Yalnızca seçtiğin başlıklardan bildirim gelir (varsayılan: günde ~10 bildirim).
Genel son dakika
Kapalıyken yalnızca seçtiğin başlıklar gelir. Tüm ayarlar için Profil sayfasına git.
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Dünya
BM'den ABD'ye: Uyuşturucu operasyonları insanlığa karşı suç
•2 dk okuma
Paylaş
HDünya
Fotoğraf: Horizon206 · CC0 · Wikimedia Commons
Özet
Birleşmiş Milletler raportörleri, ABD'nin Latin Amerika açıklarında uyuşturucu şüphesiyle teknelere düzenlediği ölümcül saldırıların insanlığa karşı suç teşkil ettiğini açıkladı. Yürütülen 71 askeri operasyonda 239 kişi hayatını kaybederken, en üst düzey yetkililer hakkında soruşturma açılması istendi.
Öne çıkanlar
ABD'nin uyuşturucu teknelerine yönelik 71 saldırısında 239 kişi hayatını kaybetti.
BM raportörleri, üst düzey ABD'li yetkililer için soruşturma açılması çağrısı yaptı.
Washington yönetimi operasyonların uluslararası hukuka uygun olduğunu savundu.
Haberin Detayı
Birleşmiş Milletler raportörleri, ABD'nin uyuşturucu taşıdığı iddiasıyla Latin Amerika açıklarındaki küçük teknelere yönelttiği askeri hamlelerin uluslararası hukuktaki karşılığını değerlendirdi. Yapılan açıklamada, söz konusu ölümcül müdahalelerin sistematik bir devlet politikası niteliği taşıdığı ve sivillere yönelik geniş çaplı saldırılar kapsamında değerlendirildiği belirtildi. Yetkililer, olayların insanlığa karşı suç tanımına uyduğunu vurgulayarak en üst kademedeki sorumluların soruşturulmasını talep etti.
Fotoğraf: USAID U.S. Agency for International Development · Kamu malı · Wikimedia Commons · Wikimedia Commons
Terörle Mücadelede İnsan Haklarının Korunması Özel Raportörü Ben Saul, uluslararası hukukun yalnızca askeri komuta zincirini değil sivil denetim mekanizmalarını da kapsadığını ifade etti. Saul, ABD sisteminde orduyu konuşlandırma ve güç kullanma yetkisinin en başta Başkan ve Savunma Bakanı'nda bulunduğunu belirterek nihai sorumluluğun bu makamlarda olduğunu kaydetti. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Saul, operasyonların emir zincirindeki isimlerin cezai sorumluluk taşıdığını dile getirdi.
Washington cephesi ise suçlamaları reddederek yürütülen operasyonların hukuki meşruiyete sahip olduğunu savundu. ABD yönetimi, uyuşturucu kartelleriyle silahlı çatışma halinde olduklarını ve bu yapıları terör örgütü olarak gördüklerini belirtti. Resmi kayıtlara göre geçtiğimiz yıl yaklaşık 70 bin ABD vatandaşı uyuşturucu nedeniyle yaşamını yitirirken, askeri hamlelerin bu trafiği durdurmayı amaçladığı ifade edildi.
ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, raportör Saul'un açıklamalarına tepki göstererek suçlamaların taraflı olduğunu öne sürdü. Waltz, Saul'un ofisinin Çin'den fon aldığını iddia ederken, Saul bu iddiayı reddederek Çin'in diğer tüm üye ülkeler gibi bütçeye katkı sunduğunu ve bunun bağımsız çalışmalarını etkilemediğini aktardı. Öte yandan BM Genel Sekreterliği, uyuşturucu ticaretiyle mücadelenin uluslararası kurallar çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini yineledi.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Uluslararası hukuk ile ulusal güvenlik stratejilerinin çatışması, sivillerin denizlerdeki yaşam hakkını koruyan denetim mekanizmalarının ne denli zayıf kaldığını gösteriyor. Geride kalan 239 ölü ve 71 operasyonluk bilanço, kartellerle mücadele kisvesi altında yürütülen askeri politikaların sınırlarının hukuken tartışmalı olduğunu ortaya koyuyor. Washington'un Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni hedef alan yaptırımları sürerken, bu tür soruşturmaların somut bir yargı kararına dönüşmesi mevcut diplomatik direnç kırılmadan imkansız görünüyor.
Kaynak:
Rudaw
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
💬 Yorumlar
Hesap gerekmez · reklamsız
Yorumlar yükleniyor…
İlk yorumu sen yaz.
💬 Yorumlar kısa süre içinde açılacak. Bu arada görüşünü e-posta ile iletebilirsin.
İran, Birleşmiş Milletler'e resmi mektup göndererek ABD'nin deniz ablukasının sonlandırılmasını talep etti. Tahran yönetimi, uygulanan ablukanın sivilleri hedef alan bir toplu cezalandırma olduğunu vurguladı.
İran, ABD ablukasını durdurmak için BM'ye resmi mektup iletti.
28 Şubat 2026 tarihinde devreye alınan askeri hamleler kınandı.
Tahran yönetimi, Washington'ın deniz ablukasına karşı net bir tutum alınması amacıyla Birleşmiş Milletler nezdinde resmi girişimlerde bulundu. İran'ın BM Daimi Temsilci Yardımcısı Gulamhüseyin Darzi aracılığıyla iletilen metin, uluslararası toplumun harekete geçmesini hedefliyor.
Genel Sekreter Antonio Guterres ve Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı Aglaia Balta'ya sunulan belgede, deniz ablukası ile askeri faaliyetlerin uluslararası hukuk kurallarına aykırı olduğu ifade edildi. Mektupta ayrıca 28 Şubat 2026 tarihinde hayata geçirilen askeri hamlelerin sivil havacılığı ve temel ekonomik alanları vurduğu belirtildi.
Uygulanan ambargonun gıda, ilaç, tıbbi malzeme ve yakıt gibi hayati kaynaklara erişimi engellediği vurgulandı.
Washington yönetiminin meydana getirdiği tüm maddi ve manevi kayıplardan sorumlu olduğu hatırlatıldı.
AI YORUMU
Uluslararası diplomasi alanında atılan bu tür resmi adımlar, küresel ticaret yollarındaki gerilimi tırmandıran ambargoların hukuki meşruiyetini tartışmaya açıyor. 28 Şubat 2026 tarihli askeri hamlelerin sivil tedarik zincirini tıkaması, bölgedeki insani maliyeti doğrudan artırıyor. Gıda ve ilaç gibi yaşamsal kaynakların kısıtlanması, taraflar arasındaki ekonomik çatışmanın sivilleri ne derece etkilediğini somut bir şekilde gösteriyor. Bu gerilimin tırmanması durumunda, enerji hatlarındaki güvenliğin tamamen zedelenmesi ve bölgesel ticaret maliyetlerinin katlanması kaçınılmaz görünüyor.
Migration Policy Institute’ın raporu, 2025‑2026’da yaklaşık 980 bin göçmenin sürgün edildiğini ancak bunların %80’inin suç kaydı olmadığını ortaya koyuyor. Sıradaki başlık, göçmen zorlamasında suça dayalı sürgünlerin azaldığını ve sınırdaki karşılaşmaların düşüş eğilimi gösterdiğini vurguluyor.
980.000 göçmen sürgün, 80% suçsuz
Suçla ilgili sürgünler 2025 başında 8.000’dan 2026 ortalarında 19.000’e yükseldi
DHS’e 240 milyar dolarlık bütçe ve ICE’ye 12.000 yeni memur eklenmesi planlandı
Migration Policy Institute’ın 2025‑2026 dönemi raporu, ABD’deki göçmen zorlamasının önceki yıllara kıyasla farklı bir yapıda gerçekleştiğini gösteriyor. 980 bin civarında sürgün yapılmış, bunların yaklaşık 580 bin’i ihraç, 300 bin’i zorla dönüş ve 110 bin’i idari geçiş olarak sınıflandırılmış.
Rapor, sürgünlerin %31’inin suç kaydı içermediğini, bu oran ise 2009‑2021 dönemindeki %44 ortalamaya göre düşüş gösterdiğini belirtiyor. Özellikle tutuklamalarla bağlantılı sürgünlerin sayısı 2025 başında aylık 8 bin civarında iken 2026 ortalarında 19 bin üzerine çıkmış ve toplam sürgünlerin neredeyse %40’ını oluşturmuş.
ABD‑Meksika sınırındaki karşılaşmalar ise tarihi düşük seviyelere düşmüş durumda. Konsey, 2029 bütçe yılına kadar ABD İç Güvenlik Departmanı’na (DHS) 240 milyar dolar bütçe sağlamayı ve ICE’ye ek 12 bin memur atamasını onaylamış.
Sivil haklar örgütleri, yeni politikaların due process korumasını zayıflattığını ve göçmen topluluklarında korku ve belirsizlik yarattığını dile getirerek, göçmen zorlamasının ülke sınırları dışında, ülke içinde yaşayan göçmenleri hedef aldığını öne sürüyor.
AI YORUMU
Bu rapor, Trump 2.0 döneminde sürülen göçmenlerin büyük kısmının suç kaydı olmamasına rağmen zorla sürgün edildiğini gösteriyor. Politikaların suça dayalı sürgünleri azaltırken, tutuklama yoluyla oluşan sürgünlerin artması, göçmen hakları savunucuları için yeni bir tartışma alanı yaratıyor.
Hamas'ın üst düzey bir üyesi, İslam dünyasının işgalcilerin eylemlerine karşı sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı. Sözleri, bölgedeki çatışmalara uluslararası topluluğun tepkisini artırma amacını taşıyor.
İslam alımları işgalcilerin suçlarını görmezden gelmemeli.
Sosyal medya ve medya aracılığıyla farkındalık yaratılması gerektiği.
İşgalcilerin eylemlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğu vurgusu.
Hamas'ın üst düzey bir üyesi, Parç Today üzerinden yaptığı açıklamada, İslam dünyasının işgalcilerin eylemlerine karşı sessiz kalmaması gerektiğini belirtti. Açıklamaları, bölgedeki çatışmaların artışına ve uluslararası toplumun tepkisinin güçlenmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.
Elbette, sözlerin bağlamı, işgalcilerin eylemlerinin kitlesel saldırı, insan hakları ihlalleri ve uluslararası hukukun ihlali olduğu yönünde odaklanıyor. Bu bağlamda, İslam alımları için bir çağrı niteliğinde.
Bu tutumun etkisi, hem yerel halkın direniş ruhunu pekiştirmesi hem de küresel kamuoyunun dikkatini çekmesi bekleniyor. Medya, sosyal medya ve diplomatik kanallar üzerinden geniş çapta yankı bulması mümkün.
Ayrıca, bu görüş örneği, işgallerle ilgili uluslararası yaptırımların artması ve adalet arayışının hızlanması konusunda bir sinyal olarak değerlendiriliyor. İslam dünyası içinde birliği güçlendirme potansiyeli taşıyan bir mesaj olarak kalıyor.
AI YORUMU
Bu açıklama, hem bölgesel hem de küresel ölçekte farkındalığı artırma çabalarını güçlendiriyor. İslam dünyasının birliğini ve ortak çıkarlarını vurgulayan bir üslup, uluslararası hukukun korunması için önemli bir adım olarak görülüyor.
Küba’nın roportörü Rodriguez, ABD’nin küresel ambargolarını halkın yaşamını hedef alan bir baskı aracı olarak nitelendirdi. Ülke yetkilileri, ABD’yi uluslararası hukukun çiğnenmesiyle suçlayarak, küresel diplomatik normlara saldırı yaptığını vurguladı.
Rodriguez, ABD’yi ‘gaddar ve kesintisiz baskı’ yaptığını öne sürdü
ABD’nin küresel ambargolarını ‘ekonomik abluka’ olarak tanımladı
ABD’yi BM Tüzüğü ve uluslararası hukuku çiğnemekle suçladı
1. Küba’nın üst düzey temsilcisi Rodriguez, ABD’nin küresel ambargolarını Halkın günlük yaşamını hedef alan bir ‘gaddar baskı’ olarak tanımladı ve ‘militär, nükleer, ekonomik ve teknolojik bir süper güç’ olarak ABD’yi işaret etti.
2. Rodriguez, ABD’nin BM Tüzüğü’nü ve uluslararası hukuku çiğnemekten çekinmediğini, ‘ulusların egemen iradesini şantaj ve yaptırım tehditleriyle gazbetmeye çalıştığını’ belirtti.
3. Küba yetkilileri, ABD’nin uyguladığı ekonomik ve ticari ambargoların yalnızca bir politika değil, aynı zamanda halkın kalkınma hakkını hedef alan sistemli bir abluka olduğunu vurguladı.
4. Rodriguez ayrıca ABD’li yetkililerin, Küba aleyhinde oy kullanmak istemeyen bazı ülkelerden ‘çekimser kalmalarını’ veya ‘salona girmemelerini’ istediğini iddia etti.
AI YORUMU
Bu açıklamalar, ABD’nin küresel dış politikasının derinleşen gerilimleriyle dolu bir dönemde, Küba’nın savunma stratejisinde yeni bir sesin yükseldiğini gösteriyor. Rodriguez’in güçlü söylemi, ABD’nin yaptırım politikalarına karşı uluslararası arenada duyarlılığı artırabilir.