Son dakika haberi çıktığı an telefonuna veya masaüstüne bildirim gelir.
İlgilendiğim konular
Gündemden ilk senin haberin olsun!
Son dakika haberleri için bildirimlere izin ver. İstediğin an kapatabilirsin.
Dünya
Beyaz Saray, Trump'a erişim vaadi ve milyonlarca dolarlık bağış iddiasını inceliyor
•2 dk okuma
Paylaş
HDünya
iFotoğraf: Miscellaneous Items in High Demand, PPOC, Library of Congress · Kamu malı · Wikimedia Commons
Özet
Kuruma ulaşmadığı belirtilen milyonlarca dolarlık transfer üzerine Beyaz Saray inceleme başlattı.
Öne çıkanlar
Ric Grenell'in Kennedy Center için istediği 5,6 milyon doların kuruma ulaşmadığı öne sürüldü.
Para transferinin 29 Mayıs 2025 tarihinde Texas Armament & Technology şirketine yapıldığı belirtildi.
İddialar, Alina Habba'nın 9 Ekim'deki görüşmesinde doğrudan Trump'a aktarıldı.
Haberin Detayı
ABD siyaset kulislerinde yankı uyandıran olay, Başkan Donald Trump'ın eski danışmanı Ric Grenell ile Türk iş insanı Turhan Mildon arasında geçtiği iddia edilen yazışmalarla başladı. Axios ve New York Post'un paylaştığı bilgilere göre, Grenell'in Mildon'a Trump yönetimi yetkilileriyle yakınlaşma imkânı sunma karşılığında bağış talep ettiği öne sürüldü. 3 Mayıs 2025 tarihli mesajlarda, paranın bir şirkete ulaştırılmasının ardından Kennedy Center bağışının ayarlanacağı ve VIP etkinliklere katılım sağlanabileceği ifade edildi.
Fotoğraf: www.GlynLowe.com from Hamburg, Germany · CC BY 2.0 · Wikimedia Commons CC BY 2.0 · Wikimedia Commons
Söz konusu iddiaların odağındaki para transferi, 29 Mayıs 2025 tarihinde 17,6 milyon dolar tutarında gerçekleştirildi. Bu tutarın Teksas merkezli savunma yazılım şirketi Texas Armament & Technology hesabına gönderildiği, içindeki 5,6 milyon doların ise Kennedy Center'a aktarılmasının planlandığı bildirildi.
Gelişmelerin Beyaz Saray'ın gündemine taşınmasında, Trump'ın eski avukatı ve Turhan Mildon'un eşi Alina Habba rol oynadı. Habba'nın Oval Ofis'te gerçekleştirdiği görüşmede, eşinin bağış amacıyla gönderdiği paranın ilgili kuruma ulaşmadığını aktarması üzerine Trump konunun araştırılmasını istedi. Beyaz Saray hukuk danışmanları hem finansal belgeleri hem de Grenell'e ait olduğu iddia edilen yazışmaları incelemeye aldı.
Hakkındaki suçlamaları kesin bir dille reddeden eski danışman Ric Grenell, mesajlarda Kennedy Center adının Amerikan İngilizcesi yerine İngiliz İngilizcesiyle yazılmasını kendi savunmasında kanıt olarak gösterdi. Mildon'dan iddialarını kanıtlamasını talep eden Grenell, bağış adı altında tek bir centin bile başka bir hesaba yönlendirilmesine aracı olmadığını savundu. Yaşanan bu finansal iddialar, Mildon'un Venezuela'daki çimento işletmeciliği ile Afrika'daki madencilik faaliyetlerini de yeniden kamuoyunun odak noktası haline getirdi.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Siyasi erişim iddialarının doğrudan Beyaz Saray hukuk birimi tarafından incelenmesi, yönetim mekanizmalarında şeffaflık baskısını artırıyor. 5,6 milyon doları aşan meblağın Kennedy Center kayıtlarında yer almaması ve kaynağın Kongo Cumhuriyeti hesaplarına dayanması, uluslararası ticari ilişkilerdeki denetim mekanizmalarının sınırlarını zorluyor. İnceleme sonucunda çıkacak hukuki rapor, benzeri bağış ve lobicilik faaliyetleri için bağlayıcı bir emsal teşkil edebilir.
Kaynak:
Cumhuriyet
Bu haber, kaynaktaki bilgilerden yararlanılarak HaberinAi tarafından özgün biçimde
yazılmıştır; kaynak metin birebir kopyalanmaz, fotoğraf kaynağa bağlantıyla gösterilir.
Hata olabilir, ayrıntılar için kaynağa bakın. İçerik ve telif politikası
AI'YA SORBu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ekim seçimleri yaklaşırken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Trump, Netanyahu'nun süreçten zaferle çıkacağını savunarak kendisine övgüler dizdi.
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu'ya erken seçimler öncesinde açık destek açıkladı.
Görüşmede Netanyahu'nun haksız muameleye maruz kaldığını savunan Trump, onu gerçek bir savaşçı olarak nitelendirdi.
İsrail'de 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimler öncesinde anketler Netanyahu ile muhalefet arasında başa baş bir yarışa işaret ediyor.
İsrail'de 27 Ekim tarihinde yapılması planlanan erken seçimler siyasi arenada hareketliliği artırırken, ABD Başkanı Donald Trump'tan Binyamin Netanyahu'ya açık destek mesajı geldi. Trump, İsrail Başbakanı ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde seçimlerden büyük bir zaferle ayrılacağına olan inancını dile getirdi. Netanyahu'ya hitaben yanında görmek istediği liderin kendisi olduğunu belirten ABD Başkanı, ikili ilişkilerin güçlü seyrine vurgu yaptı.
Görüşme sırasında Netanyahu'ya yönelik övgülerini sürdüren Trump, İsrail liderinin kendi ülkesinde ve uluslararası alanda haksız muameleye uğradığını savundu. Netanyahu'yu gerçek bir savaşçı olarak tanımlayan Trump, bu durumun yakında kanıtlanacağını ifade etti. Netanyahu ise bu desteğe teşekkür ederek iki ülke arasındaki ittifakın geçmişte olduğu gibi gelecekte de büyük başarılara imza atacağını belirtti.
İsrail Başbakanı, Trump'ı özgür dünyanın lideri ve ülkesinin Beyaz Saray'daki en büyük dostu olarak nitelendirdi. İki ismin ortaklaşa yürüteceği daha çok iş olduğunu belirten Netanyahu'nun sözleri, bölgede İran'a yönelik olası askeri adımların yeniden değerlendirilmesine yol açtı. Bu açıklamaların, İsrail iç siyasetindeki dengeleri nasıl etkileyeceği siyasi gözlemciler tarafından yakından izleniyor.
Erken seçimlere sayılı günler kala yapılan bu görüşme, İsrail'deki siyasi rekabetin en üst seviyeye ulaştığı bir dönemde gerçekleşti. Trump'ın verdiği bu stratejik desteğin sandık sonuçlarına nasıl yansıyacağı merak konusu olmaya devam ediyor.
AI YORUMU
Donald Trump'ın doğrudan müdahalesi, İsrail iç siyasetindeki dengeleri sarsarak muhalefet bloku karşısında Netanyahu'ya moral üstünlük kazandırabilir. Anketlerin başa baş gittiği bu kritik eşikte dışarıdan gelen bu destek, milliyetçi seçmen tabanını konsolide etme potansiyeli taşıyor. Eğer muhalefet lideri Gadi Eisenkot bu hamleye karşı ekonomik ve sosyal konuları öne çıkaran bir kampanya yürütemezse, seçim dengeleri kabine lehine dönebilir. Bu durum, iki ülke arasındaki askeri ve stratejik koordinasyonun önümüzdeki dönemde daha da derinleşeceğini gösteriyor.
Donald Trump'ın izlediği dış politika stratejileri uluslararası ilişkilerde yeni krizlere yol açıyor. ABD'nin müttefikleriyle yaşadığı gerilimler ve küresel ölçekteki müdahaleleri dünya genelinde kaygıyla takip ediliyor.
Trump'ın Ukrayna politikası ve Avrupa'ya yönelik tutumu kıtada güvenlik endişelerini artırıyor.
Orta Doğu'daki askeri üslerin ve uçakların korunamaması Amerikan stratejisindeki zaafları ortaya koyuyor.
Monroe Doktrini'nin yeniden canlandırılması Latin Amerika ülkelerine yönelik müdahaleleri hızlandırdı.
Amerikan yönetiminin dış politika tercihleri, müttefik ülkelerle olan geleneksel bağları zayıflatırken yeni diplomatik çatışmaların önünü açıyor. Özellikle Avrupa kıtasına yönelik baskıcı tutum, kıtanın kendi savunma mekanizmalarını gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Uzay iletişimi ve teknolojik bağımsızlık gibi alanlarda yaşanan gelişmeler, Avrupalı liderlerin Washington'a olan güvenini tamamen yitirmesine neden oldu.
Askeri operasyonların ve bölge stratejilerinin geçmişteki başarısızlıkları, mevcut yönetimin hamlelerini de tartışmaya açıyor. Yakın tarihteki çatışma bölgelerinde hedeflenen sonuçların alınamaması, Washington'ın caydırıcılık gücünü sorgulatıyor. Bölgesel güç dengelerinin sarsılması ve yeni ittifak arayışları, küresel istikrarı tehdit eden unsurlar arasında öne çıkıyor.
Latin Amerika'daki siyasi süreçlere müdahale edilmesi ve Venezuela petrolünün kontrolü gibi adımlar, Monroe Doktrini'nin güncel yansımaları olarak dikkat çekiyor. Bölgedeki liderlik değişimlerine açıktan destek verilmesi, uluslararası hukukun ve egemenlik haklarının ihlali yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. Bu durum, Amerika karşıtı eğilimlerin dünya genelinde yeniden tırmanmasına zemin hazırlıyor.
AI YORUMU
Donald Trump'ın korumacı ve saldırgan dış politikası, uzun vadede Amerika'nın küresel liderlik iddiasını zayıflatmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. Geçmişteki Vietnam ve Irak gibi maliyetli müdahalelerin dersleri göz ardı edilerek atılan adımlar, müttefiklerin güvenini sarsmaktadır. Avrupa ülkeleri ve gelişmekte olan bölgesel aktörler Washington'a bağımlı kalmamak adına alternatif güvenlik ve ticaret ağları kurmak zorundadır.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı semalarında ABD'ye ait bir MQ-9 tipi insansız hava aracının vurulduğunu duyurdu. Açıklamada, bu olayın İran tarafından hedeflenen elli dördüncü MQ-9 olduğu öne sürüldü.
Hürmüz Boğazı'nda ABD'ye ait MQ-9 tipi İHA İran hava savunması tarafından vuruldu.
Devrim Muhafızları, düşürülen hava aracının elli dördüncü MQ-9 olduğunu iddia etti.
ABD Başkanı Donald Trump, Kansas'taki mitinginde Tahran'ın nükleer hedeflerinin engellendiğini belirtti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, Basra Körfezi'nin stratejik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda askeri bir gerilim yaşandığını duyurdu. Devlet televizyonuna yansıyan bilgilere göre, sabah saatlerinde bölgede uçuş yapan ABD ordusuna ait bir MQ-9 insansız hava aracı hava savunma sistemleri tarafından hedef alındı. Operasyonun ardından yapılan resmi değerlendirmelerde, vurulan hava aracının güvenlik güçleri tarafından etkisiz hale getirilen elli dördüncü MQ-9 olduğu ileri sürüldü.
Hürmüz Boğazı uzun süredir Washington ve Tahran hatındaki askerî ve ekonomik çekişmelerin odağında yer alıyor. ABD yönetimi tarafından uygulanan deniz ablukası ve ticari rotalara getirilen kısıtlamalar küresel enerji akışını doğrudan etkilerken, bölgedeki İran unsurları da bu güzergahtan geçen deniz araçlarını mercek altına aldı. Son haftalarda Basra Körfezi'ndeki ticari gemi hareketliliğine yönelik güvenlik operasyonları ve denetimler belirgin şekilde artış gösterdi.
Bölgedeki sıcak gelişmeler devam ederken ABD Başkanı Donald Trump, Kansas eyaletinde gerçekleştirdiği seçim mitinginde dış politika ve nükleer program başlıklarına değindi. Tahran'ın nükleer silah geliştirme kapasitesinin ciddi biçimde engellendiğini savunan Trump, mevcut şartlar altında çatışma ortamından ayrılabileceklerini dile getirdi. Üst düzey ve ikinci kademe liderlerin ortadan kaldırılmasıyla birlikte karşı tarafın müzakere masasında kiminle temsil edileceğinin belirsiz olduğunu ifade etti.
Bender Abbas kentinde geçtiğimiz gece saatlerinde duyulan patlama sesleri bölgedeki tedirginliği artırırken, yerel makamlar olayla ilgili henüz resmi bir doğrulama yayınlamadı. İki ülke arasındaki gerilimin hem deniz ticaretini hem de bölgesel güvenliği nasıl etkileyeceği uluslararası kamuoyu tarafından yakından izleniyor. Askerî yetkililer ve diplomatik çevreler, bölgedeki riskli hamlelerin enerji piyasaları üzerindeki baskısını sürdürdüğüne dikkat çekiyor.
AI YORUMU
Orta Doğu'daki bu tür hava aracı düşürme iddiaları, bölgedeki lojistik ve enerji hatlarının ne denli kırılgan bir dengede olduğunu açıkça gösteriyor. Hürmüz Boğazı gibi küresel petrol ticaretinin kalbi sayılan bir güzergahta yaşanan bu tarz askerî sürtüşmeler, enerji maliyetlerini doğrudan yukarı çekme riski barındırıyor. Tahran yönetiminin elli dördüncü kez bir İHA vurduğunu iddia etmesi, tarafların caydırıcılık yarışını elektronik ve hava savunma alanına taşıdığını kanıtlıyor. Önümüzdeki süreçte diplomatik kanalların tamamen kapanması, bölge ülkeleri arasındaki ticari gemi geçişlerini ve ham petrol sevkiyatını tamamen durma noktasına getirebilir.
Kasım ayındaki ara seçimlerde 100 milyondan fazla seçmenin oy kullanması beklenirken, Temsilciler Meclisi ve Senato kontrolü için kıyasıya bir yarış yaşanıyor. Başkan Donald Trump'ın politikalarının geleceğini belirleyecek olan bu süreçte, erken oylama işlemleri şimdiden hız kazandı.
Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisi'nde 218, Senato'da ise 53 sandalyeyle çoğunluğu elinde tutuyor.
Demokrat Parti'nin her iki mecliste de kontrolü ele geçirmek için dörder sandalye kazanması gerekiyor.
Eylül ayındaki anketlerde Başkan Trump'ın onay oranı yüzde 32 seviyesine gerilemiş durumda.
Dört yıllık başkanlık döneminin tam ortasında gerçekleştirilen ara seçimler, doğrudan başkanlık yarışını içermese de yönetimlerin kaderini tayin eden kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Üç Kasım tarihinde yapılacak olan genel oy verme süreci öncesinde erken oylama uygulaması haftalar öncesinden hayata geçirildi. Katılım oranının bir önceki döneme benzer seyretmesi durumunda, yüz milyondan fazla vatandaşın sandık başına gitmesi öngörülüyor. Buna karşılık, ara seçimlerin genel katılım düzeyi, 155 milyondan fazla oyun kullanıldığı 2024 başkanlık yarışının gerisinde kalıyor.
Kongre'nin her iki kanadında da üstünlüğü ele geçirmek isteyen Demokratlar ile mevcut çoğunluğu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler arasındaki rekabet siyasi dengeleri zorluyor. Halihazırda Cumhuriyetçi Parti Temsilciler Meclisi'nde 218 sandalyeyle çoğunluğa sahipken, Demokratların 214 sandalyesi bulunuyor ve meclis kontrolü için dört ek sandalye aranıyor. Senato kanadında ise Cumhuriyetçilerin 53, Demokratların ise 47 sandalyesi mevcut olup; Maine, Ohio, Kuzey Carolina, Iowa ve Georgia eyaletlerindeki yaklaşık on çekişmeli yarış nihai dengeyi belirleyecek temel alanlar olarak dikkat çekiyor.
Başkan Donald Trump ve arkasındaki parti için bu tablo, ikinci dönemin geri kalanında atılacak adımların önünde engeller oluşabileceğine işaret ediyor. Reuters ile Ipsos ortaklığında eylül ayında yayımlanan anket sonuçlarına göre, Trump'ın onay oranı yüzde 32 gibi düşük bir seviyede ölçüldü. Artan tüketici fiyatları gibi ekonomik gündem maddeleri ile Latin kökenli seçmenlerin tercihlerindeki olası kaymalar, sandık sonuçlarını doğrudan etkileyebilecek dinamikler arasında yer alıyor.
Tarihsel süreçler incelendiğinde ara seçimlerin iktidardaki partiler üzerinde ne denli sarsıcı etkiler bırakabildiği net bir şekilde görülüyor. Nitekim 2010 yılında Demokrat Başkan Barack Obama döneminde zayıf ekonomik büyüme gerekçesiyle Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisi'nde 63 sandalye kazanarak büyük bir sıçrama yapmıştı. Benzer bir tepki 2018 yılında Trump'ın ilk başkanlık döneminde yaşanmış ve Demokratlar mecliste 40 sandalye elde etmişti. Bu yıl da benzer bir güç değişiminin yaşanıp yaşanmayacağı, sandıktan çıkacak nihai sandalye dağılımına bağlı olacak.
AI YORUMU
Başkanlık döneminin orta noktasında yapılan bu oylamalar, iktidar partisinin yasamadaki gücünü koruması ya da kaybetmesi açısından belirleyici bir referanduma dönüşüyor. Yüzde 32 seviyesindeki düşük onay oranı ve ekonomik endişeler birleştiğinde, Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'deki üstünlüğünü sürdürmesi oldukça zor bir senaryo olarak öne çıkıyor. Olası bir meclis değişimi, sonraki dönemde çıkarılacak yasaları tamamen kilitleyebilir.