Bilim

Antarktika'dan kopan dev buz dağları Güney Georgia'ya yöneldi

Antarktika'dan kopan dev buz dağları Güney Georgia'ya yöneldi Fotoğraf: CHIP Online

Özet

Antarktika'dan ayrılan binlerce kilometrelik iki dev buz dağı Güney Atlantik sularına ulaştı. Scotia Denizi'ndeki kütleler ada çevresindeki sığlıklara doğru ilerliyor.

Öne çıkanlar

  • Londra büyüklüğündeki A81 ve 106 kilometrekarelik D32 adaya yaklaşıyor.
  • Buz dağlarının erirken yaydığı parçalar gemiler için risk oluşturuyor.
  • Kütlelerin deniz tabanına takılması bölgedeki ekosistemi etkileyebilir.

Haberin Detayı

Antarktika buzul sahanlıklarından üç yılı aşkın bir süre önce ayrılan A81 ve D32 buz dağları, uzun süren deniz yolculuğunun ardından Güney Atlantik okyanusunda bulunan İngiliz adası Güney Georgia yönüne doğru ilerliyor. Avrupa Birliği'nin Copernicus uyduları tarafından elde edilen güncel görüntüler, Scotia Denizi açıklarında sürüklenen bu dev kütlelerin ada çevresindeki sığlık bölgelere yaklaştığını açıkça ortaya koyuyor. Okyanus bilimciler akıntının etkisiyle hareket eden buzların ada etrafından geçebileceğini öngörse de sığ kıta sahanlığına takılıp karaya oturma senaryosunu da masada tutuyor.

Bölgede seyir halinde olan balıkçı ve turizm gemileri için asıl tehlike sadece devasa boyutlardaki ana kütleler değil. Bu devasa buzlar erimeye başladıkça etrafa yayılan, bazısı ev veya otomobil boyutlarına erişebilen küçük buz parçaları gemi radarlarında kolayca fark edilemiyor. Araştırmacılar, bu küçük ama sert parçaların bölgedeki deniz ulaşımı açısından ciddi bir seyir riski doğurduğunu vurgulayarak kaptanları uyarıyor. Öte yandan buz dağlarının kıyıya yakın bir mesafede deniz tabanına çarpıp takılması durumunda yerel su sıcaklığı ve akıntı dengesinde değişimler yaşanabileceği belirtiliyor.

Yolculuğun baş aktörlerinden biri olan ve Ocak 2023 tarihinde Brunt Buz Sahanlığı'ndan kopan A81, yaklaşık 1.340 kilometrekarelik yüzölçümüyle Londra şehir merkezinin kapladığı alana denk geliyor. Bu devasa kopuş sürecinin temelleri, İngiltere tarafından işletilen Halley Araştırma İstasyonu'nun yaklaşık 20 kilometre yakınındaki büyük bir çatlağın genişlemesiyle atılmıştı. Güvenlik önlemleri kapsamında araştırmacılar 2016 yılında istasyonun tamamını kıtanın iç kesimlerine taşımak zorunda kalmıştı. Ekim 2022'de Amery Buz Sahanlığı'ndan ayrılan D32 ise yaklaşık 106 kilometrekarelik bir alanı kaplıyor.

Kütlelerin adanın yaklaşık 100 kilometre açığında tabana takılması halinde bölgedeki besin döngüsü de kökten değişebilir. Erime esnasında Antarktika kayalıklarından taşınan zengin besin maddeleri okyanus suyuna karışarak doğal bir gübreleme etkisi oluşturabilir ve fitoplankton popülasyonunun artmasını tetikleyebilir. Buna karşılık buz kütlelerinin uzun süre aynı bölgede kalması yerel deniz canlılarının doğal yaşam alanlarını olumsuz yönde baskılayabilir. Uzmanlar uydu verilerini kullanarak buz dağlarının rotasını adım adım izlemeye devam ediyor.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Dev buz dağlarının okyanus akıntılarıyla yer değiştirmesi, iklim hareketliliğinin deniz ticareti ve turizm rotaları üzerindeki doğrudan etkisini net biçimde gösteriyor. Adanın sığ sularında oluşabilecek olası bir karaya oturma vakası, turizm ve balıkçı tekneleri için radarda görünmeyen küçük buz parça tehlikesini artıracaktır. Bu durum, bölgede sefer yapan gemilerin rota planlamasını ve radar takip sistemlerini daha hassas ayarlamasını zorunlu kılıyor.

Kaynak: CHIP Online Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir. Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    • NTV Dünya
    Kaliforniya Kıyılarında El Niño Rüzgarı: Tropik Canlı Akını ve Ohal
    Fotoğraf: NTV Dünya

    Güçlü El Niño hava olayının sıcak suları kuzeye taşımasıyla ABD'nin Kaliforniya eyaleti kıyıları tropikal deniz canlılarının istilasına uğradı ve bölgede olağanüstü hal ilan edildi. Yaşanan ekolojik değişim balıkçılara rekor av sezonu yaşatırken, dev dalgalar yerleşim yerlerinde hasara yol açtı.

    • Dana Wharf Sportfishing şirketinin verilerine göre sarıkanat ton balığı sayısı 5 bine ulaştı.
    • Kaliforniya eyalet yönetimi fırtınalar ve dev dalgalar nedeniyle olağanüstü hal kararı aldı.
    • Orange County sahillerinde ABD Batı Kıyısı'nın ilk deniz kaplumbağası yuvaları tespit edildi.

    Pasifik Okyanusu'ndaki iklim dinamiklerini değiştiren güçlü El Niño etkisi, Amerika Birleşik Devletleri'nin batı sahil şeridini benzeri görülmemiş bir ekolojik hareketliliğin içine çekti. Güney bölgelerinden kuzey istikametine doğru ilerleyen sıcak su kütleleri, okyanus ekosistemindeki dengeleri altüst ederek normal şartlarda o coğrafyada bulunmayan türlerin kıyılara kadar yaklaşmasına yol açtı. Deniz tabanında uzun süredir etkisini sürdüren yüksek sıcaklık dalgasının ardından gelen bu ani değişim, bölge halkı ve yerel yönetimler tarafından yakından izleniyor.

    Doğu Pasifik'te etkili olan kasırgaların da katkısıyla tırmanan deniz seviyesi ve hırçın dalgalar, Güney Kaliforniya plajlarında kum erozyonuna ve sahil kesimindeki konutlarda maddi hasara neden oldu. Yaklaşan sert kış mevsimi koşullarıyla birleşen bu olumsuz tablo karşısında eyalet yetkilileri acil durum önlemlerini devreye soktu. Öte yandan kıyı sularındaki termal artış, amatör ve ticari balıkçılık faaliyetlerinde tarihe geçecek bolluk manzaralarının ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

    Açık deniz turları düzenleyen işletmeler için oldukça kazançlı geçen sezonda, özellikle sarıkanat ton balığı popülasyonunda patlama yaşandı. Geçmiş yıllarda yalnızca birkaç adet yakalanabilen bu türün sayısı binleri bulurken, tekneler wahoo ve küt burunlu yeşil dorado balıklarıyla dolup taştı. Su altı dünyasındaki bu hareketlilik balıkçıların yüzünü güldürse de, soğuk sulara adapte olmuş yerel türlerin barınak alanları olan dev deniz yosunu yatakları sıcaklık artışından olumsuz etkilendi.

    Bilim insanları ekosistemdeki bu dönüşümün tüm canlılar için aynı sonuçları doğurmadığına işaret ediyor. Göç yeteneği kısıtlı olan organizmalar artan sıcaklıklar yüzünden büyük risk altındayken, hareket kabiliyeti yüksek olan köpekbalığı gibi türler yeni alanlara yöneliyor. Santa Monica Körfezi'nde uzun zaman sonra ilk defa yavru beyaz köpekbalığı kreşlerinin görülmesi ve Venice İskelesi'nde şimdiye kadar rastlanmayan iri gözlü bir balık türünün yakalanması bu durumun somut örnekleri arasında yer alıyor.

    Sıcak su akıntılarının getirdiği sürprizler balıklarla sınırlı kalmayarak zehirli türleri ve ender görülen deniz kaplumbağalarını da sahile taşıdı. Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi kayıtlarına göre, nadir rastlanan bazı zehirli yılan benzeri canlılar kıyı şeridinde görüntülendi. Ayrıca Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi yetkilileri, Orange County sahillerinde beliren zeytin rengi deniz kaplumbağası yuvalarının bölge tarihindeki ilk kayıtlar olduğunu duyurarak iklim şartlarının doğa üzerindeki kalıcı izlerine dikkat çekti.

    AI YORUMU

    Okyanus sıcaklıklarındaki bu radikal oynamalar, iklim döngülerinin yerel ekosistemleri ne kadar hızlı ve sert dönüştürebileceğini somut rakamlarla ortaya koyuyor. Sarıkanat ton balığı avının 2 adetten 5 bine fırlaması balıkçılık ekonomisini kısa vadede canlandırırken, deniz yosunu yataklarının gördüğü zarar ve zehirli türlerin kıyıya yaklaşması uzun vadeli biyolojik dengesizliklerin habercisi. Yönetimlerin sadece ekonomik kazanca değil, değişen deniz flora ve faunasının getirdiği ekolojik risklere karşı da acil koruma stratejileri geliştirmesi şart.

    Kaynak: NTV Dünya Haberin tam sayfası →

    Gündem
    • CNN Türk
    Eylül Yağışlarında 51 Yıllık Artış Rakamları
    Fotoğraf: CNN Türk

    Türkiye genelinde eylül ayı yağış miktarı, uzun yıllar ortalamasına kıyasla yüzde 30 artışla metrekareye 32,4 kilograma ulaştı. Rapora göre yağış dağılımında bölgeler arasında büyük dengesizlikler görüldü.

    • Eylül ayı ortalama yağışı metrekare başına 32,4 kilogram olarak ölçüldü.
    • Yağışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 51 oranında artt.
    • Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya ve Isparta çevrelerinde normallerin dört katı aşıldı.

    Türkiye'nin meteorolojik görünümünde eylül ayı boyunca belirgin bir hareketlilik yaşandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan veriler, son dönemdeki yağış rejimindeki dalgalanmaları gözler önüne serdi.

    Paylaşılan alansal yağış raporuna göre 1991 ile 2020 yılları arasındaki eylül normali metrekareye 24,9 kilogram olarak hesaplanırken, geçen senenin aynı ayında bu miktar 21,4 kilogram seviyesindeydi. Geride bıraktığımız eylül ayında ise bu rakam ortalama 32,4 kilograma yükseldi.

    Ülke genelindeki bu miktar artışı, uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 30, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 51 oranında bir fazlalığa işaret etti. Ancak bu yükseliş coğrafi olarak dengeli bir dağılım göstermedi.

    Bazı illerde normallerin çok üzerinde yağış kaydedilirken, bazı bölgelerde ise ciddi kuraklık riskleri baş gösterdi. Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya ve Isparta çevresindeki bazı noktalarda yağış miktarları normal seviyelerinin dört katından fazla gerçekleşti.

    Buna karşın Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin tamamına yakın kısmı ile Trakya'nın batısı, İzmir, Tunceli, Elazığ ve Hakkari civarlarında düşen yağışlar normal değerlerinin yüzde 80'den fazla altına geriledi. Genel tablo incelendiğinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu normallerin altında kalırken, diğer bölgelerde normallerin üzerinde yağış alındığı belirlendi.

    AI YORUMU

    Metrekare başına düşen 32,4 kilogramlık yağış miktarı, ülkenin su kaynakları yönetimi açısından olumlu bir gelişme gibi görünse de bölgesel uçurumlar asıl tehlikenin sinyallerini veriyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki yüzde 80'i aşan düşüşler, tarımsal sulama ve kuraklık eylem planlarının acilen gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor. Yerel bazda yaşanan bu aşırı uçlardaki değişimler, iklim krizinin Türkiye üzerindeki somut ve öngörülemez etkilerini net bir biçimde kanıtlıyor.

    Kaynak: CNN Türk Haberin tam sayfası →

    Bilim
    • CHIP Online
    NASA, Ay Çukurunun Altındaki Lav Tüplerini İnceleyecek
    Fotoğraf: CHIP Online

    Marius Tepeleri’ndeki bir çukurun, yer altındaki büyük lav tüplerine girişi saklayabileceği düşünülüyor. NASA, radar ve sismik sensörlerle bu olasılığı test etmeyi planlıyor. Çalışma, gelecekte astronotlar için doğal sığınakların keşfi açısından kritik.

    • Ay’da bulunan çukurun altı, büyük bir lav tüpüne bağlanıyor olabilir.
    • NASA, radar, sismik sensör ve gravimetrelerden veri toplayarak bu yapıyı inceleyecek.
    • Sonuçlar, astronotların radyasyon, mikrometeorit ve sıcaklık dalgalanmalarına karşı koruma sağlayabilecek doğal sığınakların varlığını gösterebilir.

    Marius Tepeleri’nde tespit edilen gizemli çukur, Ay’ın volkanik geçmişine dair ipuçları taşıyor. Uzay ajansı NASA, bu çukurun yer altına açılan büyük lav tüplerinin girişini saklayabileceğini öne sürüyor. Çözüm için radar ve sismik sensörlerin yanı sıra gravimetre ve yüksek çözünürlüklü kameralar da kullanılacak.

    Araştırma ekibi, çukurun derinliklerini ve yapısını incelemek amacıyla jeofizik araçları geliştirdi. Yer radarları, Ay yüzeyindeki gök cismi çarpışmaları sonucu oluşan kraterler arasında kalan volkanik kanalları ortaya çıkarmaya yardımcı olacak. Sismik sensörler ise yer altındaki titreşimleri tespit ederek lav tüzülerinin varlığını doğrulayacak.

    Marius Tepeleri, Ay’ın Düzeyine bakan yüzeyin izlenişinde, eski volkanik faaliyetlerin izleri hâlâ görünür durumda. Bilim insanları, bu bölgede kalan lav kanallarının, Apollo görevlerinden önce su akıntılarıyla şekillenmiş olabileceğini düşünüyor. Günümüzde ise açık lav kanalları ve çökmüş lav tüzüleriyle dolu bir yapısal alan olarak varlık gösteriyor.

    Çalışmanın sonuçları, Ay’ın volkanik tarihini anlamanın ötesinde, gelecekteki insan yerleşimleri için kritik bir öneme sahip. Büyük lav tüzüleri, astronotlara radyasyon, mikrometeorit ve sıcaklık dalgalanmalarına karşı doğal bir koruma sağlayabilir. NASA’nın bu keşif planı, Ay’da güvenli üs kurma stratejilerinin geliştirilmesinde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

    AI YORUMU

    NASA’nın Marius Tepeleri’ndeki çukur üzerinde yapacağı jeofizik inceleme, Ay’ın yer altı yapısını ve potansiyel sığınakları ortaya çıkarmada kritik rol oynayacak. Bu çalışmanın sonuçları, gelecekteki uzay misyonlarının planlamasında hem bilimsel hem de stratejik olarak büyük bir etki yaratabilir.

    Kaynak: CHIP Online Haberin tam sayfası →

    Bilim
    • Haber Global
    13 Kasım 2026’da Kıyamet Mi? 66 Yıllık Bilimsel Model Çürütüldü
    Fotoğraf: Haber Global

    Sosyal medyada 13 Kasım 2026’da dünyanın sonunun geleceği iddiaları yeniden gündeme geldi. 1960’da Illinois Üniversitesi’nde hazırlanan bir nüfus modeli, bu iddiaların bilimsel dayanağı olmadığını gösterdi. Kıyamet senaryoları, sadece yanlış yorumlanmış hesaplamalara dayanıyor.

    • 1960’da Illinois Üniversitesi’nde bir nüfus modeli oluşturuldu.
    • Model, 13 Kasım 2026’da insan sayısının teorik olarak sonsuza ulaşacağını öne sürdü.
    • Ancak gerçek analiz, nüfusun yavaşlama göstereceğini ve böyle bir kıyametin gerçekleşmeyeceğini ortaya koydu.

    Sosyal medya, 13 Kasım 2026’da dünyanın sonunun geleceği iddialarıyla sarsıldı. Bu haber, 1960’da ABD’de yapılan akademik bir çalışmanın yanlış yorumlanmasından kaynaklandı.

    O dönemde Illinois Üniversitesi’nde fizikçi Heinz von Foerster ve ekibi, dünya nüfusunun gelecekteki artışını inceleyen bir matematiksel model geliştirdi. Model, “eğer nüfus artışı durağan kalırsa” senaryosunu test etti.

    Sonuç, 13 Kasım 2026’da nüfusun teorik olarak sınırsız bir değere ulaşacağını gösterdi. Ancak araştırmacılar, bu durumun sadece idealize bir koşula dayandığını ve gerçekte nüfusun artış hızının düşeceğini vurguladı.

    Dolayısıyla, başlıkta iddia edilen kıyamet senaryosu, bilimsel verilerin yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Gerçekçi bir değerlendirme, 13 Kasım’da dünyayı sona erdiren bir olayın beklenmediğini ortaya koyuyor.

    AI YORUMU

    Bu tür “nükleer kıyamet” söylentileri, bilimsel verinin bağlamdan çıkarılmasıyla ortaya çıkar. Bu kez de tarihsel bir model yanlış yorumlanarak yayılmasına sebep oldu. Böyle haberlerin yayılmasının önüne geçmek için sosyal medya platformlarının doğrulama mekanizmalarını güçlendirmeleri gerekiyor.

    Kaynak: Haber Global Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler