Müzisyen Soner Olgun 67 Yaşında İstanbul'da Uğurlanıyor
•1 dk okuma
Paylaş
HGündem
Fotoğraf: NTV Yaşam
Özet
Pankreas kanseri sebebiyle 67 yaşında aramızdan ayrılan sanatçı Soner Olgun için Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Teşvikiye Camii'nde veda törenleri düzenleniyor. Usta sanatçının cenazesi, kılınacak namazın ardından Hasdal Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Sanat camiası ve sevenleri Olgun'u son yolculuğunda yalnız bırakmıyor.
Öne çıkanlar
67 yaşındaki Soner Olgun, pankreas kanseri tedavisi görürken hayatını kaybetti.
İlk veda töreni Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde gerçekleştirildi.
Cenaze namazı Teşvikiye Camii'nde kılınarak Hasdal Mezarlığı'na defnedilecek.
Haberin Detayı
Türk müziğinin sevilen isimlerinden Soner Olgun, uzun zamandır mücadele ettiği pankreas kanserine yenik düşerek 67 yaşında yaşama gözlerini yumdu. Sanatçı için ilk anma buluşması Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde organize edildi. Ailesi, meslektaşları ve dinleyicileri, sahnede Olgun'a son saygı duruşunda bulunmak üzere bir araya geldi.
Sanatçının naaşı, törenin ardından Teşvikiye Camii'ne götürüldü. Burada öğle vaktinde kılınacak cenaze namazı sonrasında Olgun'un cenazesi Hasdal Mezarlığı'ndaki ebedi istirahatgâhına nakledilecek.
Merhum müzisyenin sağlık durumunun son dönemde ağırlaştığı biliniyordu. İlk olarak 30 Ağustos tarihinde yüksek ateş şikayetiyle hastaneye kaldırılan Olgun, servise alındıktan iki gün sonra kendi arzusu doğrultusunda taburcu edilmişti. Tedavi sürecine bir süre evinde devam edilse de şikayetlerinin yeniden nüksetmesi üzerine tekrar hastaneye yatırılmıştı.
Vefatının ardından usta sanatçının hayat felsefesini anlattığı eski bir mülakatı yeniden hatırlandı. Yaşamın gayesini başarı yerine huzurda aradığını belirten Olgun, insanlara daima mutluluğu hedeflemeyi tavsiye etmiş; "Başarılı olursanız mutlu olacağınızı garanti edemem...
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Müzik dünyasında her zaman kendi çizgisini koruyan Soner Olgun'un aramızdan ayrılışı, samimi sahne kültürünün yerini gösterişe bıraktığı bir dönemde derin bir boşluk yaratıyor. Sanatçının röportajında altını çizdiği 'başarı yerine mutluluk' öğüdü, bugünün tüketim odaklı müzik piyasası ve hız çağında kaybolan sanatçı duruşuna yönelik kıymetli bir ders niteliğinde. Dinleyicileri, onun içten yorumunu ve sahnedeki yapmacıksız tavrını daima özlemle anacaktır.
Kaynak:
NTV Yaşam
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Uzun süredir kolon kanseriyle mücadele eden araştırmacı yazar ve yayıncı Cevat Özkaya, 72 yaşında hayatını kaybetti. Üsküdar'da kılınan cenaze namazının ardından ailesi, sevenleri ve kültür sanat camiasının katılımıyla ebediyete uğurlandı.
Yazar Cevat Özkaya 72 yaşında kolon kanseri nedeniyle vefat etti.
Cenaze töreni Üsküdar Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camisi'nde düzenlendi.
Törene ailesi, yakınları ve edebiyat dünyasından pek çok isim katıldı.
Türkiye'de düşünce hayatı ve yayıncılık alanında derin izler bırakan yazar Cevat Özkaya, bir süredir tedavi gördüğü kolon kanseri hastalığına yenik düşerek 72 yaşında aramızdan ayrıldı. Merhum yazar için İstanbul'daki Üsküdar Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camisi'nde cenaze töreni organize edildi. Düzenlenen merasime merhumun ailesi, yakın dostları ile kültür, sanat ve akademi çevrelerinden çok sayıda sima iştirak etti.
Cenaze namazının ardından söz alan Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Görmez, Özkaya'nın İslam dünyasında kurduğu fikir köprülerine ve coğrafyanın meseleleriyle yakından ilgilenişine vurgu yaptı. Görmez, merhumun daima birleştirici bir rol üstlendiğini ve Bosna'dan Kafkasya'ya kadar pek çok coğrafyada kültürel bağlar kurduğunu belirtti.
Cenaze merasiminde konuşan yazar Abdullah Yıldız ise uzun yıllara dayanan dava arkadaşlıklarını ve birlikte yürüttükleri Araştırma ve Kültür Vakfı, Pınar Yayınları ile Bosna Dayanışma Grubu gibi kurumlardaki ortak çalışmalarını hatırlattı. Yazar Ercan Yıldırım ise Özkaya'nın ülkenin entelektüel birikimine sunduğu katkılara değinerek, yayınevleri arasında eserlerin niteliğiyle ayrılan özel bir dönemin kapandığına işaret etti. Dil ve Edebiyat Derneği Başkanı Ekrem Erdem ve Mavera Vakfı Başkanı Mehmet Koca da yaptıkları konuşmalarda merhumun bıraktığı kültürel mirasın yeni nesiller tarafından yaşatılması gerektiğinin altını çizdi.
Yapılan duaların ve helallik alınmasının ardından Cevat Özkaya'nın naaşı defnedilmek üzere son yolculuğuna çıkarıldı. Geride bıraktığı eserler ve yayımladığı kıymetli kitaplarla anılacak olan yazarın vefatı, Türk edebiyat ve yayıncılık camiasında derin bir üzüntü yarattı. Sevenleri ve mesai arkadaşları, onun açtığı yolda kültürel çalışmaların devam edeceğini ifade etti.
AI YORUMU
Cevat Özkaya'nın vefatı, yalnızca bir yayıncının kaybı değil, aynı zamanda Türkiye'deki entelektüel hatıranın ve sadık bir dava bilincinin de sessizce kabuk değiştirdiği bir kırılma anı olarak okunmalıdır. Pınar Yayınları çatısı altında İslam coğrafyasının meselelerini merkeze alan eserleri Türk okuruyla buluşturan Özkaya, coğrafyalar arası gönül köprülerinin inşasında sessiz ama kalıcı bir işlev gördü. Bu cenaze töreninde bir araya gelen farklı kuşaklardan isimlerin tablodaki ortak hüznü, onun kurduğu insani ve fikri bağların ne denli kapsayıcı olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki süreçte, onun açtığı bu yayıncılık kulvarının aynı hassasiyetle sürdürülüp sürdürülemeyeceği, kültür dünyamızın geleceği açısından belirleyici olacaktır.
Geçtiğimiz günlerde 91 yaşında vefat eden Türk pop müziğinin duayen ismi Alpay için Ankara'da cenaze töreni düzenlendi. Ahmet Hamdi Akseki Camii'nde kılınan namazın ardından merhum sanatçı Cebeci Asri Mezarlığı'nda defnedildi. Müzik kariyeri boyunca pek çok klasiğe imza atan sanatçı, sevenlerinin ve yakınlarının katılımıyla son yolculuğuna uğurlandı.
Türk pop müziğinin efsane ismi Alpay 91 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Sanatçı için Ankara'daki Ahmet Hamdi Akseki Camii'nde cenaze namazı kılındı.
Naaşı, dualar eşliğinde Cebeci Asri Mezarlığı toprağına emanet edildi.
Türk hafif müziğinin akıllarda silinmez izler bırakan temsilcilerinden Alpay, 14 Ekim tarihinde 91 yaşındayken yaşamını yitirdi. Geniş kitlelerin beğenisini kazanan Fabrika Kızı ve Eylülde Gel gibi ölümsüz eserleriyle tanınan müzisyen, sanat camiasını ve hayran kitlesini yasa boğan vefatının ardından bugün düzenlenen törenle ebediyete uğurlandı.
Ankara'da yer alan Ahmet Hamdi Akseki Camii'nde gerçekleştirilen cenaze töreninde, merhum sanatçının ailesi, yakın çalışma arkadaşlarından oluşan dostları ve çok sayıda dinleyicisi bir araya geldi. Kılınan cenaze namazının akabinde omuzlarda taşınan naaş, son durağı olan Cebeci Asri Mezarlığı'na doğru yola çıkarıldı ve burada toprağa verildi.
1935 yılında başkentte dünyaya gelen sanatçı, hukuk eğitimini tamamlamasının ardından 1960'lı yıllarda adım attığı müzik yolculuğunda kendine has bir ekol yarattı. Üç Hürel grubuyla ortak çalışmalar gerçekleştiren ve Attila İlhan'ın dizelerini unutulmaz melodilerle buluşturan Alpay, kariyeri boyunca sekiz yüz civarında şarkı ürettiğini dile getirmişti.
Yıllara meydan okuyan sanat hayatını 2022 yılında çıkardığı saygı albümüyle taçlandıran usta isim; Fuat Güner, Kubat, Mirkelam ve Demet Sağıroğlu gibi tanınmış müzisyenlerin seslendirdiği kendi eserleriyle onurlandırılmıştı. Ardında onlarca albüm ve nesiller boyu dillerden düşmeyecek eserler bırakan sanatçının kaybı, Türk müzik tarihi açısından büyük bir boşluk oluşturdu.
AI YORUMU
Alpay gibi köklü bir ismin aramızdan ayrılması, sadece bir sanatçının vefatı değil, Türkiye'nin sosyal ve kültürel hafızasından bir yaprağın daha eksilmesi anlamına geliyor. Onun müziği, popüler kültürün hızla tüketilen yapısının aksine kalıcılığı ve samimiyeti temsil ediyordu. Bu tür ustaların ardından yapılan vefa projelerinin ve anma etkinliklerinin, genç nesillerin bu köklü mirası anlaması için ne denli hayati olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Türk özgün baskı sanatının öncülerinden ressam ve oyuncu Süleyman Saim Tekcan 86 yaşında vefat etti. Ailesinin yaptığı açıklamada, sanatçının yaşamını kültürel mirasa ve eğitime adadığı belirtildi.
Süleyman Saim Tekcan 86 yaşında yaşamını yitirdi.
Sanatçı 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görülmüştü.
Tekcan 2004 yılında İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi'ni (IMOGA) kurdu.
Türk sanat camiası, ülkenin önde gelen özgün baskı sanatçılarından ve eğitimcilerinden Süleyman Saim Tekcan'ın vefatıyla sarsıldı. Trabzon'da 1940 yılında dünyaya gelen Tekcan, uzun kariyeri boyunca hem sanatçı kimliği hem de kurumsal girişimleriyle adından söz ettirdi. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nden 1961 yılında mezun olan usta isim, eğitimini Almanya'da baskı resim alanındaki araştırmalarıyla derinleştirdi.
Akademik birikimini gravür ve resim çalışmalarına yansıtarak Türkiye'de özgün baskı sanatının yaygınlaşmasında öncü rol üstlenen Tekcan, çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Sanat yaşamı boyunca birçok kurumun kuruluşunda yer alan tecrübeli isim, 2004 tarihinde İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi'nin (IMOGA) hayata geçirilmesini sağladı. Bu müze, özgün baskı sanatının sergilenmesi, üretilmesi ve arşivlenmesi adına ulusal çapta kalıcı bir merkez haline geldi.
Ailesi tarafından sosyal medya üzerinden yapılan duyuruda, usta sanatçının ebediyete intikal ettiği derin bir üzüntüyle paylaşıldı. Açıklamada, Tekcan'ın ömrünü sanata adadığı ve bıraktığı eserlerle gelecek kuşakları aydınlatmaya devam edeceği vurgulandı. Sanatçının kültürel mirasa olan katkılarının unutulmayacağı ifade edildi.
Geçmişte pek çok prestijli ödüle layık görülen Tekcan, 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü alarak onurlandırılmıştı. Hem sanatçı hem de hoca kimliğiyle Türk plastik sanatlar tarihine adını yazdıran Tekcan'ın vefatı, sanat dünyasında geniş yankı uyandırdı.
AI YORUMU
Süleyman Saim Tekcan'ın 2004 yılında kurduğu IMOGA gibi yapıların arkasındaki vizyon, Türkiye'de baskı sanatının kurumsallaşması açısından hayati bir dönüm noktasıydı. 86 yıllık ömrüne sığdırdığı akademik ve sanatsal birikim, ülkenin kültürel hafızasında silinmez izler bıraktı. Bundan sonraki süreçte, onun kurduğu atölye geleneğinin ve yetiştirdiği nesillerin bu mirası nasıl taşıyacağı, sanat eğitimcileri tarafından yakından izlenecektir.
İzmir’in bektaşi önderi Ali Haydar Ercan, 90 yaşında hayatını kaybetti. 14 Ekim’de Bakırçay Üniversitesi Çiğli Hastanesi’nde kanser tedavisi gören Ercan, yoğun bakımda yaşamını yitirdi. Ercan, 1936 doğumlu olup yaklaşık 30 yıldır dedebaba unvanıyla görev yaptı.
Ali Haydar Ercan 90 yaşında vefat etti
14 Ekim’de Bakırçay Üniversitesi Çiğli Hastanesi’nde tedavi gördü
Yaklaşık 30 yıl boyunca dedebaba unvanında bulundu
Ercan, 1936 yılında doğdu ve uzun yıllar boyunca bektaşi mezhebine bağlı bir lider olarak tanındı. Ercan, 90 yaşına girdiği dönemde sağlık sorunlarıyla mücadele ederken, hastanede yoğun bakımda tedavi altına alındı. Kanser nedeniyle yapılan tedavilerin başarısız olması üzerine, doktorlar tarafından vefat bildirildi. Bektaşi topluluğu ve çevreleri, Ercan’ın uzun yıllar süren liderlik dönemine saygı göstererek, cenaze töreni için hazırlıklar yapıyor. Ercan’ın 30 yıl boyunca dedebaba olarak görev yapması, bölgedeki dini ve sosyal çevre üzerinde derin izler bıraktı. Ercan’ın vefatı, bektaşi cemaatinde ve geniş halk arasında duygu yoğunluğu yarattı. O dönemki liderlik tarzı, geleneksel değerlere sıkı sıkıya bağlılığı ve toplumsal hizmetleriyle hatırlanıyor. Aile üyeleri ve yakın çevre, Ercan’ın sağlıkla ilgili sürecini ve hastanede geçirdiği son günleri anlatarak, onun hatırasını yaşatacaklarını belirtti. Ercan’ın ölümü, bektaşi topluluğu için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
AI YORUMU
Ali Haydar Ercan’ın 90 yaşında ölümü, bektaşi topluluğu için hem bir kayıp hem de bir hatıra dönemi. 30 yıllık liderlik süresi, toplumsal dayanışma ve dini ritüellerde belirgin bir etki yaratmıştı. Bu vefat, gelecekteki bektaşi liderlik yapılarını yeniden gözden geçirme ihtiyacını ortaya koyuyor. Örneğin, yeni liderlerin seçilmesi sürecinde geleneksel değerlerin yanı sıra modern toplumsal ihtiyaçların da göz önünde bulundurulması gerekebilir.