Son dakika haberi çıktığı an telefonuna veya masaüstüne bildirim gelir.
İlgilendiğim konular
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Dünya
Görme engelli aktivist Yücel: Lütuf değil evrensel kapsayıcılık istiyoruz
•2 dk okuma
Paylaş
HDünya
iFotoğraf: Egilus · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Özet
Görme engelli bireyler toplumsal yaşamın her alanında ayrıcalık veya lütuf yerine eşit haklar talep ediyor. Aktivist Yücel, yapılan düzenlemelerin yetersiz kaldığını ve temel ihtiyacın tam kapsayıcılık olduğunu vurguladı.
Öne çıkanlar
Görme engelli bireyler lütuf değil evrensel kapsayıcılık talep ediyor
Mevcut erişilebilirlik uygulamalarının yetersiz kaldığı sıkça dile getiriliyor
Toplumsal yaşamda tam eşitlik için yeni yasal düzenlemeler bekleniyor
Haberin Detayı
Kent yaşamında ve kamusal alanlarda yaşanan erişilebilirlik sorunları engelli bireylerin günlük hayatını doğrudan zorlaştırıyor. Yapılan geçici çözümler veya bireysel yardımlar kalıcı bir rahatlama sağlamaktan uzak kalırken asıl talebin yapısal değişim olduğu belirtiliyor. Görme engelli bireylerin toplumsal hayata tam katılımı için atılan adımların henüz istenilen seviyeye ulaşmadığı ifade ediliyor.
Aktivist Yücel tarafından dile getirilen talepler arasında en dikkat çeken unsur hak temelli yaklaşımın benimsenmesi oldu. Yardıma dayalı sosyal politikaların yerini hak temelli evrensel standartların alması gerektiği savunuluyor. Bu bağlamda toplu taşıma araçlarından dijital platformlara kadar her alanda erişilebilirlik standartlarının eksiksiz uygulanması isteniyor.
Yerel yönetimler ile kamu kurumlarının projelerinde engelli bireylerin görüşlerine yeterince yer vermemesi süreci tıkayan temel etkenler arasında yer alıyor. Tasarım aşamasından itibaren kapsayıcı olmayan yapılar daha sonra yüksek maliyetli düzeltme çalışmaları gerektiriyor. Uzmanlar standartların baştan doğru kurulmasının hem bütçe tasarrufu sağlayacağını hem de sosyal adaleti güçlendireceğini kaydediyor.
Hak savunucuları yaşanan aksaklıkların giderilmesi için sivil toplum kuruluşlarının karar mekanizmalarına daha aktif katılmasının şart olduğunu vurguluyor. Gündelik yaşamın her anında karşılaşılan engellerin ortadan kalkması için sadece fiziksel dönüşüm değil zihniyet dönüşümünün de hız kazanması gerekiyor. Önümüzdeki süreçte atılacak adımların bu ilkeler doğrultusunda şekillenmesi bekleniyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Yardım odaklı yaklaşımlar yerine hak temelli evrensel standartların benimsenmesi toplumsal dönüşüm için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Yücel'in yaptığı bu çağrı mevcut sosyal politikaların yetersizliğini gözler önüne sererken kamusal hizmetlerin tüm vatandaşlar için eşit tasarlanması gerektiğini hatırlatıyor. Eğer yerel yönetimler ve kurumlar tasarım süreçlerinde engelli bireyleri aktif olarak dahil etmezse yapılan yatırımlar göstermelik olmaktan öteye gidemeyecektir. Önümüzdeki dönemde atılacak somut adımlar kapsayıcılığın bir lütuf değil yasal zorunluluk olarak kabul edilip edilmeyeceğini belirleyecek.
Kaynak:
Howl.link
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
Ankara'da gerçekleştirilen Ulusal Psikiyatri Kongresi'nde toplum genelinde artış gösteren şiddet olayları ruh sağlığı perspektifinden ele alındı. Uzmanlar güncel psikolojik sorunların kökenlerini ve çözüm yollarını tartıştı.
Ulusal Psikiyatri Kongresi başkent Ankara'da toplandı.
Ana gündem maddesi toplumsal şiddet ve ruh sağlığı sorunları oldu.
Uzmanlar güncel psikolojik problemlere yönelik değerlendirmeler yaptı.
Başkent Ankara'da kapılarını açan Ulusal Psikiyatri Kongresi, ülkenin ruh sağlığı alanındaki en güncel meselelerini kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Alanında uzman hekimler ve akademisyenler, son dönemde sıklıkla karşılaşılmaya başlanan olumsuz davranış kalıplarını ve bunların ardındaki psikolojik dinamikleri incelemek üzere bir araya geldi.
Toplantı kapsamında yapılan oturumlarda, bireylerin günlük yaşamda maruz kaldığı stres faktörlerinin şiddet eğilimlerini nasıl tetiklediği detaylıca masaya yatırıldı. Uzman isimler, bireysel ruh sağlığının korunmasının toplumsal huzur açısından ne denli belirleyici olduğunu somut örneklerle katılımcılara aktardı.
Kongre boyunca sunulan bildirilerde, koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve erken müdahale mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Katılımcılar, artış eğilimindeki şiddet sarmalını durdurmak adına psikiyatri disiplininin kamu politikalarıyla daha entegre çalışmasının şart olduğunu ifade etti.
Etkinliğin kapanış oturumlarına doğru ilerlerken, ruh sağlığı uzmanları önleyici tedbirler konusunda yerel yönetimlere ve ilgili bakanlıklara yönelik tavsiye kararlarını da şekillendiriyor. Toplantıdan çıkacak sonuç bildirisinin, önümüzdeki dönemde atılacak adımlara ışık tutması öngörülüyor.
AI YORUMU
Başkentteki bu buluşma, son yıllarda artış gösteren bireysel ve toplumsal gerginliklerin tıbbi boyutunu anlamak adına değerli veriler sunuyor. Kongrede ele alınan psikolojik temelli çözüm önerilerinin sadece teoride kalmayıp, kamusal politika belgelerine dönüşmesi halinde şiddet olaylarının önlenmesinde somut bir mesafe katedilebilir.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Washington yönetiminin Yemen'deki Husilere yönelik kara müdahalesini doğru bulmadığını açıkladı. Doha'daki Küresel Güvenlik Forumu'nda konuşan Barrack, bölge ülkelerinin kendi güvenlik çözümlerini üretmesi gerektiğini vurguladı.
Tom Barrack, ABD'nin Yemen'e kara müdahalesinin anlamsız göründüğünü belirtti.
Büyükelçi, Washington'un geçmişte 23 farklı rejim değişikliği girişiminde bulunduğunu açıkladı.
İran ile müzakerelerde İslamabad mutabakatının yeni bir temel oluşturabileceği ifade edildi.
Washington'un Suudi Arabistan'a lojistik destek sunduğunu belirten Barrack, Yemen sahasındaki Husilere karşı ABD'nin kara birlikleriyle operasyon düzenlemesinin mantıklı olmadığını dile getirdi.
Bölgesel krizlerin çözümünde Washington'a odaklanmak yerine yerel iş birliklerinin kurulması gerektiğini savunan Barrack, ABD'nin ortaklarını arkasında bırakmadığını ancak her çatışmayı tek başına bitiremeyeceğini kaydetti. Suudi Arabistan, Husiler ve arabulucuların masaya oturmasının diplomatik anlamda daha güçlü bir alternatif sunduğunu aktardı.
Tahran ile Washington arasındaki gerilim başlığında ise Beyaz Saray'ın askeri tırmanış yerine barışçıl bir anlaşma aradığını ifade etti. Başkan Donald Trump'ın müzakere masasına açık olduğunu söyleyen diplomat, İran Devrim Muhafızları Ordusu ile yaşanan güven krizinin uzlaşma önündeki en büyük engel olmayı sürdürdüğünü ekledi.
Geçmişteki askeri hamleleri eleştiren Barrack, ABD'nin daha geniş coğrafyada 23 kez rejim değişikliği denediğini ve her müdahalenin hata olarak sonuçlandığını dile getirdi. İsrail ile yürütülen operasyonların nükleer tehdidi engellemek amacıyla başladığını vurgulayan diplomat, ortaya çıkan tablonun istenmeyen sonuçlar doğurduğunu belirtti.
AI YORUMU
Büyükelçi Barrack'ın açıklamaları, Washington'un Ortadoğu'daki askeri angajmanlarını doğrudan sınırlandırma arayışında olduğunu net biçimde gösteriyor. 23 farklı rejim değişikliği girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını itiraf etmesi, ABD dış politikasında diplomatik ağırlıklı yeni bir dönemin sinyallerini veriyor. Bölgesel aktörlerin kendi güvenlik mimarilerini kurması gerektiği tezi, özellikle Körfez ülkeleri ile İran arasındaki dengeleri tamamen değiştirebilir. Diplomatik kanalların tıkanması durumunda ise Yemen ve çevresindeki lojistik krizlerin kronikleşmesi kaçınılmaz görünüyor.
World Population Review 2026 verilerine göre Asya ve Afrika kentleri küresel nüfus artışında başı çekiyor. Endonezya'nın başkenti Cakarta, Tokyo'yu geride bırakarak dünyanın en kalabalık kenti oldu.
Cakarta 41,9 milyon nüfusuyla 33,4 milyonluk Tokyo'yu geride bıraktı.
Hindistan'ın Ghaziabad kenti yüzde 5,2 yıllık büyüme oranıyla zirvede.
Türkiye'den İstanbul 15 milyon nüfusuyla listenin 18inci sırasında yer aldı.
Küresel nüfus verilerini derleyen World Population Review, 2026 yılına ait en hızlı büyüyen ve en kalabalık şehirler sıralamasını kamuoyuyla paylaştı. Yayımlanan son rakamlar, dünya genelindeki kentsel dengelerin Asya ve Afrika ekseninde hızla değiştiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Endonezya'nın idari merkezi Cakarta, ulaştığı 41,9 milyonluk devasa nüfusla uzun süredir zirvede yer alan Tokyo'yu geride bırakarak dünyanın en büyük şehri unvanını ele geçirdi. Japonya'nın başkenti Tokyo ise 33,4 milyonluk nüfusuyla listenin ikinci sırasında konumlanırken, Bangladeş'in başkenti Dakka 36,6 milyonluk nüfusuyla bu iki devi takip etti.
Yıllık büyüme hızı incelendiğinde ise Hindistan şehirlerinin ağırlığı göze çarpıyor. Delhi yakınlarında bulunan Ghaziabad kenti, kaydettiği yüzde 5,2'lik yıllık artış oranıyla listenin ilk sırasında yer alırken; onu Gujarat eyaletindeki Surat yüzde 4,99, Afganistan'ın başkenti Kabil yüzde 4,74 ve Nijerya'nın Lagos şehri yüzde 4,44 ile izledi.
Beş yıllık kümülatif nüfus değişiminde Hindistan'ın güneyindeki Kerala eyaletine bağlı Malappuram yüzde 44 artışla liderliği göğüsledi. Uzmanlar, dünya nüfusunun yüzde 55'inin kentlerde yaşadığını ve bu oranın 2050 yılı itibarıyla yüzde 68 seviyesine yükseleceğini öngörüyor.
Şehirleşme hızı ekonomik fırsatları beraberinde getirse de altyapı sorunlarını da tetikliyor. Örneğin Lagos'ta halkın yüzde 10'undan azının kanalizasyon bağlantısına sahip evlerde oturduğu, şebeke suyuna erişimin de yüzde 20'nin altında kaldığı belirtiliyor.
AI YORUMU
Megakentlerin altyapı kapasitelerini aşan bu kontrolsüz nüfus dalgası, yakın gelecekte sadece yerel yönetimleri değil, ulusal ekonomileri de çıkmaza sokabilecek yapısal krizlerin sinyallerini veriyor. Cakarta'nın 41,9 milyona ulaşan devasa nüfusu, geleneksel metropol planlaması anlayışının artık geçerliliğini yitirdiğini kanıtlıyor. Önlem alınmazsa özellikle Asya ve Afrika'daki hızla şişen bu yerleşimlerde temel hizmetlere erişim imkansızlaşacak.
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ekim seçimleri yaklaşırken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Trump, Netanyahu'nun süreçten zaferle çıkacağını savunarak kendisine övgüler dizdi.
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu'ya erken seçimler öncesinde açık destek açıkladı.
Görüşmede Netanyahu'nun haksız muameleye maruz kaldığını savunan Trump, onu gerçek bir savaşçı olarak nitelendirdi.
İsrail'de 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimler öncesinde anketler Netanyahu ile muhalefet arasında başa baş bir yarışa işaret ediyor.
İsrail'de 27 Ekim tarihinde yapılması planlanan erken seçimler siyasi arenada hareketliliği artırırken, ABD Başkanı Donald Trump'tan Binyamin Netanyahu'ya açık destek mesajı geldi. Trump, İsrail Başbakanı ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde seçimlerden büyük bir zaferle ayrılacağına olan inancını dile getirdi. Netanyahu'ya hitaben yanında görmek istediği liderin kendisi olduğunu belirten ABD Başkanı, ikili ilişkilerin güçlü seyrine vurgu yaptı.
Görüşme sırasında Netanyahu'ya yönelik övgülerini sürdüren Trump, İsrail liderinin kendi ülkesinde ve uluslararası alanda haksız muameleye uğradığını savundu. Netanyahu'yu gerçek bir savaşçı olarak tanımlayan Trump, bu durumun yakında kanıtlanacağını ifade etti. Netanyahu ise bu desteğe teşekkür ederek iki ülke arasındaki ittifakın geçmişte olduğu gibi gelecekte de büyük başarılara imza atacağını belirtti.
İsrail Başbakanı, Trump'ı özgür dünyanın lideri ve ülkesinin Beyaz Saray'daki en büyük dostu olarak nitelendirdi. İki ismin ortaklaşa yürüteceği daha çok iş olduğunu belirten Netanyahu'nun sözleri, bölgede İran'a yönelik olası askeri adımların yeniden değerlendirilmesine yol açtı. Bu açıklamaların, İsrail iç siyasetindeki dengeleri nasıl etkileyeceği siyasi gözlemciler tarafından yakından izleniyor.
Erken seçimlere sayılı günler kala yapılan bu görüşme, İsrail'deki siyasi rekabetin en üst seviyeye ulaştığı bir dönemde gerçekleşti. Trump'ın verdiği bu stratejik desteğin sandık sonuçlarına nasıl yansıyacağı merak konusu olmaya devam ediyor.
AI YORUMU
Donald Trump'ın doğrudan müdahalesi, İsrail iç siyasetindeki dengeleri sarsarak muhalefet bloku karşısında Netanyahu'ya moral üstünlük kazandırabilir. Anketlerin başa baş gittiği bu kritik eşikte dışarıdan gelen bu destek, milliyetçi seçmen tabanını konsolide etme potansiyeli taşıyor. Eğer muhalefet lideri Gadi Eisenkot bu hamleye karşı ekonomik ve sosyal konuları öne çıkaran bir kampanya yürütemezse, seçim dengeleri kabine lehine dönebilir. Bu durum, iki ülke arasındaki askeri ve stratejik koordinasyonun önümüzdeki dönemde daha da derinleşeceğini gösteriyor.