeli hava gücü stratejisini de etkiliyor. Düşük görünürlük ve gelişmiş sensör kabiliyetlerine sahip bu uçakların yokluğunda, Türkiye bir yandan milli muharip uçak KAAN projesiyle dışa bağımlılığı azaltmayı ve kendi teknolojisini geliştirmeyi hedefliyor.
AI YORUMU
S-400 ve F-35 ikilemi, yalnızca teknik güvenlik endişelerinden ibaret olmayıp iki ülke arasındaki stratejik dengelerin somut bir yansımasıdır. Türkiye'nin projeye yaptığı 1,4 milyar dolarlık ödemenin karşılığını alamaması ve uçakların ABD hangarlarında bekletilmesi, savunma sanayiinde tedarik güvenliğinin ne denli kırılgan olabileceğini gösteriyor. Benzer sistemleri kullanan diğer ülkelerle kurulan farklı ilişkiler göz önüne alındığında, Ankara'nın kendi savaş uçağı projesi olan KAAN'a yönelmesi kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu durum, yerli üretim hamlelerinin hızlandırılmaması durumunda dışa bağımlılığın operasyonel kabiliyetleri doğrudan riske atacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır.