PİYASA
Dünya

Victoria's Secret'ın 50 milyon dolarlık pırlanta sütyenini bir Türk iş insanı aldı iddiası

Victoria's Secret'ın 50 milyon dolarlık pırlanta sütyenini bir Türk iş insanı aldı iddiası Fotoğraf: Marc Zapanta ThePrinceOfVanity · CC BY 3.0 · Wikimedia Commons

Özet

Moda dünyasında yankı uyandıran pırlanta kaplı 50 milyon dolarlık tasarımın gizli bir Türk alıcı tarafından eşine hediye edilmek üzere sipariş edildiği öne sürüldü. Taraflar iddiayı doğrulamasa da sosyal medyada yayılan söylenti kısa sürede büyük ilgi gördü.

Öne çıkanlar

  • Jacob & Co. tasarımı 50 milyon dolarlık Fantasy Bra, Kylie Jenner tarafından Los Angeles defilesinde tanıtıldı.
  • Yaklaşık 1,8 kilogram ağırlığındaki sütyende kumaş kullanılmazken, 4 bin 410 doğal pırlanta yer alıyor.
  • Merkezdeki 75,54 karatlık sarı elmasın tek başına 22 milyon dolar değerinde olduğu belirtiliyor.

Haberin Detayı

Altı yıllık bir aranın ardından podyuma geri dönen Victoria's Secret, Los Angeles şehrinde gerçekleştirdiği görkemli defileyle dikkatleri üzerine çekti. Gecenin en çok konuşulan parçası ise kuyumcu Jacob Arabo imzasını taşıyan ve rekor bir fiyat etiketine sahip olan mücevher sütyen oldu. Ünlü model Kylie Jenner'ın üzerinde sergilenen bu özel parça, markanın geçmiş yıllardaki geleneksel ihtişamını çok daha ileri bir boyuta taşıdı.

Moda kulislerinde hızla yayılan bir iddiaya göre, üzerinde hiç kumaş barındırmayan ve tamamen altın ile pırlantalardan oluşan bu eşsiz tasarımı bir Türk iş insanı satın aldı. Eşine hediye edilmek üzere alındığı öne sürülen 50 milyon dolarlık parçanın gerçek alıcısı hakkında ne üretici firmadan ne de moda devinden resmi bir doğrulama geldi. Söylentinin kaynağı belirsizliğini korurken, bu denli yüksek maliyetli bir eserin kime ait olduğu yönündeki merak artmaya devam ediyor.

Tasarım sürecinin oldukça zahmetli geçtiği ve 15 ustanın bin saati aşkın emeğiyle tamamlandığı açıklandı. Jenner'ın birebir vücut ölçüleri alınarak üretilen eserde, en büyük zorluğun hareket kabiliyeti ile konfor dengesini kurmak olduğu ifade edildi. Üzerindeki 75,54 karatlık devasa sarı elmasın yanı sıra kullanılan binlerce doğal taş, parçanın sanat eseri niteliğini pekiştiriyor.

Eski rekor, 2000 yılında Gisele Bündchen'in taşıdığı 15 milyon dolarlık tasarıma aitti ve yeni parça bu rakamı yaklaşık 35 milyon dolar aştı. Fiyatın bu kadar yüksek olmasında sadece değerli taşların maliyeti değil, aynı zamanda kullanılan el işçiliği ve benzersiz kesim teknikleri de etkili oldu. Satışa resmi olarak bu rakamla sunulmasa da biçilen değer, sektördeki en pahalı defile ürünlerinden biri olarak kayıtlara geçmesini sağladı.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Lüks tüketim pazarındaki bu tür milyar dolarlık spekülasyonlar, markaların görünürlüğünü artırmak için kusursuz bir pazarlama aracı işlevi görüyor. 50 milyon dolarlık rekor bedelin somut bir satışla teyit edilmemiş olması, haberin gerçekliğinden ziyade yaratılan ihtişam algısına odaklanılması gerektiğini gösteriyor. Bu tarz devasa harcama iddiaları, küresel ölçekte servet sahiplerinin tüketim alışkanlıklarını ve lüks markaların pazarlama stratejilerini doğrudan hedef alıyor. Gelecekte benzer defilelerde bu tür uçuk rakamların sergilenmeye devam edeceği ve her defasında yeni bir rekor denemesi yapılacağı şimdiden öngörülebilir.

Kaynak: NTV Dünya Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir. Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    • AA Güncel
    AB Komisyonu, düzensiz göçle mücadele için acil çerçeve hazırlıyor
    Fotoğraf: AA Güncel

    Avrupa Birliği Komisyonu, dış sınırlardaki ciddi tehditlere karşı yeni acil müdahale çerçevesini yıl sonuna kadar sunmaya hazırlanıyor. Başkan von der Leyen, son dönemde yasa dışı geçişlerde ve iltica başvurularında düşüş kaydedildiğini açıkladı.

    • Dış sınırlardaki tehditlere karşı yeni acil müdahale çerçevesi yıl sonuna kadar açıklanacak.
    • AB'ye yasa dışı sınır geçişleri son iki yılda yüzde 56 oranında azaldı.
    • İltica başvurularında yıl başından bu yana yüzde 19 düşüş yaşandı.

    Avrupa Birliği kurumlarının Strazburg'daki genel kurul oturumunda, son dönemde gerçekleştirilen liderler zirvesinin sonuçları ele alındı. Toplantıda konuşan Komisyon yetkilileri, birliğin dış sınırlarında yürütülen güvenlik politikalarının somut sonuçlar vermeye başladığını dile getirdi.

    Paylaşılan verilere göre, birliğe yönelik yasa dışı sınır geçişleri son iki yıllık periyotta yüzde 56 oranında geriledi. Yılın başından itibaren ise bu oran yüzde 34 düşüş gösterirken, resmi iltica başvurularındaki azalma yüzde 19 seviyesine ulaştı.

    Yaz aylarında Kuzey Afrika'daki Sebte sınırında yaşanan düzensiz göç girişimi, dış sınırlarda ani tehditlerin ortaya çıkabileceğini gösteren örnekler arasında gösterildi. Bu tür olayların yanı sıra bazı devletlerin göçü siyasi bir baskı unsuru olarak kullandığına dikkat çekildi.

    Mevcut riskler karşısında üye ülkelerin dış sınırlardaki krizlere daha hızlı yanıt verebilmesi amacıyla yeni bir Avrupa acil müdahale çerçevesinin hazırlanmakta olduğu bildirildi. Sınır ajansı Frontex'in yetkilerinin genişletileceği bu düzenlemenin yıl sonuna kadar kamuoyuna duyurulması planlanıyor.

    Oturumda ayrıca enerji güvenliği ve Rusya'ya yönelik yaptırımlar da gündeme geldi. Moskova'nın enerji arzını bir şantaj aracı olarak kullandığı tecrübesiyle hareket eden birliğin, yaptırımları savaş sona erene kadar kararlılıkla sürdüreceği yinelendi.

    AI YORUMU

    Dış sınır güvenliğinde son dönemde sağlanan kısmi düşüş oranları, üye ülkelerin ortak mekanizmaları hayata geçirme sürecini hızlandırıyor. Yüzde 56'lık azalış gibi istatistiki iyileşmeler olumlu bir zemin yaratsa da, bölgesel krizlerin ve hibrit tehditlerin varlığı acil müdahale çerçevelerinin kalıcı olmasını zorunlu kılıyor. Eğer planlanan bu yeni yapı zamanında devreye alınmazsa, dış sınır yönetiminde yaşanan ani yükler üye ülkeler arasındaki işbirliğini zora sokabilir.

    Kaynak: AA Güncel Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • Yakın Doğu Haber
    ABD ve İsrail, İran'a yönelik olası askerî harekâtı masaya yatırdı
    Fotoğraf: Yakın Doğu Haber

    ABD ve İsrail, İran'a karşı geniş çaplı bir savaşı yeniden başlatma seçeneğini değerlendirmek üzere gizli bir zirve gerçekleştirdi. Ovda Hava Üssü'ndeki buluşmada bölgesel tehditler ve ikili işbirliği detayları ele alındı.

    • ABD Savaş Bakanı Hegseth ile İsrail Başbakanı Netanyahu Nakab'daki üste bir araya geldi.
    • Görüşmede saldırı ve savunma alanındaki ortak stratejiler masaya yatırıldı.
    • İsrail medyası, nükleer tesislerdeki hareketlilik nedeniyle istihbarat raporlarını değerlendiriyor.

    Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail cephesi, Tahran yönetimine karşı kapsamlı bir askeri çatışmayı yeniden tetikleme ihtimalini görüşmeye başladı. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Nakab bölgesinde bulunan Ovda Hava Üssü'nde basına kapalı kritik bir toplantı gerçekleştirdi. Yaklaşık iki saat süren bu temas, iki ülke arasındaki askeri seçeneklerin masada tutulduğunu açıkça gösterdi.

    Gerçekleşen buluşmaya İsrail Güvenlik Bakanı Israel Katz ve Netanyahu'nun ofisinden üst düzey isimler katıldı. Bazı CNN kaynakları, görüşmelerin yapıldığı üste Birleşik Arap Emirlikleri temsilcilerinin de bulunduğunu öne sürdü. İsrail basını ise Mossad ve genelkurmay başkanının bu özel masada yer almadığı bilgisini paylaştı.

    Netanyahu, Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin kaydını kamuoyuyla paylaşarak ortak hedeflerine ulaşacaklarını vurguladı. İsrail lideri, İran'ın nükleer tehdidini kalıcı olarak bitireceklerini savunurken önleyici bir saldırı ihtimaline de hazırlandıklarını belirtti. Tahran'ı bölgesel seçimlere müdahale etmekle suçlayan Netanyahu, Washington ile teması sıkılaştırdı.

    İsrail basınında Washington'ın yaklaşımına dair farklı değerlendirmeler dikkat çekiyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, Netanyahu'nun hamle yapmak istediğini ancak ABD'nin şu an için doğrudan bir savaşa sıcak bakmadığını yazdı. Israel Hayom ise istihbarat birimlerinin nükleer tesislerdeki faaliyet artışına dikkat çekerek hızlı bir operasyon ihtimalini gündemde tuttuğunu bildirdi.

    AI YORUMU

    İki müttefik ülkenin askeri seçenekleri yeniden değerlendirmesi, Orta Doğu'daki mevcut kırılgan dengeleri tamamen tersine çevirebilecek yeni bir çatışma dalgasının habercisidir. Nakab'daki üste gerçekleşen bu temas, diplomatik kanallardan ziyade fiili müdahale senaryolarının Washington ve Tel Aviv tarafından ciddi şekilde planlandığını kanıtlıyor. Özellikle nükleer tesislerdeki hareketliliğin artması, taraflar için operasyonel takvimi öne çekebilir. Bu süreç, bölgedeki enerji hatlarını ve sermaye piyasalarını doğrudan tehdit ederken, olası bir askeri tırmanış küresel ticaret akışını sekteye uğratma riski taşıyor.

    Kaynak: Yakın Doğu Haber Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • Kadırga TV
    Haydar Baş: Meçhuller savaşı Türkiye ekonomisini tamamen bitirir
    Fotoğraf: Kadırga TV

    Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin uluslararası meçhuller savaşına dahil olmasının ülkeyi ekonomik olarak çökerteceğini belirtti. Siyasi ve istihbarat analizlerine dikkat çeken Baş, Ankara'nın barıştan yana tavır alması gerektiğini vurguladı.

    • Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin meçhuller savaşına katılması halinde ekonominin çökeceğini söyledi.
    • 11 Eylül saldırılarının İsrail ve Çin istihbaratının ortak planı olduğu iddia edildi.
    • Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche, 24 Temmuz'daki konuşmasında savaş tehlikesine dikkat çekti.

    Prof. Dr. Haydar Baş, uluslararası alanda meçhuller savaşı olarak tanımlanan süreçte Türkiye'nin izlemesi gereken stratejiye dair kritik uyarılarda bulundu. Hatırlanacağı üzere daha önce 11 Eylül olaylarının arka planına yönelik bazı tespitlerde bulunan Baş, Moskova'daki siyaset danışmanlarının görüşlerini paylaşmıştı. Bu uzmanların aktardığına göre söz konusu saldırılar, İsrail ve Çin istihbaratının Ortadoğu ile Orta Asya coğrafyasında tasarruf sahibi olmak amacıyla ortaklaşa planladığı bir hareketti.

    Aynı döneme ait bir diğer dikkat çekici değerlendirme ise ABD'deki Demokrat Parti başkan adayı Lyndon La Rouche tarafından 24 Temmuz tarihinde, yani olaydan 48 gün önce yapılmıştı. La Rouche, ABD ve İngiltere içerisindeki bazı güç odaklarının Asya'daki yeni ekonomik ve ulaşım oluşumlarını engellemek amacıyla dünya savaşı çıkarmak istediğini belirtmişti. Ağustos ayının bunun için en uygun zaman seçildiğini savunan La Rouche, çatışmanın Batı ile İslam'ın savaşı şeklinde lanse edileceğini öne sürmüştü.

    La Rouche, 11 Eylül sonrasında yaptığı analizlerde ise bu durumun uluslararası mali çöküş döneminde gerçekleştirilen bir operasyon olduğunu ifade etmişti. ABD dışındaki güçlerin bu çapta bir eylemi gerçekleştiremeyeceğini belirten La Rouche, hedefin yönetim darbesi yapmak veya ülkeyi savaşa sürüklemek olduğunu dile getirmişti. Afganistan müdahalesinin ve İsrail politikalarının tehlike oluşturduğunu vurgulayarak krizlerin durdurulması çağrısında bulunmuştu.

    Prof. Dr. Haydar Baş, tüm bu veriler ışığında Türkiye'nin tavrını sorgulayarak kayıtsız şartsız ABD yanında yer almanın ülkenin menfaatine olmadığını savundu. Zaten tükenmek üzere olan ekonominin meçhuller savaşı nedeniyle tamamen biteceğini belirten Baş, gerekçeleri dahi belirsiz olan bu süreçte taraf olmanın yanlışlığına dikkat çekti. Türkiye'nin etrafındaki sorunlar ve terörle mücadelesi devam ederken başkaları uğruna harbe girilmesinin izah edilemeyeceğini kaydetti.

    Ankara'nın olayları barıştan yana yönlendirmesi veya tarafsız kalması gerekirken fiilen ve hukuken çatışmanın içinde yer aldığını ifade eden Baş, ülkenin resmen harp ortamına girdiğini belirtti. Failleri dahi net olarak bilinmeyen ve tahminler üzerine yürütülen bu süreçte Türkiye'nin maliyesinin heder edilmemesi gerektiği vurgulandı.

    AI YORUMU

    Türkiye'nin dış politika tercihlerini ulusal çıkarlar ve ekonomik gerçeklikler ekseninde değerlendirmek büyük bir zorunluluktur. Mevcut kaynakta yer alan veriler ve uzman görüşleri, belirsiz maliyetler içeren çatışma ortamlarının kırılgan ekonomileri doğrudan tehdit ettiğini gösteriyor. Karar alıcıların küresel krizlerde taraf seçerken ülke içindeki mali ve sosyal dengeleri gözetmesi şarttır. Aksi takdirde, dış kaynaklı operasyonların maliyeti doğrudan vatandaşın sırtına yüklenen bir ekonomik çıkmaza dönüşebilir.

    Kaynak: Kadırga TV Haberin tam sayfası →

    Dünya
    • Anadolu Ajansı
    BM raporu: Küresel sıcaklık artışı 2100'e kadar 2,6 dereceyi bulacak
    Fotoğraf: Anadolu Ajansı

    Mevcut iklim taahhütlerinin tam olarak uygulanması durumunda bile yüzyıl sonuna kadar küresel sıcaklıkların 2,6 derece artması bekleniyor. ABD'nin emisyon artışı ve politikalarındaki değişiklikler ise iklim hedeflerine ulaşılmasını daha da zorlaştırıyor.

    • İklim planları eksiksiz uygulanırsa 2100'e kadar sıcaklık 2,6 derece artacak.
    • Mevcut politikalar sürerse artışın 2,8 dereceye ulaşacağı öngörülüyor.
    • ABD'nin emisyon artışı küresel toplam artışın yaklaşık yüzde 70'ini oluşturdu.

    Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından paylaşılan güncel veriler, dünya genelinde iklim hedeflerine yönelik beklentilerin geçen yıla kıyasla gerilediğini ortaya koyuyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin Paris İklim Anlaşması'ndan resmen ayrılması ve geçmiş dönem emisyon tahminlerinin güncellenmesi bu tabloda belirleyici rol oynadı. Ülkelerin sunduğu taahhütler eksiksiz yerine getirilse dahi sanayi öncesi döneme kıyasla yüzyıl sonuna kadar sıcaklıkların 2,6 derece artacağı hesaplanıyor.

    Hükümetlerin yeni taahhütler vermeden mevcut politikalarıyla yola devam etmesi halinde ise sıcaklık artışının 2,8 dereceyi bulacağı tahmin ediliyor. Geçtiğimiz yıl ABD'de elektrik talebinin yükselmesi ve kömürden elektrik üretiminin yeniden hız kazanması sera gazı emisyonlarının artmasına neden oldu. Ülkenin emisyon miktarı 2025 yılında 133 milyon ton karbondioksit eşdeğeri artış gösterdi.

    Dünya genelinde geçen yıl emisyonlarını artıran 124 ülke toplamda 189 milyon ton karbondioksit eşdeğeri ek emisyona yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri tek başına bu toplam artışın yaklaşık yüzde 70'lik kısmını sırtladı.

    Climate Analytics Üst Yöneticisi Bill Hare ise ABD yönetiminin yenilenebilir enerji yatırımlarını engellerken kömür kullanımını desteklediğini belirtti. Alınan kararların ve artan emisyonların, uluslararası iklim mücadelesini zora soktuğu ve hedefleri tehlikeye attığı açıkça görülüyor.

    AI YORUMU

    Küresel iklim hedeflerinden sapılması, önümüzdeki yıllarda aşırı hava olayları ve ekonomik kayıplar açısından tüm ülkeleri doğrudan risk altına sokuyor. Yayımlanan 2,6 derecelik artış öngörüsü, ulusal emisyon azaltım planlarının mevcut haliyle yetersiz kaldığını net biçimde gösteriyor. Özellikle ABD kaynaklı emisyon artışının küresel toplamın yüzde 70'ini oluşturması, büyük ekonomilerin sorumluluğunu yerine getirmemesi durumunda bireysel çabaların boşa çıkacağını kanıtlıyor. Bu tablo değişmezse, yüzyıl sonunda tarım ve su kaynakları üzerinde baskı katlanarak artacaktır.

    Kaynak: Anadolu Ajansı Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler