Avrupa Parlamentosu'ndan 60 milletvekili, İsrail hükümetinin Batı Şeria politikalarına karşı yaptırım uygulanması talebiyle AB dışişleri bakanlarının acil toplanmasını istedi. Kaja Kallas'a mektup gönderen grup, bölgedeki uygulamaların uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiğini ve savaş suçu kapsamına girdiğini savundu.
Öne çıkanlar
60 milletvekili, Batı Şeria'daki uygulamalar nedeniyle İsrail'e karşı yaptırım çağrısında bulundu.
Milletvekilleri, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın askıya alınmasını talep ediyor.
Batı Şeria'daki abluka ve ev yıkımlarının toplu cezalandırma niteliğinde olduğu vurgulandı.
Haberin Detayı
Avrupa Parlamentosu çatısı altındaki farklı siyasi görüşlerden 60 milletvekili, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas'a hitaben ortak bir mektup kaleme aldı. Mektupta, İsrail'in Batı Şeria'da yürüttüğü askeri faaliyetlerin ve uygulanan ablukanın durdurulması için AB dışişleri bakanlarının vakit kaybetmeksizin toplanması istendi. Milletvekilleri, bölgedeki mevcut durumun bir an önce ele alınması gerektiğini belirterek, Avrupa Birliği'nin diplomatik arenada daha net bir duruş sergilemesi gerektiğinin altını çizdi.
Milletvekillerinin mektubunda, 23 Ekim tarihinde El Halil'de iki İsrail askerinin yaşamını yitirmesinin ardından bölgede başlatılan sıkı abluka önlemlerine dikkat çekildi. Bu önlemlerin sivil halk üzerinde toplu cezalandırma etkisi yarattığı belirtilen metinde, uluslararası hukukun temel prensiplerinin hiçe sayıldığı ifade edildi. İsrail hükümetinin bu adımlarla Filistin topraklarındaki işgali derinleştirmeyi ve kendi iç siyasetindeki seçim süreci öncesinde gerilimi artırmayı hedeflediği savunuldu.
El Halil'de evlerin yıkılmasına dair paylaşılan bilgiler ise sürecin vahametini gözler önüne seriyor. Yerel halkın evlerini boşaltmaları için yalnızca 5 dakika süre verildiğinin kaydedildiği mektupta, bu uygulamaların hem Batı Şeria'nın geleceği hem de Filistin devletinin kurulma ihtimali için büyük bir tehdit oluşturduğu vurgulandı. Milletvekilleri, Avrupa Birliği'nin bu tür saha uygulamaları karşısında sessiz kalmasının kabul edilemez olduğunu dile getirerek, İsrail askerlerinin bölgeden çekilmesini öngören yaptırımların masaya getirilmesini talep etti.
Avrupa Birliği'nin İsrail politikasındaki çifte standart yaklaşımına son verilmesi gerektiği de mektubun öne çıkan maddeleri arasında yer alıyor. Bu çağrı, Avrupa Birliği'nin bölgedeki dış politikasını sorgulayan ve İsrail'e yönelik daha sert yaptırım mekanizmalarının devreye sokulmasını hedefleyen bir hamle olarak görülüyor.
Yaşanan bu diplomatik girişim, Avrupa Parlamentosu üyelerinin İsrail'in askeri adımlarına ve Batı Şeria'daki yerleşim politikalarına karşı duyduğu rahatsızlığın somut bir yansımasıdır. AB'nin yürütme organı konumundaki isimlerin bu çağrıya nasıl yanıt vereceği ve dışişleri bakanlarının acil bir toplantı düzenleyip düzenlemeyeceği ise önümüzdeki günlerin ana gündem maddelerinden biri olacak. Milletvekillerinin yaptırım talebi, AB'nin İsrail ile olan ilişkilerini yeniden değerlendirmesi için bir baskı oluşturuyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Avrupa Birliği'nin dış politikasında İsrail'e yönelik tek sesli bir duruş sergilenmemesi, 60 milletvekilinin başlattığı bu girişimi diplomatik açıdan zorunlu kılıyor. Eğer AB-İsrail Ortaklık Anlaşması gibi temel bir mekanizma, Batı Şeria'daki 5 dakikalık boşaltma süresi gibi insani ihlaller sonrası askıya alınmazsa, birlik kendi değerler sistemini kendi eliyle zayıflatmış olacak. 23 Ekim'deki olaydan sonra artan bu baskı, Brüksel'in İsrail'le olan mevcut ilişkilerini sadece ekonomik değil, hukuki boyutta da revize etmesini mecbur kılıyor.
İsrail askerleri, iki askerin öldürülmesinin ardından başlattığı operasyonlar kapsamında Batı Şeria'nın El Halil kentinde son üç günde elli kişiyi gözaltına aldı. Bölgede süren abluka sırasında yüzlerce ev ve ticarethane yıkılırken, çok sayıda aile evlerinden edildi.
İsrail güçleri son üç günde El Halil'de elli kişiyi gözaltına aldı.
Operasyon, iki askerin öldürülmesi ve üç kişinin yaralanmasının ardından başladı.
Abluka altındaki kentte yüzlerce ev ve yapı yıkılarak altyapı zarar gördü.
İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria'nın güney bölgelerinde askeri operasyonlarını yoğunlaştırarak sürdürüyor. Bölgede yaşanan çatışmaların ardından güvenlik güçleri kent genelinde sıkı tedbirler uygulamaya başladı. Gerçekleştirilen baskınlar neticesinde sivillerin günlük yaşamı tamamen durma noktasına geldi.
Filistinli sivil toplum kuruluşu Esirler Cemiyeti tarafından paylaşılan yazılı bilgilere göre, son üç gün içerisinde sadece El Halil kentinde elli kişi gözaltına alındı. Askeri unsurlar, sokaklarda ve kontrol noktalarında yüzlerce sivili ayaküstü sorgudan geçirdi. Operasyonların yayılmasıyla birlikte bölgedeki insan hakları ihlallerine yönelik endişeler de artış gösterdi.
Söz konusu askeri hareketlilik, iki İsrail askerinin hayatını kaybetmesi ve üç askerin yaralanması olayının hemen ardından cuma günü tetiklendi. Bu gelişmenin ardından ordu birlikleri kenti çembere alarak dış dünyayla olan bağlantısını kesti. Giriş ve çıkışların kapatılmasıyla birlikte bölgede yaşayan halk temel ihtiyaçlara erişmekte zorlanmaya başladı.
Abluka altındaki yerleşim yerinde yıkım faaliyetleri de hız kesmeden devam ediyor. Askeri buldozerler ve ekipler, yüzlerce evi, binayı ve ticari işletmeyi yerle bir ederken bölgenin altyapısını da kullanılamaz hale getirdi. Yıkım çalışmaları ve baskınlar sebebiyle çok sayıda aile evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Yerinden edilen ailelerin sayısı her geçen gün artarken, sivil toplum kuruluşları bölgedeki insani krizin derinleştiğine dikkat çekiyor. Evsiz kalan siviller geçici barınma alanlarına sığınmaya çalışırken, ordu birliklerinin operasyonları ve ev baskınları halihazırda aralıksız olarak sürdürülüyor.
AI YORUMU
Askeri operasyonların sivil yerleşimleri ve altyapıyı hedef alması bölgedeki insani krizi derinleştiriyor. Son üç günde elli kişinin gözaltına alınması ve yüzlerce yapının yıkılması, toplu cezalandırma yöntemlerinin sahadaki yıkıcı etkilerini net bir şekilde gösteriyor. Bu durum, yerinden edilen ailelerin barınma ve temel haklara erişim krizini katlanarak artırıyor.
İsrail'de Gazze ve Lübnan'daki çatışmaların ardından gerçekleştirilecek genel seçimlerde 120 milletvekili belirleniyor. Yaklaşık 7,3 milyon seçmen, 12 bin 18 seçim istasyonunda kurulan 18 bin sandıkta oy kullanarak hükümetin geleceğini ve koalisyon yapısını tayin edecek.
7,3 milyon seçmen, 120 üyeli parlamentoyu belirlemek için 18 bin sandıkta oy kullanıyor.
Seçim organizasyonu için 690 milyon şekel bütçe ayrıldı ve 100 bin personel görevlendirildi.
Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı blok ile Gadi Eisenkot'un muhalefet bloğu arasında yarış yaşanıyor.
İsrail, Gazze Şeridi'ndeki büyük yıkım, Lübnan'ın güneyindeki işgal süreçleri ve İran'a karşı yürütülen askeri operasyonların gölgesinde sandık başına gidiyor. Ülke meclisinin 26. dönemi için yapılacak bu seçimler, sadece yeni milletvekillerini değil, aynı zamanda kurulacak hükümetin kimler tarafından oluşturulacağını da belirleyecek. İsrail Merkez Seçim Komitesi tarafından açıklanan resmi verilere göre, 7,3 milyon seçmenin oy kullanma hakkı bulunuyor.
Seçim süreci için ülke genelinde 12 bin 18 ayrı noktada toplam 18 bin sandık kurulması kararlaştırıldı. Organizasyonun güvenliğini ve işleyişini sağlamak amacıyla 100 bin personel görev yaparken, istasyonlara güvenliği artırmak için 15 bin kamera yerleştirildi. Bu yoğun operasyonel süreç için ayrılan toplam bütçe ise 690 milyon şekel, yani yaklaşık 220 milyon dolar olarak belirlendi.
Nispi temsil sisteminin uygulandığı ülkede, seçmenler doğrudan adaylara değil, siyasi partilere veya listelere oy veriyor. Toplam 37 farklı listenin yarışacağı seçimde, yüzde 3,25 olan seçim barajını geçemeyen partilerin oyları sandalye dağılımına dahil edilmiyor. İsrail vatandaşı olan 1,2 milyon Filistinli, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 21'ini oluşturmasına rağmen siyasi temsilde zorlu bir dengeyi temsil ediyor.
Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te yaşayan 750 binin üzerindeki İsrailli yerleşimci oy kullanabilirken, aynı bölgelerde yaşayan milyonlarca Filistinli vatandaşlık hakları olmadığı için seçim süreçlerinin dışında tutuluyor. Yurt dışında bulunan İsrail vatandaşları için ise sadece görevli diplomatlar haricinde sandık imkanı sağlanmıyor; oy kullanmak isteyenlerin bizzat İsrail'e gelmesi gerekiyor. Suriye ve Lübnan cephelerinde görev yapan askerlerin oy verme işlemi ise 20 Ekim itibarıyla başlatıldı.
Kamuoyu araştırmaları, seçimin Başbakan Binyamin Netanyahu'nun liderlik ettiği aşırı sağcı koalisyon ile Gadi Eisenkot'un başını çektiği Siyonist muhalefet bloğu arasında düğümleneceğini gösteriyor. Netanyahu, aralıklarla 19 yıl süren başbakanlık kariyerini devam ettirmek isterken, muhalefet cephesi ise Eisenkot'un liderliğinde bir değişim hedefliyor. Anketlerin büyük çoğunluğu, hiçbir tarafın mecliste tek başına çoğunluğu sağlayamayacağına işaret ediyor.
Son dönemde Benny Gantz liderliğindeki Mavi-Beyaz Partisi'nin çekilmesi ve Ahi Partisi'nin yarıştan ayrılması, siyasi dengeleri etkileyen diğer gelişmeler arasında öne çıkıyor. Netanyahu'nun, ultra-Ortodoks partilere bazı vaatlerde bulunarak desteğini konsolide etmeye çalıştığı gözlemleniyor. Seçim sonuçları, İsrail'in önümüzdeki dört yıl boyunca izleyeceği güvenlik ve dış politika stratejileri üzerinde belirleyici rol oynayacak.
AI YORUMU
Seçim sonuçları, İsrail'in savaş sonrası rotasını belirleyecek olmasının yanı sıra koalisyon pazarlıklarının nasıl şekilleneceğini de doğrudan etkileyecek. Anketlerin hiçbir bloğun çoğunluğa ulaşamayacağını öngörmesi, seçimden sonra uzun süren ve belirsizlikle dolu bir hükümet kurma sürecinin bizi beklediğini gösteriyor. Özellikle 37 farklı listenin yarıştığı bir ortamda, barajı geçen küçük partilerin koalisyon kurma aşamasındaki kilit rolü, siyasi istikrarı zorlayacaktır. Bu tablo, seçmenin sadece bir partiyi değil, aynı zamanda kurulacak hükümetin ideolojik sınırlarını da belirleyeceği bir sürece işaret ediyor.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, İsrail'in El Halil'deki operasyonlarının 2 binden fazla Filistinliyi evlerinden ettiğini açıkladı. Türk, uygulanan ablukanın sakinleri tamamen hareketsiz bıraktığını ve orantısız güç kullanımına işaret ettiğini belirtti.
2 binden fazla Filistinli zorla yerinden edildi
Abluka sakinleri evlerine hapsediyor
Türk, önlemlerin cezalandırıcı olduğunu vurguladı
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Batı Şeria'nın güneyindeki El Halil kentinde yaşanan insanlık dramına dair çarpıcı veriler paylaştı. Türk, İsrail ordusunun 23 Ekim'den bu yana sürdürdüğü operasyonlar sonucunda 2 binin üzerinde Filistinlinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını bildirdi. Bu zorunlu tahliyelerin ardından bölgedeki evlerin ve ticari mülklerin yıkıldığı tespit edildi.
Türk, yapılan açıklamada İsrail'in uyguladığı ablukanın etkisine dikkat çekti. Sayısız ailenin evlerine ve yakın çevrelerine hapsedildiğini belirten Yüksek Komiser, sakinlerin serbestçe hareket etme haklarının ellerinden alındığını ifade etti. Alınan bu kapsamlı önlemlerin gereksiz ve orantısız güç kullanımına yol açtığına dair ciddi endişeler taşıdığını dile getirdi.
İsrail hükümetinin üst düzey yetkililerine atıfta bulunan Türk, mevcut durumun bir ceza mekanizması gibi işlediğini savundu. Yetkililerin açıklamalarının, uygulanan önlemlerin korku salmak için tasarlandığını gösterdiğini iddia eden Türk, bu durumun uluslararası hukuk çerçevesinde kabul edilemez olduğunu belirtti. Yerinden edilenlere tazminat ve onarım sağlanması gerektiğinin altını çizdi.
Olayların fitilini, kentin kuzeybatı girişindeki Ferş el-Heva bölgesinde yaşanan silahlı çatışma ateşledi. 23 Ekim'de İsrail kontrol noktasına yönelik saldırıda 2 asker hayatını kaybetti, 3 asker yaralandı. İsrail ordusu, bu saldırıyı gerçekleştiren 2 Filistinliyi de öldürdüğünü duyurdu.
Saldırının hemen ardından İsrail ordusu El Halil'de geniş çaplı güvenlik önlemleri başlattı. Kentin giriş ve çıkışlarının kapatılmasıyla günlük yaşam felç oldu. Binlerce kişi evlerinden çıkarılırken, konut ve iş yerleri tahrip edildi. Türk, tüm mahallelerin boşaltılması tehditlerinin etnik temizlik endişelerini artırdığını ve toplu cezalandırmanın hukukun ihlali olduğunu vurguladı.
BM temsilcisi, yerinden edilenlerin geri dönebilmesi için koşulların oluşturulmasını talep etti. Yasa dışı tahliyeler ve yıkımlar nedeniyle zarar görenlerin tazmin edilmesinin zorunluluğuna işaret etti. Uluslararası toplumun bu ihlallere karşı net bir duruş sergilemesi gerektiği mesajı verildi.
Gelişmeler, Batı Şeria'daki tansiyonun yüksek seyrini koruduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Sivil halkın yaşadığı bu ağır koşullar, diplomatik çözüm arayışlarını zorlaştırıyor. Bölgedeki insani krizin boyutu, küresel kamuoyunun gündeminde yer almaya devam ediyor.
AI YORUMU
2 bin kişinin zorla yerinden edilmesi, olayın yalnızca bir güvenlik tedbiri olmadığını, yapısal bir baskı aracı olarak kullanıldığını gösteriyor. Volker Türk'ün 'cezalandırıcı nitelikte' ifadesi, askeri gerekçenin ötesinde bir niyetin varlığına işaret ediyor. Bu durum, El Halil sakinlerinin temel yaşamsal haklarını doğrudan etkiliyor ve uluslararası hukuk nezdinde ciddi bir ihlal riski doğuruyor. Ablukanın sürmesi halinde insani krizin derinleşmesi ve diplomatik baskının artması kaçınılmaz görünüyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun genel seçimler öncesinde orduya İran'a karşı saldırı talimatı verdiği iddia edildi. Genelkurmay Başkanı Zamir'in ise karara ıslak imzalı belge şartıyla karşı çıktığı bildirildi.
Netanyahu'nun saldırı emrine Genelkurmay Başkanı Zamir ıslak imzalı belge isteyerek direndi.
Palmahim Hava Üssü'ndeki toplantıda ikili arasındaki gerilimin son derece yüksek olduğu aktarıldı.
Başbakanlık ofisi ile ordu komuta kademesi arasında yaşanan kriz son yirmi dört günde tırmandı.
İsrail'de salı günü gerçekleştirilecek genel seçimler yaklaşırken siyasi irade ile askeri kanat arasında dikkat çekici bir sürtüşme yaşandı. Ülkede yayın yapan Kanal 12 televizyonunun aktardığı bilgilere göre Başbakan Binyamin Netanyahu ile Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir arasında İran operasyonları nedeniyle ciddi bir anlaşmazlık patlak verdi. Siyasi kadrodan gelen talimatlar doğrultusunda hareket eden komuta kademesinin, bu adımın atılmasından önce kapsamlı değerlendirme toplantıları yapılması konusunda ısrarcı olduğu kaydedildi.
Ordu içerisinden ismi açıklanmayan üst düzey bir yetkili, yaşanan krizin temel sebebinin seçim aralığında atılacak yanlış adımların doğuracağı riskler olduğunu belirtti. Askeri kanadın, siyasi iradenin ülkeyi stratejik bir hesap hatasına sürüklemesinden duyduğu endişe açıkça dile getirildi. Güvenlik kaynakları, Genelkurmay Başkanı Zamir'in bu süreçte üstlendiği tavrın tarihsel bir sorumluluk taşıdığına vurgu yaparak duruşun kararlılığını gözler önüne serdi.
Taraflar arasındaki gerilimin son yirmi dört saat içinde zirveye ulaştığı ifade edilirken, pazar günü Palmahim Hava Üssü'nde düzenlenen toplantının oldukça soğuk bir atmosferde geçtiği bilgisi paylaşıldı. Zamir'in basına kapalı oturumlarda mevcut koşullarda operasyonel gereklilik görmediğini ifade ettiği belirtildi. Başbakan Netanyahu ise Kanal 14 ekranlarında yaptığı açıklamalarda ordunun zirvesiyle aralarında bir kriz yaşandığı iddialarını kesin bir dille reddederek bu söylentilerin gerçeği yansıtmadığını savundu.
Netanyahu, iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunarak bu tür söylentilerin yapay bir kavga ortamı yaratma çabası olduğunu öne sürdü. Askeri istihbarat birimleri ile Mossad yöneticilerinin İran'ın seçim sürecine müdahale etme girişimlerine dair bulgularını kamuoyuyla paylaştığını hatırlatan başbakan, tartışmaların asıl odağının bu tehditler olması gerektiğini dile getirdi. Batı Şeria sınırında yaptığı incelemelerde ülkeye yönelik tehdit istihbaratı aldıklarını yineleyen hükümet kanadı, operasyon ihtimalini canlı tutuyor.
Uluslararası kamuoyunda ve yerel basında son dönemde yapılan değerlendirmelerde seçim takvimi öncesinde Lübnan, Gazze ya da İran hattında yeni hamleler yapılabileceği sıkça tartışılıyordu. Özellikle ekim ayının ilk haftasında ABD Başkanı Trump ile Netanyahu arasında gerçekleştirilen görüşmelerde bölgeye yönelik olası askeri adımların masaya yatırıldığı iddia edilmişti. Taraflar arasındaki bu çekişmenin sandık başına sayılı günler kala ülkenin güvenlik politikasını nasıl etkileyeceği yakından izleniyor.
AI YORUMU
Siyasi liderlik ile askeri bürokrasi arasında beliren bu tür açık anlaşmazlıklar, karar alma süreçlerindeki güven zedelenmesini net biçimde gösteriyor. Seçim takvimine bu kadar kısa bir süre kala operasyonel emirlerin yazılı belge talebiyle karşılanması, ordu içinde siyasi baskılara karşı mesafeli bir duruşun sergilendiğini ortaya koyuyor. Bu durum, stratejik kararların sadece siyasi mülahazalarla değil, operasyonel gerçeklikle harmanlanması zorunluluğunu bir kez daha hatırlatıyor. İlerleyen günlerde atılacak olası adımlar, hem iç siyaset dengelerini hem de bölgesel güvenlik eksenini doğrudan şekillendirecektir.