İçeriğe geç
PİYASA
Dünya

ABD'li araştırmacıdan Washington'a Türk Devletleri Örgütü çağrısı

ABD'li araştırmacıdan Washington'a Türk Devletleri Örgütü çağrısı i

Özet

Hudson Enstitüsü uzmanı Luke Coffey, Türk Devletleri Örgütü'nün Avrasya'daki yükselen gücünü gerekçe göstererek ABD yönetimini örgütle doğrudan kurumsal ilişkiler geliştirmeye davet etti. Bu adımın bölgedeki stratejik dengeyi güçlendireceğini savunan Coffey, Washington'ın örgütü diplomatik bir muhatap olarak kabul etmesinin önemini vurguladı.

Öne çıkanlar

  • Türk Devletleri Örgütü üyesi ülkeler 180 milyonluk nüfusa ve 2,4 trilyon doları aşan ekonomiye sahip.
  • Dünya uranyum üretiminin yüzde 45'inden fazlası örgüt üyesi ülkeler üzerinden gerçekleştiriliyor.
  • Luke Coffey, ABD'nin örgüt genel sekreterini Washington'a davet ederek süreci başlatmasını önerdi.

Haberin Detayı

Hudson Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Luke Coffey, kaleme aldığı analizde Türk Devletleri Örgütü'nün (TDT) Avrasya'da stratejik bir güç merkezi haline geldiğini belirtti. ABD yönetiminin bölge ülkeleriyle olan ikili ilişkilerinin ötesine geçerek örgütle kurumsal temas kurması gerektiğini savunan Coffey, bu yaklaşımın Washington'ın bölgede tek bir gücün mutlak hakimiyet kurmasını engelleme stratejisiyle örtüştüğünü ifade etti. Türkiye'nin NATO üyeliği ile Orta Asya'daki jeopolitik konumunun bu iş birliği için doğal bir zemin oluşturduğuna dikkat çekildi.

Türk dünyasının ekonomik ve güvenlik alanındaki ağırlığı, paylaşılan verilerle rakamsal olarak ortaya konuldu. Örgüt üyesi ve gözlemci ülkelerin toplamda 180 milyonluk bir nüfus kitlesini temsil ettiği, toplam ekonomik büyüklüklerinin ise 2,4 trilyon doları geçtiği belirtildi. Bu verilerle TDT ülkelerinin bir bütün olarak dünyanın 11'inci büyük ekonomisi konumunda olduğu vurgulandı. Enerji güvenliği ve kritik mineraller noktasında ise küresel uranyum arzının yüzde 45'inin bu coğrafyadan sağlandığı, bölgenin üçüncü büyük enerji sağlayıcısı olduğu kaydedildi.

Analizde, ulaşım koridorlarının geliştirilmesi, gümrük süreçlerinin basitleştirilmesi ve ortak alfabe gibi projelerin kültürel kimlik bilincini ekonomik iş birliğiyle pekiştirdiği ifade edildi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bölgede Türk dili ve kültürüne yönelik ilginin hızla yükseldiği, bu durumun Türkiye'nin jeopolitik hedefleriyle birleşerek bir entegrasyon süreci başlattığı belirtildi. Türk devletlerinin bağımsız hareket edebilme kapasitesinin Rusya, Çin ve İran gibi bölgesel güçlerin etkisini dengeleyebileceği görüşü analizde dikkat çeken bir diğer unsur oldu.

Coffey'nin önerileri arasında, ABD yönetiminin atması gereken somut diplomatik adımlar da yer alıyor. TDT'nin yeni genel sekreterinin Washington'a davet edilmesi ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesinin, örgütün etkisinin kabul edildiğini gösteren güçlü bir mesaj olacağı savunuldu. Ayrıca ticaret ve enerji odaklı bir çalışma grubu kurulması, bölgeyle olan bağları kurumsallaştırmak adına atılacak bir adım olarak önerildi. İstanbul ziyaretlerinde bulunan ABD'li yetkililerin TDT merkezini ziyaret etmesinin ise güven inşası için gerekli olduğu aktarıldı.

Türk dünyasındaki entegrasyonun Washington'ın tutumundan bağımsız olarak ilerlediği gerçeği, analizin sonuç kısmında öne çıkarıldı. ABD'nin bu sürece dahil olmasının kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğu belirtilirken, diplomasi kanallarının açılmasının bölge ülkeleriyle kurulan mevcut ikili ilişkileri tamamlayıcı bir rol üstleneceği vurgulandı. Nihai olarak, Washington'ın Avrasya'daki bu yeni aktörü yok saymak yerine, kurumsal bir ortak olarak konumlandırmasının Amerikan çıkarları lehine bir sonuç doğurabileceği görüşü dile getirildi.

AI YORUMU HaberinAi editör analizi

Washington'ın Avrasya'daki jeopolitik rekabeti doğru okuması, bölgedeki 2,4 trilyon dolarlık devasa ekonomik potansiyeli görmezden gelmemesine bağlıdır. ABD, bölge ülkeleriyle sadece ikili anlaşmalarla sınırlı kalırsa, kurumsallaşan Türk Devletleri Örgütü'nün yarattığı yeni denge merkezini kaçırma riskiyle karşı karşıya kalır. Geleneksel müttefiklik ilişkilerinin ötesine geçerek örgütü bir muhatap olarak tanıması, bölgedeki enerji ve mineral tedarik hatlarında etkinliğini sürdürmesi için bir zorunluluktur.

AI'YA SOR Bu haber hakkında merak ettiklerini sorabilirsin

Yorumlar

Hesap gerekmez · reklamsız

Yorumlar yükleniyor…

    Dünya
    Türkiye, TDT Dönem Başkanlığı'nı Azerbaycan'dan devraldı

    Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) dönem başkanlığını Azerbaycan'dan resmen devraldı. 13. Zirve kapsamında Beştepe'de yapılan toplantıda kurumsal birikimin somut kazanımlara dönüştürülmesi hedefi açıklandı. Yapay zekâ eylem planı ve kültürel iş birliği öncelikli gündem maddeleri arasında yer aldı.

    • Türkiye, TDT 13. Zirvesi'nde dönem başkanlığını üstlendi
    • Erdoğan, yapay zekâ eylem planının sonuç odaklı yürütüleceğini belirtti
    • Ortak dilin yaygınlaştırılması ve seyahat kolaylıkları öncelikli hedefler

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla Beştepe Millet Sergi Salonu'nda gerçekleşen Turkish Council of Turkic States 13. Devlet Başkanları Konseyi Toplantısı, bölgesel diplomasi açısından kritik bir eşik niteliği taşıyor. Azerbaycan'ın ardından dönem başkanlığını devralan Türkiye, teşkilatın önümüzdeki dönemdeki rotasını şekillendirecek kararları almaya hazırlanıyor. Toplantıda, bir önceki dönem başkanının katkıları için teşekkür edilirken yeni dönemin hedefleri masaya yatırıldı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında Türkiye'nin dönem başkanlığı süresince teşkilatın mevcut kurumsal birikimini somut ve ölçülebilir kazanımlara dönüştürme stratejisini vurguladı. Bu çerçevede, üye ülkeler arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirecek adımların atılacağı ifade edildi. Özellikle ortak dilin daha geniş kitlelere ulaştırılması ve seyahat süreçlerinin kolaylaştırılması, dönemin somut odak noktaları arasında öne çıkıyor.

    Kültürel ve sportif etkinliklerin desteklenmesi de yeni dönem vizyonunun ayrılmaz parçası olarak sıralandı. Erdoğan, bu alanlardaki ilerlemenin ülkeler arası yakınlaşmayı derinleştireceğini belirtti. Ayrıca, dijitalleşme ve teknolojik gelişim konusunda somut bir yol haritası izleneceği açıklandı. Yapay zekâ ve dijital kalkınma eylem planının, mükerrerlikten uzak ve sonuç odaklı bir anlayışla hayata geçirileceği taahhüt edildi.

    Bu süreç, Türk dünyası ülkeleri arasındaki ekonomik ve sosyal entegrasyonun hızlandırılmasını hedefleyen diplomatik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Dönem başkanlığı devri, yalnızca idari bir görev paylaşımı değil, aynı zamanda ortak çıkarlar etrafında daha sıkı bir ittifak kurulması çabasının da yansıması niteliğinde. Teşkilatın karar alma mekanizmalarının daha etkin çalışması, bu yeni dönemle birlikte öncelikli bir beklenti haline geldi.

    Türkiye'nin bu sorumluluğu üstlenmesi, üye devletlerin dış politika ve iç yatırım kararlarını doğrudan etkileyecek bir dinamik yaratıyor. Özellikle dijital altyapı yatırımları ve sınır ötesi hareketlilik konularında atılacak adımlar, vatandaşlar ve şirketler için yeni fırsatlar doğurabilir. Önümüzdeki aylarda bu planların somutlaşmasıyla birlikte, Türk Devletleri Teşkilatı'nın küresel arenadaki görünürlüğünün de artması bekleniyor.

    AI YORUMU

    Yeni dönem başkanlığının başarısı, söylemsel vaatlerden öte, 13. Zirve'de kararlaştırılan yapay zekâ eylem planının fiilen hayata geçirilmesine bağlı. Erdoğan'ın 'mükerrerlikten uzak' vurgusu, önceki dönemlerde yaşanan bürokratik tıkanıklıklara karşı net bir eleştiri ve düzeltme çağrısı niteliğinde. Bu yaklaşım, özellikle dijital altyapı yatırımları planlayan şirketler ve araştırmacılar için öngörülebilir bir zemin sunacak. Eğer seyahat kolaylıkları ve dil politikaları somut düzenlemelere dönüşürse, üye ülkeler arasındaki ekonomik entegrasyon hız kazanabilir; aksi hâlde dönem başkanlığı yalnızca protokol düzeyinde kalmaya mahkûm olabilir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    İran'dan ABD'ye müzakere mesajı: Şartlar kabul edilmezse ilerleme yok

    İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD ile yürütülen müzakere sürecinin geleceğine dair net bir duruş sergiledi. Kalibaf, Tahran'ın belirlediği şartların karşılanmaması durumunda herhangi bir ilerleme sağlanmasının mümkün olmadığını vurguladı. Söz konusu açıklama, iki ülke arasındaki diplomatik temasların mevcut tıkanmışlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

    • Muhammed Bakır Kalibaf, İran'ın şartları sağlanmadan müzakerelerde sonuç alınamayacağını duyurdu.
    • İran tarafı ABD ile yürütülen görüşmelerde somut adımlar için kendi şartlarını öne sürüyor.
    • İki ülke arasındaki diplomatik süreçlerde uzlaşıya varılmadığı sürece ilerleme sağlanamayacağı netleşti.

    İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, sosyal medya platformları üzerinden yaptığı açıklamada, ABD ile yürütülmesi planlanan veya devam eden diplomatik süreçlere ilişkin İran'ın kırmızı çizgilerini kamuoyuyla paylaştı. Kalibaf, Tahran yönetiminin müzakere masasındaki tutumunun değişmediğini ve belirlenen şartlar üzerinde mutabakat sağlanmadığı sürece herhangi bir ilerleme kaydedilmesinin imkansız olduğunu belirtti. Bu çıkış, İran tarafının uzun süredir takip ettiği stratejik sabır ve şartlı diplomasi politikasının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

    Diplomatik kanallarda yaşanan bu belirsizlik, özellikle nükleer anlaşma ve bölgesel güvenlik konularındaki görüşmeleri doğrudan etkileyen bir unsura dönüşmüş durumda. İran, kendi belirlediği ekonomik ve siyasi taleplerin karşılanmaması halinde masadan sonuç çıkmayacağını savunuyor. ABD yönetimi ise İran'ın bu şartlarını doğrudan reddetmemekle birlikte, mevcut yaptırım rejimini sürdürme kararlılığını koruyor. Taraflar arasındaki bu karşılıklı duruş, görüşmelerin teknik düzeyde bile olsa somut bir çıktı vermesini zorlaştırıyor.

    Kalibaf'ın ifadeleri, İran iç siyasetinde de mevcut müzakere politikasına verilen desteğin bir göstergesi olarak okunabilir. Meclis kanadından gelen bu net mesaj, dış politika yapıcılarına yönelik bir çerçeve çiziyor ve hükümetin uluslararası arenadaki pazarlık gücünü artırmayı amaçlıyor. İran yönetimi, şartlar yerine getirilmeden verilecek tavizlerin içerideki siyasi meşruiyeti sarsabileceğinden endişe ediyor. Bu yüzden müzakere sürecindeki her adım, belirlenen ön şartların çerçevesi içerisinde değerlendiriliyor.

    İki ülke arasındaki gerginlik, bölgedeki ekonomik istikrar ve enerji arzı üzerinde de doğrudan etkili olan bir faktör olma özelliğini koruyor. Piyasalar, İran ile ABD arasındaki olası bir uzlaşma sinyalini beklerken, Kalibaf'ın yaptığı açıklama bu beklentilerin kısa vadede karşılanmayabileceğini gösteriyor. Müzakere sürecinin kilitlendiği noktalar arasında yaptırımların kaldırılması, varlıkların dondurulması ve nükleer faaliyetlerin kapsamı gibi temel maddeler bulunuyor. Bu başlıkların her biri, iki ülkenin birbirine olan güven eksikliği nedeniyle birer düğüme dönüşmüş durumda.

    Bundan sonraki süreçte diplomatik temasların devam edip etmeyeceği, tarafların orta noktada buluşma isteğine bağlı olacak. Eğer İran'ın şartları konusunda bir esneklik veya ABD tarafında bir politika değişikliği gözlenmezse, mevcut durumun uzun süre devam etmesi öngörülüyor. Kalibaf'ın açıklaması, İran'ın dış politikadaki kararlılığını gösterirken, aynı zamanda uluslararası topluma müzakerelerin tek taraflı bir teslimiyetle gerçekleşmeyeceği mesajını veriyor. Gözler şimdi, Washington'dan gelecek olası yanıtlara veya diplomatik kanallardan iletilecek yeni tekliflere çevrilmiş durumda.

    AI YORUMU

    İran'ın müzakere masasında şartları ön koşul olarak ortaya koyması, diplomatik süreçlerin sadece Washington'un beklentilerine göre şekillenmeyeceğini kanıtlıyor. Meclis Başkanı Kalibaf'ın açıklaması, Tahran'ın yaptırım rejimine karşı ekonomik ve siyasi taleplerini en üst seviyede tuttuğunu gösteriyor. Eğer taraflar arasında belirlenen bu şartlar üzerinde bir orta yol bulunamazsa, müzakere trafiğinin yerinde saymaya devam edeceği çok açıktır. Bu durum, bölgedeki ekonomik aktörler ve enerji piyasaları için belirsizliğin süreceği anlamına geliyor.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    ABD Büyükelçisi Barrack: Erdoğan-Trump görüşmesi bölgesel işbirliği ruhunu yansıtıyor

    ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki telefon görüşmesinin, Türk Devletleri Teşkilatı zirvesi öncesindeki işbirliği ruhunu pekiştirdiğini belirtti. Barrack, bu diyaloğun bölgesel istikrar ve enerji koridorları üzerindeki ortak vizyonun bir devamı olduğunu vurguladı.

    • ABD Büyükelçisi Barrack, Erdoğan-Trump görüşmesini bölgesel işbirliği ruhunun devamı olarak tanımladı.
    • Görüşme, Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi öncesinde gerçekleşen akşam yemeği diyaloğunu takip ediyor.
    • İki liderin vizyonu Hazar'dan Akdeniz'e uzanan enerji ve ticaret koridorlarını kapsıyor.

    Barrack, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, iki liderin temaslarının bölgesel dinamikler açısından sahip olduğu değere dikkat çekti. Bu görüşmenin, liderlerin katılımıyla düzenlenen akşam yemeği sırasında filizlenen diyalog ortamının bir uzantısı olduğunu ifade etti.

    Barrack'ın paylaştığı bilgilere göre, söz konusu telefon görüşmesi Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Zirvesi'ne hazırlık sürecinde yapıldı. ABD Başkanı Trump, zirve kapsamında bir araya gelen liderlerin sergilediği işbirliği atmosferine destek vererek Cumhurbaşkanı Erdoğan'a başarı dileklerini iletti. Bu etkileşim, Hazar Denizi'nden Akdeniz'e kadar genişleyen coğrafyadaki stratejik bağlantısallığı destekleyen bir adım olarak yorumlandı.

    Büyükelçi, Türk devletlerinin bulunduğu coğrafi hattın Avrupa, Asya ve Orta Doğu için kilit bir kesişim noktası olduğunu belirtti. Enerji hatları ve ticaret koridorlarının gelecek nesillerin refah seviyesini doğrudan etkileyeceğini savunan Barrack, bu bölgedeki istikrarın küresel ticaret akışı için de belirleyici olacağını kaydetti. İki ülke yönetiminin bu hattı çatışma yerine ticari entegrasyonla geliştirme hedefi taşıdığı mesajını verdi.

    İki liderin paylaştığı vizyonun merkezine yerleştirilen ortaklık, sürdürülebilir işbirliği ve bölge barışını hedefleyen bir model olarak tanımlandı. Barrack, bu işbirliği modelinin sadece Türkiye ve ABD için değil, etkileşim içindeki tüm devletler için refahı artıran bir yapı olacağını öngördü. Bölgenin, çatışma odaklı yaklaşımlar yerine ticarete dayalı, güçlü ortaklıklara sahip bir yapıya dönüştürülmesi ana gündem maddesi olarak öne çıktı.

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından paylaşılan resmî veriler, Trump'ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle düzenlenen yemek programı sırasında Erdoğan ile irtibat kurduğunu doğrulamıştı. Söz konusu görüşme, zirveye katılan diğer liderlerin de katıldığı bir atmosferde gerçekleştiği için diplomatik çevrelerde geniş yankı buldu. Bu temas, iki müttefik ülke arasında süregelen diplomatik kanalların aktif kullanımını yansıtması açısından da izlenmeye devam ediyor.

    Gelecek süreçte, bu liderlik vizyonunun sahada somut projelere dönüşüp dönüşmeyeceği merak konusu olmaya devam ediyor. Özellikle enerji koridorlarındaki işbirliğinin, bölge ülkelerinin ekonomik bağlantısallığını nasıl etkileyeceği üzerinde duruluyor. Barrack'ın açıklamaları, ABD'nin Türk devletleriyle olan ilişkilerinde stratejik ortaklık ve ticari entegrasyonu ön plana çıkardığını net biçimde gösteriyor.

    AI YORUMU

    Liderler düzeyindeki bu doğrudan iletişim, bölgedeki enerji ve ticaret rotalarında belirsizliği azaltan bir mekanizma oluşturuyor. Barrack'ın vurguladığı 13. Zirve gibi somut diplomatik platformlar, ülkeler arasındaki ticari hacmin artırılması adına elverişli bir zemin sunuyor. ABD'nin bu coğrafyaya yönelik yaklaşımı, çatışmacı bir tutum yerine ticaret merkezli bir yapı inşa edilirse kalıcı sonuçlar doğurabilir. Önceki yıllardaki sınırlı temaslarla kıyaslandığında, bu düzeyde bir zirve öncesi görüşme süreci, bölgesel aktörlerin beklentilerini daha net bir şekilde eşitlemesine yardımcı olabilir.

    Haberin tam sayfası →

    Dünya
    ABD, Güney Koreli Milletvekili Jin Sung-joon'un vize başvurusunu reddetti

    Güney Koreli Milletvekili Jin Sung-joon'un, Pentagon yetkilileriyle görüşmek üzere planladığı ABD ziyareti için yaptığı vize başvurusu reddedildi. Bu karar, dört kişilik parlamenter heyetin resmi programının iptal edilmesine yol açarken, iki ülke arasındaki diplomatik gerilim iddialarını tekrar gündeme taşıdı.

    • Milletvekili Jin Sung-joon'un ABD vize başvurusu reddedilince parlamento ziyareti iptal edildi.
    • Heyetin 1-5 Kasım tarihleri arasında Pentagon komutanlarıyla görüşmesi planlanıyordu.
    • Geçen ay bir başka milletvekilinin de vize onayı gecikmişti.

    Güney Kore'nin iktidardaki Demokrat Parti kanadından Milletvekili Jin Sung-joon, Amerika Birleşik Devletleri'ne yapmayı planladığı resmi ziyaret için vize engeline takıldı. Hawaii merkezli ABD Pasifik Komutanlığı'nı ziyaret ederek Pentagon yetkilileriyle savunma konularında temaslarda bulunmayı hedefleyen Jin, vize başvurusunun Washington yönetimi tarafından onaylanmadığını açıkladı. Bu durum, bizzat milletvekilinin açıklamalarıyla resmiyet kazandı.

    Planlanan ziyaret kapsamında Güney Kore Ulusal Meclisi'nden dört kişilik bir heyetin 1-5 Kasım tarihleri arasında Amerika'ya gitmesi öngörülüyordu. Meclis Savunma Komitesi Başkanı Jin'in liderlik edeceği heyette, iktidar ve muhalefet partilerinden başkanvekilleri de yer alacaktı. Ancak komite başkanına vize verilmemesi, heyetin tüm faaliyet programını askıya almasına ve ziyaretin gerçekleştirilememesine neden oldu.

    Milletvekili Jin, yaşanan vize kısıtlamasını yalnızca kişisel bir seyahat engeli olarak görmediğini vurguladı. Kore halkını temsil eden bir yasama organının resmi faaliyetlerine yapılan bu müdahalenin, iki ülke arasındaki ittifak yapısını zedelediğini ifade etti. Daha önce 2014 yılında aynı komitenin üyesi olarak ABD topraklarını ziyaret ettiğini hatırlatan Jin, mevcut kararın iki ülke arasındaki askeri ve siyasi iş birliğini ilerletme çabalarını kısıtladığını belirtti.

    Söz konusu olay, Güney Kore meclisinde yaşanan ilk vize aksaklığı olarak kayıtlara geçmiyor. Geçtiğimiz ay Dışişleri ve Birleşme Komitesi üyesi Jung Chung-rae, vize onayının gecikmesi sebebiyle Amerika'daki diplomatik misyonları denetleme faaliyetlerine katılamamıştı. Art arda gelen bu vize retleri ve gecikmeleri, Seul ile Washington arasında ticaret ve istihbarat alanlarında yaşanan sürtüşmelerin diplomatik süreçlere yansıdığı yönünde güçlü spekülasyonlar üretiyor.

    Siyasi uzmanlar, hedef alınan isimlerin özellikle iktidar kanadından seçilmiş olması üzerinde duruyor. Bu durumun, ABD yönetiminin mevcut Güney Kore yönetimine yönelik hoşnutsuzluğunun bir yansıması olabileceği değerlendiriliyor. İki ülke arasındaki askeri iş birliğinin en kritik noktalarından biri olan Pasifik Komutanlığı ile yapılacak görüşmelerin iptal olması, diplomatik kanallardaki iletişimsizliğin somut bir göstergesi olarak kabul ediliyor.

    İlerleyen süreçte vize süreçlerinin normalleşip normalleşmeyeceği belirsizliğini koruyor. İki müttefik ülke arasındaki bu gerilimin, savunma ve istihbarat alanındaki ortak projeleri ne ölçüde etkileyeceği ise önümüzdeki dönemde yakından izlenecek. Yasama organı temsilcilerinin yaşadığı bu kısıtlamalar, siyasi tarafların atacağı yeni adımlarla birlikte değerlendirilmeye devam edilecek.

    AI YORUMU

    Washington'ın parlamenter düzeyindeki vize retleri, iki ülke arasındaki savunma diplomasisinde derin bir güvensizlik yaşandığını kanıtlıyor. 2014 yılındaki ziyarette herhangi bir engel çıkmamışken, bugün temsilcilerin reddedilmesi ittifakın zayıflayan iletişim kanallarının bir sonucudur. Ticaret ve istihbarat konularındaki anlaşmazlıklar çözülmediği sürece, bürokratik engellerin iki ülke arasındaki diplomatik trafiği durma noktasına getirmesi beklenebilir.

    Haberin tam sayfası →

    Okuma zinciri burada sona erdi Tüm haberlere göz at →

    İlgili Haberler