Yeni Parti Milletvekili Ümit Özlale, kamu kurumlarına hizmet veren Barikat Siber Güvenlik'in çoğunluk hissesinin borsa soruşturmasıyla gündeme gelen Tera Grubu'na ait olduğunu açıkladı. Şirketin stratejik devlet birimleriyle olan ticari ilişkileri ve veri güvenliği üzerindeki potansiyel riskler tartışılmaya başlandı.
Öne çıkanlar
Barikat Siber Güvenlik şirketinin yüzde 63,1'lik hissesi Tera Yatırım Teknoloji Holding'e ait.
Şirket, aralarında Adalet ve İçişleri bakanlıklarının da olduğu kurumlara siber güvenlik hizmeti sağlıyor.
Tera Grubu yöneticisi Emre Tezmen'in şirket yönetimi, mahkeme kararıyla TMSF'ye devredildi.
Haberin Detayı
Borsa İstanbul ve çeşitli fonlar üzerindeki soruşturmaların odağında yer alan Tera Grubu'nun, kamu kurumlarının dijital altyapısını koruyan Barikat Siber Güvenlik'teki ortaklık yapısı tartışma yarattı. Yeni Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, şirketin hisselerinin yüzde 63,1'inin Tera Yatırım Teknoloji Holding bünyesinde bulunduğunu belirterek konuyu meclis gündemine taşıdı. Siber güvenliğin milli güvenlik kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunan Özlale, devletin kritik dijital kalelerinin kime emanet edildiğinin açıklanması gerektiğini ifade etti.
Barikat Siber Güvenlik, Türkiye'nin en hassas kurumlarına hizmet veren bir yapı olarak dikkat çekiyor. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu gibi kurumlar şirketin müşteri listesinde yer alıyor. Ayrıca Borsa İstanbul, Türk Telekom ve Türk Hava Yolları gibi büyük ölçekli kuruluşların da siber güvenlik süreçlerini bu şirket üzerinden yürüttüğü görülüyor. Şirketin Aralık 2025 tarihine kadar kamu kurumlarından toplam 650 milyon TL değerinde yeni sipariş aldığı Sermaye Piyasası Kurulu'na bildirildi.
Şirketin ortaklık yapısındaki bir diğer dikkat çeken isim ise Emre Tezmen oluyor. Ancak borsa manipülasyonu soruşturması kapsamında Tezmen'in şirketlerinin yönetimi, 14 Ekim tarihinde alınan mahkeme kararı neticesinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na kayyım olarak devredildi. Bu durum, finansal piyasaları manipüle ettiği iddia edilen bir yapının devletin siber güvenliğinde yer alması nedeniyle soru işaretlerini artırıyor.
Ümit Özlale, kamu kurumlarından Barikat ile yapılan sözleşmelerin kapsamının açıklanmasını talep etti. Milletvekili, hangi sistemlere erişim izni verildiğini ve veri tabanlarında bir sızıntı olup olmadığını sorgulayan bir dizi soru yöneltti. Özellikle veri kayıtlarının bağımsız uzmanlar tarafından incelenip incelenmediği konusu, güvenliğin sağlanması açısından merak ediliyor. Özlale, kamunun dijital verilerinin milletin güvenliği olduğunu belirterek, şeffaflık vurgusunda bulundu.
Yönetimin TMSF'ye devredilmesiyle birlikte, kamu kurumlarıyla yürütülen hizmetlerin kesintisiz sürdürülmesi için atılan adımlar da izleniyor. Şirketin üstlendiği 650 milyon TL tutarındaki kamu siparişlerinin ne kadarının hangi kurumlar tarafından verildiği ve bu süreçteki güvenlik tedbirlerinin güncelliği, soruşturma kapsamında üzerinde durulan konular arasında yer alıyor. Kamu kurumlarının dijital altyapı güvenliği ve finansal piyasalardaki manipülasyon iddialarının kesişim noktası, ilgili kurumların denetim süreçlerini daha yakından takip etmesini gerektiriyor.
AI YORUMUHaberinAi editör analizi
Kamu kurumlarının siber güvenlik gibi hassas bir alanı, finansal soruşturmaların merkezindeki bir sermaye yapısına emanet etmesi sistemik bir zafiyet doğurur. Şirket yönetimi TMSF'ye devredilmiş olsa bile, 650 milyon TL'lik sözleşme hacminin kamu güvenliği açısından bağımsız bir denetimden geçirilmesi şarttır. Finansal manipülasyon iddialarıyla anılan bir grubun, Borsa İstanbul gibi kritik veri merkezlerine sızma ihtimali olması, siber güvenlik politikalarının yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor.
İnternetin yaklaşık yüzde 70'ini oluşturan PHP yazılımında tespit edilen iki kritik güvenlik açığı, dünya genelinde büyük bir siber risk doğurdu. Güvenlik açığının duyulmasıyla birlikte milyonlarca saldırı girişimi kaydedilirken, birçok kamu kurumu ve şirket sunucularını korumak için hizmetlerine ara verdi.
İnternet sitelerinin yüzde 70'inde kullanılan PHP yazılımında iki kritik açık bulundu.
Açıkların duyurulmasıyla birlikte dünya genelinde milyonlarca siber saldırı girişimi gerçekleşti.
Saldırganlar sunucuları ele geçirerek hassas verilere ulaşma riskini artırdı.
Bu açıkların ortaya çıkması, dijital dünyada bir güvenlik alarmının çalmasına yol açtı. Yazılım dünyasında meydana gelen bu durum, özellikle sunucuların kontrolünü ele geçirmeyi hedefleyen kötü niyetli kişiler için yeni kapılar açtı.
Güvenlik açıklarının kamuoyuna duyurulmasından hemen sonra, dünya genelindeki sunuculara yönelik milyonlarca siber saldırı girişimi kaydedildi. Bu saldırıların temel amacının, sunucularda depolanan hassas verilere yetkisiz erişim sağlamak ve sistemleri tamamen devre dışı bırakmak olduğu belirtiliyor. İnternet dünyası, son yılların en yoğun ve eş zamanlı saldırı dalgalarından biriyle karşı karşıya kalmış durumda.
Yaşanan bu yoğun saldırı trafiği üzerine, birçok ülkede kamu kurumları ve büyük ölçekli özel şirketler önleyici tedbirler almaya başladı. Kurumlar, sistemlerini korumak ve veri sızıntılarını önlemek amacıyla internet hizmetlerini geçici olarak durdurma kararı aldı. Bu durum, dünya genelindeki dijital operasyonlarda ciddi bir yavaşlamaya ve bazı çevrim içi işlemlerin aksamasına neden oldu.
Siber güvenlik uzmanları, bilgisayar korsanlarının bu açıkları kullanarak sunucularda komut çalıştırabileceğini ve sistemin tüm kontrolünü ele geçirebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle güncellemeleri yapılmayan veya eski PHP sürümlerini çalıştıran sunucuların, saldırılara karşı çok daha savunmasız olduğu vurgulanıyor. Yetkililer, kurumların ve bireysel sunucu sahiplerinin ilgili güvenlik yamalarını ivedilikle kurmaları gerektiğini ifade ediyor.
İnternetin temel yapı taşlarından biri olan PHP altyapısındaki bu zafiyet, dijital dünyada güvenliğin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösteriyor. Kurumların hizmetlerini durdurması, saldırının etkilerini sınırlasa da, siber tehditlerin boyutu gün geçtikçe daha sofistike bir hale bürünüyor. Şu aşamada, güvenlik yamalarının eksiksiz uygulanması ve sistemlerin izlenmesi, olası veri kayıplarını önlemek adına atılması gereken tek yol olarak öne çıkıyor.
AI YORUMU
Yazılım altyapılarında ortaya çıkan bu tür açıklar, kurumsal veri güvenliğinin bir yamanın kurulmasına ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor. Sadece yüzde 70 gibi geniş bir pazar payına sahip bir teknolojide bu kadar büyük bir zafiyet oluşması, modern internetin aslında ne kadar ince bir ip üzerinde yürüdüğünü ispatlıyor. Kurumlar, hizmetlerini geçici olarak durdurarak verilerini koruma yoluna gitmiş olsalar da, bu saldırı dalgaları siber direncin sadece yazılım güncellemeleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini kanıtlıyor.
Japonya hükümeti, son dönemde kişisel verilere yönelen siber saldırıların ardından savunma önlemlerini sıkılaştırma kararı aldı. Üst düzey yetkililer, artan tehditlerle mücadele etmek amacıyla özel bir uzman ekibinin görevlendirileceğini açıkladı.
Siber tehditlere karşı uzmanlardan oluşan yeni bir ekip gelecek ay göreve başlayacak.
Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, yaşanan siber olaylar nedeniyle durumu acil olarak nitelendirdi.
PHP dilindeki açıkların ardından bazı bakanlık siteleri kısmen askıya alınmıştı.
Japonya, kişisel verilere yönelik son zamanlarda artış gösteren siber saldırılar karşısında güvenlik mekanizmalarını yeniden yapılandırma kararı aldı. Başbakan Takaiçi Sanae, iktidardaki Liberal Demokrat Partinin Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi Genel Merkezi Başkanı Masaaki Taira ile bir araya gelerek mevcut riskleri masaya yatırdı. Gerçekleşen bu kabulde, siber tehditlere karşı doğrudan mücadele yürütecek yepyeni bir merkez kurulması yönünde somut bir öneri sunuldu.
Hükümet kanadından yapılan değerlendirmelerde, dijital tehditlerin eskisine kıyasla hem alanını genişlettiği hem de teknik açıdan karmaşık bir yapıya büründüğü vurgulandı. Başbakan Takaiçi, devlet kurumları ve bakanlıklar bünyesindeki koruma duvarlarının acilen güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Bu doğrultuda internet sitelerinde ve kurumsal yazılımlarda ortaya çıkan zafiyetlerin hızla kapatılması için çalışmalar yoğunlaştırıldı.
Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanı Akazawa Ryosei ise olası açıkların önceden tespit edilmesi ve hazırlık seviyesinin en üst düzeye çıkarılması amacıyla kontrollü saldırılar gerçekleştirecek bir uzman ekibin kurulacağını duyurdu. Önümüzdeki ay faaliyete geçecek bu özel birimin, kurumsal altyapılardaki zayıf noktaları simüle edilen saldırılarla test edeceği belirtildi.
Söz konusu açıkların ardından bazı kamu kurumlarına ait internet siteleri tedbir amacıyla kısmen erişime kapatılmış, Başbakan Takaiçi ise 21 Ekim tarihinde ilgili sitelerin güncellemeleri derhal tamamlaması için çağrıda bulunmuştu.
AI YORUMU
Siber tehditlerin devlet kurumlarını hedef alması, dijital altyapılarda proaktif savunma stratejilerine geçişi zorunlu kılıyor. Kurulacak uzman ekibin kontrollü saldırılarla zafiyet avı yapması, geleneksel reaktif yaklaşımdan modern önleyici güvenliğe geçişin somut bir göstergesidir. Özellikle kritik verilerin korunmasında atılan bu adım, binlerce vatandaşın dijital mahremiyetini doğrudan etkiliyor. Eğer bu denetimler düzenli periyotlarla sürdürülmezse, gelecekteki benzer açıklar kamu hizmetlerinde büyük aksamalara yol açabilir.
İsrail merkezli Discover Tek firmasının çevrim içi reklam ağlarını kullanarak cihazlara sızdığı ve veri topladığı saptandı. Citizen Lab ve Confiante uzmanları, 100 binden fazla kullanıcının bu yöntemle hedef alınmış olabileceğini bildirdi. Zararlı yazılımların kullanıcıların konum, görsel ve banka verilerine ulaşabildiği vurgulanıyor.
Discover Tek reklamları 120 binden fazla sitede yer alıyor.
Günde en az 10 milyon reklam gösterimi yapıldığı hesaplanıyor.
Saldırganlar banka kartları, konum ve mesaj verilerine erişim sağlayabiliyor.
Siber güvenlik araştırmacıları, çevrim içi reklam ağlarının hedefli casusluk faaliyetlerinde bir araç olarak kullanıldığını ortaya çıkardı. Citizen Lab ve Confiante tarafından yürütülen ortak incelemeler, İsrail merkezli teknoloji şirketi Discover Tek'in reklam teknolojilerini kullanıcıların gizliliğini ihlal etmek amacıyla devreye soktuğuna işaret ediyor. Araştırma sonuçları, dijital reklam gösterimleri vasıtasıyla 100 bini aşkın kişinin kişisel verilerinin toplandığını ve seçilen hedeflerin cihazlarına casus yazılım yerleştirildiğini gösteriyor.
Hazırlanan teknik raporlara göre söz konusu firmanın oluşturduğu reklam ağı geniş bir dijital ekosisteme yayılmış durumda. Günde asgari 10 milyon gösterim hacmine ulaşan bu devasa erişim gücü, kullanıcıların rutin internet gezintileri sırasında farkında olmadan risk altına girmesine zemin hazırlıyor.
Hedeflenen akıllı telefon veya bilgisayarlara sızan casus yazılımlar, aygıtlardaki en mahrem alanlara doğrudan erişim yetkisi elde ediyor. Cihazın anlık konum takibini yapabilen bu kötü niyetli kodlar; fotoğraf galerileri, video arşivleri ve özel yazışmalar gibi kişisel içerikleri dışarı aktarabiliyor. Bunun yanı sıra tarayıcılarda veya uygulamalarda kayıtlı tutulan kredi kartı ve banka kartı gibi kritik finansal bilgilerin de bu zararlı yapılar eliyle ele geçirilebildiği kaydediliyor.
Uzmanlar, kullanıcıların herhangi bir şüpheli dosya indirmesine gerek kalmaksızın yalnızca reklam gösterimi barındıran platformları ziyaret etmelerinin bile casus yazılım bulaşması için yeterli olabileceğini belirtiyor. Doğrudan reklam sunucuları üzerinden yürütülen bu tip sızma faaliyetleri, geleneksel güvenlik önlemlerini aşarak kitlesel düzeyde veri sızıntısına yol açma potansiyeli barındırıyor.
AI YORUMU
Discover Tek vakası, dijital reklamcılığın kötü niyetli aktörler elinde doğrudan kitlesel bir gözetleme aracına dönüşebildiğini gösteriyor. Günde 10 milyon gösterime ulaşan bir ağın casusluk altyapısı olarak kullanılması, standart antivirüs veya tarayıcı izinlerinin kullanıcıları korumakta yetersiz kaldığının kanıtı niteliğinde. Güvenlik yazılımlarının yalnızca indirilen dosyaları değil, uygulama içi reklam ağlarının kod yapılarını da sıkı denetimden geçirmesi zorunlu hale geliyor.
Birleşik Krallık, siber saldırılar, şiddetli hava olayları ve tedarik zinciri kesintilerine karşı vatandaşları 72 saatlik acil durum hazırlığı yapmaya çağırdı. "Hazır Olun" kampanyası, evlerde temel ihtiyaç malzemeleri bulundurulmasını ve dayanıklılığı artırmayı hedefliyor.
Siber saldırılar, aşırı hava ve tedarik zinciri kesintilerini önceden planlamaya teşvik ediyor
Vatandaşların 72 saat boyunca kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek stokları bulundurması öneriliyor
Kampanya, Avrupa ülkelerinin benzer hazırlık girişimleriyle paralel ilerliyor
Birleşik Krallık hükümeti, vatandaşlarını olası siber saldırılar, şiddetli hava olayları ve tedarik zincirindeki kesintilere karşı 72 saatlik bir hazırlık süreci içinde olmaya davet ediyor. Kampanya adı "Hazır Olun" (Be Ready) ve amacı, evde temel hizmetlerin (su, kanalizasyon, telefon ve internet) aksayabileceği senaryolarda bireylerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir stok oluşturmaları.
Yetkililer, özellikle düşman devletlerin gerçekleştirebileceği siber saldırılara ve artan şiddetli hava olaylarına dikkat çekiyor. 72 saatlik hazırlık, temel gıda, su, ilaç ve acil iletişim araçlarını içermeli. Bu şekilde acil yardım ekipleri, gerçek bir kriz anında en çok yardıma ihtiyaç duyan kişilere öncelik verebilecek.
Güvenlikten Sorumlu Devlet Bakanı Dan Jarvis, kampanyanın ülkenin krizlere karşı dayanıklılığını artıracağını ve vatandaşların kendi güvenliklerini sağlamanın, toplumsal sıkıntıları hafifleteceğini belirtti. Jarvis ayrıca Avrupa’daki benzer hazırlık programlarına da atıfta bulundu.
Birleşik Krallık Ulusal Denetim Ofisi’nin raporu, gıda tedarik zincirinin siber saldırı ve aşırı hava olaylarına karşı kırılgan olduğunu ve Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı’nın yeterince ilerleme kaydedemediğini gösteriyor. Bu bağlamda, hükümetin acil durum hazırlığına yönelik çağrısı, ulusal dayanıklılığı güçlendirme çabalarının bir parçası olarak görülüyor.
AI YORUMU
Bu kampanya, teknoloji ve güvenlik alanında artan tehditlerin farkındalığını artırmak için stratejik bir adım. Vatandaşların kendi acil durum planlarını oluşturmaları, hem bireysel hem de toplumsal dayanıklılığı yükseltirken, siber güvenlik ve iklim değişikliği konularındaki endişeleri doğrudan gündeme getiriyor. Böylece, teknolojinin sadece kolaylaştırıcı değil, aynı zamanda hazırlık unsuru olarak da kullanılabileceği vurgulanıyor.