13. Yargı Paketi ile Süresiz Nafaka Kaldırılıyor ve Yeni Süre Sınırı Geliyor
•1 dk okuma
Paylaş
HGündem
Fotoğraf: CNN Türk
Özet
Meclis gündemine gelmesi beklenen 13. Yargı Paketi, uzun süredir tartışılan süresiz nafaka uygulamasını sonlandırarak evlilik süresine bağlı yeni bir model getiriyor. Düzenleme kapsamında boşanma davalarının hızlandırılması, mal paylaşımı kuralları ve sosyal medya hesaplarında kimlik doğrulama zorunluluğu gibi radikal değişiklikler yer alıyor.
Öne çıkanlar
Otuz maddelik yeni düzenleme ekim ayında TBMM Başkanlığına sunulacak.
Nafaka süresi genel kural olarak evlilik süresinin yarısını aşamayacak.
Kira tespit davalarının dokuz ay, tahliye davalarının on sekiz ayda bitmesi hedefleniyor.
Haberin Detayı
Aile hukukundan sosyal medya denetimine kadar pek çok farklı alanı kapsayan otuz maddelik yeni yasal düzenleme hazırlıkları tamamlanmak üzere. Hazırlanan taslağın ekim ayı içerisinde Meclis gündemine taşınması planlanırken, kamuoyunda en çok mercek altına alınan konu süresiz nafaka uygulamasında yapılacak değişiklikler oldu.
Anayasa Mahkemesinin ilgili maddeyi iptal etmesinin ardından şekillendirilen yeni sistemde, nafaka ödemelerine somut kriterlere dayalı süre sınırları getiriliyor. Üzerinde çalışılan modele göre nafaka süresinin en az üç yıl olması ve evlilik süresinin yarısını geçmemesi öngörülürken, hâkime tarafların yaşı, ekonomik durumu ve kusur oranına göre bu süreyi uzatma yetkisi tanınıyor.
Yasal düzenlemenin geçiş hükümlerine göre daha önce kesinleşmiş nafaka dosyaları da etkilenecek. Mevcut ödeme süreleri yeni hesaplanan sınırları aşanlar için bir yıllık ek geçiş süresi tanınacak ve ardından yükümlülükler sona erecek.
Pakette ayrıca ilk derece ve istinaf mahkemelerinin aynı kararı vermesi durumunda temyiz yolunun kapanması öngörülüyor. Mal paylaşımı ile boşanma davalarının birbirinden ayrı yürütülmesi ve zamanaşımı sürelerinin beş yıla indirilmesi de yargı süreçlerini hızlandırmayı amaçlıyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Otuz maddelik bu taslak, yıllardır süregelen nafaka krizine somut bir formül getirmesi açısından hukuki sistemde taşları yerinden oynatacak nitelikte. Özellikle geçiş hükümlerindeki bir yıllık kademeli bitiş süresi, mevcut davaların tarafı olan binlerce vatandaşı doğrudan etkileyecek. Uygulamanın adaleti sağlarken yeni mağduriyetler yaratmaması için hâkim takdir yetkisinin dengeli kullanılması büyük bir mecburiyet taşıyor.
Kaynak:
CNN Türk
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
İstanbul Barosu üyesi bir avukat, Samandıra'da müvekkiliyle birlikte çocuk teslimi yaptığı sırada silahlı ve fiziki saldırıya uğradı. Olayla ilgili gözaltına alınan şüpheliler hakkında adli soruşturma sürerken, baro yönetimi şiddet olayının hukuki sürecini takip edeceklerini duyurdu.
Olay 17 Ekim 2026 tarihinde Samandıra İmam Hatip Lisesi'nde gerçekleşti.
Avukat Ö.Ş. karşı taraf olan İ.O ve babası C.O tarafından hedef alındı.
Şüpheliler gözaltına alınırken baro yönetimi hukuki sürecin takipçisi olacağını açıkladı.
İstanbul'da mesleki faaliyetini yürütmekte olan bir avukat, adli bir işlem esnasında fiziksel şiddete ve ölüm tehditlerine maruz kaldı. Yaşanan olay, meslek örgütleri ve hukuk camiasında büyük bir tepkiyle karşılandı.
Edinilen bilgilere göre, ilgili avukat müvekkiliyle birlikte yasal bir prosedürü tamamlamak üzere okul binasına gitti. Karşı tarafta yer alan şahıslar, görevini yapan hukukçuyu hedef alarak hakaretler savurdu ve bıçakla gözdağı vererek fiziki saldırıda bulundu.
Saldırının ardından emniyet güçlerine başvuran mağdur avukat şikayetçi oldu. Hızlı bir şekilde harekete geçen kolluk kuvvetleri şüphelileri gözaltına alırken, olayla ilgili soruşturma dosyası titizlikle yürütülüyor.
Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayan İstanbul Barosu, savunma makamına yönelen her türlü saldırının tüm toplumsal kesimlerin adalet hakkını hedef aldığını vurguladı. Sürecin cezasız kalmaması adına adli merciler nezdinde gerekli tüm girişimlerin yapılacağı ifade edildi.
AI YORUMU
17 Ekim tarihinde gerçekleşen bu saldırı, adli işlemler sırasında görev yapan hukukçuların ne denli büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya kaldığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle çocuk teslimi gibi duygusal ve gerilimli geçen süreçlerde tarafların avukatları doğrudan hedef alması, tedbirlerin artırılması gerektiğini gösteriyor. Şüphelilerin gözaltına alınmış olması soruşturmanın selameti açısından olumlu bir adım olsa da benzer olayların tekrarlanmaması için caydırıcı cezai yaptırımların uygulanması şart.
Boşandığı eşinin babasının açtığı beş yıllık geçmiş döneme ait kira davası yüksek mahkemeden döndü. Yargıtay, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı gerekçesiyle kira istemini haksız bulurken borç senedi yönünden yerel mahkeme kararını bozdu.
Kayınpeder 2020 yılından sonra boşanan damadından 5 yıllık kira talep etti.
Yüksek mahkeme resmi bir kira sözleşmesi olmamasını esas aldı.
Eski damadın imzaladığı borç senedi adi belge sayılarak yeniden değerlendirilecek.
İstanbul sınırları içerisinde yaşanan ailevi anlaşmazlık hukuki mercilere kadar taşındı. Evlilik birliğinin son bulmasının ardından gayrimenkul sahibinin eski damadına yönelik hukuki adımları yeni bir emsal kararın doğmasına zemin hazırladı.
Mülk sahibi, kızıyla evli olduğu dönemde kendisine ait konutta ikamet eden eski damadından geçmiş yıllara ait barınma bedelini tahsil etmek istedi. Bununla birlikte evlilik sürecinde elden verildiği öne sürülen borçların da ödenmesini talep eden ev sahibi mahkemenin yolunu tuttu.
Yerel mahkeme aşamasında dava reddedilirken istinaf mercii de bu kararı yerinde buldu. Son aşamada dosya Yargıtay 3. Hukuk Dairesi önüne geldi ve yüksek mahkeme kira talebi ile borç iddialarını birbirinden ayırarak farklı hükümler kurdu.
Mahkeme heyeti, taraflar arasında meskenin kullanımına dair yazılı bir akit bulunmadığı için barınma bedeli talebinin hukuki dayanağı olmadığına hükmetti. Evlilik birliği içinde aynı çatı altında yaşanmış olmasının otomatik olarak bir borç ilişkisi yaratmayacağı vurgulandı.
Öte yandan eski damadın imzasını taşıyan ve borç miktarını gösteren belgenin adi senet niteliği taşıyabileceği ifade edildi. Bu sebeple dosya, borç alacak ilişkisinin yeniden incelenmesi amacıyla yerel mahkemeye geri gönderildi.
AI YORUMU
Evliliklerin sonlanmasının ardından mülk sahiplerinin geçmişe dönük kira talep etmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Yargıtay'ın bu kararı, yazılı sözleşme olmaksızın kurulan aile içi ilişkilerde mesken kullanımının ticari bir alacağa dönüştürülemeyeceğini net biçimde ortaya koyuyor. Ancak borç senetlerinin hukuki geçerliliği konusundaki bozma kararı, tarafların imza altına aldığı belgelere karşı daha dikkatli olması gerektiğini gösteriyor.
Yargıtay, evlilik birliği döneminde yaşanılan mülk için eski damadından kira isteyen kayınbabanın talebini reddeden yerel mahkeme kararını onadı. Yüksek mahkeme, taraflar arasında resmi bir kira sözleşmesi bulunmadığına hükmetti.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kira istemini hukuka uygun buldu.
İstanbul'daki dava 2020 yılında açılmıştı.
Mahkeme döviz ve altın alacakları yönünden ise bozma kararı verdi.
İstanbul'da yaşayan bir vatandaşın, kızının eski eşine karşı başlattığı hukuki süreç Yargıtay aşamasından geçti. Davacı taraf, evlilikleri süresince kendisine ait olan konutta ikamet eden damadından geriye dönük beş yıllık kira bedeli talep etmişti.
Aynı dava dilekçesinde, evlilik birliği devam ederken eski damadına elden altın ve döviz cinsinden borç para verdiğini öne süren kayınpeder, bu tutarların da faiziyle birlikte tahsil edilmesini istemişti. Davalı ise iddiaları reddederek aralarında herhangi bir kira akdinin bulunmadığını savundu.
Yerel mahkeme sıfatıyla dosyayı inceleyen Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, hem barınma bedeli hem de borç iddiaları yönünden davanın reddine hükmetti. İstinaf aşamasından da olumlu sonuç alamayan davacı, kararı temyiz ederek Yargıtay'a taşıdı.
Temyiz incelemesini tamamlayan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kira talebiyle ilgili verilen ret kararını yerinde bularak onadı. Kararın gerekçesinde mülkün aile konutu olarak kullanıldığı ve taraflar arasında imzalanmış yazılı bir kira sözleşmesinin mevcut olmadığı vurgulandı.
Öte yandan yüksek mahkeme, altın ve döviz alacaklarına ilişkin uyuşmazlıkta ise yerel mahkeme kararını bozdu. Dosyada damadın el yazısıyla borç miktarını ve alındı ibaresini içeren bir kağıt bulunduğu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği bu belgenin adi senet niteliği taşıyıp taşımadığının incelenmesi gerektiği belirtildi.
AI YORUMU
Evlilik birliklerinin sona ermesinin ardından aile içi finansal ilişkilerin yargıya taşınması son derece karmaşık hukuki uyuşmazlıklar doğurabiliyor. Beş yıllık sürede taraflar arasında resmi bir kira kontratı yapılmamış olması, mülk sahibinin sonradan talepte bulunmasını hukuken geçersiz kılıyor. Ancak dosyada yer alan el yazılı belgenin adi senet niteliğiyle yeniden ele alınacak olması, borç alacak ilişkilerinin ispat yükü açısından mahkemelerin titizlikle inceleme yapmasını zorunlu kılıyor.
Yargıtay, boşanma sonrası eski damadından geçmiş döneme ait kira talep eden kayınpederin davasındaki yerel mahkeme kararını onadı. Yüksek mahkeme, taraflar arasında resmi bir sözleşme bulunmadığı için kira istemini reddederken, el yazısı borç belgesinin incelenmesi gerektiğine hükmederek bu yönü bozdu.
İstanbul'da yaşayan kayınpeder, boşanma sonrasında eski damadından 5 yıllık kira talep etti.
Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi hem kira hem de borç davasını reddetmişti.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kira talebini onarken, altın ve döviz borcu için bozma kararı verdi.
Aile mahkemelerinde görülen boşanma davalarının ardından ortaya çıkan mali uyuşmazlıklar yargının üst kademelerine taşınmaya devam ediyor. Bu kapsamda gündeme gelen bir mülk ve alacak davasında nihai değerlendirme Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından tamamlandı. İstanbul sınırları içerisinde yaşanan olayda, evlilik birliğinin son bulmasıyla birlikte taraflar arasında yeni bir hukuki süreç başlamıştı.
Söz konusu süreçte mülk sahibi olan kayınpeder, kızıyla evli olduğu dönemde aynı konutta kalan eski damadına karşı yasal yollara başvurmuştu. Davacı taraf, beş yıllık süre zarfı boyunca kendi mülkünde oturan kişiden kira bedeli talep ederken, aynı zamanda evlilik süresince verilen döviz ve altın cinsinden borçların da iadesini istemişti. Yerel mahkeme aşamasında yapılan incelemelerde her iki talep de yasal dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmişti.
İstinaf aşamasından da istediği sonucu alamayan davacı kayınpeder, dosyayı temyiz incelemesi için Yargıtay'a aktardı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından yapılan detaylı inceleme sonucunda, kira talebiyle ilgili yerel mahkeme hükmünün hukuka uygun olduğu tescillendi. Kararın gerekçesinde, mülkün kullanım süresi boyunca taraflar arasında imzalanmış yazılı bir kira kontratının bulunmadığına dikkat çekildi.
Bununla birlikte, döviz ve altın alacaklarına ilişkin kısımda ise yerel mahkeme kararının hatalı bulunduğu kaydedildi. Dava dosyasına sunulan ve borç miktarının yanı sıra 'aldım' ibaresi ile borçlunun el yazısını içeren belgenin adi senet niteliği taşıdığı vurgulandı. Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca bu tür belgelerin ispat yükümlülüğü açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek dosya yeniden görülmek üzere bozuldu.
AI YORUMU
Bu karar, boşanma süreçlerinin ardından sıklıkla karşılaşılan gayrimenkul kullanım bedeli ve gayriresmi borç ilişkileri açısından önemli bir hukuki çerçeve sunuyor. Sözleşmesiz konut kullanımında kira talebinin karşılık bulamayacağını açıkça gösterirken, el yazısıyla oluşturulan adi senetlerin ispat gücünü bir kez daha hatırlatıyor. Aile içi ilişkilerde borç veya mülk paylaşımı yapılırken resmi belgelere dayanılmaması gelecekte uzun süren ihtilaflara zemin hazırlıyor.